Hiç şüphesiz “din” toplum hayatında önemli yere sahip olgulardan biridir. İnsanların kültürünü, giyinme şekillerini, sanatlarını, zevklerini, hayata bakışlarını kısacası hayatlarını doğrudan etkilemektedir. Hal böyle olunca da her toplum nasıl ki dilini, kültürünü genç kuşaklara aktarma ihtiyacı duyuyorsa dinini de aktarma ihtiyacı duymaktadır.

Din eğitiminin okullarda  ve zorunlu yapılması sakıncalı mıdır?  Bence değildir. Çünkü eğer siz bu insanlara dinlerini öğretmez iseniz insanlar doğal olarak başka yerlerden (ki bunlar dini istismar eden yerler de olabilir) bu eksiklerini gidermeye çalışırlar ki işte asıl bu toplumun geleceği açısından infiale neden olur.

Öğrenci Müslüman değilse ne olacak? Zaten  Din Kültürü derslerinde kimse zorla Müslüman yapılmamaktadır. Ayrıca diğer dinleri de aşağılayıcı bir ifade de kesinlikle bulunmamaktadır.  Hatta çocuklarımıza diğer dinlere mensup insanlara karşı hoşgörülü olmaları gerektiği öğretilmektedir.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi okullarımızda verilmeli ve zorunlu olmalıdır. Çünkü dinden uzak yetişen bir birey manevi yönden eksik kalacak  ve bu eksiği tamamlayabilmek için  yanlış yollara sapacaktır.

Teknolojinin hayatımıza iyice nüfuz ettiği günümüzde yeni nesilleri  batının ahlaki çöküntüsünden uzak tutabilmek için yapılabilecek  tek şey çocuklarımıza düzgün bir din eğitimi vermektir.  İlköğretim öğrencilerinin sevgililerinden hamile kaldığı, uyuşturucunun ilköğretimlere kadar girdiği, küçücük çocukların ellerinde bira şişeleriyle sahillerde tur attıkları bir ülke olduk. Bu gidişatın sonunu iyi gören var mı?

Maalesef ben bu konuda çok karamsarım. Ülkemin geleceği konusunda endişeliyim.  Sanayi toplumu olmak beraberinde ahlaki çöküntüyü getirecekse,  batının kokuşmuş, yozlaşmış, çürümüş  aile yapısını benim ülkeme yerleştirecekse,” Nerde akşam orda sabah”  bir hayatı benim insanıma empoze edecekse ben Tarım toplumu olarak kalma taraftarıyım.

Üzülerek belirtmeliyim ki, yüzyıllardır sağlamlığıyla, zenginliğiyle övündüğümüz kültürümüz  hızla deforme olmaktadır. Bunun tek nedeni çocuklarımıza düzgün bir din eğitimi veremememizdir.  Düzgün bir din eğitimi alan çocuk manevi yönden boş olmayacağı için yanlış yollara sapmayacaktır.  Eğriyi doğruyu, günahı sevabı bilecek ve atacağı adımları 
buna göre atacaktır.

Günümüzün en önemli sorunlarından biri de misyonerlik faaliyetleridir. Maneviyatı zayıf olan insanımız bu misyonerlerin etkisine girmekte, onların kendilerine sundukları imkanlar karşısında dinlerini değiştirmektedirler.

Ankara Ticaret Odasının Raporuna göre Türkiye’de Hıristiyan cemaati sayısı 50-55 bin olarak  tahmin edilmekte 3000’den fazla kilise çok sayıda kitabevi 1 kütüphane, 6 dergi, onlarca vakıf. Yayınevleri, 5 radyo, 7 gazete ve onlarca dernek bulunmaktadır.(1) Ayrıca misyonerlik faaliyetleri için Vatikan’ın kesenin ağzını açtığı da bilinmektedir Öyle ki ; Misyonerlikte Papazlığa kadar yükselmiş İlker Çınar, “Örgütlenmemiz için rahipler ABD’den gelirdi” diyor ve ekliyor “misyoner teşkilatların Türkiye için ayırdığı bütçe 73 milyar dolardı!” (2) Olay gayet açıktır. Batılılar topla tüfekle yapamadıklarını bu yolla yapmaya başladılar. Ecevit’leri bile “Din elden Gidiyor” diye feryat ettiren işte bu gerçeklerdir.

Yüzyıllardır İslam ahlakıyla yoğrulmuş bir milleti dininden uzaklaştırmaya çalışmak büyük bir tehlikedir. Bu tehlikenin farkında olup adımlarımızı buna göre atmamız gerekmektedir. Bir an önce kendimize gelip çocuklarımız batı kültürünün avucuna iyice yerleşmeden okullarımızda verilen din eğitimin kapsamını genişletmeli, çocuklarımıza kuru kuruya bir din eğitimi yerine İslam Ahlakını, faziletini öğretmeli buna uygun nesiller yetiştirmeliyiz. Aksi takdirde bizim omzumuzda yükselmesi gereken yeni nesil, Paris Hilton’ların omuzlarında batacaktır.

KAYNAKÇA

  1. http://www.kuvvaimilliye.net
  2. http://www.biroybil.com