”Eski tüfekler'”i düşünüyorum. Kızardım önceleri onlara. Susmalarına. Sakin bir 
sahil kasabası düşlerinden nefret ederdim. Barikatçı olmalı kişi yaşamı boyunca  derdim. Ama nedendir bilmiyorum uzunca bir süredir içimden hiçbir şey gelmiyor. 
Yazmak, okumak, üretmek gelmiyor. Tükendiğimi hissediyorum. Bu gün ders de 
verimli geçmedi. Çocuklarla dertleşmek istedim ama anlamazlar diye düşündüm. 
Üniversitedeki yıllarımdan kalma bir şiirim takılıyor aklıma. ''Benim 
çocukluğum, okul çantamın içinde yitip giden oyuncaklarımla birlikte kayboldu.'' 
Çocukluğumu özlemiyorum, güzel bir çocukluğum geçmedi çünkü. Travmalarla 
büyüdüm desem sanırım yanılmam.


Bunalımdan başka birşey değil bu biliyorum ama çok kasıyor öğretmenlik beni. Şimdiki aklım olsaydı kesinlikle kütüphaneci olmak isterdim.


Eski tüfekleri şimdi çok iyi anlıyorum. Enerji işi bu yahu. Aşk hayatım beni

çok yıprattı, savunduğum siyasi parti % 0,5 bile oy alamadı. Herkes televizyon seyrediyor ben bir televizyonumu parçaladım diğeri de her an gidebilir. Hiçbir şey zevk vermiyor.


Bir adada olmak istiyorum. Sadece ben! Robinson gibi yaşayayım diyorum. 
Biliyorum nafile düşler. Urfadayım; okuldan çıktım ve kırlara doğru yürümeye 
başladım. Görmek istediğim sadece doğallık; insan kalıntısı hiçbir şey görmek 
istemiyorum. Derken bir plastik parçası, biraz ilerde bir yırtık poşet kalıntısı, 
derken... ve daha irili ufaklı bir sürü pislik. Bilge bir seyyah gelecekmiş gibi 
uzaklardan bakınıp duruyorum.


Yıllarca beni yaşama bağlayan nedenleri düşünüyorum, ne oldu diye... 
Sanırım “Leyla” tüm mesele aşkta. Yüreğinde “aşk” olmayan hiçtir bence. İşte 
o tanrının etten kemikten öte yarattığı ruhun özü. Okul yıllarımda zencilerin 
gözyaşlarını düşünürdüm. Göz pınarları da toprakları gibi kurak mı diye. 
Komünist diyorlardı o zaman bana şakayla karışık hiçbir zaman gocunmadım, 
övünmedim de. İnsan olmanın teorisi yoktu kanımca.


Leyla’yı ararken her şey umut doluydu. Leyla benim kavgam, işçi nasırım, 
gecekonduda damlayan bir su damlamdı, Leyla bir Avşar obasında İnce Memed’in 
düşü, Karacaoğlan’ın Elifiydi, benim bazen çocukluk aşkımdı unutamadığım, 
liseli yıllarda 68 kuşağıydı Leylam. Sosyalizmdi, Atatürk’tü, Türkçülüktü, bazen 
içimde insandı Leyla kaşı gözü burnu kokusu olan bir kızdı Leyla. Ama hep bir 
aşk vardı.


Şimdi bütün Leylaları kadife bir zamana sarıp yüreğimin ve beynimin en kuytu 
yerinde tutuyorum.


Yaşamam için bir şeyleri Leyla yapmaya ihtiyacım olduğunu biliyorum. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top