Yazdır
Paylaş

[Mecit, zamanı oldukça, bu kentte, kent gürültüsünden uzak, bir şeyler düşünüp karar verebileceği bir yer aramayı sürdürüyordu. Haziran’ın bir Salı günü, bir arkadaşının önerdiği bir dizgiciye, bir yazısını  vermek amacıyla gittiğinde, binanın 3 kat altında bir çay ocağı olduğunu anımsadı, dizgiciden çıktıktan hemen sonra, oraya indi. Oturdu, dinledi, dinledi. Düşünülebilecek denli seslerden uzaktı. Bir tek, ahşap bir çıkıntı üstüne konmuş eski bir radyodan gelen cılız müzik sesi dışına karışan ince bir uğultudan başka bir ses yoktu. Dikkat kesilmezseniz bunlar da duyulmazdı. Sevindi. Bir çay içtikten sonra çıktı. Tülin’i aradı iş yerinden, yerden söz etti ve orada düşünüp konuşabileceklerini, karar verip artık uygulamaya geçebileceklerini iletti, buluşma saatlerini kararlaştırdıktan sonra, büyük bir iç rahatlığıyla kendini kentin içine bıraktı]

[Çay ocağı, Mecit ile Tülin karşılıklı oturmuşlar. Aralarında küçük bir masa. Her ikisinin gözlerinde ve ellerinde heyecanın gölgesi var.]

Mecit     : Burada iki hafta geçirsek, planımızı kusursuz hazırlayabilir. Bu kahredici yükten bir an önce kurtuluruz.

Tülin     : Öyle görünüyor [gözlerine biraz korku da yerleşmişti]

[Mecit, elini Tülin’in elinin üzerine koydu. Yavaşça birkaç kez yatıştırıcı okşamalar yaptı]

Mecit     : Başaracağız, çok ustaca olacak kaygılanma.

Tülin     : Başaracağımızdan kuşkum yok. Ama işte, biz, ikimizde, bu işte ilkiz.

[Tülin’in sesi titremişti. Ağzında hafif bir kuruluk hissetti. Mecit, bir hafta önce başladığı sigara içme eylemine iki gündür ara vermişti. Ancak, buraya hazırlıklı gelmişti. Çantasından açılmamış Parliament sigarasını ve çakmağını çıkardı. Yaktı, başını kaldırarak yukarı üfledi dumanı. Dumanı izledi. Tülin’e baktı]

Mecit     :               Ben düşünmelerin sonucu, binanın girişindeki boşluk değil de, asansör içinin daha uygun olacağına karar verdim. O, beşinci kat düğmesine basacak,  ben üçüncü kat. İkinci kata geçerken, alnına ortasına sıkacağım. Üçte ineceğim. Aşağıya inip, binadan uzaklaşacağım.

Tülin     :               Neden alnına, hani iki diz kapaklarıydı? [Şaşkındı, sesi tizdi ve korku bütünüyle gözlerindeydi]

Mecit     :               [Tülin’in sorusu karışında irkildi] Alnı mı dedim?

Tülin     :               Evet, alnının ortası dedin. Bu cezalandırma değil, bu öldürmedir. Biz katil mi olacağız. Aman tanrım, Mecit, senin öfken çok büyümüş ve seni sarmış. Tinin ve beynin onun etkisinde. Bu kontrolsüz  öfkeyle, sen hiçbirini yapamazsın.

Mecit     :               [elini alnına götürdü, sanki kurşunu sıkacağı yeri  belirleyecekmiş gibi, alnını sağ elinin parmağı ile araştırıyordu] Ben, alnına sıktığımı, düşümde gördüm, dün  gece, onun etkisindeyim. İnan doğru söylüyorum. Evet, tabii ki, dizlerine….

Tülin     :               Kalk, önce şu filmi gidip izleyelim. Sonra, eve  gidelim.Sevişelim. Sonra çıkalım. Yemek yiyelim. Sonra dönelim. her şeyi,yeniden konuşalım. Düşünelim. Asansörde, iki dizine birden ateş edemezsin. Birine sıktığında, adam sana saldıracak, korkuyla, kendini savunacaktır. Belki seni etkisiz hale getirecek, belki sen, kaygıyla adama rasgele ateş edeceksin. Öldüreceksin ve kaçamayacaksın filan.. ne bileyim işte….[Tülin tüm bu sözceleri bir çırpıda, soluksuz üretmiş ve söylemişti]

[Mecit Sözlü yanıt vermedi. Kalktı. dışarıda oturan çay ocağı yetkilisine içtiklerinin ücretini ödedi. Yanına gelmiş olan Tülin’in elinden tuttu. Binadan çıkarak, kalabalık içinde sessizce yürümeye başladılar. Cezalandırılacak olan adamın binasının önüne geldiklerinde, Önce Mecit, sonra Tülin, binayı süzdüler. Mecit, Tülin’in tuttuğu elini sıktı. Tülin’de aynı  şekilde karşılık verdi. Mecit, evde konuşabileceklerini, ama kendisinin düşünemeyeceğini düşünüyordu. Olağanüstü gürültülüydü. Durmadan, korna, motor, satıcı gürültüleri sanki artarak evin içine giriyordu. Her şeyin çok acemice olduğunu biliyordu. Kararsız ve kaygılıydılar. Daha düzenli,oturaklı, iyi tasarlanmış bir plana bir türlü kavuşamamışlardı. Ama hem planı hem eylemi başarıyla gerçekleştireceklerine inanıyordu.]

[Tülin’i katmasaydım, ona söylemeseydim keşke, şimdiye dek bitirmiştim bu işi. Ama işte silah işini çözemezdim o zaman da. Neyse, belki yine katmayabilirim. Bu iç konuşmayı bitirince,Tülin’e baktı Tülin sanki düşüncelerini anlamış gibi, sorulu baktı Mecit’in gözlerine]

Mecit     :               Kışı mı beklesek, şöyle fırtınalı, görme düzeyinin düşük olduğu, soğuk günlerimi beklesek? [Mecit, neden bir anda böyle bir şey söylediğini kendisi bile anlamlandıramadı]

Tülin     :               Bilmem, düşünmeliyiz dedim ya. Baştan.

[Mecit, Tülin’in her ertelemeye sevineceğini düşünüyordu. Gülümsedi,ancak bunu Tülin fark etmedi.]

Mecit     :               Seni seviyorum. [Değişik bir söyleyişti, kendi fark etti]

Tülin     :               [Düşünceli baktı. Belini sardı Mecit’in] Tamam, bunu biliyorum. Ama ben seni sevmiyorum.

[Mecit güldü. Tülin de katıldı. Sinemadan vazgeçtiler. Önce yemek yediler, sonra eve  gittiler. Seviştiler. Tülin pencerenin kenarında, Mecit yatakta, ayrı ayrı düşünüyorlardı. İlk  konuşan Mecit oldu]

Mecit     :               Silah’a susturucu bulamamak… Asıl sorun bu bence…

Tülin     :               Dönüp bakmadı, yanıt ta vermedi.

[Mecit, yarın Çay ocağına gitmeyi, orada düşünmeyi, bugün, bu konu ile her şeyi yarına ertelemeyi kararlaştırdı, içinden]

[Kalktılar, birlikte, kahvaltı türü bir yemek hazırlığı yaptılar. Biraz acıkmışlardı. Tülin karmaşık, Mecit sanki daha yalın bir ruh durumu içindeydiler.]

Tülin     :               Nerden buldum bu adi herifin evini. Ne kararlara zorladı bizi pislik.

Mecit     :               Cezasını çekecek. Öğrenecek, bir daha da yapamayacak.

Tülin     :               İnanamıyorum, o yaşta adam, nasıl böyle bir şey yapmaya kalktı.

Mecit     :               Ben 10 dakika gecikseydim. Adam, öneriden çıkıp, eyleme geçecekti.

Tülin     :               Senin geleceğini de söylemiştim üstelik. Siz anahtarı alın, biz gidelim eşim de evi görmek için beş on dakikaya orda olacak dedim.

Mecit     :               Dokundu mu sana sahi? [kırmızı bir öfke vardı yüzünde]

Tülin     :               Hayır, sen ona dokundun biliyorsun. Burnu kanadı ve gözü morardı pisliğin. Kapıdan içeri girince önce, evi dolaştırdı. Sonra da, sen ne güzelsin. İstersen bu evde bir yıl ücretsiz oturabilirsin dedi. Ben şaşkınlıkla nasıl? Dediğimde. Şimdi burada benimle birlikte olursan… iki yıl bile oturabilirsin dedi.

Mecit     :               Çok  oyalandık. Şu ana kadar bu rezil, her özel mülkçü gibi ahlaksızca mülkünü kullanan, bu şerefsizin cezasını verecektik. Yoksa bize huzur yok anlamıyor musun?

[Tülin, anlıyordu; ancak, bu işi Mecit’in kötü yapacağını düşünüyordu. Oyalıyor, en iyi yolu, yöntemi bulmak için zaman kazanmaya çalışıyordu. Mecit ise düşünemiyor, bu düşünememeyi, yere, zamana bir sürü nedene bağlıyordu.]

Tülin     :               Anlıyorum, ama… Sen henüz, yani biz henüz, sağlam, yetkin bir planımız yok, her an, her gün her şey değişiyor. Biraz çocukça sanki.

[Tülin söylediklerine, Mecit, duyduklarına biraz şaşırdı. Geceyi tv izleyerek, havadan sudan konuşarak geçirdiler. Hiçbirinin derli toplu söyleyecek bir şeyi yoktu.Sanki sabah çok şeye gebeydi. Havadan bu anlaşılıyordu. Bunu ikisi de sezinliyordu. Sabah Tülin işe gitmek için ayrıldığında, Mecit, izninin bitmesine 17 gün kaldığını hesapladı. Çay ocağına gitmek için hazırlandı ve o da çıktı.

Mecit     :               [Çay ocağında] Bir çay verir misiniz?

Murat    :               Yeni demledim, nasılsınız? [iki gündür, gelen müşterisini tanımıştı.]

Mecit     :               Sağolun. Siz nasılsınız?

[Mecit, elinde defter ve kalem, düşünmeye koyuldu. Anlamsız şekiller çizerek düşünüyordu. 3 saat geçirdi bu durumda.  Arada bir tost, çay, soda istemişti, Murat’tan. Öğlen bir arkadaşına uğradı. Halasına gitti, paçalarını kısaltması için verdiği kot pantolonunu aldı,biraz sohbet etti. Alışveriş yapmak için, Beğendik Market’e gitti. Birkaç yere daha uğradı. 4 sularında evdeydi. Bir arpa boyu yol alamamıştı. Düşünemiyordu sanki.Tülin belki bir şeyler düşünmüştür. İki dizine birden ateş edilmezdi orada. Evlerinin bölgesi ise hiç uygun değildi. Tülin’in dediği gibi, onu cezalandırırken kendimizi cezaya atmayalım. Uyumuştu, Tülin kapıyı açıp içeri girdiğinde.]

Tülin     :               [yanağından öperek] Uykucu kalk bakalım, sana dondurma aldım.

Mecit     :               [Uykusunu almış, yarı uyanık durumdan hemen çıktı] Merhaba, iyi ettin. Nasılsın? Bir şey soracağım, Rıza amcalar ne zaman dönüyorlar tatilden. Silah’ın bizde kalma süresini de hiç düşünmüyoruz.

Tülin     :               Eylülden önce dönmezler.

Mecit     :               İyi, çok iyi…

Tülin     :               Biliyor musun, alnından vurmak bana iyi bir fikir gibi geldi. Bunların yaşamlarının uzaması başkaları için kötü. Ama, o zaman acısını göremeyeceğiz. Sakatlığını göremeyeceğiz. [Tülin bütün gün düşünmüşe benziyordu, Mecit sevindi, başka şeyler de düşünmüş olabilir diye düşündü]

Mecit     :               Haklısın, ölmemeli, ama zarar verecek durumda da olmamalı. Bunu biz görmeliyiz.

Tülin     :               Hızla hareket edilirse ve bir çok deneme yapılırsa, iki dizine 5 saniye içinde ateş edilebilir.

Mecit     :               [sevinci artarak] evet, evet çok haksını, bir sağ bir sol mesafeyi süreyi iyi ayarlanıp, seri olunursa evet, çok haklısın. [Tülin’in boynuna sarılmak için kalktığında, içinden de ben gerçek bir geri zekalıyım. Bu kadınlar her zaman zeki diye geçirdi içinden]

Tülin     :               [Sarılmasına izin vermedi] Terliyim, sakın dokunma bana…

Mecit     :               [Kendini kanepeye attı, ellerini başının altına koydu. Hızla düşünmeye başladı.

Tülin     :               Cuma günü bu işi bitirebiliriz. Yarın sen bütün gün evde kal ve benim sana anlatacağım planı iyi gözden geçir.Akşam son düzeltmeleri yapar,Cuma bu kutsal gün, görevimizi tamamlar ve huzura ulaşırız.

Mecit     :               Neden hep evde kalayım?

Tülin     :               İyice dinlen ve o gün dışarıda görünmemiş ol. Ne bileyim daha çevik, hızlı ve dinç olursun.

Mecit     :               Neyse bakarız.

[Banyo yaptılar, seviştiler, tekrar banyo yaptılar. Uyudular, Mecit uyandığında, Tülin gitmişti. Gece, yarın okursun diye Tülin’in verdiği yazılı planı okumak için hazırlık yapmaya başladı.]

[Bütün gün evde kaldı, planı okudukça, bir roman okur gibi duyumsadı kendini. Bu kız harika be! diye geçirdi  içinden sık sık. Akşama güzel bir yemek sofrası hazırlamaya, onun çok sevdiği Karacık Kalesi Şarabı almaya karar verdi ve uygulama geçti, Akşama tam vaktinde gelen Tülin’i öpücüklerle karşıladı ve sofrayı göstererek sürprizini gösterdi.]

Tülin     :               Ben duş alıp geliyorum, sen şarabı aç.

Mecit     :               [Tülin, duşa giderken] Bana sigara almayı unutmadın umarım.

Tülin     :               Evet, aldım, Çantamda, ön gözde.

[Şarabı açtı, yemekleri tabaklara koydu. Şarabın tadına baktı. Ellerini ovuşturdu. Sigara çekti canı. Çantaya yöneldi açtı, sigarayı ön gözde bulamadı. Orta göze baktı. Sigarayı gördü aldı. Tam altında silahı gördü. Neden yanına almış ki diye düşündü. O an, Tülin bornozu ile geldi]

Tülin     :               Vay, vay masaya bak, şaraba bak. Erkeğe bak… hepsi harika

Mecit     :               Silah neden çantanda canım. Neden götürdün.

Tülin     :               Küçük bir  hesabım vardı. Onu gördüm. Ama meraklanma üç kurşun harcadım. 11 kurşun daha var. İkisini iki dize, birini de dayamadım alnına sıktım. Bu iş bitti. Şarabı iyi düşünmüşsün. Kutlamaya değer, hem de bu şarap ve bu masada ve bu erkekle… [Masaya oturdu, şarap bardağını aldı ve gözlerini kapatarak yavaş yavaş bütün bardağı bitirdi]

Mecit     :               Neeee?

[Tülin sadece baktı, çok tatlı, güvenli, mutlu gülümsüyordu ve çok çekiciydi, Mecit’e öyle geldi.]

Tülin     :               Umarım, yarın basında boy boy  fotoğraflar çıkar, bütün gazeteleri alır, evin her yanına asarız.  Bakar, bakar, bakarız. Sonra sevişiriz ha olmaz mı?

[Korkunç bir kahkaha attı, uzun uzun]

 

Paylaş