Çoğu zaman kavramların birbirine karıştığı, ilgisiz kavramların birbirinin yerine kullanıldığı bir ülke, Türkiye. Her kavram farklı kişiler tarafından farklı şekillerde algılanıp yorumlanmaktadır. Karmaşanın her türlüsünün ileri boyutlarda yaşandığı ülkemizde, insanların olay, olgu ve kavramlara ilişkin sağlıklı düşünceler ortaya koymasını bekleyemeyiz. Çünkü her kavram, farklı bağlamda tartışılmakta, ancak bu tartışmalar, çoğunlukla, insanları bilinçlendirmek yerine birtakım soru işaretleri ortaya çıkarmaktadır. İşte son yıllarda üzerinde en çok tartışılan, konuşulan kavramlardan biri de küreselleşmedir. “Küreselleşen dünya”, “Küreselleşen İklim” ifadelerini birçok yerde duyarız. Ancak birçoğumuz, küreselleşme kavramının tam olarak neyi ifade ettiğini bilmiyoruz. Birçok yazar tarafından kaçınılmaz bir süreç olarak tanımlanır küreselleşme olgusu ve bu gerçeği kabul etmeyenlerin çağın gerisinde kaldığı düşünülür.

Ekonomiden iklime kadar  geniş bir yelpazede ele alınan küreselleşme olgusu, “globalleşme”, “yeni dünya düzeni” gibi kavramlarla da ifade edilir. Özellikle 1990’lardan itibaren bilgisayar teknolojisi büyük bir gelişme göstermiş, bilgisayarlar sürekli yeni modeller ortaya çıkararak gerek sermayeye gerek siyasete farklı bir nitelik kazandırmıştır. Bunun yanısıra internet ve kitle iletişim araçları bilgi ve haberin çok hızlı bir şekilde yayılmasını sağlamıştır. Bilgisayarlar ve iletişim araçları sınırları aşmakta ve böylece sınırlar eski önemi yavaş yavaş kaybetmektedir. Çünkü artık dünyanın başka bir yerine ulaşmak eskisi kadar zor değildir. Küreselleşmecilerin bir kısmı bunun sonucunda dünyanın bütünleşmeye doğru gittiğini savunuyor. Öte yandan küreselleşmeyle birlikte dünyanın bütün bölgelerine eşit imkânlar sunulacağı iddia ediliyor. Oysa ki; küreselleşme rüzgârları esen dünyamızda, süper güç olan bir ülke, kendisine kilometrelerce uzaktaki bir ülkeye kendi çıkarları için saldırıp binlerce insanı katlediyor. Ortadoğu’da her gün şiddet olayları yaşanıyor ve onlarca insan yaşamını yitiriyor. Afrika ülkelerinde insanlar açlık savaşı veriyor, kabile çatışmaları yaşanıyor. Ancak küreselleşmeyi savunan dünyanın gelişmiş ülkeleri bu yaşananlara duyarsız kalıyor. Gelir dağılımı adaletsizliğinin had safhaya ulaştığı, zengin ve fakir arasındaki uçurumun her geçen gün derinleştiği ülkemizi de bu örneklere dahil edebiliriz. Öyleyse; küreselleşmenin savunduğu gibi dünya bütünleşmeye doğru gitmiyor. Aksine, görüyoruz ki; farklı sınıflar ve bölgeler arasındaki uçurum daha da derinleşiyor, buna bağlı olarak savaşlar ve ölümler yaşanıyor.

Sonuç olarak küreselleşme olgusu dünyada etkin yani baskın olan grupların çıkarlarına hizmet ediyor. Dünya üzerinde arka bahçe konumunda olan üçüncü dünya ülkeleri küreselleşmenin gereği olarak kullanılıyor ve baskılara maruz kalıyor.

Bütün toplumların değişmek için kullandığı en  önemli aracı eğitimdir. Yani eğitim, toplumun olumlu ya da olumsuz yönde beklentilerini karşılamaya çalışır. Ancak eğitim toplumun bütün kesimlerinin beklentilerini karşılamaz. “Çünkü her toplumsal sistem, temsil ettiği sınıfın çıkarlarına uygun eğitim sistemini kurar ve işletir” (Dilber, 2003, s:28).

O zaman, eğitim, her toplumda sosyal hareketliliği sağlayamaz. Oysa ki eğitimin en temel işlevlerinden biri farklı sınıflar arasındaki geçişi hızlandırıp toplumda denge unsurunu oluşturabilmektedir. Eğitim, eleştirel düşünen, tahlil eden, yaratıcı, üretken ve demokrat bireyler yetiştirmelidir. Ancak bu şekilde toplum gelişebilir. Küreselleşme ise eğitimi kendi amaçları yönünde yeniden yapılandırır ve bahsettiği bilgi toplumuna uygun bireyler yetiştirmeyi amaçlar. Bu birey, bilgi teknolojilerini kullanabilmeli ve buna bağlı olarak sürekli daha çok kazanç elde edebilmelidir. Bu da beraberinde rekabetçiliği getirir. Öte yandan küreselleşmeye göre; insanlar, internet, cep telefonu, televizyon gibi kitle iletişim araçlarını çok iyi kullanmalı, böylece dünyanın en uzak noktasıyla bile bağlantı kurabilmelidir. Elbette ki insanlar, teknolojiyi yaşamlarına katmalıdır. Ancak günümüzde internet, televizyon, cep telefonu gibi araçlar, ne derecede amaçlarına uygun olarak kullanılıyor? İletişim araçları genellikle esas amaçlarının dışında kullanılıyor. Örneğin; internetler karşılıklı mesajlaşma ve oyun için kullanılıyor. Televizyonlar bilinçli olarak yaptıkları programlarla özenti alışkanlıklar yaratmaya, toplumu kendi kültüründen soyutlayıp yozlaştırmaya çalışıyor. Bunun yanı sıra küreselleşmenin mantığına paralel olarak rekabetçi, yarışmacı bireyler ön plana çıkarılmaya çalışılıyor. Paylaşma, yardımlaşma, dayanışma gibi insani değerler arka planda kalıyor. Bunun sonucunda, birbirini sevmeyen, istemeyen, duyarsız bireyler ortaya çıkıyor. Yani küreselleşme yukarıda da bahsettiğimiz gibi dünyada bütünlük yaratmıyor. Yine, dünyada baskın olan birilerinin çıkarlarına hizmet ediyor. İşte bunun için eğitimi ve kitle iletişim araçlarını kullanıyor.

Küreselleşme, gelişmemiş ülkelerde etkisini sürdürebilmek için eleştirmeyen, yaratıcı düşünmeyen, kendisine dayatılanı sorgulamadan kabul eden bireyler yetiştirmeye çalışıyor. Ancak toplumu bu girdaptan kurtaracak olan yine insandır. İnsan, insani değerlerle bütünleşerek, toplumun karşısına sorunlarına sahip çıkan, kendi ayakları üzerinde durabilen duyarlı bir birey olarak çıkmalıdır. Eğitim ancak böyle bireyler yetiştirerek toplumu ileriye taşıyabilir.

KAYNAKÇA

NTV MAG, Mart 2001, Hiper Kapitalizmin Yeni Kültürü, Florenta Latrise-Lavrent Mauriac)

DİLBER, Bilal. “Küreselleşmenin Eğitim Politikası” Öğretmen Dünyası, Mart 2003,

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top