Giriş

Bundan 91 yıl önce 23 Nisan 1920’ de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılır. 1920 yazı içinde ülke topraklarının büyük bir bölümü işgal altındadır. Ankara düzenli bir ordu kurma çalışmaları içindedir. İstanbul Hükümeti Mondros Ateşkes hükümleri gereğince orduyu terhis etmiştir. Yeni bir ordu kurma çalışmalarında ise sayısız güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Meclis hükümeti yeni bir ordu kurarken bu orduyu ayakta tutacak, ona moral verecek güçleri de harekete geçirme çabasındadır. Yayınlanan gazeteler halkı işgal güçlerine karşı direnmeye, birlik olmaya, cesaret vermeye uğraşmaktadır. Gazete ve dergilerden önemli miktarları hükümet tarafından satın alınarak cephelere yönlendirilmekte, mitingler düzenlemekte ve camilerde vaazlar verilmektedir. İstiklal Marşı da halkın ve ordunun moral gücünü yükselteceği düşünülerek gündeme getirilmiştir.

Burada bir parantez açmak istiyorum. Türkiye’de ulusal marşın gerekliliği üzerine tarihte birkaç örnek vardır. Bunların arasında en ilginçlerinden biri Reşadiye harp gemisinin kızaktan indirilişi töreninde yaşanmıştır. İngiltere’ye davet edilen Türk heyeti törenin son dakikalarında birden bire güç bir durumla karşılaşmışlardır. Nutuklardan sonra geminin burnunda şampanya şişesi patlatılmadan İngiliz denizcileri kendi ulusal marşlarını okuyunca bizimkiler de karşılık vermeye mecbur kalmışlar. Söyleyecek bir ulusal marş olmadığı için önce birbirlerine bakışmışlar, sonra müstakbel çarkçıbaşı durumun önemini hissederek:

- Arkadaşlar, “Entarisi Ala Benziyor”u biliyor musunuz?

- Biliyoruz.

- O halde hep beraber: “Entarisi ala benziyor/Sultan Reşat bana benziyor.” şeklinde türküyü söylemişlerdir (Üngör, 1966: 70).

Gazetelerde ise “İstiklal Marşı” yarışması şöyle duyurulur:“Şairlerimizin dikkatine: Milletimizin dâhili ve harici istiklal uğrunagirişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklal Marşı.” şeklinde bir ifade dikkat çekicidir. Ayrıca Büyük Millet Meclisine ve Mustafa Kemal’e muhalif Peyami Sabah gazetesi “Milli Marş Tanzim Ediyeler” başlığı ile verdiği haberde, “Dün gelen Anadolu gazetelerinde Ankara Maarifi vekâletinin garip bir ilanı nazarı dikkatimizi cezp etti.” sözleriyle okuyucularına duyurur. Bu alıntıdaki zihniyetin varlığı bugün dahi kendini göstermektedir.

1920 yılı ocak ayında Mehmet Akif, Kuvayi Milliye’nin Ege’deki merkezlerinden Balıkesir’e gider. Akif burada halktan aradaki ayrılık nedenlerini kaldırmalarını, düşmanlara karşı birleşmek gerektiğini belirtir, halkı yurt savunmasına çağırır.

“Artık burada duracak zaman değildir, gidip çalışmak lazım, bizim tarafımızdan halkı tenvire ihtiyaç varmış, çağırıyorlar, mutlaka gitmeliyiz” diyen Akif meclisin açıldığı günlerde Ankara’ya gelir. Meclisin önünde Akif’le karşılaşan Mustafa Kemal “Sizi bekliyordum efendim, tam zamanında geldiniz.” der.

Akif, Ankara’ya geldiğinde Anadolu iç isyanlarla karşı karşıyadır.

Kurtuluş Savaşı sürerken Akif Kastamonu camilerinde yaptığı konuşmalarda Müslümanların birliğe, düşmana karşı savaşmaya ve mücadeleye çağırır. Bu konuşmaların yayımlandığı dergi ve gazeteler Anadolu’nun bütün illerinde, sancaklar ve kazalardaki idarecilerle toplantı yerlerinde okutturulur. Kitaplar, broşürler şeklinde yeniden basılarak cephelere, köylere dağıtılır.

24 Aralık 1920’de Kastamonu’dan Ankara’ ya gelen Mehmet Akif ve Eşref Edip, Mustafa Kemal tarafından davet edilirler. İstasyondaki çalışma yerinde bir saat kadar süren bir görüşmeden sonra Mustafa Kemal şöyle der: “Kastamonu’daki vatanpervane mesainizden çok memnun oldum. Sevr Muahedesi’nin memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşat kadar hiçbir gazete memlekete neşretmedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesineSebilürreşat’ın büyük hizmeti oldu. İkinize de bilhassa teşekkür ederim.

Aralık 1920 sonlarına doğru Ankara’ya gelen Akif eğitim bakanı Hamdullah Suphi’nin 5 Şubat 1921 tarihli mektubuyla aldığı “İstiklal Marşı” siparişi için şimdilerde müze olan Hacettepe’nin arkasındaki Tacettin Dergâhındaki odasına çekilerek marşı yazmaya başlar. “İstiklal Marşı” 17 Şubat 1921 tarihinde Hâkimiyeti Milliye ve Sebilürreşat’ta yayınlanır. “İstiklal Marşı”, 12 Mart 1921 günü kabul edilir. Paltosu dahi olmayan Akif kazandığı beş yüz liralık ödülü yoksul kadın ve çocuklarına iş öğreterek yoksulluklarına son vermek için kurulan Darülmesai’ye bağışlar.

Kullanımlık Metin Türü Olarak “İstiklal Marşı”

Doğrudan doğruya “edebi sayılmayan“ ve önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etmesi açıkça vurgulanan metinler vardır. Belirli bir alımlayıcı veya okuyucu kitlesinin amaçlandığı bu metinler insanları bilgilendirilmeye, eğitmeye, öğretmeye, ikna etmeye, eğlendirmeye çalışır gerektiğinde ise eylemlerde bulunmaya çağırır (Belke 1986, 320’dan aktaran Tepebaşılı, 2005). Kullanımlık metinler denen bu metinler, dilden dolayı belirli bazı edebi unsurları kullanma yoluna gitmektedir. Ancak bu durum onları edebi kılmaya yetmemektedir.

Ulusal marşların içerdiği metinler de bunların bir örneğini sunar. Diğer kullanımlık metinler arasında takvimler, reklam metinleri, politik konuşmalar vs. yer alır. Ulusal Marşlar bazı istisnalar dışında dil açısından iddiasızdırlar, hatta oldukça zayıf kullanımlar dikkati çeker. Tekrarlanan ifadelerle sınırlı bir sözcük dağarcığı ile karşımıza çıkarlar. Coşkunluk, öfke, kahramanlık duyguları uyandıracak sözcükler seçilir. Çok azında dinginlik vardır, bu en azından dile yansımıştır.

Bu tür marşların öncelikli hedefi geniş halk kitleleri olduğu için genelde o ülke insanları tarafından tanınan, duyulduğunda çabucak anlaşılabilecek simgeler kullanılır. Kullanılan simgeler ile gönderim yapılmak istenen kavramlar (halk, değerler, yönetim ve coğrafya) arasında yakın bağ vardır, hatta böyle öngörüldüğü de olur. Zaten simgenin özünde de bu vardır. Böylelikle en kısa yoldan amaç kitleye ulaşılmaya çalışılır.

Edebi açıdan genelde iddialı olmayan bu metinlerde sıkça yinelenen simgelerle karşılaşılır. Çoğu zaman doğa kaynaklı bu simgelerin imgesel kullanılmaları, kendi halklarına hitap etmeleri, onları daha fazla etkilemek istemeleri en belirgin özelliklerindendir. En fazla kullanılan simgeler arasında kan, kalp veya yürek, güneş, ölüm, ışık, gece, zincir, bayrak gibi kavramlar öne çıkmaktadır. Simgelerin nitelikleri göz önünde bulundurulursa çöl, dağ, kara ve deniz halklarından bahsetmek mümkündür. Yaygın kullanılan renkler açısından kırmızı, kızıllık, mavi ve yeşil renkler daha baskındır. Burada biraz da coğrafyanın etkisi rol oynar (Tepebaşılı, 2005).

İstiklal Marşı’nın Yasal Dayanakları

III. Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Milli Marşı ve Başkenti

Madde 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara'dır.

IV. Değiştirilemeyecek Hükümler

Madde 4- Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

İstiklal Marşı’nda Sözcükler

“İstiklal Marşı”nda kullanılan sözcükler tahlil edildiğinde en dikkat çeken nokta, oran olarak eylemlerle eşit sıfat kullanımı. Akif’in sıfatları ve eylemleri bilinçli olarak kullandığını söylemek mümkündür. Sıfatlar, verilen kurtuluş mücadelesinin betimlenmesinde; eylemler, kurtuluş mücadelesi verenlerin morallerinin yüksek tutulmasında işlevseldir. Fiiller daha çok emir kipinde kullanılmış “Çatma, değmesin, dursun, düşün, geçme, gül, incitme, korkma, olmaz, olsun, siper et, tanı, uğratma, verme… gibi. Bunların yanı sıra doğrudan kullanılan ünlemler -“Ey!, Sakın!” gibi- de şiirin hareket unsuru olarak karşımıza çıkar.

Sözcük Türü

Adet

Yüzde

Ad

127

49,61

Sıfat

45

17,58

Eylem

45

17,58

Adıl

13

5,08

Bağlaç

11

4,30

Belirteç

8

3,13

İlgeç

4

1,56

Ünlem

3

1,17

Toplam

256

100,00

“İstiklal Marşı”ndaki kavramların hem marş tanımındaki hem de ulusal marşlardaki kavramlarla koşutluk göstermektedir. Ülkelerin ulusal marşlarında en belirgin kavramlar: vatan/memleket/yurt, halk/ulus/millet, simgesellik, şarkı, devlet erki… gibi. Bu kavramlardan vatan(3), yurt (3), millet (4) kavramları tekrarlanmıştır. “İstiklal Marşı”nın bağımsızlığın simgesi olması kullanılan kavramlarla da ortaya çıkmıştır. Hür/hürriyet (4), bayrak, hilal gibi sözcükler simgeselliğin birer sonucudur.

İstiklal Marşı’nın İşlevi

Çağdaş Türk kadın yazarlarımızdan Buket Uzuner, ulusal marşların işlevini kendi bakış açısından şöyle anlatır: “Ulusal Marşlar aynı ülkede yaşayan insanların bayrak, ulusal değerler, gelenekler kadar gönüllerini birleştiren, onların coşturan simgelerdir. En milliyetçi olanımızdan, dünya vatandaşlığını yürekten benimsemiş olanımıza kadar, yıllarca aynı marşı dinleyerek büyümüş, rol model olarak aldığımız anne-babamız veya öğretmenlerimizle aynı sözleri bir ağızdan söylerken paylaştığımız duygu ve düşünceleri hafızamıza kazımışızdır. O duygular, onları oluşturan tarih ve hikayelerdir ki, bizi yetişkinlik yıllarımızda da ulusal marşlarımızı dinlerken heyecana sürükler, bazen gözlerimizi bile doldurur. Bir yere ait olmak gereksiniminden tutun da tarih bilincine kadar değişik olgularla açıklanabilecek bu coşku duygusaldır ve çevre koşullarına bağlıdır” (2001).

Ulusal marşlardan ister önceden bunun için tasarlansın, isterse sonradan böyle bir konuma taşınsınlar, belirli bir amaca hizmet etmeleri beklenir. Bu beklenti nedeniyle onları kullanımlık metinlerden sayarız. Beklentileri ortak bazı kavramlar çerçevesinde konumlandırabiliriz.

Ulusal Marşlardan beklenilenler daha doğrusu onların işlevi dediğimizde aklımıza bunun (doğal olarak o toplum açısından) dışa ve içe dönük işlevleri gelir.

Dışa dönük işlevler başka toplum ve devletlere yöneliktir. Bunu da temsili ve tanıtım alt kavramlarına ayırabiliriz. Temsili işlevi genelde spor yarışmalarında gözlemleriz. Yarışmalardan önce veya sonra çalınıp söylenilen marşlar ilgili uluslar için gurur kaynağı olabilmektedir. Buna önem de verilmektedir (Tepebaşılı, 2005).

Ulusal Marşlar ülkelerde resmi ve diğer törenlerde veya değişen vesilelerle çalınıp söylenir. Ülkeden ülkeye değişmek üzere eğitim kurumlarında, (“The Grove” adlı müzik ansiklopedisinin bahsettiğine göre Avrupa’daki bazı ülkelerde önceleri sinema ve tiyatrolarda) söylenir. Bununla Ulusal Marşların içeriye daha doğrusu o topluma ve devlete yönelik işlevini hatırlatmak isteriz. Kişisel bir örnek vermek gerekirse: Buket Uzuner daha öncede alıntı yapılan yazısında aynı banyo ve mutfağı üç yıl boyunca paylaştığı ama pek fazla da anlaşamadığı Meksikalı yazar Mirianne S.’den intikam almak için ona sürpriz yaparak Meksika Ulusal Marşını dinletir. Sonuç ise kendisi açısından çok şaşırtıcıdır: “İşte o zaman aylardır çözüm bulmaktan kaçtığı sorunlarıyla beni bunaltan Mirianne, beni ilk kez şaşırttı. Sürekli şikâyet ettiği ve kaçmak için planlar yaptığı ülkesinin ulusal marşını dinleterek ondan intikam alacağımı sanırken, o hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. “Ah ne kadar kızsam da çok severim orayı, hele bu marş çalınca aklıma çocukluğum gelir, okulum öğretmenlerim, sevgi dolu günler... ve dayanamam işte ...” benim üzerimde duygusal hiçbir etkisi olmayan Meksika ulusal marşını dinlerken ağlayan Mirianne’i ve o anı hiç unutmam” (2001).

İçeri dönük işlevlerden ilki kimlik verici roldür (Her ne kadar tartışmalı da olsa). Belirli bir ulusal bilincin uyandırılmasına çalışılırken diğer yandan verilmek istenen mesajlar aracılığıyla toplumsal açıdan birlik bütünlük adına homojenlik amaçlanır. İç bütünlük denilecek bu yapının devletle olan yakın birlikteliğini de ayrıca belirtmek gerek. Teokratik devletler kadar ulus devlet modelleri ve diğer krallıkları vs. için de geçerli bu durumu belirli bir devlet modeliyle örtüştüremeyiz (Tepebaşılı, 2005)

Sonuç olarak özellikle ilköğretim okullarında düşünsel anlamda yeni yeni biçimlenmeye başlayan, ülkenin ve ulusal çıkarların yaşatıcısı konumundaki çocuklarımıza 1 dakikalık saygı duruşunun ve devamında İstiklal Marşı’nı okumanın -ki 59 saniyede söylenir- gerekliliğini aktarmak bizlerin birincil görevdir. Bazılarının ifade ettiği gibi saygı duruşları sap gibi durmayla tanımlanamaz. O bir dakikada biz geçmişe döneriz. Çanakkale sırtlarında “Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelebilir.” diyebilen Atatürk’ü, Karşılıklı siperlerin arasındaki mesafenin sekiz metre, yani ölümün kaçınılmaz olduğu, birinci siperdekilerin hiçbirinin kurtulmamacasına, hepsinin düştüğü; imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle, öleni gördüğü, üç dakikaya kadar öleceğini bildiği ve buna rağmen en ufak bir duraksama bile göstermeden ikinci siperdekilerin onların yerine girdiği atalarımız aklımıza gelir.

KAYNAKÇA

  1. Belke Horst: “Gebrauchstexte”. Bak: (Hrsg.), H. L. Arnold, V. Sinemus: Grundzüge der Literatur- und Sprachwissenschaft. Bd. I., München 1986, s. 320-340.
  2. 2. Tepebaşılı, Fatih(Bahar 2005). “Kullanımlık Metin Türü Olarak Ulusal Marş Kavramı ve İşlevleri”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 17, s.383-393.
  3. Uzuner Buket, “Ulusal Marşlara Saygı Tokatla Sağlanmaz”. Sabah, 23 Aralık 2001
  4. Üngör, Etem. (1966). Türk Marşları, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.
  5. http://www.meb.gov.tr/belirligunler/istiklal_marsi/index_istiklal.html

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top