Brecht şöyle demişti bir şiirinde, ben her yerde aç kalabilirim.

Sermaye şöyle diyor, ben her yerde sömürebilirim. Vatana gerek yok.

 

Ekonomipolitik, insanların üretim güçleriyle karşılıklı ilişkiler içindeki üretim ilişkilerini inceleleyen bilim dalıdır. Bu bilim, maddi malların üretim, değişim, bölüşüm ve tüketim yasalarını insan toplumunun çeşitli gelişme aşmalarında inceler.

Toplumun ekonomi politik tabanlı gelişme aşamalarını görmenin, anlamanın yolu, ekonomipolitik verilerle toplumsal değişim dönüşümün yasalarının bağıntılarını açığa çıkarmaktır. Eğitim, hukuk, sağlık, din, kültür, sanat, siyaset de bu dönüşümün yasalarının ekononipolitik ilişkileri içinde biçimlenir. Yani, eğitimdeki, hukuktaki, dindeki, kültürdeki, sanat ve siyasetteki değişimleri de anlamak için, ekonomipolitik değişim ve dönüşümleri bilmek gerek.

Dünyada ve Türkiye’de ekonomipolitik işleyiş ve  düzenleyişin günümüzdeki tek yöneteni, belirleyeni tekellerdir. Kıtasal ve ulusal sınırları çoktan aşan küre yüzeyinde ağlarla büyüyen tekeller, bu büyümeye koşut üretim, bölüşüm, tüketim ve bunlara bağlı üst yapısal kurumları (eğitim, sağlık, hukuk, din, kültür, sanat, siyaset vs) bu yayılmaya koşut olarak değiştirmekte, bu yayılıma uygun içeriğe kavuşturmakta ve bunu bölge, kıta, ulus özgünlüğüne göre biçime büründürmektedir. Diğer bir deyişle, içerik aynı olmakla birlikte, biçim değişebilmektedir.

Tekellerin ekonomistleri, yönetimbilimcileri, siyasetbilimcileri, hukukçuları vd.leri, tekelci toplumun gelişim yasalarına bağlı dönüşümün sonuna gelindiğinin, eğer yasal işleyişe dışardan bir güçle etkide bulunulmazsa, sürekli ve derin bunalımlarla tekelci kapitalist dizgenin kaotik ve denetlenemez biçimde çökeceğini bilimsel ve tarihsel verilerle biliyorlar. Bu bilgi, tekellerin doğal ve doğru gidişi yolundan saptırma, geri dönüşü sağlama, denetleme, üstyapısal değiştirmelerle önlemek çabalarını yoğun biçimde sürdürmektedir. Bu çabaları her tür aracı, hiçbir kaygı gütmeden göstermek, yaşama geçirmektedir.  Tek yöneten, tek belirleyici ekonomikpolitik güç tekeller olduğundan, karşıt bir sosyoekonomik yapı/alternatif olmadığından, bu çabayı gerçekte kolaylıkla yapabildikleri söylenebilir. Ülkeler ölçeğinde, küre düzeyindeki tekellerle ekonomik ve doğal olarak politik ve üstyapısal çıkar birliği zorunlu olan güçlerle sıkı bir işbirliği ile çabalarını küresel ölçekte ve örgütlü biçimde sürdürmektedirler. Bu çabalar, örgütlü etkilerin doğan karşıtı olan üretici güçlerin ise öncelikle doğalarına bir tür genetik müdahaleye benzer bir etkimede bulunmaktadırlar. Bu öze dönük etkide, kuşkusuz tarihsel birikimin olanak verdiği ölçüde bir karşı duruş sergilenmekte, ancak bu karşı duruş gerektiğinde en kanlı savaş ya da iç savaş yöntemleriyle zaman yitirilmeden bastırılmaktadır. Bu arada, doğal öze müdahale yöntemleri aralıksız alt ve üst yapıda planlanan dönüşümlerin yaşama geçirilmesi ise sürdürülmektedir.

Örneğin, çevre, bağımlı tekel egemen ülkelerde (Türkiye gibi) karşıt gücün oluşumunu tümden önlemek için, bu gücün doğal doğum, gelişim, örgütlenme ve bilinçlenme alanı olan makine üreten sanayi tümüyle ortadan kaldırılmakta, alsatçı, üretimsiz tüketim ekonomipolitiği yerleştirilmektedir. Bu ve benzeri ülkelerdeki sanayi kapitalistleri aşamalı olarak, alışveriş merkezleri, dışarıdan al, içerde sat, yani geri bir ekonomi biçimi olan ticarete, geriye dönüşe zorlanmaktadır. Sanayi kapitalistleri ticaret kapitalistlerine, banka kapitalistlerine dönüşmektedir.

Sanayisiz kapitalizm,  öncelikle bağımlı, çevre ülkelerde başat ekonomi politik yapı olarak devreye sokulmaktadır. Ancak, küresel tekeller bununla sınırlı kalmamakta, çevre bağımlı ülkelerdeki kamusal olan, değer, üretim, kazanç sağlayan kurum, kuruluşlara da özelleştirme projesi ile el koymakta, küresel tekellerin bunalımlarını aşmaya çalışmaktadırlar. Bu proje, salt tarihsel olarak görece bağımsızlık dönemlerinde oluşan örneğin Türkiye’de petkim, tüpraş, et balık, seka vb. kurumlarla sınırlı olmamakta, doğanın sunduğu su, toprak, orman, deniz, dağ gibi varlıklara da yönelmektedir.

Türkiye gibi ülkeye de sadece tekstil, turizm, inşaat ve askeri güç gibi üretimsiz alanlar bırakılmaktadır. Ancak bu alanlarda küresel tekellere ürün ölçeğinde ekonomipolitik, askeri, kültürel bağımlılık pekiştirilerek izin verilmektedir.

Tekellerin sonul bunalımlarını yıkımsız aşmaları amacıyla gerçekleştirdikleri bu bilimsel dönüşüm ve müdahale insan yığınlarında, ulusal, bölgesel, kıtasal ölçeklerde açlık, savaş, iç savaş, bunalım, çürüme, dağılma, güvensizlik, korku, kaygı gibi sosyopsikolojik tepkiler üretmektedir.

Bu tepkilerin tekellerin küresel yönelimlerine yeni ve güçlü bir engel oluşturmaması için, güncel sanayi, bilgi, bilişim içerikli kapitalizmden daha geri olan ticaret ve banka ekonomipolitiğine uygun bir bilim, kültür, hukuk, sağlık, din, eğitim yapılanmasına çalışmaktadırlar.

Bu üstyapısal kurumlarda, özelleştirme, yüksek ve yaygın vergilendirme ile insan yığınlarına taşıyamayacakları bir yük bindirmektedir. Bu yüke dayanabilmek, olan biteni anlamadan, ekonomipolitik yapıya karşı direnmeden yaşamalarını sağlamak için, ekonomipolitik geriliğe uygun kültürel öğeler diriltilmekte, yaygınlaştırılmakta, bilinçsiz yığınlar yaratılmaktadır. Eğitim kurumları içerikleri bilimden arındırılmakta, dünyayı anlama ve yorumlamada bilimsel bilgi devre dışı tutulmakta, daha geri ekonomik toplumsal biçimlerin ürünü olan din, büyü, şans ya da bunlara yaklaşan yarı düşünsel olgular gündeme, oradan bilince yığınak yapılmaktadır. Kitle iletişim araçları bu süreçte sağanak yağmur gibi, gece gündüz işlev yüklenmektedir.

***

Gördüğümüz kadarıyla kayıtsız şartsız kalıplara uyma ilkesi zihinlerde din

kavramına yakın bir yerlere getirilmeye çalışılıyor. Bir diktatörün, bir geriyapılı

kişinin tebaası olmaya veya yavaş yavaş karınca klanı olmaya doğru gidiyor.

Rollo May

Kavramak kavramı, insan türüne özgü bir özellikle ilgilidir.  Bu özellik, bağıntılar birliğini, nesnelliğe uygun araştırma, bilme, anlama yetenekleri sonucunda varılan yüksek düzeyde karmaşık sonul soyutlama olarak açıklanabilir. Her olgu ya da varlık, çevresindeki diğer olgu ve varlıklarla olan zorunlu ilişkileri içinde doğru yorumlanabilir. Varlıklar ya da olguların özgünlükleri, onların bağımlılıklarına bağlı olarak biçimlenir. Yaşamak ya da varolmak, gelişmek, değişmek ya da dönüşmek bu özgün özellikleri belirleyen, biçimlendiren, varlığın dışındaki varlıklarla olan yakın, uzak, derin yüzeysel ilişkilerce belirlenir.

düşünce bireysel ama bilim bireysel değildir.

Bilim toplumun bireylerini ortak kanılarla, düşüncelerle bir birbirine bağlar. Bireyler kendilerine ve dış dünyaya, ilişkileri ve gerçeklikleri içinde ortak bilimsel, güvenilir görüşlerle yaklaşırlar. Bilim dışına düşürülmüş ya da düşmüş toplum bireyleri, bilim dışı düşünüşlerin etkisi altına alınır ve toplum yanlış, gerçekle uyumsuz kanılarla, düşüncelerle, inanışlarla bin parça olur. bu durum insanlık dışı uygulama, sömürü, savaş, kan, açlık, kirlilik vb gibi doğanın ve insanın düşmanı gerçeklikleri anlamalarını önler. Üstelik, bu çok görüşlülük sanki, önemli, soylu, güzel, zenginlik olarak sunulur.  Düşününce özgürlüğü adı altında, gerçek ve doğru bilgilerden, kavramlardan beslenmeyen bireyler, yanlışın, yalanın girdabında dar, sığ bir düşünMEme durumuna düşürülürler. Oysa önemli olan, gerekli olan düşünmek değil, doğru düşünmektir. doğru düşünmek ise, düşünme eyleminin kendisi ile değil, düşünmeyi sağlayan kavramların içeriklerinin güvenilir olması ile ilgilidir. Bilimin kavramları içinde bulunduğumuz tüm gerçeklikleri, gerçeğe en yakın betimleyen kavramlardır. bu kavramlardan uzak tutulan, bu kavramlarla düşünmeyen, bu kavramlara karşıt geliştirilen bilim dışı kavramların saldırısı altında kalan bireyler ve toplumlar, bir gerçeğe gerçek dışı onlarca farklı yaklaşıma yöneltilirler. Toplumsal birliği gerçeğin etrafında sağlayamayan böylesi toplumlar, bilimden uzaklaştıkça, geriye, karanlığa, deyim yerindeyse, ortaçağa doğru bir dönüş içine girerler. yani zaman makinesine düşünsel olarak yaşarlar. bedenleri güncelde, düşünce,algı, yorum ve anlayışları ise bin yıl geride bir çelişkinin yumağında debelenirler.

***

sonsuz ve sınırsız bir geriletmeyi hedef almışlar, durdurulmalılar

Dünyada ve Türkiye’de birçok bilimcinin ortak vargısı, dünya ölçeğinde bir ortaçağ ekonomipolitiği ve buna bağlı buna koşut olarak da bir ortaçağ insanı yaratılmaktadır.  Bilimsel bilgi üretimi çarpık, dengesiz, tekellerin beklenti, çıkar, yönelim, programlarına göre bile olsa müthiş denilecek bir birikim yaratmaktadır. Kuşkusuz, küresel tekellerin egemenliğinde olmayan bilim, dünyayı bugünden çok daha ileri bir düzeye taşıyacak içeriğe sahiptir. Ancak aşırı denetlenme, gerektiğinde gizleme, gerektiğinde yarı sunma gibi etkenlerle örtülü de olsa, bugün biriken bilimsel bilginin kavramları binde biri ile düşünme, anlama, yorumlama etkinliğine girecek insanı küresel tekellerin tüm projelerini yerle bir edebilecektir. Ancak, ortaçağ insanı yaratma çabasına büyük önem veren küresel tekeller, besleyip büyütüp sunduğu toplumsal önderlik görevi yüklediği yarı insan varlıklar, tüm güçleri, tüm destekleri arkalarına alarak insanların tek düşünme araçları olan kavramları tümüyle gerçek, bilimsel, doğru içeriklerinden soyup, ikibin yıllık yanlışlanmış, yalan içeriklerle doldurarak yaymaktadırlar. Bilimin kavramlarından oldukça uzak kalan, başta ev kadınları olmak üzere, ısrarla üretilip yaşatılan, boşluk ve hiçlik duygularını bu geri kavramlarla yüklü yatıştırıcı paketlerle küçük çocuklarına aktarmakta. Üniversiteler, liseler, ilköğretim okulları neredeyse benzer nitelik ve içerikte öğretim elemanı, öğrenciler ile dolmakta. Bilim dışına taşınan toplum, küresel tekellerin kolayca girip çıktıkları, soyup sömürdükleri, öldürüp alçalttıkları, yakıp yıktıkları bir dünya evinin şaşkın, umutsuz yaşayanlarına dönüşmektedir. Bir üniversite öğrencisi, en azından üniversite yaşamı boyunca, bilim tarihi, güncel doğa bilimleri, toplum bilimleri, insan bilimlerinin birikmiş bilgilerinden tümüyle uzak, saidi nursi, okuyarak süreci tamamlayabilmektedir. Hıristiyan dünyada, yaşlı,cahil bir papayı görmek için, batı ülkelerinin başkentlerinin tüm sokakları hınca hınç insan ile doldurulmaktadır.

Küresel tekeller ve uzantıları ülke içindeki ortaçağ ekonomi politiği ile varlıklarını sürdürmekten başka çaresi olmayan ticaret ve banka sermayesi ise bu yapı ve işleyişi sürdürecek siyasal yapılanmaları beslemekte, desteklemekte, o siyasal yapılar ise küresel tekellerin istediği alt yapı ve üst yapıları yeniden oluşturarak, küresel yıkıma uygun hukuk, eğitim, sağlık, din, kültür oluşturmakta, bunda başarılı olmaktadır. Benzer ekononipolitik ve üstyapısal dönüşümleri sağlayan toplumların demokratik beğeni ve seçimlerinde bir ortaçağ insanı yaratmaya ne kadar başarılı olduklarının en çarpıcı örneklerini, tarihin ileri değerlerle yüklü ülkeleri Fransa’da Sarkozi, İtalya’da Berluskoni’yi (ortaçağ ahlakçıların bile aforoz edecekleri tipolojilerdir) toplumsal ekonomik yaşamın yönetenleri olarak kabul etmektedirler. Türkiye’de küresel tekellerin ekonomik politik programını büyük bir özveri ile uygulayan, üst yapısal dönüşümleri can havliyle uygulayan Özallar, Çillerler, Erdoğanlar Türkiye için büyük kanıtlar sunmaktadır.

Kapitalizm, kapitalizme antikapitalist olmayan bir yöntemle karşı durmakta, yıkımını, yıkarak, geriye taşıyarak durdurmak istemektedir. Büyük oranda başarılıdır. Yıkım biçim ve içerikte sürmektedir. Saldırı, küresel güç birliği ve işbirlikçilerle başarılı olmaktadır. Savunma, kurtulma da aynı ölçekte, yani küresel bir karşı duruşla durdurulabilir. Artık, ülkelerin tek tek savunma, karşı durma, geriletme, kurtulma olanakları kalmamıştır. Savaşta bile Nato, AB ittifakları ile saldıran güçlere, karşı ekonomik, politik, kültürel, sanatsal karşı duruş ancak bölgesel, kıtasal, küresel olarak olanaklıdır.

Bu gün olan biten nasıl özetlenebilir?

Dünyada boğulmakta olan iki olgu; kapitalizm ve din, birbirine sarılmış durumda.  Yeni bir köle ahlakı yaratarak kurtulmak istemektedirler. Ancak, her iki olgu, acımasız olmak zorunda. Her iki olgu kölelerle ayakta durmakta ve yaşamaktadır. Yeni köle,  ancak acımasızlıkla ve akılsızlıkla köle ahlakını içselleştirebilir. El ele verdiler, yeni bir köle yaratmak çabasındalar.

Güncel köle, güdü dürtü, yönlendirilmiş sezgiler ve inançlarla yaşayan bir dünya varlığı olabilir. Yaratılmak istenen budur. Kurtuluş, sezgi, güdü ve dürtülerini, bilgisiyle kavrayan, yeniden üreten, yönlendiren insanı yeniden yaratmakla olanaklıdır. Kuşkusuz bu insan, öncelikle ekonomipolitikte de yaratan insan, üretim içinde üreten insandan başlamakla yakından ilgilidir.

Çıkış yolu özetle nedir?

Çok yol aldılar. İş zor, kurtuluş kolay değil. Çıkış yolu; bilimi savaş aracı olarak kullanmak.

Oluşum, gelişim, dönüşüm; evren, yerküre gibi büyük boyutlu gerçeklikler yanında, canlı, insan, toplumlar için de belirleyici genel geçer bir süreçtir. Her nesnel gerçeklik karmaşık bir bütün, her bütün daha karmaşık bir bütünün parçası, her parça karmaşık bir alt parçalar arasındaki ilişkiler birliğidir Bütün parça, parça bütün içindeki yerini kavramak zorunda. Bütüne etkisini, bütündeki etkisin de. Ve kendi rolünü bilmek ve oynamak zorunda. Oynayamıyorsa, bilmiyordur. Ama bunun gerekçesi ne olabilir? Bunu da  bilmek de gerek ama bunu açıklamak da.

Akıl tutulması yaratılmıştır, akıl tutulmuş kanallar pıhtıyla doldurulmuştur. Kanallardaki pıhtılar temizlenmek zorunda, kanallar açılıp, aklın işlemesi için bilimin basitleştirilmiş kavramlarıyla yüklenmek zorunda. Bu işlem ne kent, ne ülke düzeyinde yeterli olamaz. Birlikler adında, Asya, Afrika, Ortadoğu ve daha büyük birlikler biçiminde bilimin egemenliğinde güçler birliği, bilimin birliği oluşturulmak zorunda.

BİLİM BİRLEŞTİRİR, GERİYE KALAN HER ŞEY BÖLER.

Bölünen insanlık, küresel ortaçağa dönüştürme, kanla yıkama, dinle boğma, iç savaşla yıkıma uğratma, ve ittifaklarla saldırıp dağıtıp el koyma ekonomipolitiğini ve ona bağlı toplumsal akılsal pıhtılaşmayı küresel güçler için biçimlenen hukuk, eğitim, ahlak, kültür bozulmasını, yıkımını, çürümesini durduramaz.

Bilimin her boydan insanın somut yaşamdaki güvenirliğini, soyut yaşamda da içselleştirmesi sağlanmalı, düşünme beslenmesi için bilimin bulgu, açıklama, belirleme, saptamaları ile toplumu, kendisini, insanı, dünyayı, küresel güç ve birlikleri, amaç ve yönelimleri aydınlık içinde düşünüp anlamalı sağlanmalıdır.

Verili durumdan, verili insandan hareket etme süreci bitmiştir. Verili insanı, insanlaştırma etkinliği başlatılmalıdır.  Verili ekononipolitik aklı gerek görmüyor, Doğrudur. Gerek yoktur. Ancak verili durumdan kurtulmanın yolu, akılla ve aklın beslenme aracıyla ilgilidir. Başta yanlışın ve yalanın üzerine ısrarlar bilimin araçları ile gidilmek zorundadır. Ne yazık ki küresel tekellerin emri altındaki üniversitelerden bunu beklemek yersizdir.

Somutlarsak, ülkemiz ölçeğinde hukukta, bilimde, kültürde, sanatta yapılan dönüşümler, siyasi ekonomik kavgalar, tutuklamalar, savaşlar, saldırılar, savunmalar, yapan sürtüşmeler, somut yıkımlar, soyut adlandırmaların tümü işte bu küresel tekellerin ve onlara can damarları ile bağlı sermayenin ve onların politik sözcü ve temsilcilerin ülkeyi ekonomiyi ve insanı ortaçağa taşıma çabalarıdır. Ortaçağ bilim kavgası ise yenilmiş ve aşılmıştı. Şimdi de yapılacak olan aynı şeydir. Başka her yol, yenilgiye mahkûmdur.

Özgürlüğü bütünüyle elinden alınan insan demek, düşünmesine son verilmiş insandır. Düşünmek, kavramlarla yapılan bir beyin etkinliğidir. Hangi kavramlarla düşünürse, bir insan, özgür düşünebilir? Kuşkusuz doğa, toplum, insan gerçekliğini en güvenilir biçimde içerikleyen kavramlarla. Bu kavramlar nerede var? Gerçeği, araştırarak ortaya  çıkaran bilimde.. yanıltmayan, yalan söylemeyen bilimde.. direktiflerle, önerilerle, kabullerle, inançlarla düşünen insan yerine, gerçeği yüklenmiş kavramlarla özgürce düşünen insan yaratılarak, kurtuluşa kapı açılabilir. Yoksa küresel yıkım hatta gezegenimizin yıkımı kaçınılmazdır. Yıkılış ve yokoluş arasında tek kurtuluş var: aklın çöküşünü, aklın unutulmasını durdurmak.

Son söz, “yüzeysel bilgiyi depolamış insanın kendisi yüzeyseldir” y.küçük

Yüzeysel bilgilerle yüklü insan, yaşamı üretse de, kurtuluşu sağlayamaz

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top