Özet:

Değişen dünya düzeniyle birlikte toplum hayatında büyük ölçekte yenilikler doğmuştur. Hayatın her alanındaki bu değişmeler belki de gelişmeler çok farklı kültürleri birleştirmiş, küreselleşme adı altında kaynaştırmıştır. Bu çalışmada küreselleşen toplumlardaki başlıca ortak kültürler üzerinde durularak postmodern düzende değerler sisteminin önemi belirtilmiştir. Bilimsel anlamdaki değişikliklere de değinilerek postmodernitenin bilime yansımaları ele alınmış, betimsel yöntemlerle alan yazın taraması yapılmıştır. Sonuç olarak küreselleşmenin her alanda olduğu gibi bilime olan etkisi delillerle ortaya konulmuş, değişimde değerlerin önemine vurgu yapılmıştır.

Anahtar sözcükler: Küreselleşme, postmodernizm, paradigmalar, çok kültürlülük, değerler

Enformation Society Related To Globalization: The Influences (Reflections) On Scientific Researches

Abstract:

It ıs known that a lot of modern innovatıons have come into truth about the comman life of society together with the changing order of world. These changings and developments covering all dimensions of life perhaps integrated the culturs an also cause people to become close friends under the control of globalization. İn this study, it has been tried to find out importance of values systems (the systems of values) in postmodern system by studying on the principal shared cultural values in globalized societies. And also reflections of postmodernazing on science by taking come of scientific developments, and scanning researches model was used to look at the literature. As a result; it was nearly succeeded to find out the effectıon of globalizatıon in scientific activities such as the other affected areas with the help of some evidences and on the other hand it was tried to explain the importance of values in globalization.

Keywords: Globalization, postmodernism, paradıgms, multiculturalism, values

Giriş

Teknolojik gelişmeler eşliğinde hızlı değişimin olması, toplum hayatında çok büyük yenilikleri berberinde getirmiştir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçen insanların yaşantısında çok ciddi değişmeler görülmüştür. Sanayi toplumunun etkisiyle kırsal kesimlerden kent merkezlerine göçler artmış, insanlar bir yandan kent hayatına uyum sağlama çabası sarf ederken, öte yandan teknolojik anlamda günbegün artarak büyüyen bir süreci takip etme mücadelesi vermiştir.

21. yüzyıla gelindiğinde bu değişim sürecine bir yeni dönem daha eklenmiş, insanlar küresel bir ağa bağlanarak dünyanın her tarafına kolayca ulaşabilecek seviyeye gelmiştir. Araştırmanın ve öğrenmenin zevkine varan bu nesil bilgiye çok daha fazla önem vermiş, gelişmenin ve ilerlemenin çözümünü bilimde bulmuştur. Böylelikle iletişim ağını geliştirerek her tarafa ulaşıp öğrenmek istediklerine kolaylıkla ulaşmaya başlamıştır.

Sanayi toplumunun etkisiyle, halk şehir merkezlerine göç etmiş, değişik bölgelerden dolayısıyla değişik kültürlerden insanlar bir araya toplanmıştır. Benzer, fakat farklı kültürdeki insanlar sanayileşmenin, fabrikalaşmanın etkisiyle kaynaşmaya ve kültürleşmeye başlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken bir durum sanayileşen toplumlarda, bir arada olunduğu müddetçe, başka bir deyişle sınırlı düzeyde, kültürleşmenin olmasıdır. Bilgi toplumuna geçiş aşamasında durum çok farklıdır.

Bilgi toplumunda küresel bir ağdan bahsedilmektedir. Bunun anlamı; uluslar arası bir kültürleşmenin olmasıdır. Bazıları bu durumu globalleşme, küreselleşme olarak da ifade etmektedir. Hatta dünyanın “küçük bir köy”e de benzetildiği bilinmektedir. Yapılan bu çalışmada küreselleşmenin değişime etkisi ortaya konarak çok kültürlülüğün bilimsel anlayıştaki durumu karşılaştırılacaktır.

Çok Kültürlülük

Çok kültürlülük, ırk, etnik yapı, dil, din, cinsel yönelim, yaş, cinsiyet, engelli olma, sosyal sınıf ve diğer kültürlerin farkında olunmasıdır (APA, 2005 akt. Cırık, 2008). Çok kültürlü toplumlardaki yaşam tarzı tek kültürlü toplumlardakinden çok farklıdır. Özellikle kırsal kesimler dikkate alındığında halkın süregelen kültüründen faklı bir kültürü görmek pek mümkün olmayabilir. Bunun en önemli sebebi yabancı kültürlere olan tepkidir. Kendi kültürünün haricinde başka bir kültür görmeyen toplumlarda geleneksel değerlere taassupkâr bir bağlılık vardır. Değişmeye ve yenileşmeye karşılık, muhafazakâr bir tavır içerisindedirler. Birden çok kültürü içinde barındıran şehirlerde bu durum aynı değildir. Huzurun ve barışın sağlanabilmesi için karşılıklı bir saygı duyma, tanıma belki de kabulleniş söz konusudur.

Çok kültürlü ortamlarda esneklik payı fazladır. Farklı bakış açılarının, farklı anlayışların, farklı yaşantıların bir arada uyum içerisinde yaşadığı görülür. Bir örnek vermek gerekirse, cenaze törenlerindeki farklı uygulamalarda “ruhu dem ve damarlarımızda dolaşsın” diye ölünün etini yiyen insanlarla, “ruhu özgürce rüzgârda savrulsun” diye ölülerini yakan insanlar aynı çatı altında olayları yadırgamadan yaşayabilmektedir. Ancak esneklik payının fazla olması çok kültürlü ortamlarda tehdit olarak görülebilecek bazı endişeleri beraberinde getirmektedir.

Esneklikle beraber hızla değişen sistemde milli dayanışmaların, milli ekonominin, milli sınırların kaybolduğu görülmektedir. Yaşam standartlarının yükselmesi insanları global platformlara itecektir. Bu durum sınırların kaybolması dolayısıyla iyi durumda olan vatandaşların mili müfettişlik bağlarından uzaklaşması, dünya taraftarı olan meslektaşlarıyla yakınlaşması anlamına gelmektedir (Karakaya, 2003, 41).

Çok kültürlülüğün ortaya çıkışındaki en önemli etkinin küreselleşme olduğu bilinmektedir. Küreselleşmeye ilişkin yazıların birçoğunda geçen ortak cümleler şudur: Küreselleşme yeni fırsatlarla birlikte yeni riskler ortaya çıkarmıştır. Fırsat olarak uzaktan eğitim, internet, sanal okullar vasıtasıyla kolaylıkla bilgiye ulaşılabilmektedir. Günümüzde bilgi toplumuna geçme hayalinde olanlar için küreselleşme inanılmaz fırsatlar sunmaktadır. Ancak bununla beraber gereken alt yapı yoksa ortaya önemli bir risk çıkabilir. Bu fırsatlardan yararlanabilenler ona sahip olanlar olacaktır. Bilgiye istenilen alt yapıya sahip olanlar kolaylıkla erişebileceklerdir. Bu durum emperyalist bir tehdidi beraberinde getirebilir (Çınar, 2009, 150).

Çok Kültürlülük ve Bilgi Toplumu

Bilgi toplumunu ele almadan önce Toffler’in üç dalga kuramını belirtmekte fayda vardır. Temel üretim teknolojilerindeki değişim, insanların yaşamını da boylu boyunca değiştirmiştir. Bunlar dalgalar halindedir ve tüm insanlık bu aşamalardan geçmiş veya geçmektedir (Akt. Çınar, 2009, 136).

Karasabanın icadıyla tarım toplumuna (geleneksel topluma) geçen insanlık buharlı makinenin icadıyla sanayi toplumuna (modern topluma) ve bilgisayarların kullanılmasıyla beraber bilgi toplumuna (bilişim toplumuna) geçmiştir (Çınar, 2009, 140). Tarım toplumunda eğitim yaygın olarak veriliyordu. Teokratik ağırlıklı olmak üzere isteğe bağlı olarak örgün eğitim uygulamaları vardı. Modern toplumda ise yetişkinlikte tamamlanan zorunlu, kitlesel, örgün eğitim uygulanıyordu.

Bilgi toplumunda bilmenin, öğrenmenin yaşının olmadığı prensibiyle hayat boyu öğrenme, birden çok meslek edinme daha popüler hale gelmiştir. Bilgi toplumunda eğitimin önemli bir görevi küreselleşen dünyada öğrencilerin akademik başarılarının arttırılmasıyla birlikte çok kültürlü toplumlardaki ölçülerin iyice anlaşılmasını sağlamaktır. Eleştirel düşüncenin öğrencilere kazandırılmasına önem verilmelidir. Öğrenciler karşılaştıkları herhangi bir durumda “ne, niçin, nasıl” sorularına cevap verebilmelidirler (Çınar, 2009, 161). Öğretmenler öğrencilerin küresel problemlere karşı derin yaklaşımlar kazanmalarına çalışmalıdırlar. Aksi durumda öğrenciler karşılaştıkları problemler içinde çelişkilere düşüp yozlaşabilirler. Örneğin; Güney Kıbrıs’ta öğrencilere Türklerin işgalci ve barbar oldukları, yapılan bu işgallerin tek sorumlusunun Türkler olduğu vurgulanmaktadır (Cırık, 2008). Öğrenciler ise yeterli düzeyde eleştirel anlayışı kazanamazlarsa buna inanıp kendi kültürlerinin esiri olacaklardır.

Bilgi Toplumu Ve Postmodernizm

Toffler’in üç dalga kuramına göre sanayi toplumundan, başka deyişle modern toplumdan sonra bilgi veya bilişim toplumu gelmektedir. İnsanlık ise bu dalgaları sırasıyla yaşayacaktır. Modern toplumların eğitsel yapısında zorunlu bir örgün eğitim anlayışı vardı ve birlikte veriliyordu. Ortak bir eğitim programı hazırlanıyor, aynı program akran öğrencilere tek bir çatı altında veriliyordu. Kısacası tekçi eğitim anlayışı vardı. Türkiye’deki mevcut okul sistemi buna örnek verilebilir.

Postmodernizm, modern anlayışa göre anlamlı farklılıklar gösterir. Bu anlayışın eğitime yansımalarına geçmeden önce tartışılmasında yarar görülen iki farklı zorlayıcı gücün açığa kavuşturulması doğru olacaktır.

Modernizm- Postmodernizm Karşılaştırmaları

Eğitimin değişme içeriği ve özü üzerinde çok az araştırma vardır; fakat eğitimin yapısındaki alan yazın, araştırma ve uygulamalar üzerinde çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır (Karakaya, 2003, 8). Değişimin içeriği ile ilgili araştırmaların az olması değişimin yönünün tam olarak kestirilememesi ve belirsizliktir. Modern anlayış ile postmodern anlayış arasındaki farklılıkların ortaya koyulmasıyla değişimin yönü daha da açığa kavuşacaktır.

“Modernliğin yapısı, bilimin ve teknolojinin geliştiği ve sosyo-ekonomik hayatta uygulamalarına başlandığı ve ilerlemenin gerçekleştiği aydınlanma çağına dayanır” (Karakaya, 2003, 18). Kendisinden önceki devirlere göre en önemli özelliği insan anlayışı ve ekonomik üretim nitelikleridir. Modern toplumlar deneylere ve deneyimlere dayalı bir anlayışa sahiptirler. Temsili demokrasi, mekanik düşünüş, kara ve deniz yollarına dayalı ulaşım, çekirdek aile, makineleşme, sistemli ve sıralı bir düzen şeklinde bir yaşam kültürlerini barındırırlar (Çınar, 2009, 140).

Postmodern sistemde ise geleceğe uyumlu tahmin ve planlama ihtiyacı hissederler; ancak geleceği kestiremezler. Bilişim teknolojilerini kullanarak doğrudan sanal bir demokrasiyle yönetilirler. Problemlerin çözümünde acil, kritik masaları oluşturulur. Biyoteknoloji, nanoteknoloji ve biyotipsik icatlar kullanılır. Hızlı ulaşım, hızlı iletişim yaygındır. Modern toplumların doyuma ermesi, esneklik paylarının artması ve bilgiyi öğrenme kararlılığının kuvvetlenmesi postmodern topluma geçiş sancıları olarak ifade edilebilir. Bu süreçte çok çeşitli değişiklikler görülmektedir.

Bilimsel anlamda modern anlayışın yerini postmodern anlayışa bırakmasında çok farklı değişimler yaşanmaktadır. Bilimsel araştırmalara bakış açıları başta olmak üzere araştırma yöntemlerindeki eğilimler, anlayışlar, yaklaşımlar farklılık göstermektedir.

Modern toplumlardaki bilimsel paradigmalara bakıldığında, Newton paradigması, yerini postmodern toplumlarda kuantum paradigmasına bıraktığı, pozivitist yaklaşımların antipozitivist yaklaşımlara bıraktığı, yine nicel araştırma yöntemlerinin nitel araştırma yöntemlerine bıraktığı görülür.

Paradigmalar

Paradigma kavramını ilk olarak ortaya atan Thomas Kunh olmuştur. Paradigma, bir disipline belli bir süre hâkim olan model veya kuramsal çerçeve olarak tanımlanabilir (Çepni, 2007, 7). Yeni bir kuramın yeni bir paradigma haline gelebilmesi için alanında ortaya çıkan sorunlara mukni çözümler bulabilmesi gereklidir. Kunh paradigmaların doğru ya da yanlış şeklinde kıyaslanmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü paradigmaların eskiliğini ya da yeniliğini karşılaştırmak zordur. Ancak paradigmalar kendisinden önceki çözüm anlayışını yıkarak ayakta kalmayı başarır. Eski paradigmanın çözemediği sorunları çözerek ayakta kalır ve giderek güçlenir.

Yeni gelen paradigmalar bir süre popülerliğini korur. Daha sonra ortaya çıkan sorunlara cevap veremez hale gelmeye başladığında yeni paradigma arayışları başlar. Bilimsel bir bunalım sürecine geçilir. Kunh’a (1982) göre bu süreçte beş aşama vardır:

  1. Bilim öncesi evre (paradigma öncesi kabuller)
  2. Normal bilim (paradigma evresi)
  3. Kriz-devrim (eski paradigmanın yetersizliği ve yeni arayışlar)
  4. Yeni normal bilim (yeni paradigmanın ortaya çıkışı)
  5. Yeni bunalım (yeni paradigmanın yetersizliği evresi)

Kuramlar yeni problemlere cevap vermeye başladıkça otoriteler tarafından kabul edilmeye başlar ve zamanla paradigma halini alır. Örneğin, Newton’un paradigması fiziksel olayların açıklanmasında ve formülleştirilmesinde yaklaşık 200 yıl boyunca doğru olarak kabul edilmiştir. Fakat günümüzde görecelik kuramı daha da kabul görmektedir. Bunun temel nedeni, Newton mekaniğinin yanlışlığı değil, doğa olaylarına örneğin ışık hızına ulaşmış cisimlerin enerjilerinin hesaplanması gibi konularda daha kapsamlı açıklamalar içeren kuantum fiziğinin gelmesi olmuştur (Çepni, 2007, 8).

Kuantum fiziği doğadaki olaylara yalın ve az boyutlu olarak bakmamaktadır. Gerçeğin sanıldığından çok karmaşık, çok boyutlu olduğu varsayılır. Kuantum fiziği kısaca şunları özetlemektedir:

  1. Her şey bir bütün oluşturur. Bir bütün olan sistemi birbirinden tamamen bağımsız olarak küçük parçalara ayırmakla bireysel parçacıkları açıklamak yeterli değildir.
  2. Olaylar farklı düzeyde farklı açılarla incelenebilir. Farklı bakış açılarıyla olayın veya gerçeğin görüntüsü de değişebilir.
  3. Gerçek açık, belirli ve tek değildir.
  4. Gözlem ölçümlerden bağımsız değildir, olayların niteliğini tümüyle değiştirir.
  5. Bir öğenin bir niteliği hakkında ancak diğer niteliğin aleyhine bir belirlilik sağlanabilir. Örneğin bir parçacığın konumunu belirleyebilme gücü ancak hareketini belirleyememe bedeli ödenerek sağlanabilir (Bulutay, 1986, 118).

Sosyal bilimlerde paradigma değişimi fen yani pozitif bilimlerdeki gibi kolay olmamaktadır. Sosyolojik olaylara nesnel ve tek bir bakış açısıyla bakmak yeterli görülemez. Pozivitist anlayışın yetersizliği sosyal alanlarda antipozitivist anlayışı da ortaya çıkarmıştır.

Pozitivist Paradigmalar ve Pozivitizm Ötesi Paradigma

Pozivitist yaklaşımda gerçekler basittir, hiyerarşi düzenin etkisidir, evren mekaniktir, gelecek ve yön belirlidir, nedensellik ilişkisi kurularak sonuca ulaşılır, değişim niceliksel ve birikim şeklindedir, nesnellik zorunludur. Pozivitist ötesi yaklaşımda (antipozitivist) ise durum tam tersidir. Gerçeklik karmaşıktır, heterarşi düzenidir, evren holografiktir, gelecek ve yön belirsizdir, ilişkiler doğrusal değildir ve karşılıklı nedensellik vardır, gözlemci belirli bir perspektifte sahip katılımcıdır (Yıldırım ve Şimşek, 1999, 11).

Araştırma yöntemlerine bakıldığında nicel araştırmaların yerini nitel araştırmaların aldığı görülmektedir. Modern dünya düzeninden postmodern düzene geçişte paradigmalara bağlı olarak insanlığın yaşantısının değiştiği görülmektedir. Bu durum bilimsel çalışmalarda da böyle görülmektedir.

Nitel ve Nicel Araştırmalar

Modern toplumdaki Newton paradigmasının bir ürünü olan pozivitist anlayışla geleneksel bağların bilime yansımaları çalışmanın önceki kısımlarında belirtilmişti. Bilişim toplumundaki kuantum paradigmasıyla ortaya çıkma fırsatı bulan yorumlayıcı antipozitivist anlayışta nitel çalışmaların önemi artmıştır. Nitel ve nicel araştırmanın genel özellikleri şöyledir:

Varsayımlar olarak nicel çalışmalarda gerçekler nesneldir, asıl olan yöntemdir, değişkenlerin sınırları ve ölçüleri bellidir, tümden gelim bir anlayış vardır. Nitel çalışmalarda ise; gerçeklik oluşturulur, asıl olan çalışılan durumdur, değişkenler karmaşıktır ve açıkça ölçülemez, araştırmacı olay ve olguları yakından inceler (Yıldırım ve Şimşek, 1999, 29).

Nicel ve nitel çalışmalarda amaçlarda ise ciddi farklılıklar görülmektedir. Nicel çalışmalarda amaç; genellemeler olmalıdır, tahminlerde bulunulmalıdır, nedensellik ilişkisiyle açıklamak gereklidir. Nitel çalışmalarda ise; derinlemesine betimleme vardır, yorumlanmalıdır, aktörlerin perspektiflerini anlamak gereklidir (Yıldırım ve Şimşek, 1999, 29).

Sonuç ve Tartışma

Modern toplumdan bilişim topluma geçmekle birlikte toplum hayatında çok büyük değişiklikler olmuştur. Hayatın her parçasında bu değişimlerin etkisini görmek mümkündür. Giyimde, beslenmede, inanç ve değerlerde, teknolojide, iş yaşamında vb. açık bir şekilde bu değişim vardır. Toplumsal olayların ciddi problemler oluşturduğu kültürlerde, sorunun çağın gereklerinin yerine getirilmediği ortaya çıkıyor. Kırsal kesimlerin kentlere göçmesiyle başlayan kent sorunlarının temelinde şehir kültürüne başka bir ifadeyle modern kültüre tam olarak geçilememesi yatmaktadır.

Bilimsel anlamda ortaya çıkan değişimleri bilim insanlarının gelişme olarak algılamalarında yarar vardır. Çağın getirdiği değişimleri göz ardı ederek ilerlemeye çalışmakla yeniliklerin getirdiği fırsatlardan yararlanılmasının güç olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde yeni bir dünya düzeninin kurulmasında çağın gereklerinin yapılmamasıyla problemlerin oluşacağı açıktır. Bilimsel araştırmaların bu kapsamın dışında değerlendirilmesi yanlış olacaktır. Ancak burada ifade edilmelidir ki, küreselleşmeyle birlikte yozlaştırılma, yönlendirilme ve sömürülme tehlikesi vardır.

Küreselleşen dünyada ne olduğu tam anlaşılamayan, bir bunalım olarak da adlandırılan güvensizlik ortamı doğmuştur. Hızla değişen yaşantının getirdiği yenilikleri yakalamak bir hayli zorlaşmıştır. İnsanlığın nereye gittiği tam olarak kestirilememektedir. Bu bakımdan devletler ve milletler kendi değerlerine dönmeyi, sağlam dayanaklara sığınmayı gerekli görmüşlerdir. Bu muhafazakarlık olarak adlandırılmamalıdır. Değişen dünyanın gereklerinin yerine getirilmesiyle, çağdaşlık içerisinde yaşamakla birlikte bilimsel anlayıştaki gelişmelerin takip edilmesi gereklidir. Dikkat edilmesi gereken husus ise değerlerin ve kültürün yozlaşması endişesinin giderilmesidir.

Yararlanılan Kaynaklar

  1. Bulutay, T (1986). Bilimin niteliği üzerine denemeler, evrim ve kuantum kuramları. Ankara: Mülkiyeliler Birliği Vakfı
  2. Cırık İ (2008). Çok Kültürlü Eğitim Yansımaları, Hacettepe üniversitesi eğitim fakültesi dergisi. (34: 27-40) Ankara.
  3. Çepni, S (2007). Araştırma ve proje çalışmalarına giriş (3. baskı). Trabzon: Celepler Matbaacılık
  4. Çınar İ. (2009). Mankurtlaştırma süreci (2. baskı). Ankara: Anı Yayıncılık
  5. Karakaya, Ş (2003). Modernizm, Postmodernizm ve öğretmen çalışma kültürü. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım
  6. Karasar, N (1991).  Bilimsel araştırma yöntemi (4. baskı). Ankara: Kültür Eğitim Vakfı.
  7. Kunh T, (çev.) Kuyaş, N, (1982). Bilimsel devrimlerin yapısı (3. baskı). İstanbul: Akan Yayıncılık
  8. Yıldırım A, Şimşek H. (1999). Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık