Vatan sözcüğü ne dereceye kadar soyut bir sözcüktür? Somutlaştırılmak istense, okuma yazmayı yeni öğrenen çocuklara vatan kavramı aşılanmaya çalışılsa nasıl bir yol izlenmeli? Hangi metinlerle öğretilirse çocuk bu kavramı içselleştirir? Bunların hiç birini dert etmeyip çok soyut bir kavram çocuk öğrenecek de ne olacak demek mi gerekir acaba? Bu cümleden hareketle yeni programı hazırlayanlar da böyle düşünmüş olmalı. Çünkü ilköğretim birinci sınıf öğrencileri için belirlenen kazanımların “açıklamalar” bölümünde sadece bir yerde vatan sözcüğü geçiyor: “Konuşmacının sözünü bitirmesini bekleyerek, söz alarak, incitmeden, büyüklerine, bayrağa, vatana, millete saygı göstererek konuşma.” Bu ifade de ayrıca kendi içinde tutarlı bir ifade değil. İşin garip tarafı vatan sözcüğünün yakın anlamlıları memleket, yurt sözcükleri de program içinde hiç geçmemektedir. Programa bağlı olarak kaleme alınan ders kitaplarında da koşut bir içerik vardır. Vatan kavramının çocuklara aşılanacağı tema “değerlerimiz” teması olmalıdır diye düşünüp “değerlerimiz” temasına göz attığımızda “Keloğlan ve Çocuk Bayramı”, “Kırmızının Sevinci”, “İki Arkadaş”, “Bayram Sevinci” başlıklarını taşıyan ve çoğu Türkçenin güzelliğinden ve değerlerin özümsetilmesinden yoksun metinlerdir. Bu metinler üzerine ayrıca bir değerlendirme yapmak söz konusudur.

Okuma yazmayı yeni öğrenen çocukların, daha doğrusu okumayı söken bir çocuğun okuma becerisini geliştirmek için hazırlanan metinlerde vatan kavramına geçmişte nasıl yer verilmiş isterseniz ona bir göz atalım. Türkiye’de okuma yazma öğretiminin tarihsel gelişiminde hiç kuşkusuz bu kavramın en sık ele alındığı dönemler II. Meşrutiyet sonrası, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’dır. Cumhuriyetin ilk yıllarında da okuma yazma metinlerinin ortak temasıdır vatan sevgisi.[†]

II. Meşrutiyetin ilanından hemen sonra yayımlanan Rehber-i Saadet Mektebi müdürü, Mehmed Celal tarafından yazılanAmelî Elifba-i Osmanî (1327/1911)’de vatan kavramının içeriğini “Vatana Muhabbet” başlığıyla verir:

“VATANA MUHABBET

Bir adam doğduğu ve büyüdüğü memleketi ve vatan kardaşlarını sevmelidir.

Vatana muhabbet milletine son padişahına ve kanunlarına itaat ederek vatanı

uğrunda mal canıyla hizmet etmektir. Hemşehrilerine muhabbet. Fakir

adamlara yardım ve zenginler ile güzelce geçinip cümlesinin rahatlarını istemektir.

İstibdat belâsından kurtaran erbab-ı hamiyet var olsun. Yalancı bir hükûmet

milletine ve vatanına ağzından zehir saçan yılan kadar muzırdır. Yaşasın meşrutiyet.

Var olsun Kanun-ı Esasî” (1911: 14, 15).

1914 yılında, Ahmed Şükrü Türkçe Elifba kitabında çocuklara cümle öğretirken şu örnekleri verir:

“Vatan candan kıymetlidir. Vatanını sevmeyen insan sayılmaz. Osmanlı bayrağını severim,

gördüğüm her yerde kalbim kabarır. Osmanlı bayrağı Türk vatanının timsalidir. Bu

bayrağın şanını, namusunu korumak bize farzdır. Lâzım olursa kendimizi onun

uğruna feda ederiz Yirmi yaşını bitiren her Türk askerdir. Askerden firar edeni kurşuna dizerler.

Adam öldüreni asarlar” (1330/1914: 33–35).

Ali İrfan, eserinde serbest okuma parçası olarak 15 adet “Kıraat” başlıklı metne yer vermiştir. Eser içinde iki adet şiir vardır. Bunlardan ilki Muallim Feyzi’nin “Vatan Manzumesi”; diğeri Saim’in “Sa’y Manzumesi” dir. Bu şiirlerden özellikle “Vatan Manzumesi”nde işlenen tema, eserin yayımlandığı dönemdeki güncel durumu yansıtması bakımından önemlidir. Okumayı yeni öğrenmiş çocuklar için fazla Arapça ve Farsça sözcük barındırmasına karşın bu tür bir şiir, Meşrutiyet yönetiminin sağladığı ortamı, düşünce yapısını göstermesi bakımından aşağıya alınmıştır:

“VATAN MANZUMESİ

(Vatan Sevmeyende İman Yok)

1

Vatan! Ey mader cemile-i şeym

Ne güzel tavr-ı dil-pesendin var

Hakkını âcizem eda idemem

Seni i’zaze hazırım her bar

2

Ey vatandaşlarım! Gelin hepimiz

Terk-i hodkâmı ve ittifak idelim

Olalım şan ü şöhreti haiz

Vatanı hıfza ittifak idelim.

3

Bu vatandır bize asıl mader

O bizi beslemiş büyütmüşdür

Er oğlu anneye muhabbet ider

Bunı Allah da vacib etmişdir.” (6 Kânunusani 1325, Muallim Feyzi)

Vasıf, Cevdet ve Nafiz’in, tekrar yayımladıkları İsmail Hakkı Elifbası’nda, cümle ve metinlerle öğretim esas tutulduğundan ayrıca okuma parçaları yer almamaktadır. Yazarlar, günün koşullarına uygun metinleri esere koymuşlardır. İçerik açısından yukarıdaki vatan manzumesine paralel metinler, eserde iki yerde bulunur. İlki 44. derstedir:

“İnsan her şeyden evvel (vatan) sevdasını öğrenmelidir. Rıza efendi bu sabah bize tuhaf bir hikâye okudu.

O hikâyeden bir de lügat öğretti. Sühan söz demek imiş. Ömer Efendi her zaman günahtan

hazer eder. Bu gece Kudret Efendi; bize dokuz bardak şerbet verecek. Çalışkan çocuk her zaman

aferin alır. Dersini iyi bilen mükâfat kazanır. İyiler ile ülfet eden iyi huy edinir. Hünerli kişiler ile düşüp

kalkan, sanat öğrenir. Herkese bir muamele etmelidir. (Malûmat)ın faydası budur” (1327/1911: 38).

Eser boyunca öğretilen sözcüklerin çocukların zihinlerinde tam olarak yer etmesi için metinlere yer verilir. Bu tür metinler, çocuklar için ahlakî öğüt içerir. Eserde son metin farklı bir içeriktedir. 55. dersteki metin şu şekildedir:

“Bir vatanda doğup, bir vatanda büyüyen, bir devletin kanununa tabi olan ahaliye (millet) denir. Bir milletten bazısı İslam, bazısı Rum, bazısı Bulgar, bazısı Ermeni, bazısı Yahudi bile olsa yine onlar bir millet sayılır.

Bugün bizim vatanımızda İslam, Rum, Bulgar, Ermeni, Yahudi hepimize Osmanlı denilir.

Çünkü bizim devletimiz Osmanlı devleti, vatanımız Osmanlı toprağıdır. Hepimiz bir devlet tebaasıyız. Bir millet bir ev halkı demektir.

Biz Osmanlıyız. Birbirimizi sevelim, El birliği ile çalışalım. Vatan efrad-ı milletin çalışmasıyla terakki eder. Vatan milletin evi demektir. Bir ev halkı arasında dedikodu olmaz.

Çocuklar! Birbirimizi sevelim. Birbirimize yardım edelim. Hepimiz bir vatanın evlâdı olduğumuzu unutmayalım. Böyle yaparsak hem vatanımıza hem milletimize hizmet etmiş oluruz. Rahat rahat yaşarız.”

Siyasal olayların, yaşanan günlük gelişmelerin, sosyal yapının en fazla yer aldığı elifba kitaplarının bu dönemde yazıldığı görülmektedir. Ali Nusret de yazdığı okuma parçalarında yaşanan gelişmelere yer vermekten geri durmaz. 28. sayfada yer alan “Çocuk Ne Diyor” başlıklı metin buna örnektir:

“Biz anamızdan hür doğmuş hür Osmanlıyız. Osmanlı hükûmetine tabiyiz. Hükûmet meşrutiyet ile idare olunur. Hür bir padişahımız vardır. Biz Osmanlılar hürriyet için can veririz. Zira hürriyet elden giderse hayvan gibi esir oluruz. Daima hür yaşayalım. Canımızı verelim hürriyeti vermeyelim. Yaşasın hürriyet.

Biz Osmanlı toprağında doğmuşuz. Bizim vatanımız şu toprakdır. Bu toprakda doğanlar hep kardaşız. Biz vatanın evlâdlarıyız. Vatan elimizden giderse biz de ölürüz. Vatan içün yaşıyoruz. Biz faniyiz. Vatan bakidir. Biz Osmanlılar hep vatan kardaşıyız. Birbirimizi severiz. İttihad etmişiz. Birbirimiz içün vatan içün can veririz. Yaşasın ittihad yaşasın vatan” (1328/1912: 28).

Mehmed Hilmi, Hürriyet Elifbası’nda serbest okuma parçaları olarak seçilmiş cümleler kullanır. Bu cümleler başlığı olan metinler değildir. Genellikle çocuklara ahlâkî öğütler veren ve vatan sevgisini ele alan cümlelerdir. 35. sayfadan itibaren başlığı olmayan metinlere yer verilmektedir. Dualardan önceki üç metin şiirdir. Bunlardan ikisi Tevfik Fikret’e aittir: “Talebe Marşı” (s. 43), “Vatan Marşı” (s. 45); diğer şiir ise Mücahit Kemal Bey’in (Namık Kemal) “Vatan Şarkısı” dır (s. 44).

Bu dönemdeki eserlerde serbest okuma parçalarında ele alınan konulardan vatan sevgisi ortak konu olarak göze çarpmaktadır. Serbest okuma parçasına yer veren yazarlar ya bir şiir ya da bir metinle bu sevginin bir yönünü dile getirip çocuklara aşılamak gayreti içindedir. Yukarıda adlarını zikrettiğimiz şiirlerden Tevfik Fikret’in “Vatan Şarkısı” adlı şiiri aşağıda verilmiştir:

“VATAN ŞARKISI

Biz fedaî milletiz, merd oğlu merd Osmanlıyız;

Burc-ı istibdadı yıkdık, kahramanız şanlıyız:

Vatan, bir hakk tanır ahrârız; arslan canlıyız.

Canla, şanla, ey vatan, te'bîdine peymanlıyız...

Can da sen, şan da sen, hepsi sensin, yaşa; ey

Vatan, ey mübarek vatan, bin yaşa!

Toprağın cevher, suyun kevser, baharın bî-hazân;

İşte dünya: Bir eşin, bir benzerin yokdur inan.

Müşfik evlâdın bulur koynunda her gün, her zemân

Başka şefkat, başka niğmet, başka kuvvet başka can.

Can da sen, şan da sen hepsi sensin, yaşa; ey

Vatan, ey mübarek vatan, bin yaşa!” (1328/1912: 45)

Hüseyin Hüsnü, Renkli ve Resimli Elifba-i Tefeyyüz adlı eserindeki 18. derste kef türleri hakkında bilgi verdikten sonra 19. sayfaya resimler eşliğinde Fikret’in “Küçük Asker” adlı şiirini alır.

“KÜÇÜK ASKER

Küçük asker, silah elde

Kahramanca ilerliyor;

Karşısında bütün belde

“Kahramanım yaşa” diyor:

Küçük asker küçük asker

Vatan senden hizmet bekler.

Mini mini omuzların

Taşıyacak yarın tüfenk

Tüfenk değil vatan yarın

O omuza yüklenecek.

Küçük asker küçük asker

Vatan senden hizmet bekler.

Küçük asker dinle bunu

Sakın boşa silah atma

Kılıcını kurşununu

Haksızlığa karşı sakla.

Küçük asker küçük asker

Vatan senden hizmet bekler.

Vatan için çeker emek

Herkes, bu borç herkesin

Vatan demek ninen demek

Sen nineni sevmez misin

Küçük asker küçük asker

Vatan senden hizmet bekler.

Vatan senden hayat umar

Sen yaşarsan o canlanır

Vatan için ölmek de var

Fakat borcun yaşamaktır

Küçük asker küçük asker

Vatan senden hizmet bekler.

Mustafa Faik, Mükemmel ve Musavver Elifba-i Osmanî’sinin,  62. sayfasında “Genç Mektebliler” başlığını taşıyan metinle, çocuklara vatan sevgisini aşılar:

“Bu günkü genç mektepliler yarın öbür gün büyüyünce Osmanlı vatanının muhafızları, memleketin nazırları olacaktır. Şimdi bir sıra üzerinde toplu oturan şu gördüğümüz küçük mekteplilerin her biri kim bilir kaç sene sonra vatanın hangi bir köşesinde büyük bir vilayetin valisi yahut şanlı bir mebusu olarak binlerce adamın işini görecek vatanına milletine büyük yararlıklar gösterecektir. Büyük bir fabrikanın baş memuru, bir ticaretgâhın müdürü veya maiyetinde binlerce çiftçi birçok memurlar bulunan büyük bir çiftlik sahibi olacaklardır. Osmanlı toprağını çalışmasıyla gayretiyle ihya edecek şu mektep duvarları içinde kim bilir ne kadar çok bahtiyar gençler vardır. Bugün kız mekteplerinde çalışan mini mini hanım kızlar, yarın öbür gün vatanın büyük hanımefendileri, evlat valideleri, kız mekteplerinin müdür ve muallimleri olacaklardır. Vatana ve millete büyük ve şanlı hizmetler göreceklerdir. Vatanın her ümidi gençlerdedir. Gençler bilmelidirler ki Osmanlı milleti hele Türk ve İslam evlatları diğer devlet ve milletlerden okuma ve yazmada, hüner ve ticarette pek geride kalmışlardır. Bunun sebebini büyüdükçe, yukarı sınıflara geçtikçe kitaplardan hocalardan öğreneceklerdir. Ana babalar çocuklarının tahsili uğruna birçok paralar sarf, millet ve devlet her sene mektepler için hadsiz hesapsız masraflar ediyorlar. Gençlerden bekledikleri, çocuklardan istedikleri nedir? Ne için bu kadar para sarf ediyorlar? Yalnız çalışmak, ilim ve sanat öğrenmek cahillikten kurtulmak için değil midir?

Gençler hiçbir şey düşünmesinler. Çocuklar için para, esvab, yiyecek, kitab, mekteb her şey hazırdır. Genç mekteblilerin vazifesi yalnız çalışmak, çalışmak, yine çalışmakdır” (1330/1914: 62, 63).

Mahmud Nedim’in Usul-i Savtiye Üzere Türk Elifbası Okutmaktayım başlıklı eserindeki “Zavallı Çocuk” başlıklı metin dönemin koşullarını da yansıtması açısında önemlidir:

“Son Balkan muharebesinde idi. Hıristiyan orduları sınırları aşarak Türk toprağına saldırıyorlardı. Vatanımıza saldıran bu düşman Bulgar, Yunan ve Sırp askerleri idi. Bunlar bizim canımızın, dinimizin, malımızın düşmanıdırlar. İşte bu askerler Rum ilinde ne kadar cami ne kadar Müslüman köyü varsa hepsini yakıyorlar, bütün Müslümanları kadın, baba, çocuk hepsini kesiyorlardı.

Bu esnada Gümilcine civarında Pikarlı köyünde Hasan isminde küçük bir çocuk mektepten evine dönüyordu. Fakat yolda birtakım tüfek sesleri işitiyor, yangın alevleri görüyordu. Evine yaklaştığı zaman zavallı çocuk ağlamağa başladı. Çünkü bütün mahalle yangın içinde idi. Bulgar ve Yunan askerleri sokakta rast geldikleri bütün Müslümanları bıçakla tüfekle öldürüyorlardı.

Hasan köyünü, validesini, bütün kardaşlarını kaybetmiş bir bi-çare idi! Fakat hiç ümitsiz değildi. Daima ‘Ah ben bir defa büyüyeyim, asker olayım. Muharebede Yunanlıları, Bulgar ve Sırpları, hatta malum Rusları nasıl öldüreceğimi bilirim’ diyordu. Hasan zavallı bir çocuktu. Fakat cesurdu. O daima kalbinde intikam duygusunu taşırdı” (1332/1916: 32, 33).

Yazarı belli olamayan, orduda okuma yazma bilmeyen erler için hazırlanan Askere Mahsus Kıraat Dersleri Birinci Kısım Elifba adlı eserde, “uzun cümleler” kurulur:

“Asker vatanın bekçisidir. Ümitsizlik askerin düşmanıdır. (s. 16) attığını vuran asker borcunu ödemiş sayılır. Her asker düşmandan ziyade kendi amirinden korkmalıdır. Asker nezakette kıldan ince icraatta kılıçtan keskin olmalıdır. Düşmana galebe askerin çocukluğuyla değil terbiye ve şecaatiyledir. Ölümden korkmayan asker ölümü düşman saflarına sokar. İtaat askerin en birinci ziynetidir.”

Köprülüzade Mehmed Fuad ve Süleyman Saib, Millî Elifba’sında artık vatan kavramıyla birlikte Türk sözcüğü birlikte anılmaya başlanmıştırBu parçalardan “Küçük Türk” adlı şiir ve “Anadolu” başlığını taşıyan metin hem orijinalliği hem de dönemin özelliklerini yansıtması açısından örnek olarak verilmiştir:

“KÜÇÜK TÜRK

Bir gün asker olacağız,

Kılıç tüfek alacağız,

Düşmanlara salacağız!

Biz ulu Türkün evlâdlarıyız!

‘Türk ili’ni kurbanıyız.

Düşmanımız yenilecek,

Bayrağımız yükselecek,

Milletimiz hep gülecek.

Biz ulu Türkün evlâdlarıyız!

‘Türk ili’ni kurbanıyız.” (1337/1921: 78).

Eserin son sayfasında “Anadolu” başlıklı metnin yer alması dönemin özellikleri göz önüne alındığında anlamlı görülmektedir. Bu metin daha sonra, başka yazarlar tarafından yayımlanan elifba kitaplarına da konmuştur:

“ANADOLU

Anadolu bizim kaç bin yıllık öz vatanımızdır. O mübarek kıtanın her karış toprağı dedelerimizin kanlarıyla yoğrulmuşdur. Orada bir tek düşman neferi kalırsa dedelerimizin ruhu üzülür; senin yaylalarına, yüce dağlarına kasavet çöker.

Ey mübarek yurd, ey dedeler durağı!

Şen köylerini yıkan, bahtiyar ocaklarını söndüren, dağını taşını masum kardaşlarımın kanlarına bulayan alçak düşmanı kovmak, ana yurdu kurtarmak her Türk çocuğuna namus borcudur. Borcumuzu ödeyeceğiz. Ey vatan! Ulu Tanrı şahidimiz olsun!” (1337/1921: 80).

Ahmed Cevad (Emre), Usul-i Savtiye Üzere Yeni Elifba. Türkçe Okuyorum adlı eserin 49. sayfasında üstünün anlatıldığı derste, “Türk Vatanı” başlıklı metinde yer alan cümleler, konunun daha iyi anlaşılmasına kaynaklık etmektedir:

“Atalarımız kan dökerek bize yer yurt kazanmışlar, bırakmışlardı. Sonra düşmanlarımız çoğaldı. Bizi yendi. Yurdumuzun yarısını elimizden aldı. Kardeşlerimizi esir etti. Fakat millî ordumuz gayrete geldi. Hain düşmanı denize döktü. Pek büyük şen ve şeref kazandı. Bugün her ne kadar Türk vatanının en güzel yerleri kurtarılmış ise de kıymetli birçok yerleri bizi kurtarmağa çağırıyor çalışalım. Kutlu olalım. Vatanımızı tamamıyla kurtaralım.”

Geçmişte yayımlanan eserlere göre, bu eserde yer alan serbest okuma parçalarındaki farklılık dikkat çeker. Cumhuriyetin getirdiği değerler ve Atatürk, serbest okuma parçalarının konusu olur. Çocukların ruhsal yapılarına uygun, onların severek okuyacağı metinler bu eserde de yerini korumuştur. Sondaki iki serbest okuma parçasından biri şiirdir. Aşağıdaki şiirde figürlerin çocuk olması metnin okunmasını kolaylaştıracaktır:

“HEP KARDAŞIZ

Biz ne paşayız, biz ne beğiz

‘İlim ‘âşıkı talebeyiz

Ayrı gayrı ne bilmeyiz.

Korkumuz yok biriz, eşiz,

Hep mektebli hep kardeşiz

Beşiğimiz bu toprakdır;

Bayrağımız bir bayrakdır;

Ayrılan; bizden ırakdır;

Korkumuz yok biriz, eşiz,

Hep mektebli hep kardeşiz”

Eserin sonuna konan ve Atatürk’ün bir resminin yer aldığı “Gazi Paşa” başlıklı metin de dönemin özelliklerini ve düşünce hayatındaki değişiklikleri anlatır:

“GAZİ PAŞA

Mini mini küçükler;

Vatanımız ‘umum-ı milletindir. Büyük Millet Meclisi umum-ı milletin vekilidir. Vatanımızın üzerinde yaşayan insanların hepsine birden millet derler. Neslimiz Türk olduğu için bize de Türk milleti ismini verirler. Türk milleti kanunlara itâ’at eder. Memleketini anası gibi sever. Milletin kurduğu hükûmete (Türkiye Cumhuriyeti) derler. Cumhuriyet demek halk hükûmeti demektir.

Cumhuriyetin reisi Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretleridir. İyi, adı şanlıdır. Sevgili çocuklar masum gönlünüzden…” (1341/1925: 64).

İbrahim Alâeddin, Tedricî Kelime Usulüyle Sevimli Elifba’da Cumhuriyet yönetimiyle birlikte ortaya çıkan değerleri aktarır:

TÜRK ÇOCUĞU

Türk çocuğu arslan gibi dinç olur.

Gürbüz çocuk yurduna sevinç olur.

Türk yavrusu! Büyü, yetiş arslan ol

Yurda fena bakanlara düşman ol!” (1342/1925: 38).

Bu şekilde, sözcüklerin cümlelerle birlikte öğretimi 55. derse kadar devam eder. 55. derste alfabede bulunan harflerin tamamı vardır. 56. derste çocuklara vatan kavramı ve vatan sevgisi şu şiirle verilir:

VATAN

Bir gün gelir başka yerler gezersek,

Gönlünde bir yabancılık sezersek,

Annesinden ayrı düşen bir yavru

Gibi sızlar küçük kalbin; işte bu

Vatan sevdasıdır. Bu söze inan:

Hepimizin annesidir bu vatan.

Uzaklardan dönüyorken vatan

Rüzgâr bir hoş koku getirir sana,

Dalgaların lisanından anlarsak…

İstersin ki gemi uçsun, yaklaşsın…

Bir minare gözükürken sislerden

Kalbin taşar içindeki hislerden.

Mavi gökler, yeşil yerler, şehirler,

Bize şeref fısıldayan nehirler,

Uyan diye uğuldayan korular…

Düşün yavrum bu yerlerde neler var?

İşte senin bu mübarek memleket;

Annen gibi onu sev de hürmet et!”

Çocuklarımıza vatan’ın değerini vatansızlık kavramıyla birlikte öğreteceğimiz günleri görmeden önce kavratmak gerekir…

KAYNAKÇA

Ahmed Cevad (Emre). (1335/1919). Usul-i Savtiye Üzere Altın Elifba. İstanbul: Kitabhane-i İslam ve Askeri (Matbaa-i Osmaniye).

Ahmed Şükrü. (1330/1914). Türkçe Elifba. İstanbul: Matbaa-i Amire.

Ali İrfan. (1325–1328/1910). Son Elifba-i Osmanî. İstanbul: İkbal Kütübhanesi Şems Matbaası.

Ali Nusret. (1328/1912). Osmanlı Elifbası. İstanbul: Mürettibin-i Osmaniye Matbaası.

Hüseyin Hüsnü. (1329/1913). Renkli ve Resimli Elifba-i Tefeyyüz. İstanbul: Kasbar Matbaası.

İbrahim Alâeddin. (1342/1926). Tedrici Kelime Usulüyle Sevimli Elifbaİstanbul: Kanaat Matbaası.

Köprülüzade Mehmed Fuad ve Süleyman Saib. (1337/1921). Millî Elifba. İstanbul: Kanaat Matbaası.

Mahmud Nedim. (1332/1916). Usul-i Savtiye Üzere Türk Elifbası Okutmaktayım. İstanbul: Kitabhane-i İslam ve Askeri.

Mehmed Celal. (1327/1911). Ameli Elifba-i Osmanî. İstanbul: Necm-i İstikbal Matbaası.

Mehmed Hilmi. (1328/1912). Osmanlı Hürriyet Elifbası ve Otuz Günde Okuyup Yazmak. 2. Baskı. İstanbul: Necm-i İstikbal Matbaası.

Mustafa Faik. (1330/1914). Mükemmel ve Musavver Elifba-i Osmanî. İstanbul: Şems Matbaası.

Vasıf, Cevdet, Nafiz. (1327/1911). Tertib-i Cedid Elifba-i Hakkı. 2. Baskı. Selanik: Asır Matbaası.