Bu yazıda yetkin bir eğitimci ve yazar olan Kâzım Nami (Duru)’nun yazmış olduğu "Muallimin Meslek Ahlâkı" adlı eseri tanıtılacaktır. Kitabın tanıtımından önce, böylesi bir eğitim düşünürünün hayatını kısaca, ansiklopedik bir bilgi şeklinde verilmesinin uygun olacağı açıktır.

Kâzım Nami'nin Hayatı:

1876'da Üsküdar'da doğdu. Çeşitli iptidailerde, Üsküdar, Edirne ve Selanik Askerî rüştiyelerinde, Manastır Askerî İdadisi'nde okudu. 1895'de Harbiye'ye geçti. 1892'de piyade mülâzım-ı sânîsi olarak Tiran Redif Taburuna atandı. 1906'da İkinci Ordu Müşiriyeti Hususi Kalemiyle yaverliğe getirildi. 1910 yılında askerlikten istifa edip Selanik Vilâyeti Maarif müfettişi oldu. Tiran ve Berat rüştiyelerinde gönüllü öğretmenlik yaptı. Berat idadisinde Türkçe ve Resim Öğretmenliklerini de yürüttü. Selanik idadisinde, Sanayi Mektebi'nde, askerî rüştiyede yıllarca öğretmenlik yaptı. Selanik'teki bir Fransız lisesinin de Türkçe öğretmeni idi. Bu nedenle Fransız hükümetinden çeşitli rütbe ve nişanlar aldı. Ayrıca Kaâım Nami Duru Osmanlı dönemine ait ilk anasınıfının da kurucusudur. Cumhuriyet döneminde Talim ve Terbiye Dairesi üyeliği, 5. ve 6. Dönem milletvekilliği yaptı. 1967'de İstanbul'da öldü.

Eserlerinden bazıları: "Terbiye-i Vataniyede İlk Adım". Selanik 1327, "Nasıl Oldu?" Selanik 1326, "Mektepde Ahlâk I "(Jules Pagot'dan çeviri) İstanbul 1913, "Fröbel Usulüyle Küçük Çocukların Terbiyesi", İstanbul 1340, "Kemalist Rejimde Eğitim ve Öğretim, "İstanbul 1938, "Sosyolojinin Unsurları " Ankara 1936, "Ziya Gökalp" İstanbul 1949, "İttihat ve Terakki Hatıralarım" İstanbul 1957, "Cumhuriyet Devri Hatıralarım" İstanbul 1958 v.s.

Yazarın "Muallimin Meslek Ahlâkı" adlı eseri 1934 yılında devlet matbaası tarafından basılmış. Eser ile Meslek Etiği adlı derste tanıştım. O sıralar hocamla bir “öğretmen nasıl olmalıdır” sorusunun cevabını ararken tarihin tozlu raflarından "cevap bendedir" dercesine gözüme takıldı. İlk başta basım tarihinden kaynaklanan bir önyargı ile okuyucuda kitabın dilinin ağır ve anlaşılmaz olabileceği düşüncesi oluşabilir. Fakat kitabı okudukça dil ve üslup bakımından günümüzde dahi birçok kitaba yol gösterici olabileceği görülmektedir. Ayrıca İnayet Aydın’ın "Eğitim ve Öğretimde Etik” adlı eserinde sanki ülkemizde etik konusu daha yeniymiş gibi atıflarında daha çok batılı kaynaklara yer vermesine de iyi bir cevap olduğu söylenebilir.

Eserde bir öğretmenin nasıl olması gerektiği sorununa açık ve yeterli bir cevap verilmiştir. Kitapta öğretmen pedagojik bilgiler acısından kendini yetiştirmiş, çevreye duyarlı, kendisi ve çevresiyle barışık, gittiği yerlerin meşalesi olan insan olarak anlatılmıştır. Öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği ahlaki davranışlar detaylı bir şekilde ortaya konulmuştur. Öğretmenlerin, çocuğun hasta olmaması için yapmaları gerekenler dâhil, yapmaları gereken görevleri detaylı bir şekilde kitapta yer verilmiştir. Buna örnek olarak aşağıda eserden alınan maddeler örnek olarak verilebilir. Bunlar;

“her muallim teneffüs esnasında şu noktalara dikkat edecektir;

1.Hastalıktan yeni kalkmış veya esasen zayıf olan çocukların fazla yorulmalarına, rüzgâra karşı durmalarına veya cereyan olan bulunan yerlerde bulunmalarına mani olmak.

2.Mutadı hilafına neşesiz ve hareketsiz duran çocuklarla öksürdüğünü gördüğü veya hareketinin yükseldiğinden şüphe ettiği talebenin sıhhati ile alakadar olmak ve icabından bu gibileri derhal evlerine göndermek… (S.79-80).

Öğretmenlerin her türlü fikre saygılı ve fikir hürriyetine sahip olmaları da ifade edilmektedir. Öğretmenlerin her tülü görüşe, inanışa sahip olabileceği ifade edilmektedir. Fakat bu inançlarını, fikirlerini okul ortamına sokmamalıdır. Ayrıca çocukların hangi düşünceye, inanca veya mezhebe ait olurlarsa olsunlar hepsinin eşit olması gerektiği ve öyle muamele görmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu düşünceleri yazarın şu satırlarında açıkça görmekteyiz:

Şüphesiz muallim içinde fikir hürriyeti vardır. Bunu onun elinden kimse alamaz. Muallim dindar bir adam olur; bu pek tabi bir haktır; muallim kalkıp ta mektepte dincilik edemez. Laik bir devletin muallimi olduğunu devamlı hatırında bulunduracaktır. Muallim, dindar değilse, dinsizliğini de ileri süremez; çünkü laik tedrisin dinle münasebeti yoktur (S.55).

Yazarın bu ifadeleri eğitimde laikliğin nasıl algılanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle ülkemizde son yıllarda laiklik kavramının kargaşasının yaşandığını düşünürsek, birçok sorunun çözümünde bu fikirler yol gösterici olabilir.

Eserde yeni kurulan Türk Devleti’nin bağımsız bir eğitim politikasına sahip olduğunu görmekteyiz. İsminin önünde milli kavramı bulunan bir bakanlığın nasıl olması gerektiği detaylı bir şekilde ortaya konulmaktadır. Özellikle son günlerde okullarımızda okutulan andımızın kaldırılması gündemde iken, bu eser milli değerlere yapılan vurguların önemini bizlere anlatmaktadır. Yazar “Bugün cumhuriyet Hükümeti, memlekette okumamış yazmamış tek bir çocuk, tenevvür etmemiş tek bir vatandaş bırakmamak azmi ile işe başlamıştır. Memleket için, cumhuriyet için, Türk Milletinin şeref ve haysiyeti için bu neticeyi en kısa zamanda elde etmek lazımdır” (S. 184). Eserde öğretmenlik mesleğinin her meslekten önce geldiği anlatılmaktadır. Bu önceliğin yazarın değimiyle öğretmenlerin “soy yetiştirici” kavramından almaktadır. Yazar, “Türk’ün milli varlığını yarında yarından sonrada bitmez tükenmez zamanlara kadar koruyacak vatandaşlar yetiştirmek” (S. 194). sözleriyle de Türk Milli Eğitiminin uzak hedeflerine vurgu yapılmıştır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; bu eseri okuyan her Türk çocuğunun mili şuurunda bir kıpırdanma olacağı söylenebilir. Ayrıca her öğretmenin elinin altında bulundurması gereken bir yol kılavuzu olabilecek bir eserdir. Yazarın bu eseri, eğitim fakültelerimizde öğretmen adaylarına ders kitabı olabilecek bir muhtevaya da sahiptir. Milletlerin yükselişlerinin eğitimle olduğunu düşünürsek bugün yaşadığımız pek çok toplumsal sorunun ( terör, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk…) çözümünün eğitimde olduğu söylenebilir. Bunu ancak eğitimi milli yaparak gerçekleştirebiliriz. Bundan dolayı Kazım Nami’ nin Muallimin Meslek Ahlakı gibi eserlerin çoğaltılıp herkes tarafından okunması gerekmektedir. Eğitimde Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki milli ruha dönülmelidir.