Kültür, tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünüdür.  Diğer bir deyişle kültür,  bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserleridir.[1]

Demokrasi ise halkın egemenliğine dayalı yönetim biçimi ve toplum hayatını düzenleme bakımından bir kurallar topluluğudur.  Demokrasinin başlangıcı çok eski tarihlere dayanır. Eski Yunan sitelerinin yönetim şekli asıl demokrasiye en güzel örnek olarak gösterilmektedir. Yunanca “Demos” (Halk) ve “Kratos” (İktidar) sözcüklerinin birleşmesinden oluşan Demokrasi  ile Kültür öğeleri birleşince “Demokrasi Kültürü” oluşur. Kültür ve demokrasi  insana özgü yapılardır ve tarih boyunca yaşatılan sistemlerdir.

Demokrasi çeşitli şekillerde uygulanmış olup, genel olarak beş şekilde karşımıza çıkmaktadır: 1) Eski Yunan şehir-devletlerine dayanan Klasik Demokrasi 2) Sınırlı ve korumacı bir model sunan Koruyucu Demokrasi 3) İktidarın bireysel özgürlüklerle sınırladığı Liberal Demokrasi 4) Siyasi eşitliğin yanında sosyal demokrasi ile ekonomik eşitlik isteyen Sosyal Demokrasi  5) Birey ve toplum gelişimini esas alan Kalkınmacı Demokrasi

Tarihe kısaca göz atacak olursak, Rönesans’ın temelini oluşturmuş bulunan antik kültür kavramı ile karşılaşırız. Antik kültür, ilkçağda Yunanistan ve Roma’da yaşatılan kültürdür. Antik Yunanistan, bugünkü Yunanistan toprakları ile çevresinde yaşayan toplumların kurduğu devlet ve uygarlıkların M.Ö. 756 (Arkaik dönem) ile M.Ö. 146 (Roma işgali) tarihleri arasındaki dönemine verilen addır. Balkanlar'a göç eden Yunan kabilelerin kurmuş olduğu Yunan şehir devletleri demokrasinin ilk temellerinin atıldığı yerlerdir.[2] Antik Yunan Kültürü aynı zamanda batı medeniyetlerinin de temelini oluşturmuştur. Yunan şehir sitelerinin yok olması sonucunda demokrasi akımı son bularak yerini, ülkenin önde gelen kişilerce yönetimini öngören aristokrasiye terk etmiştir. İlerleyen zaman içerisinde, Avrupa’da sırasıyla, feodal krallıklara ve Mutlakiyet idarelerine rastlamaktayız.

1215 tarihinde imzalanan Magna Carta Libertatum ve 1789 Fransız İhtilali  Demokrasi tarihinin en önemli yapı taşlarından sayılabilir.  Magna Carta günümüz anayasal düzenine ulaşmamızda en önemli basamaklardan biridir.  Fransız Devrimi, Mutlakiyet rejimine karşı bir ayaklanma olarak başlamış olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ ne dek uzanan bir sürece önayak olmuştur.

Ortaçağ Avrupa’sında yaşama Hıristiyan kültürü hakim olup, demokrasi anlayışı yok olmuştur.  Rönesans ve reformla birlikte, gelişimi önleyici hareketler yok edilmiştir.  “Renaissance” yeniden doğuş anlamını taşımaktadır. Özgür insan düşüncesi Rönesans’la birlikte yeniden doğar, sanat ve bilimde kendini ifade eder.  Rönesans’ın tamamlayıcı unsuru ise Humanizmadır.  Humanizma insan sevgisidir. Buna bağlı olarak da her şey insan içindir, insan değerlidir. Rönesans ve Reform hareketleri Aydınlanmaya yol açan düşünsel gelişimlerdir.  Aydınlanma Çağı’nın ana fikri akıl ve akıl yoluyla doğru verilere ulaşabilme ve bu doğruları toplum yararına kullanabilme becerisidir. Akıl, kültür ve demokrasi kavramları birbirlerinden bağımsız kavramlardır.  Ancak bu kavramlar beraber ele alındığında son derece verimli bir ilişki ortaya çıkacak ve insanoğlu doğru sonuca, değere ulaşacaktır.

Kant’a göre Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmayış durumundan kurtulup, kendi aklını kullanmaya başlamasıdır. Aydınlanma çağının en temel fikri akıldır. Akıl aracılığı ile insan doğru bilgilere ulaşabilir ve bunları toplum yararına kullanabilir. Bilim aklın en büyük yardımcısıdır. Aydınlanma, akıl, bilim, kültür ve demokrasi birbirlerine ihtiyaç duyan kavramlardır. Bu kavramlar eğitimle bütüne ulaşır.

“Demokrasi, XX.Yüzyılda büyük gelişme göstermiştir. Yüzyılın başlarında, I. Dünya Savaşı'nın sonunda Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının 1929 yılında ortaya çıkan Büyük Buhran döneminde Avrupa, Latin Amerika ve Asya'da birçok ülkede diktatörler ortaya çıktı. İspanya, İtalya, Almanya, Portekiz'de Faşist diktatörlükler ortaya çıkmışken, Baltık ve Balkan ülkelerinde, Küba, Brezilya, Japonya ve Sovyet Rusya'da demokratik olmayan yönetimler iktidara geldi. Bu sebeple 1930'lar Diktatörler çağı olarak nitelendirilir.  II. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgecilik anlayışı son buldu ve tekrar birçok bağımsız ülke ortaya çıktı. Demokratikleşme hareketleri Batı Avrupa'da yoğunlaştı.”[3]

“Demokrasi” ve “İnsan Hak ve özgürlükleri” kavramları iç içe kullanılan, birbirlerini tamamlayıcı unsurlardır. İnsan Hakları tüm insanların eşit ve özgür oldukları bilincini taşır. Her birey yeteneklerini geliştirme hak ve bağımsızlığına sahiptir. “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.”[4]

Çağdaş toplum, demokrasi ve cumhuriyet ilkelerine uyan, temel düşünce ve inançlarını bu iki kaynaktan alan, insanca yaşamı ve gelişimi hedefleyen, bilinçli vatandaş yetiştirmeyi öngören, paylaşan, toplumsal bütünleşmeyi arzu eden toplumdur. Demokrasi kültürünün en temel öğeleri, özgürlük, eşitlik, insan hak ve özgürlüklerine saygı, sosyal adalet düşüncesidir. Özgür iradeli ve özgür ifadeli bireylerden oluşan toplumda demokrasi kültürü gelişir.

Atatürk’ün demokrasi anlayışı milli egemenlik ilkesinde belirginleşmektedir.  Atatürk milli egemenlik ilkesini millete mal etmek isteyen ilk Türk lideridir. O’nun bu ilkesi cumhuriyet rejimiyle şekillenmiştir. Atatürk tam bir demokrasi aşığı idi: “Demokrasi eşit severliktir. Bu nitelik, demokrasinin bireysel olması niteliğinin mecburi bir sonucudur.  Kuşkusuz bütün bireyler aynı siyasal hakları taşır olmalıdırlar. Demokrasinin bu bireysel ve eşitlik sever niteliklerinden genel ve eşit oy ilkesi çıkar.”[5]

Sonuç olarak, çağdaş toplumun en belirgin göstergeleri demokrasi ve kültürdür.  Demokratik ilerleme en başta zihniyet değişikliği ile ve ifade özgürlüğü ile mümkün olacaktır.  Eğitimli ve öğrenmeye açık toplum olma hedefi taşınmalıdır.

Demokrasi kültürünün yerleşmesi için demokrasiye olan inancın da artması gerekmektedir.  İnsanlar demokrasinin güzellikleri ve getirileri konularında bilinçlenirlerse demokrasi hayata yerleşir ve demokrasi kültürü gelişir.


[1] TDK  SÖZLÜĞÜ

[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Antik_Yunanistan

[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrasi

[4] —1. Madde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

[5] http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/808/10287.pdf

  •  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top