“Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin.

Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti,

dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."

Ulu Önder, bütün yaşamı boyunca bağımsızlık düşüncesini her anlamıyla benimsemiş ve bunu çocukluğundan ölümüne kadar bütün eylemlerinin odak noktası durumuna getirmiştir. Kurduğu Cumhuriyetin hamuru da tam bağımsızlık ilkesiyle yoğrulmuştur. Yeni Cumhuriyetin her alanda tam bağımsız olmasının ön koşulu hiç kuşkusuz dilde bağımsızlıktır. Dilde bağımsızlığın ön koşulu da harf devrimidir.

Ülkemizde harflerin değiştirilmesi süreci çok uzun ve sıkıntılı bir süreçtir. Bu sürecin en verimli uç noktasında bir devrimciye gereksinim duyulmuştur. Kuvvetli bir Türk tarihi ve Türk dili bilincinin bileylediği zekânın aklına gelen çözüm yolunu uygulamadaki kudreti sadece yanındakileri değil yeryüzünde bu işe gönül vermiş her insanı büyülemiştir.

Harf devriminin arka planında Tanzimat’tan 1928 yılına kadar emeği geçen pek çok Türk tarihi ve Türk dilini sevmiş aydın vardır. İlk anda insanın aklına Ahmet Vefik Paşa, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Şemsettin Sami, Ahmet Mithat, Muallim Naci, Necip Asım, Velet Çelebi, Mehmet Emin, Ahmet Hikmet, Ziya Gökalp gibi aynı zamanda topluma Türklük bilinci aşılayan aydınlar gelir.

Okuma yazma oranının hem çok düşük hem de okuma yazma öğrenmenin çok zor olduğu Osmanlıda aydınlar bu soruna çözüm bulmak istemiştir. Kimi harfleri değiştirmeye çalışmış, özellik Türkçe dört sesli (o, u, ö, ü) ve bir sessiz (v) harfi karşılayan vav (ﻮ) harfinin altına ve üstüne rakamlar koyarak Türkçe ses karşılıklarını ayırt etmeye çalışmışlardır. Kimi de harflerin hiç birini birleştirmeden yazmaya çalışmıştır. Bu değişiklik özellikle II. Meşrutiyet döneminde kurulan Islah-ı Huruf Cemiyetinin (Harfleri Düzenleme Kurumu) çalışmalarıyla kendini göstermiş bu harflerle ilk kez okuma yazma kitabı da Enver Paşanın zamanında orduda okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma öğretmek için yayımlanmıştır. (Bakınız Ek-1)

Türk dili ve Türk tarihinin eşsiz mimarı Atatürk’ün yönlendirmesiyle hazırlanan Elifba Raporu’nun ardından o yurdun değişik yerlerine giderek yeni harfleri vatandaşlara öğretmiştir. Harf devrimi TBMM’ce kabul edilmeden önce gittiği her yerde halkla sıcak temasa geçen Ata’nın okuma - yazma öğretiminin yöntem ve tekniklerini de çok iyi bildiği görülmektedir. Atatürk, 23 Ağustos 1928 tarihinde Tekirdağ’a, 26 Ağustos 1928’de Mudanya’ya, Bursa’ya, 1 Eylül 1928’de Çanakkale’ye, 2 Eylül 1928’de Gelibolu’ya, 15 Eylül 1928’de Sinop’a, 16 Eylül 1928’de Samsun’a, 18 Eylül 1928’de Amasya’ya, 19 Eylül 1928’de Tokat’a, 20 Eylül 1928’de Sivas’a, Kayseri’ye başöğretmen olarak gitmiş, her gittiği yerde halka yeni harfleri öğretmiştir.

Yola çıkmadan harf devrimi hususunda yol haritasını Sarayburnu’nda çizmiştir:

“Arkadaşlar! Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz.

Şimdi sözden ziyade iş zamanıdır. Çok işler yapılmıştır ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil lâkin çok lüzumlu bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Vatandaşa, kadına erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin yüzde onu okuma bilir, yüzde sekseni bilmez nevidendir. Bundan insan olanlar için utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir, iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir (9 Ağustos 1928 Sarayburnu]

Atatürk’ün okuma yazma yöntem ve tekniklerini çok iyi bildiğinin kanıtı Sinop gezisidir. Döneminin çok ilerisinde ses yöntemiyle okuma yazma öğrenen Atatürk aynı yöntemle hedef kitlenin de özelliğini gözeterek halka okuma yazma öğretir. Bir arabacının günlük yaşamında sıkça kullandığı iki sözcüğü (at, ot) çok yalın bir şekilde ona öğreten Atatürk, eğitimin en temel ilkelerini -yakından-uzağa, bilinenden-bilinmeyene, somuttan-soyuta - de gözetmiştir.

Tarih: 15 Eylül 1928, Yer: Sinop

“Atatürk sordu:

-Adın ne?

-Bekir, Paşam.

-Ne iş yaparsın?

-Arabacıyım, Paşam.

-Okuman, yazman var mı?

-Yok Paşam, senden öğrenmeye geldim.

Elli yaşlarında olan bu adam, Sinop'un herkesçe bilinen Arabacı Bekir Ağası idi. Ve gerçekten ne okur, ne de yazardı. Bunun üzerine BÜYÜK ÖĞRETMEN, yazı tahtasına bir (A) yazdı. Bunu birkaç kelime örneği ile Bekir Ağa'ya tekrarlattı. Bundan sonra (O-Ö-U-Ü) vokallerini ayrı ayrı yazdı ve yine ona tekrarlattı. Büyük bir sevinç içinde (A,O,Ö,U,Ü,)leri tekrarlayan Bekir Ağa, ne şayanı hayrettir ki, pek kısa bir zaman içinde bu harfleri yanlışsızca yazmaya muvaffak olmuştu.

Bekir Ağa'nın bu muvaffakiyetindeki sırrı bence Atatürk'ün yüksek dehasında aramak lâzımdır. Bundan sonra Atatürk, Bekir Ağa'ya bir de (t) harfini belletti. Bekir Ağa esasen (A) ile (O) harflerini öğrenmiş olduğundan yazı tahtasına (At) ve (Ot) kelimelerini yanlışsızca yazdı. İşte en büyük öğretmenimiz Atatürk, Sinop'ta verdiği dersle elli yaşlarına kadar cahil kalmış olan bir yurttaşa da yarım saat gibi kısa bir zaman içinde yeni Türk alfabesinin esaslarını öğretmişlerdi.”

Atatürk harf devriminin ardından dilde bağımsızlığın gereklerini mesaisinin çoğunu dil üzerine çalışmalara ayırarak göstermiştir. Bizzat kendisinin kaleme aldığı eserlerde mükemmel Türkçe kullanan Ata’nın özellikle Geometri adlı eseri, matematikçilerin ve bütün öğrencilerin imdadına yetişmiştir.

Geometri kitabı, Atatürk tarafından ilk defa Türkçe geometri terimleri kullanılarak 1936 yılının sonunda yazılmış olan 44 sayfalık kitaptır.

Agop Dilaçar kitabın 1971 baskısına yazdığı öz sözde, kitabın yazılış hikâyesini anlatır. 1936 yılının sonbaharında Atatürk, Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman ve Agop Dilaçar'ı Beyoğlu'ndaki Haşet kitabevine gönderir ve Fransızca geometri kitapları aldırır. Kitaplar gelince uzmanlarla beraber gözden geçirmiş ve geometri kitabının ilk çalışmalarına başlamıştır.

Kış ayları boyunca Dolmabahçe Sarayı’nda bu kitap üzerine çalışan Atatürk'ün hazırladığı kitap Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1937'de yayımlanmıştır. Atatürk kitabında Arapça ve Farsça kökenli bazı geometri terimlerine, üçgen, dörtgen, artı, eksi, çarpı, bölü, eşit, toplam, yüzey, uzay, boyut, çember, çap, açı... gibi günümüzde hâlâ kullanmayı sürdürdüğümüz Türkçe karşılıklar bulunmuştur.

Eskiden üçgene müselles, alan için mesaha-i sathiye, dik açı yerine zaviye-i kaime, yükseklik yerine kaide irtifaıdeniliyordu. Üçgenin alanını tanımlamak için üçgenin alanı taban uzunluğu ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittirtanımı yerine, bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesinin irtifaına hâsıl-ı zarbinin nıfsına müsavidir deniliyordu. Atatürk’ün Türkçeye kazandırdığı sözcüklerden bazıları şunlardır:

Eski Yeni Eski Yeni
Amudî, Ufkî Dikey, Yatay Müselles mütesaviyül adla Eşkenar üçgen
Şakulî Düşey Müselles kaimüz zaviye Dik üçgen
Buut Boyut Zûerbaatül adla Dörtgen
Feza Uzay Satıh Yüzey
Zaviye Açı Mümas Teğet
Zaviyatanı mütevafikatan Yöndeş açılar İrtisam İzdüşüm
Hattı munassıf Açı ortay Dılı mücessem Ayrıt
Müselles Üçgen Mukaar İçbükey
Müselles mütesaviyyüs sakeyn İkiz kenar üçgen Muhaddep Dışbükey

Yurttaşlık Bilgileri’nde Türk ulusunun 10 maddelik temel özelliğini belirleyen Atatürk, 3. Madde’de dil konusuna değinmiştir:

“Türk ulusunun dili, Türkçedir. Türk dili yeryüzünde en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Bu nedenle her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk ulusu için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk ulusu, geçirdiği sayısız sarsıntılar içinde ahlakının, erdemlerinin, gelenek ve göreneklerinin, anılarının, kendi yararlarının, kısaca bugün kendi ulusallığını oluşturan her şeyin diliyle korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk ulusunun yüreğidir, belleğidir.”

TDK’nin kurucu ve koruyucu (hami) başkanı Yüce Atatürk, 12 Temmuz 1932 tarihinden itibaren ölünceye dek TDK ile yakından ilgilenmiş; çalışmalarını takip etmiş, bazen Genel Merkez Kurulu ve Terim Kolu toplantılarına başkanlık etmiş, bazen de bazı yönetici ve üyelerle sofrasında uzun uzadıya Kurum çalışmalarını ele almış, yönlendirici uyarılarda, tavsiyelerde bulunmuştur.

Atatürk’ün dil işleriyle ilgisi, son nefesine kadar, hatta ölümünden sonra bile devam etmiştir. Ruşen Eşref Ünaydın’ın Prof. Dr. Nihat Reşat Belger’le Mülakat adlı eserinden öğrendiğimize göre, devrimlerin babası, hayata gözlerini yumarken “Saat kaç?” dedikten sonra sık sık “Aman dil! Aman dil!” sözlerini tekrarlamıştır.

Ata’nın Türkçeye katkılarını aktarmak için cilt cilt eser yazılabilir. Şiirin diliyle Türkçenin ses bayrağı Dağlarca’nın dizeleriyle özetlersek sözlerimizi, somutlaştırırız Atatürk’ün Türkçeye hizmetlerini:

DİL DEVRİMİ

''Mustafa Kemal, senin kurtuluşun

düşüncenin kurtuluşu''

Ana diliyle güzel

Ağarması yaşamanın ölümün.

Hadi ulaşalım

Gönlümüzdeki ısıyla biz

Anlamın göllerine.

Niye sevmişiz acı duymadan

Onların seslerini

İlk özgürlük değil midir kendince söylemek

Öyle bırakılmışız öyle düşmüşüz

Yedi yüzyıl ellerine.

Hadi ulaşalım artık

Suca yelce tohumca

Sonsuz

Ağacın yıldızın kuşun

Dillerine.

KAYNAKÇA

Atatürk. (1997). Yurttaşlık Bilgileri. (Basıma Hazırlayan Nuran Tezcan), İstanbul: Yenigün Haber Ajansı.

Atatürk. (1998). Geometri Kılavuzu, (Basıma Hazırlayan Nurer Uğurlu), İstanbul: Yenigün Haber Ajansı.

Ülkütaşır, M. Şakir. (1998), Atatürk ve Harf Devrimi, İstanbul: Yenigün Haber Ajansı.

Ek-1: Enver Paşa zamanında yayımlanan Yeni Harflerle Elifba adlı kitaptan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top