İnsanlar çeşitli ortamlarda birlikte çalışır, yaşar ve değişik ilişkiler içine girerler. Arkadaşlık, dostluk, meslektaşlık, işbirliği, dayanışma, rekabet gibi. Bazen aynı işi yapan birden çok kişi vardır. Bunlardan bazıları daha çok öne çıkmak, daha çok tanınmak, göze girmek, fark edilmek ve takdir toplamak isteyebilirler ve bu son derece insanî bir duygudur.

Bazen aynı kişiye (yöneticiye, karşı cinse…) kendini beğendirmek durumunda kalınır. Beğeni ve takdir toplamak doğal davranışlardır. Zira insanın en önemli sosyal gereksinimlerinden birisi saygın olmak, sokak deyişiyle “adam yerine konmaktır”. Gereksinim hiyerarşisinin üst düzey gereksinim olarak sıraladığı “saygı görmek” fark yaratarak takdir toplamaktan kaynaklanır. Birey böylece özsaygısını korur ya da geliştirir. Kendini geliştirme yolunda yolculuğuna devam eder.

İş ortamı bağlamında konuya devam etmek istiyorum. Çalışma hayatında benzer işi yapan birden çok kişi bulunabilir. Çalışanların daha iyi olan durumu, konumu, yeri, ücreti elde etmek için yarışma ya da rekabete girmeleri birçok halde kaçınılmazdır. Kişi istediğini elde edebilmesi için aynı şeyi isteyenlerden daha iyi olmak, üstelik bunu göstererek kanıtlamak durumundadır. Aksi takdirde beğenilmemek hatta aşağılanmak kişinin psikolojik dengesini bozar. Bu da başka sorunlara yol açar.

Bu tür durumları anlatan bazı kavramlara sahibiz. Kıskançlık, haset, çekememezlik, buğz etmek, gıpta etmek, imrenmek gibi. Sözlükte bunlar şöyle ifade edilmiş: Kıskanmak; sevgide veya kendisiyle ilişkili şeylerde bir başkasının ortaklığına, üstün durumda görünmesine dayanamamak ya da herhangi bir bakımdan kendinden üstün gördüğü birinin bu üstünlüğünden acı duymak, günülemek, hasetlenmek, haset etmek ya da bir şeye, en küçük saygısızlık gösterilmesine bile dayanamamak anlamlarında kullanılıyor.

Çekememezlik; kıskançlıktan doğan davranıştır. Örtülü bir rekabete yol açar ve çalışan çekemediği kişinin “ayağını kaydırmaya” çalışır.

Buğz etmek; kin beslemek, nefret etmektir. Rekabet edilen kişiye açık tavır alınmıştır. Çekişme çatışma ve düşmanlık düzeyine ulaşmıştır. Karşı taraf da durumdan hoşnutsuzdur. Savunmanın lüzumsuzluğunu görüp o da saldırmaya başlar. İş ortamını ciddi biçimde bozacak sonuçlara yol açar.

Gıpta etmek; imrenmektir. İmrenme ise sahip olunmak istenilen şey ya da durumda olmayı istemek anlamına geliyor. Gıpta etme ya da imrenme başkasından örnek alarak öğrenme anlamı taşır. Zımnen öğrenerek onu geçmek anlamına gelir. İmrenme, içinde imrenilene karşı hayranlığı da barındırır. İmrenme taklide de yol açabilir ama kişi bunu kısa zamanda aşar.

Çalışma ortamlarında benzer konumda olanların bazıları diğerlerinden fark yaratarak öne geçmek isteyebilirler demiştik. Bazıları diğerlerini dikkate almadan, onlarla yarışa girmeden olabileceğinin en iyi olmaya çalışır.

Bir de etraftakilere çelme takarak, dedikodu üreterek, çamur atarak, işlerini ve düzenini bozarak onu etkisiz kılıp ayakta kalmak isteyenler vardır. Yarışta yanındakinden daha hızlı koşmak yerine onu düşürerek öne geçmek gibi. Öteki düştüğü için öne de geçebilir. Ama bu yarışı daha hızlandırmaz, önde olanın en iyi olduğu anlamına hiç gelmez. Kaliteli bir ürün ve sonuç ortaya çıkmaz. Üstelik iş ortamının huzur ve düzenini bozucu halleri tetikler.

Bunlardan hangisi daha sağlıklıdır? Hangisi örgütsel ortamı geliştirir? Açıkçası eğer arkadaşlarına çelme takıp düşürerek kendisi öne geçmeye çalışmıyorsa, diğerlerine fark atmanın bir sakıncası yoktur. Ancak diğerlerine fark atmaya odaklanmış birisinin en azından niyet veya dilek olarak ötekilerinin iyi olmasını isteyebileceğini düşünmek zordur. Bu durumdaki kişi çekememezlikten kıskançlığa hatta buğz etmeye kadar uzanacak duygu ve davranışlar içinde olabilir. Bu duygular ise örgüt iklim ve kültürünü bozucu etki yaratır.

Örgüt ortamında çalışan kişinin “ötekiler” aynası yerine, kendisinin dünden ne kadar iyi olduğuna odaklanması nasıl bir sonuç doğurur?

İş ortamında çalışanların rekabeti üzerinden performans artışı sağlamanın getiri ve götürüleri iyi düşünülmelidir.

İslam ahlâkında bu tür kavramlar çokça tartışılmış ve önemli bir birikim ortaya çıkmıştır. Bu birikim kitaplarda ve müminlerde bulunuyor. Ancak bu birikimin hem güncellenmesi hem de yeni kuşak Müslümanlara aktarılması gerekiyor. Burada da bir sorunumuz var. Din kurumumuz siyasallaştıkça kendi alanını boş bırakıyor. Sahihliğini kontrol edemedim ama şöyle de bir hadis var: Mümin gıpta eder, münafık hasede girer!

Bir kıssa: Öğretmen tahtaya bir çizgi çizer ve öğrencilerine “bu çizgiyi kim daha kısaltabilir” der. Öğrenciler uğraşır dururlar. Kimisi o çizgiyi siler, kimisi böler… Öğretmen bir türlü beğenmez. Derken bir öğrenci gelir ve o çizgiden daha uzun başka bir çizgi çizer. Öğretmen; “işte şimdi o çizgiyi kısalttınız” der.

Karşımızdakini engellemektense ondan daha iyisini yaparak yol almak gerçek üstünlüktür. Kaldı ki kişi başkasıyla değil, kendisiyle yarışmalı, dünden ne kadar daha iyi olduğuna bakmalıdır. Bence daha da iyisi iş ortaklarına yardım etmek ve onların yardımını almak yani işbirliği ve dayanışma daha etkili sonuçlar üretir. Rekabette kazanan ve kaybedenler vardır ancak işbirliğinde herkes kazanır.

Türk Dil Kurumuna Eleştiri

Bilişim toplumunda yaşıyoruz. Zamanımızın önemli kısmı bilgisayar karşısında ve internetle bağlantılı olarak geçiriyoruz. Birçok araştırma, veri toplama ve kaynak derleme işini internet üzerinden yapıyoruz. Bilişim artık vazgeçilmezimizdir.

Birçok kişi, kurum ve kuruluş internet üzerinden kendini bilgi kullanıcılarına açmış durumdadır. Hem kendini tanıtmakta hem de kurumsal hizmetlerinden bazılarını internet üzerinden vermektedir. Bir kısmı bu hizmetler karşısında gelir elde ederken özellikle kamu kuruluşları hizmet sunumunda farklı bir yol kullanarak çağa uygun gelişmelere uyum sağladıklarını göstermektedirler.

İnternet üzerinden hizmet veren kuruluşlardan biri de Türk Dil Kurumudur. İnternetteki sayfasında kullanılabilecek çok miktarda veri bulunmaktadır. Öncelikle bu hizmetler için teşekkür ederim.

İnternetteki Güncel Türkçe Sözlüğü ara sıra kullanıyorum. Ancak bu hizmet yeterince yararlı olmuyor. Bir kelime arıyorum, karşılığında başka bir kelime çıkıyor. O neymiş diye bakıyorum bu kez de önceki kelimeyle karşılaşıyorum. Sanki sözlük değil, eş anlamlı kelimeler kılavuzu. Bir kelimeye bakıyorum, eş anlamlısı çıkıyor. İyi de, bunlar ne demek? Yani ne olma, nasıl olma hali? Biraz daha açıklama verilemez mi. Ben eş anlamlısını aramıyorum ki!

İpucu verilmiş; sözün gelişinden anlayalım diye örnek cümleler. Sözün gelişinden anlam çıkarmayı zaten sözlüğe bakmadan yapıyoruz. Dil kurumunun daha iyisini yapması gerekmez mi? Benzer durum kitaplığımdaki Türkçe Sözlükte de var. Birçok kelimenin anlamı yok; eşanlamlısı var. Sözlükler bu yönden geliştirilemez mi? İnsanları Türkçeyi doğru kullanmamakla eleştiriyoruz ama doğru kullanmak isteyenlere de yardım etmesi gerekenler yeterince etmiyor!

Türkçe dünyanın geniş alanlarında kullanılan bir dilidir. Dünyada kaç kişinin kullandığından öte, geleceğin çok kullanılan dillerinden biri olması için yapılması gereken bir görev vardır ve bu görev de Türk Dil Kurumuna düşmektedir. Bu görev değişik dillerde karşılığı olan elektronik Türkçe sözlüktür. İnternette benzerlerini gördüğümüz bir dilde yazılan sözcüğün verili dillerde karşılığını veren hatta çeviriler yapan sözlüklerden hazırlanabilir. Bu sözlük ya da çevirmenin ücretsiz olarak internete konulabilir ve çeviri yapan internet sayfalarına eklenebilir. Google çeviri gibi bazı internet adreslerinde buna benzer hizmetler sunulmasına karşın ciddi eksiklikler içermektedir.

Böylesi bir çalışma Türkçenin bir dünya dili olmasını sağlayacağı gibi dil öğrenenler ve başka dillerde çeviri yapanlar başta olmak üzere birçok kimsenin işini kolaylaştıracaktır.

Bu görev gönüllü kişi ve kuruluşları aşar. Başka dillerden çeviri yapmak üzere geliştirilen yazılımlar bulunmaktadır. Belki bunlar örnek alınarak ya da satın alınıp geliştirilerek Türkçe için bu hizmet sağlanabilir.

Bu görevin de çok önceden yapılmış olması gerekirdi.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile