Giriş

Bu araştırmada ilk olarak ahlâkın ne olduğu üzerinde durulacak ve daha sonra Farâbî’nin hayatı, eserleri ve felsefesine değinilecektir. Son olarak, Fârâbî’nin “Mutluluğu Kazanma” eseri temel alınmakla birlikte eserlerinde ahlâkı işleyiş biçimi incelenecektir.

Manzur’a göre (1964), ahlâk sözcüğü, Arapça’da “hulk” sözcüğünün çoğuludur. Türkçe’de “hulk” sözcüğü yerine ahlâk terimi kullanılmaktadır. Arapça’da “hulk” sözcüğü ise tabiat, huy ve karakter anlamlarını içerir (Akt. Özgen, 1997, 13). Almanca ahlâk (moral) sözcüğü mos sözcüğünden türetilmiştir ve töre ile aynı anlamdadır. Ahlâk ya da töre, bir insan topluluğunda karşılıklı ilişkilerde gelişen saygı ve birbirini benimseme süreçlerinden oluşan ve kendilerine norm olarak geçerlilik tanınan geneli bağlayan eylem modellerini içerir (Pieper, 1999, 31). Fârâbî’ye göre ahlâk, kendisiyle, insanda iyi ve kötü eylemlerin ortaya çıktığı şeydir. İnsanda iyi fiillerin ve nefse arız olan iyi şeylerin meydana gelmesine sebep olan ahlak iyi ahlâktır. İnsanda kötü fillerin meydana gelmesine sebep olan ahlâk ise kötü ahlaktır (Akt. Yılmaz, 2006, 63).

Fârâbî’ye göre “insanın fiziki bünyesinin yetkinliği ahlâkın (huylar) yetkinliği gibidir. İnsanın ahlâkının yetkinliğini sağlayan eylemlerin durumu, insanın bedeni yetkinliğini sağlayan şeylerin durumuna benzer. Sağlıklıyken onun korunması, ondan yoksun kaldığında kazanılması gerektiği gibi, bizde var olan iyi ahlâkın korunması, olmadığında ise kazanılması gerekir (Akt. Özgen, 1997,  90).

Ahlâkî bir varlık olmanın başta gelen koşulu, yaşayan bir varlık olmaktır. İnsan, öncelikle bu dünyada yaşamak durumundadır. Ancak bireysel yaşamını kurtarmış olan kimse diğer insanların yaşamlarının korunmasına ve kurtarılmasına katkıda bulunmuş olur (Kuyurtar, 1992, 25). Herhangi bir kişinin ahlâksız olduğunun söylenmesi için ya onun davranışının çoğunluk tarafından kabul edilen ahlâk yasalarına uygun olmaması ya da onun karakterinin bozuk olması gerekir (Pieper, 1999, 31).

Fârâbî’nin Hayatı, Eserleri ve Felsefesi

Tam adı, Ebû Nasr Muhammed b. Muhammed b. Tarkhan b. Uzluğ b. Turhan el-Fârâbî et-Türkî’dir (Ulutan, 2000:14 akt. Kuyurtar, 1992:4). Türkistan’ın Farab şehri yakınlarındaki Vesiç’te yaklaşık 258 (871-72) yılında doğduğu sanılmaktadır. Aldığı ilk tahsilin temeli dini eğitim ve dil bilimleriydi; fıkıh, tefsir ve hadis okudu. Türkçe ve Farsçanın yanı sıra Arapçayı öğrendi (Yılmaz, 2006, 4). Alper’e göre (2000), İslam Felsefe geleneğinin en parlak temsilcilerinden biri olan Fârâbî ilmi ve felsefi disiplinlerin hepsine dair çalışmalarda bulunmuştur. Hem felsefe ile din arasında hem de felsefenin alt disiplinleri arasında bir birlik ve uyum oluşturmaya çalışmıştır (www.etikturkiye.com).

Mantık alanındaki başarısı onun Aristoteles’ten sonra “İkinci Muallim” (Mu’allim-i Sanî) olarak anılmasını sağlamıştır (Türker ve Alper, “Önsöz”, Fârâbî, 2008).  Fârâbî, Türk eğitim tarihinde ilk kez doğrudan eğitime ilişkin görüşler ileri sürdüğü bilinen düşünürdür. Fakat onun eğitim görüşleri sistemli olarak incelenmediğinden birçok yazar onu bir eğitimci olarak değil sadece bir filozof ve düşünür olarak görür (dergiler.ankara.edu.tr ). Şerif’e göre (2000: 44), Fârâbî, filozofların ve mütercimlerin bulunduğu en önemli eğitim merkezlerinden biri olan Bağdat’ta yirmi yıl geçirdikten sonra diğer bir kültür merkezi Halep’e gitti. Sarayda ilim adamı ve hakikat arayan birisi olarak ilk ve en başta gelen bir kişi olarak yaşadı. Fârâbî 337’de Mısır’a kısa bir seyahat yaptıktan sonra Dımaşk’a döndü ve 339/950 yılında vefat etmiştir (Akt. Yılmaz, 2006: 5).

El- Fârâbî, “Gökyüzünün Hareketi” adlı çalışmasını ve psikoloji alanında “Ruh Hakkında”, “Ruhun Gücü Hakkında”, “Çokluk ve Teklik Hakkında”, “Akıl ve Bilinç” tezlerini de yazdı. Bu eserlerin bir kısmı Latince’ye çevrildi ve XVII. yy.a kadar geldi. El- Fârâbî, yakındoğuda ünlü olan müzik eserleri de verdi (mimoza.marmara.edu.tr). Fârâbî’nin günümüze kadar gelen eserlerinden bazıları şunlardır; Ârâu ehli’l medineti’l fâdıle, es-Siyasetü’l-medeniyye, Kitâbü’l-Mille, Tahsîlü’s-saâde, Felsefetü Aristotâlis ve Felsefetü Eflâtûn.  (Özcan:“Önsöz”, Farabi.1993:8-10 akt.Yılmaz, 2006:6).

Fârâbî’nin felsefesinin merkezini siyaset felsefesi oluşturmaktadır; ahlâk veya ahlâk felsefesi ise siyaset felsefesine tabidir. Ahlâk bireyin mutluluğu ile, siyaset ise toplum mutluluğu ile ilgilenir (Kuyurtar, 1992:46).

Fârâbî’nin Ahlak Anlayışı

Fârâbî, kendileri ile, milletlerin ve şehirlerin bu hayatta dünya mutluluğu ve öteki hayatta üstün mutluluğu elde ettikleri insani nesneleri dörde ayırır. Bunlar:

1) Nazari erdemler, 2) düşünme erdemleri, 3) ahlâkî erdemler, 4) işlek (ameli) sanatlardır. Fârâbî, tüm bu insani nesnelerin birbirinden ayrılmamaları gerektiği, aksi takdirde bunların eksik ve sakat olacaklarını düşünüyor. En güçlü düşünme erdemiyle en güçlü ahlâkî erdemi birbiriyle bağlantılı görüyor. Burada sadece ahlâkî erdemler üzerinde durulacak fakat düşünme erdemleriyle birlikte incelenmesi daha doğru olacaktır.  (Farabi, 2008a: 21-43).

Ahlâki erdemler (fazilet) ve aşağılıklar (rezilet) ancak belirli bir huydan doğan eylemlerin, belli bir zamanda defalarca tekrar edilmesi ve ona alışık hale gelmesiyle, insanda meydana gelir ve yerleşir. Bu sebeple huyun değişmesi zordur. Bu huylar, iyiyseler erdem; kötüyseler aşağılık olacaklardır (Özgen, 1997: 87).

Fârâbî, birçok milletin, bir milletin veya bir şehrin başına ortak bir olay geldiğinde, onların ortak (erdemli) faziletli amaçları için en faydalı olan nesneyi iyice keşfetmeyi sağlayan bir düşünme erdemi (fazileti) olduğunu söylüyor. Ona göre, bir erdemli amaç için en faydalı olan ile en güzel olan arasında fark yoktur. Bu düşünme erdeminin siyasi bir düşünme erdemi olduğunu ifade ediyor (Fârâbî, 2008a:38).

Siyasi (düşünce) erdemler ile ahlaki erdemler arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Bir yandan siyasi (düşünce) erdemlerinin gerçekleşmesi ahlâkî erdemlerin miktarıyla doğru orantılı iken, diğer yandan siyasi lider kadronun yönetim tarzları ve öncelikleri bireylerin hayattaki gayelerini ve ahlâklarını belirleyebilmektedir (www.etikturkiye.com).

Fârâbî, ahlâkî erdemleri ve aşağılıkları belirli bir huydan oluşan eylemlerin tekrar edilmesiyle alışkanlıkla yerleşmesinden dolayı huyların değiştirilemeyeceğini düşünüyor. Ahlâkî erdemleri ve aşağılıkları, huyların iyi olup olmamasına bağlıyor. Ona göre faziletli amaç için en faydalı nesne düşünme erdemiyle birlikte keşfedilir.

Fârâbî, düşünce erdemlerine örnek olarak, hikmet, akıllılık, anlayış yetkinliği gibi erdemleri sıralar. Ahlâkî erdemler, ise iffet, yiğitlik, cömertlik ve adalet gibi istekle ilgili olan erdemlerdir. Bu erdemlerin ise alışkanlık ile edinildiğini söylüyor. Bu sebeple ahlâkî erdemlerin kazanılmasını düşünce erdemlerinde olduğu gibi insani bir çabayı gerektirdiğini belirtiyor (Özgen, 1997: 86).

Fârâbî, araştırılan nesnenin, ister insanın kendisi için arzuladığı gerçek bir iyi, ister başkasının sahip olmasını istediği gerçek iyi veya onu arzulayacak kimse tarafından iyi olduğuna inanılan bir nesne olsun, bu en faydalı, en güzel olanın ve iyi erdemli bir amacın kendisiyle araştırıldığı bir erdeme sahip olan kimsenin ahlâkî bir erdeme sahip olmadan bu güce sahip olamayacağını düşünüyor. Erdemin, ahlâkî davranışları ve işleri, düşünme gücünün en faydalı ve en güzel olanı keşfetme kabiliyeti olduğu ölçüde gerçekleşeceğini düşünüyor (Fârâbî, 2008a:40). Fârâbî’ye göre doğru, şeylerin zihnin dışında, zihinde inanıldığı şekilde bulunmasıdır. Kişinin ilk inancı hakkında herhangi bir inanç alındığında, bu inanç, onun nezdinde ilk inançtan farklı olamaz ve bu, sonsuza kadar böyle devam eder. Fârâbî bunu zorunlu kesinlik olarak tanımlıyor. Zorunlu olmayan kesinliğin ise değişmesi ve böylece –zihinde bir eksiklik meydana gelmeksizin- yanlış olması mümkündür. Zorunlu olmayan kesinin mukabilinin varlığı, olası yanlıştır. Zorunlu olanın mukabili ise, varlığının imkânsız yanlış olduğunu belirtiyor. Yanlışın bir kısmının mümkün olmadığını bir kısmının ise mümkün olabileceğini ifade ediyor (Fârâbî, 2008 b:3).

Fârâbî, uzun bir süre geçmeden değişmeyen ve birçok millette, bütün bir millette veya bütün bir şehirde ortak olan amaçlara göre en faydalı ve en güzel olanın kendisiyle keşfedilen düşünme erdemi, ortak bir olay karşısında en olgun reisliğe (nüfuz’a) ve en büyük kuvvete sahip olursa, onunla beraber bununla (ahlâkî) erdemlerin hepsinden en üstün nüfuza ve en büyük kuvvete sahip olacaklarını ifade ediyor. Bunu, her ne kadar kısa süreli muvakkat olsa da, ortak bir amaç için en faydalı olanın kendisiyle iyi araştırmayı sağlayan düşünme erdemi takip eder; onunla beraber bulunan (ahlâkî) erdemler ona göre kıyaslanabilecektir (Fârâbî, 2008 a:40).

Fârâbî, Tenbih Ala Sebili’s-Sa’ade adlı eserinde, insanın arzuladığı her yetkinliğin ve amacın, iyi olduğu için arzulandığını ifade ediyor. Kesinlikle her iyinin tercih edilebileceğini söylüyor. Herkes kendisinin kesin olarak mutluluk olduğunu düşündüğü şeyin, en çok tercih edilen, en üstün ve en yetkin “iyi” olduğuna inandığını belirtiyor. (Özgen, 1997: 75-76). O, sonunda amaçlarla beraber tek sanatlarla, tek tek evler halkı olarak tek tek insan varlıklarıyla ilgili olan düşünme erdemlerine gelineceğini bunların da onlara göre kıyaslanabilen (ahlâkî) bir erdemle beraber bulunduklarını belirtiyor (Fârâbî, 2008 a:41). Fârâbî’ye göre insanlar amaçları, iyi olduğu için arzular. En üstün iyinin mutluluk olduğuna inanıldığı için kişilerin mutluk olarak düşündükleri şeyler en çok tercih edilendir.

Fârâbî hangi erdemin olgun ve en kuvvetli erdem olduğunun araştırılması gerektiğini düşünüyor. Hangi erdemin kuvveti bütün erdemlerin kuvvetine eşit olmalıdır ki en kuvvetli erdem olsun. Bu erdem, insan, onun işlerini yapmaya karar verdiği zaman diğer bütün erdemlerin işlerini kullanarak onları yapabileceği bir erdemdir. İnsanların, diğerlerince sahip olunan erdemlerin işlerini kullandığı bir erdem ahlâkî bir erdem olacaktır (Fârâbî, 2008 a:41). Fârâbî, Fusulu’l-Medeni ve Tenbih Ala Sebili’s-Sa’ade adlı eserlerinde iyi ahlakın meydana getirilmesini sağlıklı olmaya benzetiyor. Sağlıklı olmak için yenilen şeylerin orta derecede olduğu durumda sağlıklı olunabildiği ve fazla ya da eksik olduğu durumda sağlıklı olunmadığı gibi iyi ahlâk da ahlâk elde edilen eylemlerin orta derecede olması durumunda iyi ahlak gerçekleşecek eylemler mutedillikten uzaklaşıp alışkanlık haline gelirlerse iyi ahlâkı meydana getirmez (Akt. Özgen:1997:90). Fârâbî eylemlerin orta halini, cesaret, cömertlik, iffet, incelik, sadakat ve dostluk olarak sıralar. Bu örnekler pratik yetkinliğin ilk örnekleri olarak ahlaki davranış olarak yol gösterici ve karşılaştırma ölçütü olarak iş görürler (Özgen, 1997:91).

Fârâbî’ye göre düşünme erdemine sahip olan bir kişi ahlâkî erdemlerin düşünme erdemlerine sahip olmaz. Eğer düşünme erdemi tek ise doğuştan iyilikler olan erdemleri keşfetme yeteneği olan kişiler bile sadece bu erdemle iyi olamazlar. Eğer kişi iyi değilse, kendileri veya diğer insanlar için iyiyi isteyemezler. Fârâbî, düşünce erdeminin tek başına olduğu durumda ahlaki erdemi keşfetmenin imkânsız olduğuna inanıyor. Eğer kişide düşünme erdeminin ve ahlâkî erdemin ikisi de varsa, düşünce erdemi ahlaki erdemi keşfedemez. Çünkü beraber iseler, düşünme erdeminin ahlâkî erdemi keşfetmemesi gerekir. Düşünce erdemi ahlâkî erdemi keşfederse, bu, düşünce erdeminin ahlâkî erdemden ayrı olmasını gerektirir. Bu sebeple düşünce erdeminin kendisi ya iyilik erdemidir ya da düşünme gücü tarafından keşfedilen ahlâkî erdemden farklı başka bir erdem olduğu düşünülmelidir  (Fârâbî, 2008a: 43).

Düşünme kuvveti sayesinde iyi amaçlar ve bu amaçlara götürecek araçlar tespit edildiğinde, bunun adı düşünme erdemi olur. Bunun sayesinde erdemli bir amaca yönelik en yararlı olan şeyler keşfedilir. Düşünce kuvveti ile iyi işlere yönelen bir kimsenin ahlâkî erdemlere sahip olması gerekir. Çünkü ahlâkî erdemlere sahip olmayan bir kişi kendisi ve başkaları için iyiyi isteyemez (Kuyurtar, 1992:50). Yani insanlar düşünme kuvvetiyle iyi işlere yönelirlerse ahlâkî erdeme sahiptirler. Eğer ahlâkî erdeme sahip değillerse kendileri ve başkaları için iyiyi isteyemezler.

Fârâbî, nazari erdemin, en yüksek düşünme erdeminin, en yüksek ahlâkî erdemin ve en yüksek sanatın doğuştan teçhiz edilmişlerde bulunduğunu söylüyor. Bunların pek büyük bir kabiliyet, üstün tabiatlara sahip insanlar olduğunu düşünüyor. Fârâbî, milletlere ahlâkî erdemleri ve iş sanatlarını var etmenin yönteminin eğitim olduğunu ifade ediyor  (Fârâbî, 2008a:45).

Sonuç

Erdemli bir amaç için faydalı ve güzel olan farklı değildir. Faydalı olan mecburen erdemli bir amaç için ve faziletli bir amaç için en faydalı olan, en güzeldir. Bu düşünme erdeminin siyasi bir düşünme erdemi olduğu görülür. Fârâbî ahlâkî erdemi baş erdem olarak görüyor. Ahlâkî davranışları ve işleri, düşünme gücünün en faydalı ve en güzel olanı keşfetme yeteneği ne kadar ise erdemin de o ölçüde olduğunu belirtiyor.

Fârâbî tüm insani nesneleri birbiriyle bağlantılı görmekle birlikte düşünce erdemiyle ahlâkî erdemi birbirinden ayırmıyor. Doğuştan var olan ve iradeyle birlikte bulunan ahlâkî erdemler kendisiyle keşfedilen bir düşünme erdemi ile beraber olmalıdır. En üstün düşünme gücüyle birlikte bulunan en yüksek insani ahlâk erdemine benzer bir erdeme doğuştan eğilimli bazı insanların olması gerekir.  Herhangi bir insan ahlâkî erdeme sahip olamaz.

Yararlanılan Kaynaklar

Akyüz, Yahya. “Fârâbî’nin Türk ve Dünya Eğitim Tarihindeki Yeri” http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/512/6288.pdf adresinden    01.06.2009   tarihinde indirilmiştir.

Arkan,Atilla.“ Fârâbî’nin Gözüyle Ahlak-Siyaset İlişkilerinin Analizi” Adapazarı:Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi,ss.387-396.http://www.etikturkiye.com/etik/siyasetetik/1AtillaArkan.pdf adresinden 01.06.2009 tarihinde indirilmiştir.

Aydın, İnayet. Eğitim ve Öğretimde Etik. Ankara: Pegem A Yayıncılık, 2006.

Fârâbî. Fârâbî’nin Üç Eseri. (Çeviren: Hüseyin Atay). İstanbul: Morpa Kültür Yayınları, 2008a.

Fârâbî. Kitabu’l-Burhan. (Çevirenler: Ömer Türker ve Ömer Mahir Alper). İstanbul: Klasik Yayınları, 2008 b.

Pieper, Annemarie. Etiğe Giriş. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1999.

Kuyurtar, Mehmet. “İbni Haldun’un Ahlak Hakkındaki Görüşleri” Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1992.

Özgen, Mehmet Kasım. Fârâbî’de Mutluluk ve Ahlak İlişkisi. İstanbul: İnsan Yayınları, 1997.

Yılmaz, Münevver Mücahide.“ Fârâbî’de Siyaset-Ahlak İlişkisi” Yayınlanmamış Master Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,2006.

El- Fârâbî Milli Devlet Üniversitesi. Felsefe Kolu. http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/farabi.htm adresinden    01.06.2009  tarihinde indirilmiştir.