İşte yine oldu...

Birisi daha Einstein’a taş çıkartırcasına enerji-kütle denklemini doğruladı. O birisi ki “hepimiz” onu çok iyi bilirdik...

Evet, Oktay Guseinov’dan bahsediyorum: “Ne biçim iş bu... Ben yabancı ülkeye geleceğimi, yeni dil öğreneceğimi sanırken, siz benim dilimden sohpet koyarsınız..." İlk böyle tanıştım Oktay’la, 1990’larda...

Sonra da “CV”siyle karsılaştım Oktay’ın... Gençlere örnek olmalı bu CV (kendim de dâhil tüm sıfat sahiplerine zaten ibret-i alemdi). [bir keresinde sordum] hocam sizin Amnuel ile o kadar çok makaleniz var... Ama makalelerde hep o ilk isim... Peki, bu Amnuel sizden çok mu çalışırdı... Yanıt: “Bak hele [:-)]... Biz Zeldovic’in öğrencileriydik, öyle sen, ben yoktu...  Makaleler hep soyadı sırasına göre çıkardı; zaten Amnuel astrofizika’da o kadar kalmadı...”

İşte Oktay böyle adam gibi adamdı ve böyle bir geçmişi vardı...

Sonra mı; sonrasını “hepimiz” çok iyi biliyoruz. Azerbaycan’daki sorunlardan uzaklaşıp Türkiye’de sürekli kalıp “yalnızca” fizik-astrofizik-bilim yapmak için çabaladı durdu; dakikasını kendi deyimiyle “boş işlere” ayırmak istemezdi; öğrenciler yetiştirdi, makaleler yazdı, yazdık, yazıyorduk...

Onunla çalışma şansı yasamışlarımız bilir; onun “bilim” hızına ayak uydurmak çok çok zordu; saatler içinde makalelerin okunup çalışılmasını, günler içinde analizlerin bitip grafiklerin çizilmesini, ay içinde de konunun irdelenmesini isterdi...

Büyük resmi gören sayılı “bilgin”lerdendi... “[Sinan] bak hele... Böyle ufak işlerle ve bunların magaleleriyle vakit kaybetme... Sorduğun sorunun böyük resimdeki yerini her zaman irdele... O resme bir şey koyabilersen, o zaman doğru yoldasın...”

Peki ya yaptıkları yeterli miydi?... Konu /giden/ olunca, hiç bir şeyin yetmediğini “hepimiz” biliyoruz.

Peki ya daha iyisi yapılamaz mıydı?... Bunun yanıtını da “hepimiz” çok iyi biliyoruz... Emekliliğinden sonra üç kuruş daha fazla kazanabilmek için önüne çıkan her yol kapatılmış olsa da o yine “bilgisini” paylaşarak popüler dergilerde, danışmanlıklarda, kitaplarda kendini bulmaya çalıştı, çabaladı...

Sertti, bıçak gibi dili vardı... Aldığı “bilimsel formasyondan” dolayı, ne düşünüyorsa çekinmeden söylerdi: TUG teleskopları için “... küçük teleskoplarla oynayıp durursunuz" demişti; Yine TUG danışmanıyken yazdığı 11 sayfalık “özeleştiri” mektubunu “hepimiz” hatırlarız...

Fotometre Çalıştayında “... Bütün bilgi tayfta var; nedir bu fotometre sevdası...” demişti; NATO-ASI toplantısında konuşmacının yanlış şeyler söylediğini fark edince /olmayan/ İngilizcesine rağmen (çünkü grafik ve denklemleri görüp ne dendiğini yorumlamıştı) bilgisinin cesareti ile kalkıp "... Birisi söyleyeceklerimi çevirsin... Burda yanlış  söhpet gedir” demişti... Çünkü aldığı bilginin temeli beton gibi “sağlam”dı ve yaşadığı matematiksel ve fiziksel deneyim de ona yılan gibi “kıvraklık” kazandırmıştı... İşte bu yüzden de bilen için ağzından “doğrular” dökülürken, bilmeyen için ise “şaşkınlık, afallama” yaşanırdı... Örneklerini “hepimiz” gördük...

Uzatmanın gereği yok; giden yalnızca bedendi! Oktay hala fikirleri, projeleri, bilgisiyle “sevenlerinin” yanında ve onlara yol gösterdi ve gösterecek! Ve bilinsin ki onunla başlayan ekol devam edecek!


Hocam, yerin fotonların yanıydı şimdi onlarla “mutlu”, “huzurlu” ve sonsuza kadar koşabilirsin...

Nur içinde yat hocam...