Savaş; yetişkinlerin vahşet dolu oyuncağı, minicik yüreklerin korkulu rüyası...

Dünya üzerindeki tüm canlılar için sancılı acılar yaşatsa da, hiç kimseyi olanlara anlam bile veremeyen, meraklı bir o kadar da korkulu gözlerle ailesinin, arkadaşlarının, evinin, oyun oynadığı sokakların, okulunun hatta şehrinin yok oluşunu seyreden bir çocuğu incittiği kadar incitemez savaşlar.

Yeryüzünden ayrılan her çocuk bir umudun yok oluşuyken, nasıl olur da hangi tarafta olursa olsun kazanan ya da kaybeden, çocuklarımızı bu vahşete dâhil edebiliyoruz. Savaş sonrası kazanılan hangi zafer, bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı sonsuza dek kaybetmesini ödeyebilir ki!

Yeni nesiller yetiştiriyoruz savaşların, kavgaların, anlaşmazlıkların orta yerinde. Daha yarınını göremeyen hangi çocuğun gelecek için hayalleri, planları olabilir ki.

Gözlerimizin gördüğü kanlar içinde yatan bir çocuk, çoğu zaman savaşlara bunun için katlanamıyor, lanetler ediyoruz; ama asıl göz ardı ettiğimiz kana bulanmış gelecekler. Herhangi bir savaşın sonunda sağ kalmış, ruhları sakatlanmış milyonlarca çocuk gelecek için sadece yeni savaşlar vaat edebilir. Duymuyor, görmüyor, hissetmiyor ya da bile bile es geçiyoruz; ama atılan her bomba, her yeni kurşunla bir umudumuzu daha yok ediyoruz.

Tabii ki sadece çocuk olmak zor değil savaşın ortasında. Anne olmak, kardeş, ağabey, eş, baba, sevgili kısaca insan olmak çok zor; ama dediğim gibi bir çocuğun yara alan ruhu ya da dünyadan ayrılan bir çocuk yitirdiğimiz bir umut daha. O yüzden son umudumuzu da yitirmeden “dur!” dememiz gerekmez mi tüm vahşetlere?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top