Bilgi toplumu üzerine bir şeyler söylemeden önce Napolyon’un ‘’Para, para, para’’sözü aklıma geldi. Eğer Napolyon 21.yüzyılda yaşasaydı ‘’Bilgi, bilgi, bilgi’’ derdi.  Toplumlar hiç şüphesiz ürettikleriyle kültür ve medeniyetlerini kurarlar. Üretim değerleri toprak ve ziraat olanlar tarım toplumu, sanayi, hammadde ve enerji olanlar ise sanayi toplumunu oluşturur. Tarım toplumunda toprak önemliyken sanayi toplumunda ise fabrika gibi üretim tesisleri ön plandadır.

Biz gelelim asıl konumuz olan bilgi toplumuna. Bilgi toplumunda bilgi üretilir, kullanılır ve nihayetinde pazarlanır. Bilgi toplumunun kaynağı ne toprak ne de sanayidir. Adından da anlaşılacağı gibi bilgidir. Geleceğin anahtarı bilgiyi kendine rehber edinmiş toplumların elinde olacaktır.

Bilgi toplumu; genetik, kimya, nükleer enerji, nanoteknoloji, yazılım, ilaç sanayi, uzay gibi konularda önemli başarılara imza atmış toplumdur. Burada İrlanda ve Hindistan’dan bahsetmek istiyorum. Her iki ülke ‘’yazılım’’ konusunda önemli çalışmalar yaparak adlarında çokça söz ettirmektedirler. Özellikle İrlanda yazılım devi olmakla birlikte Avrupa’nın cazibe merkezi haline gelmiştir. Burada nanoteknoloji ile ilgili Bilkent Üniversitesi’nin bünyesinde bulunan Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM)’in adını söylemek istiyorum. Ülkemiz için gurur verici bir gelişme.

Ülkemiz tarım toplumu ile sanayi toplumu arasında yer alır. Bizim yerimiz kesinlikle bilgi toplumunun yanında olmalıdır. Bunun için neler yapılmalıdır? Bu soruya birçok cevap verilebilir. Bunlar:

1-Öncelikle eğitim politikamız hükümetlere göre değişmemeli, belli bir milli eğitim politikamız olmalıdır. Eğitim sistemimiz Büyük Önder’in dediği gibi fikri hür, vicdani hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeliyiz.

2-Öğretmen yetiştirme politikamızın ve eğitim fakültelerinin niteliği arttırılmalıdır.

3- Eğitimimiz ulusal, laik ve bilimsel temele dayanmalıdır.

4-Eğitim yöneticileri ve kadroları işinin ehli insanlar olmalıdır.

5- Eğitimin her kademesindeki öğrencilerimize bilimsel tutum ve davranışlar kazandırmalıyız. Yani düşünen, sorgulayan, araştıran ve okuyan bireyler yetiştirmeliyiz.

6- Üniversitelerimiz bilgi çağında büyük atılımlar yapmamızı sağlayacak kurumlar olmalıdır. Bunun gerekleri yapılmalıdır.

7- Üniversitelerimizde bilimsel araştırma merkezleri (Bilkent Üniversitesi’ndeki UNAM gibi..) kurulmalı ve her konuda desteklenmelidir.

8-Devletin, bütçeden yüksek öğretime ayırdığı pay arttırılmalıdır.

9-Dünyanın seçkin üniversiteleriyle geniş anlamda ve sürekli bir işbirliği sağlanmalıdır.

10-Bilimsel çalışmalar desteklenmeli ve bu konuda çalışan insanlarımıza sahip çıkmalıyız.

11-Çocuklarla ilgili yayınlar, çocuklarımızı araştırmaya ve merak etmeye yönlendirmelidir.

12-Öğrencilerimize özellikle de ilköğretim çağındaki çocuklarımıza büyük bir milletin evladı olduğumuz ve büyük düşünmemiz gerektiği anlatılmalıdır. Zaten Büyük Önder de böyle demiyor muydu?

Burada bir parantez açmak istiyorum. Dönemin Japon eğitim bakanı ülkemize gelir. Bizim Milli Eğitim bakanımız mevkidaşına Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’nda yerle bir olduğunu söyler ve şimdi Japonya’nın nasıl büyük bir devlet olduğunu sorar. Japon bakan öğrencilerinin okul başlamadan Nagazaki’ye ve Hiroşima’ya geziye götürdüklerini söyler. Öğrencilerine sizden öncekiler çalışmadılar bu duruma düştüler eğer siz de çalışmazsanız daha beter olacaklarını anlatırlarmış. Japon bakan bizim bakana sizin büyük bir tarihiniz var. Örnek olarak Çanakkale Savaşını ve şehitliğini örnek verir. Siz de bunları eğitiminizde kullanabilirsiniz der. Japon bakan çok haklı biz de çocuklarımıza ulusal bilinç aşılama konusunda Çanakkale’yi, Albay Reşat (Çiğiltepe) Bey’i, Kurtuluş Savaşı’nı anlatabiliriz.

13-Eğitimcilerimiz bilgisayar, internet, bilgi ve medya okuryazarlığı konusunda eğitim fakültelerinde eğitilmelidir. Bu konuda üniversiteler, iletişim fakülteleri, MEB ve aileden sorumlu bakanlık işbirliği içinde olmalıdır.

14-Üstün zekâlı çocuklar için ayrı okullar açılmalı ve gerekli altyapı hazırlanmalıdır.

15-İlköğretim öğrencilerimiz; bilgiye ulaşmasını bilmeli, kitap okumalı ve kendini ifade edebilmelidir. Eğitim sistemimizi bunlara göre düzenlemeliyiz. Öğrencilerimiz bilgiyi kullanırken bilgi kirliliğinden korumalı ve ailelerimizi bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Ayrıca umuma açık internet kafeler denetlenmelidir.

16-MEB; Üniversiteler, Türkiye Bilişim Vakfı, Zekâ Vakfı, TÜBİTAK, TDK ve TTK ile kapsamlı bir işbirliği içinde olmalıdır. Bu kurumlarla birlikte bilimsel projeler ve araştırmalar konusunda işbirliği yapılmalıdır.

17-Üniversite öğretim elemanlarının tezleri, kitapları ve çalışmaları kesinlikle Türkçe yayınlanmalıdır.

18-Çocuklarımızın beynini körelten dinci yayınlar (isim vermek istemiyorum) yayından kaldırılmalıdır. Bu tür yayınlar çocuklarımızın beynine hurafeyi sokmakta ve bilimsel düşünmekten alıkoymaktadır.

Bu konuda yapılacak daha çok şey bulunmaktadır. Her şeyden önce bilimsel çalışmalar yapmak için böyle bir düşünceye sahip olmak gerekir. Çalışmayı kafaya koymuş insan bahane üretmez.

Son olarak şunu söylemek istiyorum, sanayileşmede geç kaldık. Umarım bilgi toplumu olma yolunda geç kalmayız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top