Ülkemizde çocuk edebiyatı ürünlerinin hedef kitleye görelik ilkesine bağlı olarak ilk örneklerinin Satı Bey’in yönlendirmeleriyle verildiği bilinmektedir. Bu da ilk ana mekteplerinin açıldığı 1910’lu yıllara rastlar. Satı Bey’in yönlendirmeleri sonucunda, Tevfik Fikret, İbrahim Alaettin (Gövsa), Ali Ulvi (Elöve) ilk çocuk şiiri örneklerini çocuğa görelik ilkesi doğrultusunda verirler. Bunların haricinde, eğitim tarihimizde ve çocuk edebiyatının tarihsel gelişiminde önemli bir eser vardır. Bu eser, hem ilkokuma ve yazma öğretimi hem de çocuk edebiyatı açısından çok önemli bir eserdir. Bu eser, Kayserili Doktor Rüşdü Bey’in yazdığı Nuhbetü’l Etfal[1] (1274/1858–59) adlı eserdir. Elimizde taş baskısı bulunan eser, ilkokuma ve yazma öğretimindeki ve çocuk edebiyatındaki işlevi ve önemi açısından değerlendirilecektir.

Eserin girişinde, öncelikle harflerin yazılış şekilleri hakkında bilgi verilir. Altıncı sayfada nesih ve talik hattıyla 35 harfin tablo hâlinde yazılışı vardır. Diğer sayfada divanî ve rik’a hattıyla sütun hâlinde harfler verilmiştir. Bu tabloların yanında açıklamalar yer almaktadır.

“Türkî lisanında herkesin bildiği veçhile altı türlü hat var ise de dördü ekseriya istimal olunur ki nesih ve talik ve divanî ve rik’a hatlarından ibarettir.

Pes muallim olan zat müptediye talim ve tarif esnasında derun risalede bulunan delikli kâğıdın delikleri arasından her bir harfi ayrı gösterdikte ders-i hamsedeki hutut-ı erba-ı müctemi’yi dahi tekraren okutup mezkûr delikle kâğıt ile bir kat dahi…”

Yazar risalenin sonunda çocuklara siyakat ve kûfî yazılarıyla yazılmış örnekler verildiğini söyler. Her bir hatla yazılan her alfabe bir ders olarak adlandırılmıştır. 5. derste (s. 8) bütün harflerin dört hatla ayrı ayrı yazılışı vardır. 9. sayfada harflerin sözcük başında, ortasında ve sözcük sonunda yazılışları bulunur. Bunlarla ilgili açıklamalar sütun içinde verilirken sütunların yanında tanınmış şairlerden bilinen beyitler vardır.

10. sayfada yer alan yedinci derste, birden dokuza, dokuzdan doksana, yüzden dokuz yüze, 1000’den 9000’e kadar rakamların yazılışları, üstün, esre ve ötre, ayrıca tenvin hakkında açıklayıcı bilgiler mevcuttur.

11. sayfada harflerin esreli, ötreli, üstünlü hâlleri bulunur. Bunların yanı sıra aynı sayfada eserde izlenen yöntemin ipuçları görülür:

“Elif dediğimiz asla hareke kabul etmeyip sakin olur. Elif suretinde yazılan hemzeler daima harekât-ı mütenevvi ile müteharriktir. Meselâ elif be üstün eb, elif cim esre ic, elif kaf ötre ök tabirleri hatta hemze be üstün eb, hemze cim esre ic, hemze kaf ötre ök tabirleri sevap olup be elif ba, cim elif ce, kaf elif ka dediğimizde (ba, ca, ka) lügatlerindeki elifler elifdir. (ab, ic, ök) lügatlerindeki elifler elif olmayıp müteharrik olduğu için hemze olduğu müntehi tarafından müptediye ifade ve beyan olunması mercudur.”

12. sayfada şu şekilde bir açıklama vardır:

“Hemze iki üstün hemze iki esre hemze iki ötre tabirleriyle okutup elifünüsün (enni), elifenese (inni), elifötrü (önnü) tabirleri dahi galattır. Ve iş bu dersin dahi kıraatini okutalar. Meselâ hemze iki üstün hemze iki esre hemze iki ötre hecelerinden sonradan ağzımızdan çıkan (en, in, ön) sesleri gibi hemze ba üstün (ab) hemze ba esre (ib) hemze ba ötre (öb) tabirleriyle okutup elifbaüssün (eb) elifinesin (yib) elifbeletün (rüb) tabirlerinde hakikatte olmayan ya harfleriyle lam harfini zammediyoruz. Hâlbuki çocuğun lisanı hemze ba üstün (ab) tabirlerindeki iki harfi hece ve bir ibareye dili dönmüyor da ya sonradan ilâve ettiğimiz ya ve lam harfleriyle ziyadeleştirdikte nasıl dili dönecek. Ve böyle hilaf zahir olan tabirlere bir defa alışılmış olduğundan cebren çocuklara dahi bin türlü zahmet ve müşkülatla tarif ve teklif oluna gelmiştir…”

Nuhbetü’l Etfal’de, önce sözcükler öğretilir sonra karşılıklı konuşma metinlerine yer verilir. Adı geçen eserde iki heceli sözcükten on bir heceli sözcüğe kadar sözcükler öğretilirken araya konuşma metinleri yerleştirilmiştir. Sözcüklerin metinlerle bir ilişkisi yoktur. 17. sayfada öğüt veren cümleler vardır. Bu cümleler çocuğa o dönem için sosyal yaşam ilkelerini sunmaktadır:

Tıfıl iken terbiye olmağa ceht eyle zira nihal taze iken doğrulur.”

“Bu civan hâlinde pirler gibi ol.”

“Cehalet her şekavetın anası gibidir.

Akıl ve sahip-kerem ve adil olanı herkes sever.

Zulm etmekten hazer eyle zira ten ölür amma can ölmez.

Derun-ı dilden Allah’a tevekkül edip ilmine mağrur olma.

Ne mutlu ol âdeme ki hikmet ve marifet tahsil etmiş ola.

İlim ve hüner tahsili altın ve gümüş tahsilinden bin kat âlâdır.

Eğer kâmil olmak ise maksadun okumağa murâgıb ol” (s. 17).

İş bu kelimeler dahi üç harekeli olup ve bundan sonra hurufatı tadat etmeyip yalnız hecelerini tadat ederek 11 harekeli kelimat ve terkibata kadar ibla’ kılacaktır.

“Ağlamak, aksamak, eğlence, aldatmak, emektar, mürettep, müşerref…”

Kısm-ı sani dört harekeli kelimeler: “Alıştırmak, perverdigar, letafetlü, mütehakim, mücadele, muhasebe, müsamere, muamele…”

Bu sayfada ayrıca soru cevap bölümü vardır. Soru-cevap bölümleri çocuğun günlük yaşamda, karşılıklı konuşma esnasında dikkat etmesi gereken nezaket kurallarının ipuçlarını verir:

“Sual: Efendi oğlum pederiniz dolaphanede mi?

Cevap: Evet efendim. Bendehanenizde dülger olduğu için bir tarafa ayrılamıyor.

S: Dün akşam ağa biraderinizi hasta diye işittim şimdi nasıldır?

C: Şükürler olsun. Bugün sabahtan beri iyicedir efendim.

S: Pek güzel Allah şifahalar ihsan eylesin. Yine okumağa devam ediyor musunuz?

C: Evet efendim.

S: Şimdi hangi mektepte okuyorsunuz?

C: İki sene kadar mekteb-i rüştiyeye devam eyledim. Şimdi darü’l-maarif nam mektepte tahsil etmekteyim.

S: Maşallah, aferin oğlum lakin yalan söyleyip de beni aldatmıyorsun.

C: Hâşâ kulunuz yalan söylemeye alışık değilim. Ve bahusus…

Bu konuşma devam ederken 19. sayfada, “kısm-ı salis beş harekeli elifba”lar yer alır. “İkramlandırmak, ihsanlarından, temizlenmişler, gitmelerinden, leblebicilik…” Sonra altı harekeli sözcükler öğretilir: “imtihanlarından, hayırlanmışlardan, kıvırcıklanması, mülâhazaları…” Daha sonra da yedi, sekiz, dokuz, on, on bir harekeli sözcüklerden birer örnek vardır: “karındaşlarımızı, nigaristanlarından, pertevlendirmelerinden, aşılanmamışlarını, temaşalandırmalarınızı, ağaçlıklandırmamaklarınızı” Bu tür çok heceli sözcüklere yer vermek, bugünkü yazım kuralları açısından gereksizdir, fakat çocuğun eski yazıda sözcüklere getirilen ekleri kavraması açısından çağı için makul sayılabilir.

Dokuzuncu sayfada “sual ve cevap” şeklinde karşılıklı konuşma metni yer almaktadır.

“Adab-ı tekellüm ve tabirat-ı hasene”

S. Efendi hazretleri nereden teşrif ediyorsunuz?

C: Birader bendeniz de şimdi hak-payı tasdi’e devlethaneye geldik.

Zatı âlilerinizi bu mahalde haber verdiler.

S: Estağfurullah evladımsınız. Saat üçe kadar bendehanede sizleri bekledim. Teşrif buyurmadınız.”

Soru cevap şeklinde anlatım devam eder.

Çocuklar için seçilmiş, çocukların anlayabileceği metinlerin yer aldığı Nuhbetü’l Etfal’de “Mide ile Azaların Hikâyesi”, “Kabak ile Köylünün Hikâyesi”, “Deryaya Giden Balığın Hikâyesi”, “İnce Kamış ile Ulu Ağacın Hikâyesi” gibi metinler çocukların ilgisini çekecek niteliktedir. Bu eserde “Kabak ile Bir Köylünün Hikâyesi” şu şekildedir:

“Bir gün köylü tarlada kabağın kendi büyük olup sapı ince ve zebun olduğunu görünce taaccüp eder. Bu ince ve zebun sap arasında kabağın öyle münasebeti yoktur diye bu fikir ile gezerken gözü pelit ağacına rast gelip bu ağaç büyük ise küçük ben olsam. Ol büyük kabağı bu ağaca asardım diye bu fikir ile gezerken uykusu gelip ağaç-ı mezkûrun gölgesinde uyur. Bu esnada bir pelit düşüp burunu sıyırır. Köylü uyanıp kanını görünce şaşar. Der ki: küçük pelit bu kadar kan çıkardı. Ya kabak kadar büyük olsa idi hâlim nice olurdu. Diye cürümünü ikrar edip istiğfar eder. Bu ona misaldir ki Allah tealânın hikmetine karışmak lâyık değildir. Zira her işin hikmetini kendi bilir.” (1858: 21, 22)

Elifba kitaplarının sonlarındaki seçilmiş metinler içinde şiire yer veren üç eser vardır. Bunlardan Nuhbetü’l Etfal’de ve 1856 tarihli Elifba’da yer alan şiirler çocuklar için ağır Divan Edebiyatı ürünü beyitlerdir.

Nuhbetü’l Etfal’in 24. ve 25. sayfalarında beyitler bulunur. Bunlar ilkokuma ve yazma öğrenen çocuğun anlayacağı türden değildir. Bu beyitler, Nabi, Çelebizade Asım, Sünbülzade Vehbi, Vasıf, (La Edri) Rüşdi, Sultan Murat, Atayi gibi şairlere aittir. Toplam 11 sayfada dört farklı hatla yazılmış beyitler bulunmaktadır.

Özellikle Nuhbetü’l Etfal gibi bazı eserlerde, okuma metinlerinin yanı sıra, rakamlara da yer verilmiştir. Nuhbetü’l Etfal’de 10. sayfada yer alan yedinci derste, birden dokuza, dokuzdan doksana, yüzden dokuz yüze, 1000’den 9000’e kadar rakamların yazılışları mevcuttur (Bakınız: Ek-1). Bu kadar çok rakamın öğretilmeye çalışılması boşuna zaman alacaktır. Bu yaş seviyesindeki çocuk için birden ona kadar rakamların okunuşlarını ve yazılışlarını vermek yeterlidir.

Taş baskı eserlerde, sayfaların görünümü sade değildir. Satırların ve sözcüklerin arasındaki boşluklarda bir düzen yoktur. Bu eserler içindeNuhbetü’l Etfal’in sayfalarını çok güzel çizilmiş resimler süslemektedir. Bu resimler sayfa kenar süsleridir. Genellikle çiçek ve yer yer meyve resimleri yer alır. (1858: 6,7)

Yukarıda genel hatlarıyla tanıttığımız Nuhbetü’l Etfal, eğitim tarihimizde -adı konmamış olsa da- hem çocuk edebiyatı hem de ilkokuma ve yazma öğretimi açısından döneminin her iki alanda da açığını kapatacak türde bir eserdir. Eserin bu özelliklerinin farkında olan devrin yöneticileri tarafından Kayserili Doktor Rüşdü Bey taltif ve takdir edilmiştir.

EK-1

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top