headerimage
Okul Öncesinde Oyunun İşlevleri Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 
Yazar Sibel Kaya   

 

Eğitişim Dergisi. Yıl 10. Sayı 37 Ocak 2013

 

 

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE OYUN VE OYUNUN İŞLEVLERİ

 

Sibel Kaya [1]

 

GİRİŞ 

Her çağda ve her kültürde oyun ile ilgili materyallerle karşılaşılması, bize oyunun tarih boyunca insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olduğunu göstermektedir. Kültür, yaş, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin insan yaşamında yer alan oyunun, çocuğun gelişiminde ve hayata hazırlanmasında da önemli rolü olması 20. yüzyılda da araştırmacıların oyuna olan ilgisini arttırmıştır (Poyraz, 2006).

 

Okul Öncesi Eğitimin Tanımı

       1739 Sayılı Türk Milli Eğitim Temel Kanunu, okul öncesi eğitimi, kapsam olarak, 19. Madde’de söyle tanımlanmaktadır:“Okul öncesi eğitimi, mecburi ilköğretim çağına gelmemiş çocukların eğitimini kapsar. Bu eğitim isteğe bağlıdır.” (http:  mevzuat.meb.gov.tr/html/88.html, 12 Ocak 2011’de erişildi).

 

            Zembat’a (1998) göre, okul öncesi eğitimi, doğumdan zorunlu eğitim yaşına kadar, çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alınarak, çocukların sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayıcı, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı, ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu sistemli bir eğitim olarak tanımlayabiliriz (Zembat, 1998: 10).

 

            Yılmaz’a (2005) göre okul öncesi eğitim, 0-72 ay çocukların; tüm gelişimlerini, toplumun kültürel değerleri doğrultusunda yönlendiren, duygularının gelişimini ve algılama gücünü artırarak akıl yürütme sürecinde ona yardımcı olan ve yaratıcılığını geliştiren, kendini ifade etmesini ve öz denetimlerini kazanmasını sağlayan sistemli bir eğitim sürecidir (Yılmaz, 2005: 13).

 

            Okul öncesi eğitim, 0-6 yas dönemini kapsayan, çocuğun fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal, dil, psikomotor, özbakım gelişimlerini destekleyen planlı, sistemli bir eğitimdir. Bu eğitim içinde gerçekleştirilen bütün eğitimsel etkinlikler yer almaktadır (Aydın ve Aydın, 1999: 11).

 

Okul Öncesi Eğitimin Önemi

            Doğumu izleyen ilk yılların insan hayatı yönünden önemi bilinmektedir. Bu açıdan, sağlıklı bir bebek dünyaya getiren bir anne için bebeğini ilk günden itibaren tanımaya çalışmak, ona büyümesi ve gelişmesi için uygun desteği vermek önemli olmanın ötesinde bir zorunluluktur. Bu dönemde çocuğun beslenmesinin, ona gösterilen ilgi ve şefkatin onun gelişmesinde çok önemli bir rolü vardır. Ülkemizde okul öncesi dönemdeki eğitime önem verilmesi ve bu dönemde alınan eğitimle daha sonraki gelişim ve başarı arasındaki ilişkinin belirlenmesi ile ilgili araştırmalar son derece sınırlı olmakla birlikte, yurt dışında yapılan birçok çalışma, bu dönemdeki bakım ve eğitimin kalıcı etkileri konusunda önemli ipuçları vermektedir (Oktay, 2004: 109).

 

            Çocuğun doğuştan getirmiş olduğu potansiyeli en üst düzeye çıkaracak ve bunu gösterebilmesini sağlayacak uyarıcılara ihtiyaç vardır. Bu uyarıcılar, çocuğun (bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal) gelişimini hızlandıracak ve destekleyecek her türlü doğal ve çevresel etmenlerden oluşur. Bunların yeterince sağlanamaması, ileriki yıllarda bunlar verilse bile, çocuğun eriştiği düzeyde eksiklikler görülebilir. Buna karşın erken yaşlarda nitelikli ve yeterli deneyimlerle elde edilen temel bilgi ve beceriler, bireyin daha sonraki öğrenmelerinde başarı sansını arttırmanın yanı sıra onun duygusal ve sosyal hayatını olumlu yönde etkiler (Sıvgın, 2005: 31).

 

         Okul öncesi çocukların gelişimleri ve eğitimlerinde önemli bir role sahip olan oyun çocuğun vazgeçilmez uğrasıdır. Oyun içinde, öğrenme ve çalışma için çok önemli olan içsel motivasyon barındırmaktadır. Çocuklar tarafından okul öncesi eğitim kurumlarında hangi durumların oyun hangi durumların çalışma olarak algılandığının belirlenmesi, okul öncesi eğitimde öğretmen katılımının çocuğun oyun algılamasını etkilemeyecek şekilde düzenlenmesi, oyunla öğretim yönteminin bu doğrultuda yapılması ve bu yolla oyundaki yüksek motivasyonun eğitim alanına aktarılması ulaşılmak istenen hedeftir.

 

Oyunun Tanımı ve Sınıflandırılması

            Oyun, belli bir amaca yönelik olan ya da olmayan, kurallı ya da kuralsız gerçekleştirilen fakat her durumda çocuğun isteyerek hoşlanarak yer aldığı, fiziksel, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişiminin temeli olan, gerçek yaşamın bir parçası ve etkin bir öğrenme sürecidir. (Bilir ve Dönmez, 1995:65-67).        

 

      Oyunun çocuğun bedensel yeteneklerini geliştirmede, ruhsal durumunu anlamada, kişiliğinin olumlu yönde geliştirilmesinde etkin bir işlevi bulunmaktadır. Çocuk için oyun, eğlence, öğrenme ve gelişim kaynağıdır. Çünkü oyunun çocuğun üzerinde uyarıcı etkisi vardır ve bu uyarıcı gelişim alanlarını uyarır. Böylece çocuk farkında olmadan oynayarak tüm gelişimlerine katkı sağlamaktadır (Yavuzer, 2000).

     

Oyunun önemi

            Oyun gerçek hayatın bir provasıdır. Çocuk işittiği, gördüğü ve duyduğunu değil  yaşadığını ve denediğini öğrenir; içselleştirir. Oyun sırasında çocuk gerçek hayatta tanık olduğu şeyleri taklit eder. Ayrıca birebir yaşadığı bir durumu da tekrar canlandırır. Taklit ve tekrar canlandırma sayesinde edindiği bilgi ve tecrübeler pekişir; kalıcı olur(Azaklı, 2010).

 

Oyun; 
*Oyun, yaşama sevincinin dışa vurulmasıdır.

  Oyun, yaşamla birlikte var olan, gücünü, etkisini yaşamdan alan bir olgudur.

Çocukların en ciddi uğraşıdır. 

En doğal öğrenme ortamıdır. Çünkü oyun, çocuğun duyduklarını, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney alanıdır. 

Çocuğun özgürlüğüdür. Oynayan çocuk kendi iç dünyasındadır, o dünyaya kendisi egemendir, kuralları kendisi koyar ve kendisi bozar. 

Çocuğun yaratma ortamıdır.          

 

             Kendi yaşantısını, dış çevrede algıladıklarını kendine özgü bir yorumda bütünleştirir. Anlaşılmaz ve karmaşık olayları oyun içinde elle tutulur bir duruma getirerek kendince anlamlı sonuçlar çıkarır.

En doğal anlaşma ortamıdır.

 

         Bir araya gelen iki küçük çocuk, daha birbirinin adını öğrenmeden oynamaya başlar. Çünkü oyun onların ortak dilidir. Birlikte oynayabilmek için oyuncakları paylaşmak gerekir. Oyunun çekiciliği üç yaşından başlayarak çocukları işbirliğine iter. Böylece oyun, çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde en doğal ortamı sağlamaktadır. 

Çocuk için eğitici işlevi vardır.

 

            Evde kazanılan olumlu, olumsuz kişilik nitelikleri oyunda sınanmaktadır. Kendi hakkını korumak, başkalarının hakkını gözetmek, işbirliği ve paylaşma evde değil ancak oyun ilişkilerinde kazanılan toplumsal özelliklerdir.

Çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması açısından gerekli ruhsal besin niteliğindedir. 

            Okul Öncesi Çağı adı verilen dönem üç ile altı yaş arası, çocukluğun en önemli dönemlerinden biridir. Bu döneme oyun dönemi de denir. Çocuk bu dönemde konuşkan, cıvıl cıvıl, yaşam dolu bir varlıktır. Durmadan sorar: “Anne bu ne, baba bunun adı ne, neden, niçin?” sorularının sonu gelmemektedir. Söz dağarcığı büyümüş, anlatım gücü artmıştır. Durmadan konuşup sorduğu gibi, gün boyu yorulmadan, usanmadan oynamaktadır. Oyunlarında arkadaş arar, bu nedenle ikili, üçlü oyunlar başlar. Yaşıtlarıyla ilişki kurmaya, birlikte oynamaya ve paylaşmaya yatkındır. Toplumun küçük bir üyesi olma yolundadır. 

 

Oyun Türleri

            Çocuk oyunları içeriklerine, yaşlarına ve toplumsal, sosyo-ekonomik durumlara farklı özellikler gösterir. Araştırmacılar bu özelliklere göre oyunu sınıflandırmışlardır. Oyunun sınıflandırılması, araştırmalar için büyük kolaylık sağlamaktadır. Günümüzde en çok kabul gören oyun sınıflamaları, Piaget (1962) ve Smilansky (1968) bilişsel faktörlere, Parten (1932) da toplumsa faktörlere göre belirlemişlerdir. Piaget (1962) bilişsel gelişim kuramına göre oyunu şu şekilde sınıflandırmıştır.

a. Alıştırma oyunları,

b. Sembolik oyun,

c. Kurallı oyun.

 

         Piaget, art arda üç sistemi; alıştırma oyunu, sembolik oyun ve kurallı oyun tanımlayarak çocukların yaşamının ilk yedi yılındaki oyunlarının gelişimin ana hatlarını çizmiştir. Bu sistemler duyu-devinim, işlem öncesi ve somut işlem zekalarının birebir karşılıklarıdır.

 

a-)Alıştırmalı Oyun: Çocuk, saf tekrardan, önce rastlantısal ve sonra da amaçlı eylem ve manipülasyon kombinasyonlarına geçer, bu gerçekleşir gerçekleşmez çocuk, hedefler belirler ve alıştırma oyunları yapılara dönüştürülür.

b-) Sembolik Oyun: Çocuğun ortaya koyduğu yapılar ya da eylem dizileri sembolik hale geldiği için saf alıştırma oyunları da sembolik hale gelebilir, ya da en azından “sembolizmle bir aradadır”.

c-) Kurallı Oyun: Oyun etkinlikleri kolektif duruma gelebilir ve kuralar kazanabilir ve dolayısıyla ”kurallı oyunlar” a dönüşebilir. Bu üçüncü dönüşüm, gerçekleşecek son dönüşümdür (Nicolopoulou. 1993:140) .

 

            Smilasky (1968) , çocuklarla yaptığı çalışmalarda Piaget’in oyun evrelerini daha da genişletmiştir. Ardışık olarak birbirinden farklı dört oyun evresi belirlemiştir. Her evre farklı yapı ve davranışları içermekte, daha karmaşık özellikler ve bileşimler içermektedir.

            İşlevsel Oyun: Bu oyun evresi gelecek oyun evrelerinin temelidir. Bu evrede psikomotor ve dil becerilerinin alıştırmalarını yapıp,çevreye tanıyarak objeleri amacına uygun kullanmaya çalışır.

            Yapı-inşa Oyun: Bu evrede çocuklar nesneleri nasıl kullanacağına dair araştırmaları yaparlar. Bunun yanı sıra nesneleri kullanarak bir şeyler inşa etme, yaratma isteği gösterirler. 

 

Oyunla İlgili Görüş ve Kuramlar

Oyunun çocuktan esirgenmemesi gereken temel bir eğitim aracı olarak gören eğitimciler, filozoflar ve psikologlar oyunun değeri üzerinde durmuş ve günümüze kadar farklı görüşler ileri sürerek, çeşitli kuramlar ortaya koymuşlardır. Tarihten bu yana eğitimcilerin oyun hakkındaki görüşlerinden bazıları şunlardır;

 

            M.Montaigne (1533-1592) insanda beden eğitilmesi, ruh eğitilmesi gibi bir şey olamayacağını insanın eğitiminin bir bütün olacağını savunmuştur. Zihinsel öğretime çok önem verilmesine karsı çıkarak öğrenilen bilgilerin sadece öğretilmekle kalmayıp uygulanmasına ve yasam alanına aktarılmasını önermiştir, ayrıca yetişkinlerin yüzyıllarca çocuğun sadece eğlenip oyalandığı amaçsız ve bos bir uğraş olarak gördükleri oyunu çocuğun öğrenme ortamı ve gerçek uğraşı olarak ele almıştır (Seyrek ve Sun, 2003).

 

            Amos Comenius (1592-1671) okul öncesi eğitiminde okulu, oyunla eş değerde tutarak müzik eşliğinde dramatik oyunların çocukların kişiliğini geliştirdiğini, ahlak ve değer eğitimine katkıda bulunduğunu öne sürmüştür. Oyunu insanın özgür olma isteği ile bağdaştırmış ancak disiplin ve düzen kazanmada da önemli rolü olduğunu belirtmiştir. “Çocuk bir şeye zorlandığında haz duymaz, yerine hiç hoşlanmadığı şeylere karsı duyduğu hoşnutsuzluğu sergiler. Hiç kimse zorla oyun oynamaz.” sözüyle çocuğun özgür olma isteğini ortaya koymuştur (Akt. Sevinç, 2004).

 

        C. G. Salzmann (1744-1811) oyunu eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak görmüş ve “çocuklarla oynamayı bilmeyen onların eğlencelerine katılamayan kişi eğitimci olmamalıdır” demiştir (Akt. Seyrek ve Sun, 2003 ).

 

         F.Frobel (1782-1852) birbirine iki zıt güç olan doğal-ruhsal duygu ile akıl arasında arabulucu rolü oynayan oyun üzerinde odaklanmıştır. Ona göre oyun birleştirici bir mekanizma olması nedeniyle çocuk için en uygun ruhsal etkinlik olarak kabul edilmelidir. Oyun Frobel sayesinde okulöncesinde eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmüştür. Ona göre oyun çocuk için bir ihtiyaçtır ve yetişkin için iş ne kadar önemliyse, çocuk için de oyun o kadar önemlidir. Bu nedenle çocuğa her şey oyunla öğretilebilir. Çünkü oyunda edinilen bilgiler daha kalıcıdır. Eğitici oyuncakların çocukta kendi çabalarıyla öğrenmeye yardımcı olduğu ve zemin hazırladığını savunmuştur (Sevinç 2004, Baykoç Dönmez 1992).

 

        Frobel “Oyun çocuğun tüm yaşamını belirleyen çekirdektir ve okulöncesi dönemde çocuğun en katıksız ve ruhsal doyum sağlayan uğrasıdır” demiştir (Akt.Seyrek ve Sun, 2003).

 

       M.Montessori (1870-1952) Çocuğun hareketlerini, çabalarını, alıştırmalarını, deneyimlerini ve çalışmalarını oyun değil is olarak tanımlar. Çocuğun yaşamındaki oyun daha iyi bir uğraş bulamadığı zaman başvurduğu şeydir. Kendisini geliştirdiği büyüme öğrenme çabası içinde olduğu sürece çocuk oyun oynar. Montessori yasamın ilk altı yılını duyarlılık dönemi olarak adlandırmış ve oyunla desteklenerek iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Baykoç Dönmez 1992, Seyrek ve Sun 2003).

 

            Yukarıda da belirtildiği gibi bir çok eğitimci ve düşünür oyun hakkında bazen birbirini destekleyici bazen de farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Bu farklı görüşler doğrultusunda oyun kuramları iki ana grupta toplamıştır. Bunlar; Klasik ve Modern kuramlardır.

 

            Klasik kuramlar, 19.yüzyıl’ da ortaya çıkmış ve oyunun amacı ile ortaya çıkış nedenlerini açıklamaya çalışmıştır. Modern kuramlar da, 1920’den sonra ortaya çıkmış ve oyunun çocuğun gelişimine etkilerini açıklamaya odaklanmıştır (Akt. Öncü ve Özbay, 2005).

 

Klasik Kuramlar    

Bu kuram vücutta biriken enerjinin amaçsız etkinlikler yani oyun yoluylaharcandığını varsayan ve böylece organizmanın  rahatlayacağına  inan   rahatlama kuramı,     rahatlama kuramının tam tersi olarak oyunun harcanan enerjinin yenidenkazanılması için  oynandığını ileri süren dinlenme kuramı, oyunun gelecek yasam içinbir ön hazırlık ve alıştırma olduğunu savunan öncül deneme kuramı oyunu ilkelhareketlerin bir devamı olarak kabul eden ve oyunun  bireyde var  olan anti-sosyal  eğilimlerden  arındırma  işlevi  olduğunu  ileri     süren  bağlantı kuramıdır.

 

            Bu kuramlarda oyunun neden oynandığı konusu üzerinde durulmuş oyunun şekli ve içeriği ile ilgilenilmemiştir (Isenberg and Jalongo 2001, Baykoç Dönmez(1992, Sevinç 2004).

 

Modern Kuramlar

            Psikoanalitik (Duygusal Gelişim), Psikodinamik (Bilişsel Gelişim) ve Sosyo- Kültürel (Sosyal Gelişim) gelişim kuramlarıdır. Freud (1961), Piaget (1962), Erikson (1985) ve Vygotsky (1966) bu kuramların öncülerindendir. Bu kuramlarda çocuğun niçin oynadığı araştırılmaz oyunun içeriği anlamaya çalışılır.

 

            Freud’un oyun kuramın’a göre her davranışın bir nedeni vardır. Çocuklar oyunlarında farkında olduğu veya olmadığı duygularını yansıtır. Bu nedenle Freud oyunu çocuğun davranışının ve kişiliğinin aynası olarak görmektedir. Çocuk oyunda sevgi, nefret, kızgınlık gibi duygularını başkalarına ya da nesnelere yansıtabilir. Psikoanalitik kurama göre oyun hoş olmayan deneyimlerin tekrarlandığı bu yolla çocuğun olaylara egemen olduğu bir faaliyet olarak açıklanmaktadır. Başka bir deyişle oyun zor durumlar karsısında organizmanın rahatlaması ve deneyim kazanmasını sağlayan bir denge unsurudur. Oyun, bireyin kişiliğinde bulunup ciddi alanlarda ortaya çıkamayan ve toplumsal çevrenin kabul edemeyeceği eğilimleri, gerçek olmayan alanda dışa vurma aracı olan bir faaliyettir. Bu nedenle de ruhsal sıkıntıların tedavisinde oyun terapi ve tedavi olarak da kullanılmaktadır (Baykoç Dönmez 1992,(Gövsa 1998, Sevinç 2004).

 

         Erikson’un oyun kuramına göre oyun çocuğun psikososyal gelişiminin aynasıdır ve gelişim dönemleri boyunca farklılık göstermektedir. Oyun yoluyla çocuk gerçek duygu, düşünce ve olaylarla basa çıkmak için yeni modeller yaratır. Erikson, oyunun benlik gelişimine etkileri üzerinde durmakta, kültürel ve psikoseksüel evrelerin bireyin gelişiminde önemli olduğunu söylemektedir. Bu iki unsurun yönlendirilmesiyle benlik gelişimi psikososyal gelişim göstermektedir. Erikson benlik gelişimine çok önem veren ve bunun olumlu sosyal deneyimlerle kazanılacağını, duygusal açıdan sağlıklı bireylerin bu şekilde yetişebileceğini ifade etmektedir. Bu evrelerin uyum sağlayıcı sonuçları biyolojik ve sosyal alandaki işlevlerin kaynaşmasını sağlamaktadır. Oyun, bu kaynaşmayı geçmişte yaşanan, şimdi ve gelecekte yaşanabilecek durumların yaratılmasıyla sağlamaktadır. Oyunda çocuk benliğinin belirsizliklerini, kaygılarını ve arzularını dramatize eder. Çocuklar hem kendi kendilerine hem de başkalarıyla oynama ihtiyacındadırlar. Erikson’a göre oyun, hayal gücünün dünyaya hakim olmak ve uyum sağlamak için kullanılmasıdır. Okul öncesi dönemdeki çocukların sembol kullanma yeteneğinin artması onları öğrenmeye hazırlamaktadır (Tüfekçioglu 2001, Sevinç 2004, Roopnarine ve Johnson 2005).

 

           J.Piaget’in oyun kuramı bilişsel gelişime dayanmaktadır. Ona göre insan zekasının gelişimi özümleme ve uyum işlemine bağlıdır. İnsan yaşadığı dünyadan bilgileri toplayarak bunları daha önce öğrendiklerinin bulunduğu sisteme yerleştirir. Buna özümleme denir. Bu bilgileri yerleştirme işlemine ise uyum denir. Uyum organizmanın dış dünyaya göre ayarlanmasıdır. Zeka özümleme ve uyum arasında sürekli olarak aktif ve karşılıklı etkileşim sonucu gelişmektedir (Baykoç Dönmez, 1992).

 

            Piaget, oyunu çocuğun deneyim ve bilgilerini birleştirdiği bir olgu olarak kabul etmekte ve zihin gelişimi ile arasında yakın bir ilişki olduğunu savunmaktadır. Oyun özümlenen bilgilerin sisteme yerleştirilme yolu yani uyumdur (Sevinç, 2004). Piaget oyun gelişimini de aynı zihin gelişimi gibi belli dönemlere ayırmıştır. Bu dönemler oyun evreleri bölümünde ele alınacaktır.

 

            Vygotsky’nin oyun kuramı Vygotsky sosyo-kültürel gelişim kuramcılarındadır. Ona göre oyun kesiftir ve yeni bir oluşumdur. Oyun başka türlü çözümlenemeyen çatışma ve çelişkilerden oluşur ve çocuğun bu durum karsısında hayali bir çözüm yaratması olarak ortaya çıkar. Vygotsky oyunun sembol kullanma becerisinin gelişiminde çok önemli olduğunu ve zihinsel yapıların araç ve sembol kullanımı yoluyla şekillendiğini savunmuştur. Aynı zaman da oyunu anlam çıkarma ve öğrenmeye yönlendirme olarak kabul eder. Bilişsel gelişim ve yaratıcılığı bilgi isleme olarak ele alan eğitim psikologları ve dil bilimciler Vygotsky’nin bu görüşleri üzerinde çalışarak oyunun hayali oyun, sembolik temsil, imgeler, haz ve eğlence gibi kavramlarla işbirliği içinde olduğunu öne sürmüşlerdir. Serbest, yapılandırılmış ve kurallı oyunların gelişimde aynı derecede önemli olduğunu vurgulamışlardır (Saracho  and Spodek 1995, Isenberg and Jalongo 2001, Sevinç 2004,).

 

Kuram ve Kuramcılara Göre Oyun Oyunun Amacı

 

Klasik Kuramlar

Fazla enerji Schiller ve Spencer: Vücutta biriken enerjinin atılması

Dinlenme/Enerji kazanma Lazarus: Çalışma için enerji toplama

Hazırlık yapma Groos: Gelecek için pratik yapma

Bağlantı Hall: İkel davranışların tekrarlanması

Modern Kuramlar

Psikoanalitik: Freud Mutsuzluktan arınma denemesi

Erikson: Öz güven için gerekli fiziksel ve sosyal becerileri kazanma, istek ve ihtiyaçlarını yansıtma

Psikodinamik Piaget: Yeni bilgi ve becerilerin farklı türdeki oyunlarla kazanılması

Sosyo-kültürel Bruner : Sembolik transferlerle problem çözmede

Sutton-Smith: Esneklik ve yaratıcılığın kazanılması

Vygotsky: Sembolik oyunla, düşünceyi yönetmeye yansıtmaktadır.

 

Oyunun Çocuğun Gelişimi Üzerindeki Etkileri

            Yetişkinin öğretemeyeceği birçok davranışı oyun aracılığıyla çocuğun öğrendiği bir gerçektir. Çocuğun, eğlendiği, haz aldığı, eğlenceli zaman geçirdiği oyun, onun yaparak yaşayarak deneyerek öğrenmesine de fırsat sağlar. Oyunun günümüzde psikologlar tarafından bir terapi aracı olarak kullanmaları çocuğun yaşantısındaki oyunun önemini ortaya koymaktadır. Çocuk, oyun içinde toplumu ve ailesini yaşar ve yaşatır. Oyun çocuğun zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal gelişimini büyük ölçüde etkiler (Yavuzer, 1996:191).

 

            Oktay’a (2002) göre çocuk, yaşadığı dünyayı ve çevresindeki insanları tanır ve anlar. Kendini tanır, sınırlarını bilir ve deneme fırsatları bulur. Düşünür ve deneyim kazanır. Sosyalleşir. İnsanlar arasındaki ilişkileri öğrenir. Paylaşmayı, arkadaşlarının isteklerini kabul etmeyi veya onlara kendi isteklerini en kolaylıkla nasıl kabul ettirebileceğini yaşadığı çatışmalarla öğrenir. Çeşitli fikirleri geliştirmeyi, bunları uygun bir şekilde ifade edebilmeyi öğrenir. Duygularını ifade edebilir. Fikirlerini geliştirdiği gibi, iç itilimlerini de geliştirir, saldırgan davranışlarda bulunarak saldırganlık duygularını kimseye zarar vermeksizin ifade etmeyi öğrenir. Endişelerini kontrol altına alır. Zaman zaman içine düştüğü çaresizlik duygularından korkularından kurtulur. Suçluluk duygusundan kaynaklanan faaliyet ve düşüncelerini açığa çıkarır. Deneyimlerini geliştirir, öğrendiklerini pekiştirir. Yaşıtları ile birlikte olmanın zevkini tadarken bir yandan da öbür çocuklarla oyun oynamak istiyorsa onlarla geçinmenin yollarını keşfetmesi gerektiğini öğrenir ( Oktay, 2002:255).

 

Oyunun Psikomotor Gelişime Etkileri

            Fiziksel büyüme ve gelişme ile birlikte beyin omurilik gelişim sonucu organizmanın isteme bağlı olarak hareketlilik kazanmasına psikomotor gelişim denir. Çocuk doğuştan itibaren tepkiye hazır olma, hız durgun hareket, eşgüdüm, dinamik dikkat, esneklik gibi psiko-motor yeteneklere sahiptir. Bu yetenekler oyun ortamında sağlıklı bir şekilde gelişir. Çocuğun büyük kaslarını kullanarak oynadığı oyunlar, çocuğun çevresini, yaşadığı dünyayı tanımasını ve keşfetmesini sağlar. Oyun yoluyla çocuk çevresindeki nesneleri tanımayı, cisimleri kullanmayı öğrenir(Yalçınkaya. 2002;16-17).

    

        Muratlı (1997) motor gelişimi, organların işleyişini denetim altına almada gösterdiği becerikliliğin artması olarak tanımlamıştır. Motor gelişimde duyum, sinir kas sistemleri eşgüdüm içinde çalışırlar. Duyumların gelişimi, duyu organlarının yeterli düzeyde alabilme gücüne ulaşmasıdır. Motor hareketlerde bedenin birkaç kısmı birlikte eşgüdüm içinde çalışmak durumundadır. Bu eşgüdümün gelişimi bedenin olgunluğa ve oyunlara bağlıdır (Muratlı, 1997;43) .

 

            Bebeklikten sonra, hızlı bir şekilde iyi hareketsek beceriler gelişir. Okul öncesi çocuklar kedi el ve parmakları ile nazik hareketler yapar ve çoğu kuralları uygun bir şekilde bunları gerçekleştirir, daha çok ustalıkla bunları yapmaktadır. Büyük derecede iyi hareketsel beceriler kendilerini korumaya başlayan okul öncesi çocuklarda ortalama bir özellik olarak kendini göstermektedir. 2 ya da 3 yaşlarında, örnek olarak bazı basit kıyafetleri giyerler ve fermuar kullanırlar, ancak düğmeleyemezler. 2 ya da 4 yaşlarında çocuklar banyo yapacakları zaman kıyafetlerini kendileri çıkarabilir ve düğmeleri ilikleyebilirler. 5 yaşındakilerin çoğu kendileri giyinir ve soyunurlar, çocuklar 6 yaşında oldukları zaman ayakkabılarını giymeleri beklenir. Buradaki hareketlerin her birinde, hareketi uygulamak için dinamik sistemler teorisinin aynı temelleri uygulanır. Karmaşık hareketler birçok hareket bileşenlerini içerir. Her biri birbirini takip eden uygun sıralar halinde ve hatasız olarak gerçekleştirilmektedir. Gelişim ilk olarak ayrı unsurlara hakim olmayı içerir ve daha sonra bütün fonksiyonları düzgün bir formu bir araya getirilir. Örnek olarak parmakları kullanarak yemek yemede, yemeklerin elle kavranması gerekir.(Kail,2006;164).

 

            Oyun süresince çocuklar aşağıdaki oyunları oynarken, hareketleri gözlendiğinde onun psikomotor gelişimi ile ilgili sağlıklı bilgiye sahip olunacaktır.

1. Sabit oyun pozisyonunda oyuncaklar ile çocuklar oynadığı zaman (zemin üzerinde oturduğu ya da yatar durumda olduğu zaman gibi),

2. Çocuk bir yerden diğer bir yere hareket ettiği zaman

3. Çocuk kaba hareket ettirici ekipmanlar ile oynamayı seçtiği zaman. Oyun içindeki bu hareketler çocuğun psikomotor gelişimini takip etmemizi sağlayacaktır(Hall,1993:218).

 

            Çocuk gelişimi süresince, duyumsal hareket gelişimi (Greenspan ve Greenspan, 1985), çevrenin keşfedilmesi (Connolly 1975, Piaget, 1954) ve erken vokalizasyon ile oyunun anlam kazanması meydana gelmektedir (Morris, 1987) .Fiziksel gelişim ile ilgilene araştırmacılar bundan dolayı bir çocuğun yaşamında oyunun önemli bir role sahip olduğunu tespit etmişlerdir (Hall,1993;217). Çocuklar çevrelerini keşfetme sürecinde sıkça hareket etmesi       gerekir.   Çocuklar çevreleriyle kurdukları sözel iletişim kadar hareketli iletişimde bulunurlar.

Çocuk yeni öğrendiği hareketleri oyunlarla pekiştirir. Oyunlar, hareketlerin “beceri”leştirildiği ve “hünerli” olanların kazandığı tek “eğlence” yaşantılarıdır (İnan, 2003:49-53) .

 

            Oyun sürecinde çocuk farkında olmadan daha fazla oksijen alır. Bu durum onun dokularının beslenmesini sağlar. Oyun süresinde hareket halinde bulunan çocuk tekrarlarla hareket etme becerisini artıracaktır. Bu hareketli oyunlar çocuğun dış çevreye uyum süresini destekler. Oyun da çocuğun başarılı olması onun sadece kas gücü ile orantılı değildir. Bunun yanında irade, cesaret vb. duygularına olması gerekir (Sel, 1987;27).

 

            Moran ve Flincham da, oyun ve hareket etmenin verdiği heyecanın, sevincin, başarı ile bitirme gibi deneyimlerin çocuğun kendine güvenin gelişmesine yardım ettiğini ve ödül niteliği taşıdığını belirmişlerdir (Akt:Özer, Özer, 2004, 151).

 

            Kandır (2003), ailelere ve öğretmenlere psikomotor alanda, çocuğu desteklemek için çocuğun çevresindeki nesneleri ve eşyaları kullanarak oyun oynamalarını tavsiye etmiştir (Kandır,2003;30).

 

            Oyun aktivitelerinde motor tepkilerin denenmesi süratli, akıcı ve doğru motor becerilerin kazanılmasına yol açacaktır. Oyun süresince çocuk, kendi bedenin dünya üzerindeki etkisini ve kontrolünü öğrenecektir. İnce motor beceriler ve el-göz koordinasyonu küçük objelerle oynanması yoluyla gelişirken, kaba motor oyununda çocuk daha büyük hareketli objeler üzerinde beceri edinebilmektedir. Bu yolla, çocuğun kendi beden imajı ve yeteneklerine ilişkin olumlu özgüveni artırmaktadır. Ayrıca, oyun yoluyla çocuk organlar arasında eşgüdüm ve denge saylayarak, devinimlerinde esneklik ve çeviklik kazanabilir(Akt:Pehlivan,2005,19).

 

            Sonuçta çocuk oyun içinde sürekli hareket etmesi gerekecektir. Bu hareketler onun haz almasını, eğlenmesini ve sinir-kas sistemlerinin eşgüdüm içinde çalışmasına fırsat tanıyacak ve becerilerinin pekişmesini sağlayacaktır. Oyunda anne rolünü üstlenen çocuğun dikiş dikmesi, yemek yapması, yap-boz ile oynaması vs. onun el-göz koordinasyonu geliştirecek ve okul çağında kalem tutabilmesi için ön becerileri gelişecektir.

 

Oyunun Bilişsel Gelişime Etkileri

            İşlem öncesi dönemde; çocuk gerçek objelerin yerini alan zihinsel sembolleri biçimlendirme, objelere ve olayları anlatmak için kelimeleri kullanabilme, nesnelerin gruplarını yapabilme ve çok basit düzeyde akıl yürütebilme yeteneğine ulaşır (Charles, 2003;5).

 

            Kandır (2003), bilişsel gelişimin tanımı, “çevre ile etkileşimi sağlayan, bilginin edinilip kullanılmasına yardım ederek dış dünyayı algılamaya yarayan, bilginin saklanması, yorumlanması, yeniden düzenlenmesi, değerlendirilmesi ve kullanılmasını ifade eden bir süreç” olarak tanımlamıştır. (Kandır, 2003;37).

 

            Oyun, hafıza, kişisel düzeltme (kendini kontrol) , sözlü konuşma ile sembolik tanıma içinde gelişim ile bağlantılıdır. Oyun, diğer alanlardaki akademik yeteneklerle ile okur yazarlık becerisini artırmak için önemlidir. (Leong and Bodrova, 2005:37).

 

            Oyun da, öğrenme ve kavrama gelişimi oldukça önemlidir ve göz önünde tutulmalıdır. (Ellis, 1973, Piaget, 1962). -Mış gibi oyun çocukların yaratıcı düşünce yeteneğini arttırabilmektedir (Freyberg, 1973, Pepler and Ross, 1981) . Oyunun iki başlıca bileşenleri sosyal etkileşimlerin yinelenmesi ile düşünme oluşumunun kapsamıdır. Oyun, kuramsal öğrenmenin temelidir. -Mış gibi yapılan oyun, objelerden anlamların ayrılmasında çocuklara yardım eder ve çeşitli durumlara karşı çocukların yeteneklerini geliştirir. Böylece kendi kendine anlama becerisi gelişir (Akt:Frost,Wortham,Stuart. 2004:169170) .

 

           Çocuk çevresinde gözlemlediklerini, gündelik yaşantısını oyunlarını yansıtır. Oyun oynaması ve oyun içindeki tekrarları onun bilgi ve deneyimlerin kaybolmasını engeller. Oyun içerisinde bu tekrarlar onun günlük çatışmalarını çözümlemesine ve doyurulmamış arzularını doyurması için olanak verir. Çocuk oynarken birçok yeni kavramı öğrenir ve bunları sınar.

 

Oyunun Dil Gelişimine Etkileri

            Piaget’e göre çocukların ifade edici dilleri işlem öncesi dönemde iki türlüdür. Bunlar; iletişimsel konuşma ve kendini merkeze alan konuşmadır. İletişimsel konuşma bilgileri aktarmaya yönelik konuşmadır, kendini merkeze alan konuşma ise, iletişimsel olmayan konuşmadır. Taklit edilen sesler ve kelimelerden oluşabilir ve bir monologdur. Çocuk açıkça diğerleri ile iletişim kurmaya yönelmeden, rol yapar gibi konuşur. Belki de, çocuk hareket veya nesneler ile kelimeler arasında tam bir ayırım yapamadığı için veya zevk için, görünürde bu yapılır. Bu dönemde, kendini merkeze alan konuşma çocuğun toplam konuşmalarının %40 kadarını oluşturur.

    

        Öğretmenler bu durumun anaokullarının ilk sınıflarında tam olarak normal olduğunu anlamalıdırlar. Çocuklar grup içinde basitçe kendi kendilerine konuşurlar. Çocukların iletişimsel konuşmada bir diğerini doğru olarak, anlamada güçlüğü vardır. Onların bir defada bir yetişkinden daha fazlasını hatırlamada güçlükleri vardır. Bununla beraber, onlar kelimeleri kullanmaya, zihinsel imajları söze dönüştürmeye başlarlar, böylece konuşmalar düşünceleri yansıtır. Onlar birçok durumları anlamadıkları suni/yapay kelimeler ve ifadeleri her gün biraz daha fazla kullanırlar (Charles;2003;6-7).

 

            Oyun faaliyetleri özellikle çocukların roller üstlendikleri oyunlar dilin akademik kullanımı, dilin söylemselliğini bütünleştirmede çocuk için bir avantajdır. Çocukların kurdukları oyunlar onların dil ve iletişimsel ayıt ediciliğine katkıda bulunacaktır. Aştırmalar kanıtlamıştır ki hayali ve fantezi oyun ve konuşma arasında sıkı bir etkileşim vardır. Oyun süresince çocukların etkin dinledikleri ve duygularını ifade ettikleri bulunmuştur. Bu bulgular bize oyun etkinliğinin çocuğun dil gelişimini göstermektedir. Oyun etkinliği, kelime haznesinin gelişmesine, düzgün cümleler kurmasına, duygularını rahat ifade etmesine, fikirlerini paylaşmasına, yeni tecrübeler edinmesine olanak sağlayacaktır (Poyraz, 1999;38).

 

            Oyun çocukların dili kullanma becerisini geliştirmede yardımcı olacaktır. Dil becerisi olmaksızın, çocukların bir dizi dönüştürmeleri takip etmesi zor olmaktadır. Çocuklar önceden programlanmış tepkiler ile süslü oyuncaklar ya da yetişkinler ile oynadıkları zaman, konuşmayı fazla gereksinim duymamaktadır. Diğer çocuklarla  – mış gibi oyun oynadıkları zaman “kim ne yapacak, sopa nasıl kullanılacak ve gelecekte ne yapılacak?”gibi belirli konularda konuşmayı kullanarak kritik yapmaktadırlar. (Leong and Bodrova, 2005:37).

 

            Dramatik oyundaki konuşmalar üç farklı kategori içinde tanımlanmaktadır:

Bunlar rol alma konuşması, dramatik cümlelerin aktarılması ve nesne seslerinin taklit edilmesidir(Olszweski ve Fuson. 1982:57-61) .

 

Oyunun Sosyal -Duygusal Gelişime Etkileri

            Sosyalleşme, bireyin çevresi ve insanlarla olan davranışlarını kapsayan ve ömür boyu gelişen bir oluşumdur. Çocuklar oyunlar aracılığıyla çevresindeki insanlarla nasıl iletişim kuracağını, nasıl davranması gerektiğini ve toplumun kurallarını öğrenir(Mengütoy, 1991;14).

 

            Oyun sürecinde çocuk sosyalleşir ve ben yerine bizi öğrenir. Oyun; çocuğun sosyal gelişiminde sevgiden sonraki en önemli ikinci ruhsal besinidir (Hazar,1996;14) .

 

            Çocuk oyun oynarken bir sürü farklı duygu yaşar ve bu duyguları kontrol etmeyi öğrenir. Çocuk, oyun oynarken duygularını yaşar ve ifade eder. Yeni deneyimler kazanır. Fikirlerini savunur, eğlenir, kızar,  şaşırır(Gökçen, 2003, 490).

 

         Çocuk psikolojisinde oyun büyük önem taşımaktadır. Çocuğun temel ilgilerini ve eğilimlerini tanımada, ruhsal sorunlarını ortaya koymasına yardım eder. Çocuk açıkça dile getiremediği kızgınlık, düşmanlık duygularını, öfkesini oyuna yansıtabilir. Sevgisini, mutluluğunu yine oyunda sergileyebilir. Farkında olmadan iç dünyasını yetişkinlere bu yola açabilir (Yalçınkaya, 2002;17).

 

            Çocuğun duygularını oyunlarında yaşadığı konusunda ilk defa S. Freud (1920) üzerin de durmuştur. “Fantezi davranışlarla oyun arasındaki ilişkiyi görmüş ve çocuk oyunlarında bilinçdışı istek ve zorlukları yaşar, demiştir “Nasıl ki biz yetişkinler, rahatsız edici yaşantılarımızı, tekrar tekrar konuşur ve tekrar düşünür bir sonuca varana kadar bu süreci devam ettirirsek. Çocuk içinde oyun bir çıkış noktasıdır. Oyunlarında duygularını tekrar yaşayarak anlamaya çalışırlar.(Özdoğan,2000:115) .

 

            Oyun çocuğun gelişimine, yeni davranışlar öğrenmesine olanak sağlamaktadır. Bu gelişimin alanlarından biride çocuğun toplumsal gelişimidir. Saracho(1998), göre çocuğun toplumsal yönde gelişmesinde oyunun yeri büyüktür. Oyun toplumsal davranışların ortaya çıkarılmasını sağlamaktadır. Çocuklar oyun ortamında birbiriyle etkileşerek, işbirliği, yardımlaşma ve paylaşma ve karşılaştıkları problemlere çözüm bulabilme gibi bazı toplumsal davranışları oyun da öğrenmektedirler. Alana bağımlı ve alandan bağımsız çocuklar birbirinden ayıran, farklı toplumsal deneyimler ve farklı kişiliklere sahip olmalarıdır.(Koğan ve Block,1991).

 

            Toplumsallaşma acısından alana bağımlı ve alandan bağımsız bireyler arasında farklılık incelendiğinde, alana bağımlı bireylerin, alandan bağımsız bireylere göre, dış algı dayanaklarından ve diğer bireylerden gelen ipuçlarından daha fazla etkilendikleri ve bunun sonucu olarak da toplumsallık daha fazla etkilendikleri ve bunun sonucu olarak da toplumsallık düzeylerinin yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur(Witkin ve Goodenough,1981).(Akt:Güney,2002;17-24).

 

            Sonuç olarak, sosyal-duygusal gelişim alanın da oyunun rolü oldukça büyüktür. Oyun içinde edindiği roller onun başkalarını anlamasına, cinsel rolünü kavramasına, arkadaşları ile iletişim kurmasına yardımcı olacaktır. Çevresindeki dünyayı oyunlarında minyatürleştirerek olayları ve durumları yeniden yaşayarak yorumlamasına, kuralları öğrenmesine, oyun içinde önder ya da üye olmayı, kazanıp kaybetmeyi öğrenecektir.

 

Gelişim Dönemlerine Göre Oyun

1 - 3 yaş arası çocuklar; harekete, sese ve tekrara dayalı oyunları severler. Nesneleri üst  üste dizme, devirme, yuvarlama, toplayıp dağıtma; hoplama, zıplama,  koşma,  saklanma      yakalama,  kaçma,  yuvarlanma;  ses ve hareket taklitlerine dayalı oyunları çok severler. Oynadıkları bir oyunu bir süre içinde tekrarlar dururlar. Bunun nedeni hareketi, sesi, durumu hafızaya iyice kaydetmektir. 

 

4 yaşından itibaren sosyalleşme yoğun olduğu için grup oyunlarını, yarışmaları çok severler. Dikkate ve kurallara dayalı oyunlarda başarılı olurlar. 

 

5 - 6 yaşlarında cinsiyete göre oyun tercihleri başlar. Anne-baba ve/veya yakın çevresinden tanıdıkları kişileri izlerler. Oyunlarında onların tavır ve hareketlerine yakın roller alırlar. 

 

7 - 11 yaş arasında okulun etkisi çok belirgindir. Artık bir gruba ait olma, taraftar olma, rekabet, yaşıtlarını etkileme ve yaşıtlarından etkilenme gibi pek çok yeni özellikler görülür. Bu nedenle spor ve sanata dayalı gösteri, organizasyon ve yarışmaları çok severler (Azaklı, 2010).

11 - 15 yaş arası çocuklar (kızlarda bir-iki yıl erken) artık ergenlik çağındadırlar. Akran dayanışması, aidiyet duygusu, takım ruhu, rekabet, başkalarını etkileme ve etkilenme, karşı cinsi etkileme ve etkilenme gibi özellikler görülür. Rekabete dayalı münazara gibi etkinlikler ve yarışmaları; spor ve sanata dayalı gösteri ve organizasyonları çok severler.

 

Oyun döneminde kazanılan yetenekleri yaşa göre sınıflanırsa;
3 Yaş: Küplerden bir köprü kurabilir,
Ayakkabısını ayağına geçirebilir, düğmesini ilikleyip çözebilir,
Çizilen bir çemberi bakarak çizer,
Soyadını söyler. Kız veya oğlan olduğunu bilir ve söyler,
Söylenen üç sayıyı ezberden yineler,
“Benim bir bebeğim var” gibi kısa cümleleri yineleyebilir.

 

4 Yaş: Bir kareyi kalemle kopya edebilir. Bir artı işareti çizebilir,
Bir kağıdı köşeden katlayabilir,
Söylenen sayıyı yineleyebilir,
Dört nesneyi veya parmağı sayabilir,
Üç parçalı bir bul-tak bulmacasını yapabilir,
Uzun bir cümleyi yineleyebilir,
“Acıkınca ne yaparsın? Uykun gelince ne yaparsın? Üşüyünce ne yaparsın? “gibi soruları doğru yanıtlar.

 

5 Yaş: Bir üçgen çizebilir,
Çöpten insan resmi çizebilir,
Yaşını bilir. Sabahı akşamı ayırır,
Dört rengi yanlışsız bilir,
Ayakkabı bağcıklarını bağlar,
Dört parçalı bir bul-tak bulmacasını yapar, on küple bir kule yapar.

 

6 Yaş: Paraları tanır,
Sağ elini, sol kulağını, sağ gözünü gösterebilir. On parmağını yanlışsız sayabilir. Başı, kolları, gövde ve bacakları olan bir insan resmi çizebilir(Emik, 2012).

 

OYUN ÇEŞİTLERİ

Özyapılarına göre oyun çeşitleri
1- İşlev Oyunları: Çocuğun bir yaşının sonuna  dek geçirdiği süre “süt çağı dönemi” olarak nitelenir. Çocuğun   bu  dönemlerde, doğal olarak   yaptığı  devinimlere  ve  oyunlara   İşlev oyunları denir. 0-1 yaşlarında, süt  çağı  döneminde,  bilinçsiz   ve  içgüdüsel olarak  yapılan devinimlere   süt   çağı  işlev   oyunları   denilmektedir.  Örneğin,  çocuk   sevindiği   ya  da heyecanlandığı  zaman  birtakım  sesler  çıkarır,  ellerini, kollarını, bacaklarını sürekli sallar, duygularını   bu  tür  devinimlerle   yansıtır.  Büyüklerin  çocuğu   güldürmek  için  yaptığı devinimlere  tepki  olarak  güler; eline ses çıkaran bir nesne verildiğinde, onu sallayarak ses çıkartır;  büyüklere  öykünerek  elini  kendi  başına  vurarak  “baş  baş”  yapar.

 

            Çocuk, ilgisini çeken şeyleri eline alıp ağzına götürerek tanımaya çalışır. Eline aldığı her  şeyi  atarak, iterek,  çekerek de  fizik kurallarını   keşfetmeye başlar. Attığı  oyuncağının düştüğünde ne olduğunu, nasıl ses çıkardığını, çevresindekilerin   nasıl tepki gösterdiğini ilgi ile izler ve bu davranışlarını birçok obje ile yineler.

 

            Çocuğun 1-3  yaş  dönemi özerklik dönemidir. Bu  dönemde saldırganlık,  kirletme, kırma  gibi  içgüdülerinin doyumu için  yaptığı  devinimlere ve oynadığı  oyunlara  özerklik dönemi işlev oyunları denir. Bu tür devinim ve oyunlar daha çok “oyun” niteliği taşımaktadır.

Örneğin,  bu  çağ çocukları için  saldırganlığı dışa atmağa  yarayacak gürültü çıkaran oyuncaklarla oynamak;  kirletme güdüsünü karşılamak için su, çamur ve kille oynamak gibi oyunlar bu dönemin işlev oyunlarına örnek sayılabilir.

            “Sar makarayı oyunu, çocuğun, ağzını, yüzünü, elini tanımasına ve tepkilerini geliştirmesine yardımcı olan bir oyundur.


Sar sar makarayı ( Eller önde tutulur, birbiri çevresinde yün sarar gibi döndürülür) Çöz çöz makarayı (Devinim tersine yapılır)
On kilo yağ (İki el on parmak açılarak ileriye uzatılır)
On kilo bal (Aynı devinim yinelenir)
Yala yala bitmez (Avuçları yalama devinimi yapılır)
Beşi sana (Beş parmak açılır ve çocuğa gösterilir)
Beşi bana (Beş parmak açılır ve göğse konur)
Kediye cık cık (Yok anlamına gelen cık cık sesi çıkarılır, baş ve ellerle yok devinimi yapılır)”

2- Ben Oyunları: Çocukların çeşitli yönleriyle  kendilerini  tanımalarına  ve   yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olan oyunlardır. Çocuk 2-3 yaşlarında genellikle ‘benmerkezci’dir. Bu yaşlarda çocuk, çevresiyle ilgilendiğinden çok kendisiyle ilgilenir. Elleri, bedeni, gözleri ile kendisini ve çevresini tanımaya çalışır. Kendi başına oynamaktan hoşlanır, genellikle tek başınadır. Başka çocuklarla olsa bile kendi oyununu oynar,iletişim kurmaz. Bunun nedeni de kas, denge, dil ve  bilişsel gelişim yönünden  henüz yeterli  olgunlukta olmayışıdır. Örneğin, çocuğun organlarını tanıması, görme-duyma-işitme gibi yeteneklerinin geliştirilmesi, dikkat ve algılama yetilerinin artırılması ben oyunlarıyla daha kolay sağlanabilir. 

“ ‘Bu kim?’ Oyunu, çocukların  egosantrik  olduğu ‘Ben Dönemi’nde, diğerlerini tanıması, iletişim kurması açısından önemlidir. Çocuklar yarım halka biçiminde yere ya da iskemleye otururlar. Öğretmen sorar:

-Ben kara gözlü, kıvırcık saçlı bir kız görüyorum; bu kim?(Çocuklar, öğretmenin bakmakta olduğu çocuğa bakarlar ve kim olduğunu bulup adını söylerler). Aynı oyun başka özellikler sorularak da oynanır, göz renkleri ve biçimleri, yüz biçimleri, saç rengi ve biçimi gibi.” 

3- Düş gücü Oyunları (Hayali ve Temsili Oyunlar): Çocuğun bir nesneyi başka bir nesne gibi, bir  olguyu  başka bir olgu gibi düşünerek  kurduğu  oyunlardır. Okul Öncesi dönemde çocukların  en çok severek oynadığı  oyunlardır. Aynı  zamanda  bu dönemde, büyük kaslar oldukça  gelişmiştir. Takla  atmayı,  yüksek  yerlere çıkıp inmeyi,  tırmanma  merdivenine tutunarak sallanmayı, bisiklete binmeyi, denge tahtasında yürümeyi, top tekmelemeyi  kolaylıkla

            Yeni oyunlar yaratır ve uygular. Örneğin, bir sopayı “at” olarak, bir kutuyu “tencere” olarak, bir havluyu “battaniye” olarak, bir gazoz kapağını “bardak” olarak kullanabilir. Kimi oyunlarda  baba  rolü oynar,  anne olur,  bebek olup  bakılmak  ister. Doktor olur  hastalarına bakar; öğretmen olur, öğrencilerine ders anlatır. Düş gücü oyunları hemen her konuyu kapsar. Bu nedenle de evde, sokakta, anaokulunda… her yerde oynanabilir. 


            Ev   oyunları,  anne,  baba, abla,  kardeş,  dede   olma,  çocuk  bakma,  yemek  yeme,   misafircilik  gibi  oyunlardır.  Meslek  oyunları, bakkal,  manav, kasap, kitapçı, kırtasiyeci, doktor olma olarak oynanmaktadır. Tüm bu  oyunlar yaratıcılık gerektiren ve  düş gücünün kullanılıp geliştirilmesine yardımcı olan oyunlardır.


4- Küme Oyunları: Çocukların birlikte oynadıkları oyunlara denir. Küme oyunları genellikle çekişmeli yarışlar ya da bir olayın dramatizasyonu biçiminde görülür. Küme oyunları için yer, araç-gereç, süre bakımından olanaklar tanınmalı, fakat bıkmamaları için, oyunlarının kısa olmasına ve seyrek olarak oynanmasına özen gösterilmelidir. 

 

            Küçük kas gelişiminin hızlı olduğu bu dönemde oyun ve   etkinlikler açısından çok beceriklidir. El becerileri güçlüdür. Anlaşılabilir resimler yapar, yapıtlarına hayranlık duyar. Etkinlikleri çok yönlüdür (Müzik, dans, şarkı, oyun, resim, kitap…). Aynı zamanda büyük kas gelişiminin devamı nedeniyle koşma, atlama, tırmanma, çekme devinimlerine tüm bedeni ile katılır. Birlikte oyunlar çoğalmaya başlar. Çocuklar oyun süresi bittiğinde oyunlarından kopmazlar, oyunlar genellikle uzun sürer. Kimi kez aynı oyunu ertesi günlerde de oynayabilirler, kıyaslamalı, yarışmalı oyunlara ilgi başlar. Bu yaşlardan itibaren arkadaşları ile oynadıkları grup oyunları, onların sosyal rolleri öğrenmelerini hatta cinsel kimliklerini kazanmalarını sağlar. Örneğin; oyunda baba rolünü üstlenen çocuk, babasını taklit ederek hem ileriki hayatı için alıştırma yapmakta hem de cinsel kimliğini benimsemektedir. Bu dönemlerde çocukların oyunlarını gözleyerek, onların yaşamı nasıl algıladıklarını ve aile ilişkilerinden nasıl etkilendikleri de gözlenmektedir (Oyun esnasında bebeğine veya çocuğu rolündeki arkadaşına sürekli bağırıp çağıran bir çocuk, büyük olasılıkla kendi   anne-babasından da buna benzer davranışlar görmektedir.). Oyun içinde karşı cinse ait rolleri benimseyen çocuk için; (oyunlarında sık sık  anne olan erkek çocuk için) "Acaba cinsel kimlik açısından kendini babası yerine annesi ile mi özdeşleştiriyor?" sorusu akla gelebilir .

            Bedensel etkinliklerin en yoğun olduğu yaş aralığı 5-6’dır. Bu yaş çocukları çok devinimlidirler. Özellikle bahçe etkinliklerinde kaslarını kullanacakları oyunları seçer. İp atlama, merdivenden koşarak çıkma, araba itme, sallanmalar, hoplamalar, atlamalar, saklambaç oyunları bu dönemde önem kazanır. Düş gücü oyunları azalmış, oyunlar daha  düzenli, bilinçli ve dengeli duruma gelmiştir. Devinimli küme oyunları ile masa oyunlarına (boya, biçim kavramları, bulmacalar) düşkündürler. Boyama, resim yapma, kolay resimleri kopya etme,
 Harflerle ilgili oyunlar, bilmece ve bulmacalar, fıkra ve tekerlemeler, vb…
 Evcilik oyunları, köşe oyunları, blok oyunları, yapı inşaat oyunları,
 Büyüklerle birlikte olmak, bu etkinliklerin içinde en çok evcilik oyununu severler. Kızlar bebeklerle oynarken, erkek çocuklar köprüler, tüneller, yollar yaparlar. Savaş, dövüş gibi oyunlar

Kız çocukları; evcilik, komşuculuk, okulculuk, doktorculuk gibi oyunları oynarlar. Kitap bakmayı, bebeklere sahip olmayı (kağıttan, kumaştan, plastikten) ve bunları kendilerine özgü giyeceklerle giydirmeyi, anne olup bebeklere bakmayı çok severler. Yarışmalı oyunları, yardım etmeyi, dikiş, nakış işleri yapmaya özenirler.

Erkek çocuklar; genellikle uçak, uzay aracı, tren, gemi oyuncaklarını ve resimlerini severler. Savaş sahnelerini oyunlarında canlandırırlar. Yenilmekten hoşlanmazlar. Kovboyculuk, manavcılık, bakkalcılık, hırsız-polis, koşmaca oyunları, top oyunları oynarlar (Türkiye’de Okul Öncesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Projesi, 1979).

1- Açık Hava Oyunları: Koşmaca oyunları, öykünme oyunları (İnsana, hayvana, bitkiye, doğa olaylarına, taşıtlara öykünerek oynana oyunlardır.), Öykünme yürüyüşleri ve koşuları (İnsan, hayvan, taşıt devinimlerine öykünerek yapılan yürüyüş ve koşulardır. Dev-cüce, aslan yürüyüşleri; araba, lokomotif, atçılık koşuları örnek olarak verilebilir), Halkada oyunlar (çocukların oturarak ya da bir halka oluşturup oynadıkları oyunlara denilmektedir).

2- Salon-Sınıf Oyunları: Serbest oyun ve etkinlikler saatinde oynanan salon-sınıf oyunları (Bu oyunlar, çocukların kendi koyacakları kurallara göre şekillenir. Eğitsel oyuncaklar, bloklar serbest saatte oynanan salon-sınıf oyunlarındandır), oyun saatinde oynan salon-sınıf oyunları (Bu oyunlar kurallı oyunlardır. Açık havada oynandığı gibi kapalı yerlerde de oynanabilir. Oyun saatinde oynanan bütün kurallı oyunlar,   ısındırıcı-devinimli-dinlendirici olmak üzere üç aşamada uygulanır).

3- Araçsız Yapılan Oyunlar: Herhangi bir aracı gerektirmeden oynanan, her çeşit öykünme oyunu, şarkılı oyunlar, beden devinimleri ve halka oyunları bu kapsamda incelenmektedir.

4- Araçta Yapılan Oyunlar: Belirli bir aracın üzerinde yapılan, denge oyunları, minder üzerinde yapılan devinimler, iskemle kapma, takla yarışı gibi oyunlardır. 
5- Araçla Yapılan Oyunlar: Çeşitli araçların kullanılmasıyla oynanan top oyunları  gibi
            Dünyanın neresinde olursa olsun, çocuğun yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun bütün  çocuk oyunları genellikle belli bir sıra izlemektedir. Bunlardan ilki, 
* Oyun, belirli bir evrim ve sıralama izler. Örneğin çocuk, taşlar, çubuklar, odun parçaları, bloklar, konserve kutuları, kibrit kutuları gibi nesnelerle oynarken önce onları yan yana dizer, bir süre sonra onları üst üste koymayı dener, sonra hayali (düşsel) yapıtlar yapar, teknik bir düzen kurar. Kendine göre düşlediği ve gerçeğe uydurduğu yapıtları kurduktan sonra ek gereçler de kullanarak onlardan ev, kümes, ahır, bahçe, garaj gibi yapıtlar kurar. Kum oyunlarında ve resim çizmede de aynı gelişme gözlenmektedir. 

* Oyun ve etkinliklerinin sayısı, çeşitliliği çocuğun yaşı büyüdükçe azalır. Çünkü çocuk birçok deneyimler sonunda ilgi duyduğu ve daha iyi becerdiği oyunlarda daha çok zaman harcar. Çocuğun yaşı büyüdükçe dikkat süresi de artar, daha uzun süreler kendini belirli bir alana verebilir, daha az sıkılır. Oyuna ayrılan zaman azalır çünkü sorumlulukları artar. 

* Yaş büyüdükçe, akılcı biçimde oyuncağa bağlı olmaksızın, istediği zaman ve biçimde, istediği nesne ile oyun oluşturabilir. Aynı zamanda yaş büyüdükçe, çocuk oyunları resmileşir, daha kuralcı ve tasarımlı olarak gelişir. Beden durgunlaşır; daha sakin, zihin becerileriyle ve bedeni ile uyum içinde çalıştığı oyunlara yönelimi artar.

 

 

KAYNAKÇA

 

AYDIN, Aydan. (2008). Sembolik Oyun Testinin Türkçeye Uyarlanması ve Okul Öncesi Dönemdeki Normal, Otistik, ve Zihin  Engelli Çocukların Sembolik Oyun Davranışlarının Karşılaştırılması. İstanbul,Marmara Üni. Eğitim Enstitüsü(Yayınlanmış Doktora Tezi).

BAYKOÇ DÖNMEZ, N. (1992).Oyun Kitabı,Esin Yayınevi,İstanbul

CHARLES, C. M. (2003) Öğretmen İçin Piaget İlkeleri(Çev. Gülten Ülgen) , Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.

CONNOLLY, J.A. ve DOYLE, A.(1984). Relation Of Social Fantasy Play To Social  Compentence İn Preschoolers, Developmental Psychology, 20, 797-80

ERŞAN, Şule.(2006). Okul Öncesi Eğitim Kurumlarına Devam Eden 6 Yaş Grubundaki Çocukların Oyun ve Çalışma ile İlgili Algılarının İncelenmesi. Ankara. Gazi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

FROST, Joe L. , WORTHAM, Sue C. STUART, Reifel.(2004) Play And Child Development. Prentice Hall

GÖKÇEN, Ç.Fatma(2003).Eğitsel Oyunlar ve Uygulama Yöntemleri, Erken Çocuklukta Gelişim Ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar içinde Yay.Haz. Müzeyyen SEVİNÇ, Morpa Yayınevi. İstanbul,ss4906

GÜL, Meral. (2006). Ana Sınıflarına Devam Eden Alt Sosyo-Ekonomik Düzeydeki 61-72  Arası Çocklara Sembolik Oyun Eğitiminin Genel Gelişim Durumlarına Etkisi. Ankara. Gazi  Eğitim Bilimleri Enstitüsü.(Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi).

GÜNEY, Neslihan. (2002) ) ”Okul Öncesi Eğitim Kurumluna Devam Eden 5-6 yaş Grubu Çocukların Bilişsel Üslupları İle Oyun Davranışları Arasında İlişkinin İncelenmesi”. Ankara: Ankara üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) .

GÖVSA, İ.A. (1998). Çocuk Psikolojisi, Hayat Yayınları, İstanbul

HALL, Susan.(1993) Transdisciplinary Play Based Assessment:A Functional Appraoch to workıng with young children içinde Ed.Toni W.LİNDER America:paul h.publishing

HAZAR, Muhsin. Beden Eğitimi Ve Sporda Oyunla Eğitimi,2.baskı Ankara Basımevi, Ankara,1997

ISENBERG, J.P.and JALONGO, M.R. (2001). Creative Expression and Play in Early Childhood Upper Saddle River, New Jersey.

İNAN, Mehmet. (2003) Çocuk ve Spor. İstanbul: Morpa yayınları

KAGAN, J. Fenson, L. KEARSLEY, R. ZELAZO,P. (1976) . ”The Devolepmental   Progression  of Manipulative Play in the Firs Two Years, ”Child Development, 1976, 47, 232-236.

KAİL, Robert.(2006) Children And Their Development. Perdue Ünıversty

KANDIR, Adalet(2003) Gelişimde 3-6 Yaş “Çocuğum Büyüyor”. İstanbul: Morpa Yayınevi

LEONG, Deborah J. , BADROVA, Elena (2005) . Why Children Need Play. Scholastıc Paren&Child 13 (1) 37

NİCOLOPOULOU, Ageliki (1993) Oyun Bilişsel gelişim ve Toplumsal Dünya: Piaget, Vygotsky ve Sonrası. (Çev. Dr. Melike Türkan Bağlı) Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 37 (2) 137-169.

JOHNSON, James E. , CHRİSTİE James F. , YAWKEY Thomas D. , (1999) Play Early Childhood Development. New York: Longman 2 (nd ed)

MENGÜTOY, S. (1999) . Okul Öncesi ve İlkokullarda Beden Eğitimi ve Spor . İstanbul: Tekel Ambalaj Fabrikası Yayınları

MURATLI, Sedat. (1997) Çocuk ve Spor. Ankara: Bağırgan Yayınevi. (kültür matbaası)

OKTAY, Ayla. (2002) . Yaşamın Sihirli Yılları: Okul Öncesi Dönem. İstanbul: Epsilon Yayınları

OLSZEWSKİ, P. Ve FUSON, K. C. (1982) . Verbally Expressed Fantasy Play Of Preschoolers As A Function Of Toy Structure, Developmental Psychology, 18 (1) , 57-61

ÖNCÜ, E.Ç. ve ÖZBAY, E..( 2005). Oyun, Kök Yayıncılık, Ankara.

ÖZER, Dilara Sevimay. Özer Kamil (2004) Çocuklarda Motor Gelişim. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım

PEHLİVAN, Hülya.(2005) Oyun Ve Öğrenme. Ankara :Anı Yayıncılık

POYRAZ, Hatice., (1999), Okul Öncesi Dönemde Oyun ve Oyuncak. Ankara: Anı Yayıncılık

ROOPNARİNE, J.L. AND JOHNSON, J.E. (2005). Approaches To Early Chılhood Education. Prentice Hall. New Jersey.

SARACHO, O. (1996) . Preschool Children’s Cognitive Styles And Play Behaviors, Child Study Journal, 26, 125-148

SARACHO, O. (1999) . A Factor Analysis Of Pre-School Childrens’s Play Strategies And Cognitive Style, Educational Psychology, 19 (2) , 165-181.

SEL, Ruhi. (1987) Çocuk ve Oyun Dünyası. Ankara: Olgun lisesi yayınları, Lider Yayıncılık

TÜFEKÇİOGLU, Ü.. (2001). Çocukta Hareket, Oyun Gelisimi ve Ögretimi,  Anadolu Üniversitesi Açıkögretim Fakültesi Yayını, Eskisehir.

YALCINKAYA, Münevver. (2002) Okul Öncesinde Hareket Eğitimi ve Oyun Dokuz Eylül Üniversitesi Anaokulu/Anasınıfı Öğretmeni El Kitabı içinde Yay. Haz. Işık Gürşimşek, YA-PA Yayınevi, ss. 7-23

YAVUZER, Haluk. (1996) Çocuk Psikolojisi. İstanbul: Remzi Kitapevi

YAVUZER, H. (2000). Çocuk Psikolojisi. Remzi Kitapevi, İstanbul.

 

 

 


[1] Kafkas Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği 4. Sınıf Öğrencisi

 

Yorumlar  

 
0 #1 gizli kalsın 2014-03-29 01:57
Böyle bir çalışmayı yapan öğrenciye helal olsun:)
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Designed by Dizaynom