| Okul Öncesi Eğitimin Örgütsel Engelleri |
|
|
| Yazar Dr. Celal Teyyar UĞURLU | ||||||||||||||||||
|
KAYNAK: Uğurlu, Celal Teyyar. 2010. "Okul Öncesi Eğitimin Örgütsel Engelleri" Eğitişim Dergisi. Sayı: 25 (Ocak 2010).
Günümüz toplumlarında çocukların eğitimi giderek daha da önem kazanmaktadır. Özellikle çocukların beyin gelişimlerinin 0-6 yaş döneminde en yüksek seviyede olması devletlerin, kuruluşların, ailelerin okul öncesi eğitim konusundaki duyarlılıklarını artırmıştır. Myers, çocuk gelişiminin önemi ve bu döneme yönelik eğitim programlarının çocuklar ve aileleri üzerindeki olumlu etkileri konusunda görüş birliği olduğuna işaret etmektedir (Kerem ve Cömert, 2005, s.156). Her çocuk farklı davranış, ilgi ve deneyimleriyle okula gelir. Çocuk eğitiminde arzu edilen sonuçlara okul öncesi eğitim programları sayesinde ulaşılır (Curtis, 1986). Yaratıcı çevre koşullarında yaşayan çocukların gelişimlerinin hızlı bir ilerleme gösterdiği (Arnas, 2002; Amato, P.R., Ochitree, G., 1986) bilgisi okul öncesi eğitim çağında verilen eğitimin gerekliliğine işaret sayılabilir. Çocuk gelişimi konusunda ilk olarak çalışanlar ve okul öncesi eğitime öncülük edenler tıp doktorları ve sosyal reformcular olmuştur. Çocuk konusunda ilk incelemelerde bulunan eğitimcilerin başında gelen Comenius, 1628-1654 yıllarında yayınladığı yapıtlarında, çocuğun bireyselliğiyle, onun ilgi ve yeteneklerinin tanınması gerektiğini vurgulamıştır. Rousseau’ya göre, çocuğun doğal gelişiminin, kolaylaştırılabilmesi için bireysel ilgi ve yeteneklerini özgürce ifade edebilmesi gerekmektedir. Pastalozzi, 1774 yılında kendi çocuğu üzerindeki gözlemlerine dayanarak yaptığı çalışmaları ilk bilimsel kayıtlar olarak kabul edilmektedir. 18 yy.da bir tıp doktoru olan James Codagon çocukların bakımsızlıktan öldüklerini aksi takdirde çocukların yetişkinlere göre ateşli hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı daha dayanıklı olduğunu savunuyordu. James Codagan daha çok annelere dönük, çocuk temizliği ve bakımı, beslenmesi konusunda bilgi veren çalışmalar yapmıştır. 1816 yılında Freidrich Wilhelm Froebel 3-6 yaş çocukları için çocukları için ilk anaokulunu kurmuştur. Froebel’e göre oyun çok önemlidir.
1877 de ise, Darwin’in yayımladığı Bir Bebeğin Biyografik Taslağı adlı eser, Çocuk Psikolojisi için önemli bir eserdir. Doğu kaynaklarında Gazali, eğitimi “Yabani ısırgan otlarını ayıklayan bir bahçivanın faaliyeti” ne benzetir. Çocuğun terbiye ve gelişmesi konusunda, Keykavus’un Kabusnemesi, Erzurumlu İbrahim hakkı’nın Marifetnamesi ve Gazali’nin Ey Oğul adlı eserleri çocuk eğitimi ile ilgili sayılabilir (Akt: Yavuzer, 1994, 16-17). Çocukların eğitimi değişik şekillerde yapılan uygulamalarla gerçekleştirilebilir. Günümüzden gerilere gittikçe çocukların eğitiminde baskı ve şiddete dayalı bir eğitim uygulamasının daha çok uygulandığını görmek mümkündür. Günümüz bilimlerinde yeni buluşlar, çocuğun doğasını anlamada insanlara yol gösterici olmuş ve çocuk eğitimin boyutları değişmiştir. Çocuğun gelişim dönemleri hakkında bilgiye sahip olmak, çocukların hangi yaş gruplarında ne gibi psikolojik, sosyal ve gelişimsel özelliklere sahip olduklarını bilmemize yardımcı olmuştur. Yörükoğlu (1994, 28)’na göre, çocukların konuşma yeteneklerinin gelişmesi için belli bir olgunluk düzeyine gelmelerinin önemine dikkat çeker. Bebek ancak 8 aydan sonra duyduklarını kapmaya başlar ve bu yaştan sonra yapılan eğitimler etkili olmaya başlar. Çocuğun öğrenmeye açık, yatkın olduğu dönemler kaçırılırsa çocuğun yetenekleri gereği gibi açılıp serpilemez. Çocuklarda 0-6 yaş aralığı öğrenme yetilerinin en yüksek olduğu dönem olarak kabul edilmektedir. Çocukların bu dönemde örgün eğitim kapsamı içine alınarak programlı bir eğitime tabi tutulması farklı yeteneklerinin keşfedilmesi ve geliştirilmesine imkan verebilir. Çocukların eğitimi, söz konusu gelişim dönemlerinin özelliklerine göre yapıldığında, çocuk, yeteneklerini doğru bir şeklide geliştirilebilecektir. Aksi halde çocuğun kritik yaş aralığı olarak tanımlan 0-6 yaş aralığı işlenmemiş bir dönem olarak kalacaktır. Çocukların eğitiminde eğitimcinin rolü önemlidir. Mialaret (1976)’e göre; psikoloji, biyoloji ve sosyoloji bilimlerindeki keşifler çocukların doğasını anlamaya yardımcı olmuştur. Bugün artık toplum çocuğu bir birey olarak kabul etmektedir. Çocuk hakları ile ilgili düzenlemelerde çocuğa verilen onur ve değer 20. yüzyılda yükseltmeye başlamıştır. Berlinski ve diğerleri (2006); Chiswick ve DebBurman, (2004)’e göre; erken çocukluk dönemindeki öğrenmeler daha ileriki yaşlardan daha kolaydır. Erken çocukluk dönemindeki yapılan yatırımlar daha yararlı ve sonuç alıcıdır. Çünkü 3-5 yaşlar arasındaki çocuklara verilen hizmet ilköğretime büyük bir avantaj altyapısı olarak geri döner. Yapılan araştırmalar okulöncesi eğitime erken katılımın öğrencilerin davranışsal becerilerini pozitif yönde etkilemektedir. Okul öncesi eğitimde alınan disiplin, güç kontrolü, derse katılım gibi davranışsal beceriler öğrencilerin ilköğretim yıllarında sosyalleşme ve kendilerini kontrol sürecini kolaylaştırmaktadır. Okul öncesi eğitim veren kurumlar, mutlaka çocuk gelişimi konusunda yeterli eğitimi almış eğiticilere çocukları teslim etmek istemektedirler. Tarihsel süreç içerisinde ise, Türkiye’de ki okul öncesi eğitimin gelişmesi imparatorluk dönemindeki okul öncesi eğitim ve Cumhuriyet’ten günümüze kadar olan okul öncesi eğitimi diye adlandırabilir. İmparatorluk Döneminde: Okul öncesi eğitimi üstlenen bazı kurumlar vardı. Bunlar sıbyan okulları, ıslahhaneler, darüleytamlardır. Sıbyan okulları, yani mahalle mektepleri Kur’an Okumayı, hesap yapmayı birazda yazmayı öğreten ilköğretim kurumlarıydı. Darüleytamlar ve ıslahhaneler ise çoğunlukla savaşta ailelerini kaybetmiş çocukların barındırıldığı yerlerdi. Resmi anaokullarının açılışı Balkan Savaşları’ndan sonra yaygınlaşmaya başlamıştır. Özel ana mektepleri ise 23 Temmuz 1908’ten önce bazı illerde, bu tarihten sonra da İstanbul’da açıldığı bilinmektedir. “Osmanlı İmparatorluğu döneminde çocukların küçük yaştan itibaren iyi bir dini eğitim görmesi ve dini sağlam kişiler olarak yetiştirilmesine önem veriliyordu. Bu nedenle Cumhuriyet’ten sonraki okul öncesi eğitimden çok farklıdır. İmparatorluk döneminde ilk planlanmış okul öncesi eğitimi çalışmaları 1913 yılında yapılmıştır. 6 Ekim 1913’te Tedrisat-ı İptidaiye Kanun-ı Mukavvati yanı ilköğretim geçici kanunu yayınlanmıştır. 15 Mart 1915’de de Ana Mektepler Nizamnamesi hazırlanmıştır. Bu nizamnamede; Anaokulları, ilkokulu bulunan bir kız okuluna bağlı olarak ya da bağımsız olarak açılır, denilmektedir (www.anasinifi.com). Türkiye’de okul öncesi öğretmenlik eğitimi ise; Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce 1915 yılında başladı. O zaman 138 öğretmen kreşlerde görev yapıyordu. İlk Anaokulu Öğretmenliği 1927-1928 yılında Ankara da açıldı. 1931’de de İstanbul Kız Öğretmen Okulu’na taşındı ve 1931 yılında kapatıldı. 1927-1928 yılında “Kız Enstitüsü” kuruldu. Bu Enstitüde ilkokul mezunlarına 5 yıllık bir eğitim verilmekteydi. Bu Enstitünün amacı genç kızlara nasıl iyi bir anne ve ev kadını olmayı öğretmeyi amaçlıyordu. Aynı zamanda Pratik Kız Sanat Okulları bu Enstitüler içinde fakat ayrı olarak kuruldu. Bu okullarda çocuk bakımı ve eğitiminin yanında genel bilgi ve beceriler de öğretildi. Bu Enstitülere öğretmen sağlamak için üç yıllık Kız Kariyer Öğretmen Okulu 1934-1935’de Ankara’da kuruldu. 1948 yılında yapılan bazı değişikliklerle bu okulların eğitim programları yenilendi ve okullara Kız Teknik Öğretmen Okulu adı verildi. Böylece okulöncesi öğretmen eğitimi sorumluluğu öğretmen eğitim okullarına verildi. 1961-1962 eğitim-öğretim yılında, Dikiş ve Çocuk Bakım Bölümü Kız Teknik Öğretmen Okulu içinde açıldı. Daha sonra bölümün adı Çocuk Gelişimi ve Eğitimine dönüştü. Bu bölüm mezunları kreşlerde görev almaya başladılar. 1967’de Kız Enstitüsü Kız Meslek Yüksek Okulu olarak değişti. 1973 yılında ise, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile okul öncesi eğitim öğretmeni yetiştirme sorumluluğu eğitim yüksek okullarına verildi. 1980-1981 yılında iki yıllık okul öncesi eğitim öğretmenliği bölümleri açıldı. 1991 yılından beri ise okul öncesi eğitim öğretmenleri 4 yıllık eğitim veren bölümler olarak eğitim fakülteleri bünyesinde yer aldı (Gürşimşek ve diğerleri, 1997). Okul öncesi eğitim kurumları, formal ve informal amaçları çerçevesinde işlevini sürdürürken, hizmet alma durumunda olan velilerinin sorun diye tanımlanabilecek istek ve şikayetleri ile karşılaşabilir. Yöneticiler ve öğretmenlerde okul öncesi eğitim kurumlarının amaçlarının ötesinde algılar karşısında görevlerini yaparken zorlanabilirler. Örgütün amacı, verimi artırmak, emeği azaltmak, madde ve insan ve kaynaklarını kontrol etmek, çatışmayı azaltma şeklinde tanımlanır. Örgütün açık ve kapalı amaçları vardır. Açık amaçlar formal ve geneldir. Kapalı amaçlar ise informal ve bireyseldir (Bursalıoğlu, 1998:20). Bursalıoğlu (1998) tarafından yapılan örgüt boyutları sınıflaması; amaç, yapı, süreç ve iklim olarak adlandırılır. Okul öncesi eğitim kurumlarının sorunlarına bu boyutlar açısından bakılabilir. Söz konusu dört boyut okul öncesi eğitim kurumlarının, fizik koşullar, yönetici , öğretmen, veli, program gibi konuları kapsamaktadır. Örgütün yapısı, anatomi, fizyoloji, hiyerarşi, rol ve statü gibi kavramlarla açıklanır. Örgütün anatomisi karar verme işlemlerinin dağılımında görülürken, üyelerin kararlarını etkileme yolları da örgütün fizyolojisini meydana getirir (Bursalıoğlu, 1998:21). Okul yönetimi ya da öğretmenlerin çocukların gelişimleri üzerindeki etkileri, onların eğitim ortamları, programlar, fiziki koşulların belirlenmesi ve sağlanması ile ilgili aldıkları kararların özerkliği ile doğru orantılıdır. Okul öncesi eğitim kurumlarındaki eksik düzenleme ve uygulamalar okul öncesi eğitime değişik sorunların girmesine neden olabilir. Örgütün süreç boyutu, yönetim süreçleri olarak ifade edilen, karar verme, planlama, örgütleme, iletişim, etkileme ve değerlendirme basamaklarını içerir. Okul öncesi eğitim kurumlarının, yönetim süreçlerinin yönetimi konusundaki yeterlikleri okul öncesi eğitimin anlam ve önemini topluma iletebilir. Yönetim, okul öncesi eğitim kurumlarının amaçlarına uygun olarak okulu yönetmelidir. Örgütün iklim boyutu, kişiler ve gruplar arası ilişkiler olarak tanımlanır. Örgütün amaçlarının gerçekleşmesi ile üyelerin gereksinimlerinin karşılanması da bu havanın üzerinde etkilidir (Bursalıoğlu, 1998:24). Okul yönetiminin, öğretmene, okul çalışanlarına ve velilere bakış açısı, verdiği değer okul öncesi eğitim kurumlarının geleceğe ilişkin pozisyonlarını etkileyebilir. Okul öncesi eğitime gereken önemin verilmesinde yönetici ve öğretmen tutum ve davranışları belirleyici olabilir. Yöntem
Bu araştırmanın çalışma grubu “Sivas merkez ilçede bulunan 9 bağımsız anaokulunda 48 öğretmen ve Sivas ili ve ilçelerinde ilköğretim okulları bünyesinde açılmış bulunan anasınıflarında görev yapan 150 okulöncesi öğretmenidir. Okul öncesi eğitimin sorunlarını tespit etmek için açık uçlu sorular 198 öğretmene yöneltilmiştir. Toplanan yazılı bilgiler sonucunda en çok tekrar edilen sorunlar okulöncesi eğitim kurumlarının amaç, yapı, süreç ve iklim örgüt boyutları dikkate alınarak sınıflandırılmıştır. Tespit edilen sorunlardan en çok tekrar edilen 20 konu soru cümlelerine dönüştürülerek anket elde edilmiştir. Anket Sivas ilinde çalışan 198 okulöncesi öğretmeninin tamamına uygulanmıştır. Ayrıca ankete eklenen açık uçlu sorularla belirlenen sorunların dışında “çocuk istismarı ve çocuk hakları”, “Türkçe öğretimi”, “okulöncesi eğitimde bilgisayar-oyun” ve “okul öncesi eğitim kurumlarına öğretmen yetiştirmede üniversite eğitimi” gibi konularda ne gibi sorunlar yaşandığı öğretmen görüşlerine başvurularak elde edilmiştir. Anketin güvenirlik çalışması sonucunda anketin güvenirlik katsayısı alfa= .72 olarak hesaplanmıştır. Ölçekte yer alan maddelere katılma düzeyleri beşli likert lipi derecelendirme ölçeği ile belirlenmiştir. Buna göre, Hiç katılmıyorum(1), Az katılıyorum(2), Kısmen katılıyorum(3), Katılıyorum(4), tamamen katılıyorum(5) seçenekleri ile ifade edilmiştir. Tablo 1 Seçeneklere Göre Kodlama Puan Aralığı
Verilerin toplanması sürecinde öğretmenlere, cinsiyet, okul türleri, hizmet yılları ile kadrolu ve usta öğretici olma durumları sorulmuştur. Araştırmada verilerin çözümlenmesinde, aritmetik ortalama, standart sapma, değişkenlerin ikili karşılaştırmalarında t testi ve varyans analizi uygulanmıştır. Gruplararası karşılaştırmalar da p<0.05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır.
Bulgular ve Yorum
Kişisel Bulgular Araştırma kapsamındaki öğretmenlerin kişisel özelliklerine ilişkin bulgular aşağıda sıralanmıştır. Toplam 198 deneğin cinsiyetlerine göre dağılımı 191’i (%96,46) kadın, 7’si (%3,53) erkektir. Kıdeme göre ise; 1-7 yıl kıdemliler 163 (%82,3), 7-15 yıl kıdemliler 24 (% 12,1), 15 yıl ve üstü kıdemliler 8(% 4) olarak ortaya çıkmıştır. Bu sayılar öğretmenlerin çoğunun kıdem olarak mesleğin ilk yıllarında olduğunu göstermektedir. Okulöncesi öğretmenlerinin görevlendirme şekillerine göre 104(% 52,4) öğretmen kadrolu, 94(% 47,5) öğretmen ise usta öğretici veya sözleşmeli olarak görevlendirilmiştir. Okul öncesi eğitim kurumlarının tercih edilen kurumlar olarak değer görmesi, anlaşılması için niçin var olduğu ve neye hizmet ettiğinin bilinmesi gereklidir. Toplumun okul öncesi eğitim kurumlarına bakışı, okul öncesi eğitim kurumlarının verimini etkiler. Öğretmenlerin, okul öncesi eğitimin sorunlarına ilişkin başvurulan yazılı görüşlerinde, üzerinde durdukları sorunlar okul öncesi örgütlerinin amaç, yapı, süreç ve iklim boyutlarında şöyle sıralanabilir.
Amaç 1. Okul öncesi eğitim kurumlarından herkesin faydalanabilmesi için en büyük engel okul öncesi eğitim kurumlarının ücretli olmaları, 2. Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından okul öncesi eğitim tanıtım seminerleri düzenlenmemesi, 3. Okul öncesi eğitim kurumlarının çocuk bakım evleri olarak görülmesi, 4. Okul öncesi eğitim kurumlarında özürlü öğrenciler için gerekli fiziki ve sosyal düzenlemelerin eksikliği,
Yapı
10- Okul öncesi eğitim kurumlarına öğretmen yetiştirmede üniversite eğitimi yetersizliği ve öğretim elamanı eksikliği, 11- Anaokulu derslikleri ile uygulama çalışmalarının yapılacağı dersliklerin ayrı olmaması, özellikle ilköğretim okullarında yemek yeri ile dersliklerin aynı olması daha büyük bir sorun olarak görülmektedir. 12- Okul öncesi eğitim öğrencilerinin temel kırtasiye giderlerinin devletçe desteklenmemesi, 13- Ana okul ya da ana sınıflarda görevlendirilecek yardımcı personelin yeterli çocuk gelişimi bilgisine sahip olmamaları, 14- Sınıf öğrenci sayılarının yönetmelikte 20-25 ile sınırlı olmasına rağmen sınıf mevcutlarının 25’in üzerine çıkması, 15- Velilerin erkek öğretmenlere karşı çekincelerinin olması, 16- Kadrolu öğretmenlerin yeterli düzeyde atanması, sürekli değişen usta öğreticilerin görevlendirilmesi, 17- Okul öncesi eğitim kurumlarında tam gün eğitim verilmesinin, bu kurumları bakım evi olarak algılanmasına neden olması, 18- Okulöncesi eğitim kurumlarının denetiminde alandan denetmen olmayışı, 19- Usta öğretici görevlendirilmesinde üniversite mezunu adayların görevlendirmelerinin yapılması, bu durumda yetersiz eğitim ile sınıfa giren lise mezunu usta öğreticiler faydadan çok öğrencilere zarar vermesi, 20- Üniversite eğitiminde özel eğitim, çocuk gelişimi konusunda alınan eğitim, öğretim üyesi eksikliğinden dolayı yeteri kadar yapılamaması, 21- Okulöncesi öğretmenliği öğrencilerinin müzik eğitimi ve tiyatro eğitimi konusunda eksikliklerinin bulunması, 22- Açık öğretim kanalıyla okulöncesi öğretmen yetiştirmenin öğretmen kalitesini düşürdüğü yönündeki eleştirilerin bulunması, 23- Üniversite eğitimi sırasında uygulama eğitimine ayrılan sürenin az olması,
Süreç 1. Okul yönetimi, program tanıtımı konusunda velileri bilgilendirmemesi. 2. Okul yönetimi yeterli düzeyde toplumu aydınlatan okul öncesini tanıtıcı veli bültenleri düzenlememesi, 3. Okul yönetimi tarafından gerekli ev ziyaretlerinin eksikliği, 4. Okullarda Alo Aile Danışma Hattı olmaması, 5. Yerel basın ile ilişkilerin eksikliği, yerel televizyonlarda yeterli okul öncesi programların yapılması konusundaki girişimlerin eksikliği, 6. Okul yönetimlerinin çeşitli dernek ve partilerin kadın kollarıyla olan ilişkilerinin eksikliği, 7. Okul yönetimlerinin pahalı sene sonu gösterilerine yer vermesi, veli ve çocukların uzun bir zamanlarını özellikle ikinci dönem sene sonu etkinliklerine ayırmaları, okul öncesi eğitimin program boyutunda sıkıntıların yaşanması, 8. Sanat faaliyetleri konusunda yeterli girişimlerin eksik oluşu öğrencilerin sosyal gelişimlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Okul öncesi eğitim kurumları için gezici tiyatro ekipleri ile anlaşılması, öğrenci ve velilerin çocuklarla birlikte eğitilmelerinde yaralı olabilir. 9. Velilere yaşanmış, okul öncesi çocuk eğitimi konusundaki hikayelerin anlatılması çalışmalarına yer verilmemesi, 10. Okul yönetimi ile mahalle muhtarlığının yeterli eşgüdümle çalışmamaları, 11. Okul öncesi eğitimden beklentiler konusunda okul çevresindeki sakinlerin yazılı görüşlerinin alınması yoluna gidilmemesi, 12. İlköğretimi okulu yöneticilerinin okullarındaki anasınıflarını kambur olarak görmeleri, 13. Okul yönetimlerinin okul-veli işbirliği çerçevesinde sosyal faaliyetlerde velilerden yaralanmaması,
İklim 1. Velilere gerekli önem verilmemesi, öğrencilerin okula verilme ve okuldan alınma zamanlarında velilerin rahat bir ortamda çocuklarını bekleyecekleri onları gözleyecekleri mekanların yokluğu, 2. Okul da yapılacak ana baba eğitim programları eksikliği,. 3.Yönetimin, velilerin zaman zaman sınıf ziyaretlerinde bulunmaları için fırsatlar yaratmadaki girişim azlığı, 4. Öğretmenlerle sık sık gündemli toplantıların yapılmasındaki eksiklikler öğretmenlerin birbirleriyle kaynaşmalarını ve sorunlarını aynı platformda paylaşmalarını engellemesi, 5.Yönetimin informal amaçlı toplantılarda öğretmenlerin eğitim koşulları, öğrenci gelişimi, öğrenci sorunları, veli sorunları gibi konularda fikirlerin paylaşıldığı çaylar, günler düzenlenmemesi, 6. Öğretmenlere sınıflarında yardımcı personel verilmemesi, öğretmenin birden fazla işle meşgul olmasına neden olması ve öğretmenin psikolojisini bozması, 7. Öğretmeni, eğitimci olarak görmeyen ve çocuğunun bakıcısı olarak gören velilerin öğretmen moraline olumsuz etkisi, Okulöncesi öğretmenlerinin açık uçlu sorulara verdikleri cevapların içerik analizi sonucunda elde edilen bilgiler sonucunda, 20 anket maddesine dönüştürülen sorunlar öğretmenlerin görüşleri alınarak istatistikleri yapılmıştır. Araştırmada verilerin çözümlenmesinde, aritmetik ortalama, standart sapma ve değişkenlerin ikili karşılaştırmalarında t testi, varyans analizi uygulanmıştır. Gruplararası karşılaştırmalar da p<0.05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Devamı için lütfen tıklayınız...
|