headerimage
Evren, Allah ve İslam - 2 Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Yazar Prof. Dr. Oktay HÜSEYİN GUSEINOV   

Yazının baş tarafı için tıklayınız


EVREN, ALLAH VE İSLAM-2


4. Evren ve evrenler

Akıl yenilik üretme yeteneğini ancak insan onu zorladığı zaman kullanır.

Henri  Poincare (1854–1912)


Bizim evrenin yaşı sonlu olduğundan ve yaklaşık olarak sonsuz sıcak bir noktadan doğduğundan, evreni yaratan Allah’ı bizim ve diğer evrenlerin içinde olduğundan daha çok, onların dışında bulunduğunu düşünmemiz gerekir. Gerçektende bizim sonsuz Evren, belki de diğer bir sonlu Evrenin küçük parçasıdır. Diğer yandan Allah birdir ve bizim evrenin dışında çok sayıda ve durmadan diğer evrenlere hayat vermektedir diyebiliriz. O evrenler üretiyor ve evrenlerin evrim kanunlarını koyuyor düşüncesi doğru olduğunu düşünebiliriz.


Eğer evrenler hepsi bizim evren gibi sonsuz sıcak, sonsuz küçük durumdan başlayarak doğarlar ise,  Allah’ın onların dışında da olduğunu düşünmek zorundayız. Her hangi bir evren başka bir evrenin içinde doğmamış ise, bu evrenin dışında ne uzay ne de zaman vardır. Orada uzay ve zaman dışı bir ebedilik, Allah ve onun varlığını anlatan İslam’ın olduğunu düşünebiliriz. Böyle olduğundan da Allah’a bir Evren, uzay ve zaman dışı varlık olarak bakmamız gerekir. Evrenleri üreten ve onların evrimlerini değişmez kanunlarla belirleyen bir varlık gibi. O mükemmel ve ebedi kanunlar oluşturmuş işe (3. bölümde verdiğimiz örnekler gibi) ve Allahın işlerine karşı koyan bir küvette yok ise, ayrı ayrı evrenlerin evrimlerine pek karışmayabilir. Burada çok ve belki de sonsuz sayıda evrenlerden konuşmamız gerekir. Çünkü son gözlemler kozmolojide enflasyon modellerinin daha doğru olduğunu gösteriyorlar. Bu yeni modellerde de vakumdaki fuluktasyonlar (sapmalar) evrenlerin oluşumuna yol açmaktadır.

 

Yaklaşık olarak ışığın boşlukta ki hızı ile genişlenmeye başlayan evrenimiz, genişlenme sonucu hızla soğuyor. (Bu soğuma süreci Evrenin doğduğu andan oluşan madde ve ışımalara aittir, sonralar oluşan yıldızlara ve onların ısıttıkları gaza değil.) Evrenimizin yaşı yaklaşık 106 yıla ulaşana kadar onun içindeki maddenin tümü, plazma şeklinde kalmaya devam etmiştir. Bu gazın basıncı ve sıcaklığı büyük olduğundan, evrendeki madde ve ışıma onun hacmini homojen olarak doldurmuş olmaktadır. Daha sonralar, genişlenme sonucu bu gazın sıcaklığı ve yoğunluğu çok daha az oluyor (bin derecenin altında), bu da normal atomların ve moleküllerin oluşmasına neden olmuştur ve olmaktadır. Maddenin büyük çoğunluğu atom ve moleküller şekline geldikten sonra,  atomlardan ve moleküllerden oluşmuş gazın içinde yoğunluğun sapmalarının artmasına imkân yaranmıştır.

 

Bizim evrende geçerli olan fizik kanunlarından bildiklerimize uygun olarak, evrenin bazı bölgelerde maddenin yoğunluğu ortalama değerden çok fazladır ve bu da,  Evrenin yaşı yaklaşık 109 yıl mertebesine geldiği zamanlarda galaksilerin oluşumunun başlamasına neden olmuştur.  Bu yaştan sonra, evrenin her bir köşesindeki galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluşmaya başlamıştır ve bu süreç şimdi de devam etmektedir. Galaksilerin fiziksel parametreleri (kütleleri, boyutları, açısal momentleri) çok farklı olduğundan, elips şekildeki galaksilerde gazın yaklaşık hepsi, sarmal şekilde olanlarda yaklaşık % 95 i ve düzgün olmayanlarda yaklaşık % 50 yıldızlara dönüşmüştür. Galaksiler, yıldızlar ve yıldızlar arası gaz, zamana bağlı olarak, Evrenle birlikte değişmekteler ve başka bir deyişle onların ve Evrenin evrimleşme süreçleri devam etmektedir.

 

Doğal olarak bizim evren için geçerli olanlar diğer evrenler için de geçerli olmak zorunda değil. Bu anlattıklarımız küçük hatalar dışında tamamen doğrudur ve çok sayıda gözlemlerle desteklenmiştir. Böylece Allah evrenleri oluşturduğu zaman, onlara değişmez olan temel kanunlar koyuyor. Daha sonralar bu kanunlara kesin şekilde uyan süreçler sonucu, evrendeki değişmelere ve oluşumlara (evrimleşmelere) karışmasına hiç gerek kalmıyor. İşte böyle mükemmel çalışıyor Tanrının kanunları.

 

Okur kitaplarda her zaman böyle bir tanıtımla rastlaşmaktadır: Maddenin üç hali vardır,  katı, sıvı ve gaz. Katı yoğundur, şeklini ve hacmini korur. Sıvı yoğundur, hacmini koruyor ama şeklini kabın şekline uygun olarak değişir. Bunlar yaklaşık olarak doğrudurlar. Çünkü sıcaklık, dış kuvvetler ve elektrik alanı katıların ve sıvıların hacmine ve şekline etki yaparlar. Gazın seyrek olduğunu ve bulunduğu (verilen) hacmin hepsini homojen olarak kapsadığını yazarlar. Bu tanım yalnız belirli şartlarda doğrudur. Örneğin Dünyanın atmosferi homojen değil,  bulutları oluşturan buhar, verilen hacmin hepsini kapsamıyor ve bu nedenle de bulutlar küme halindedirler. Galaksiler içinde ki ve genelde Evrendeki soğuk  (yaklaşık bin derecenin altında) gazda benzer şekilde davranır. Diğer yandan katıyı ve sıvıyı çok sıkıştırsak onlar da gaz haline geçerler. Madde çok yoğun olursa, o iyonlaşmış gaz haline geçmek zorundadır. Böylece maddenin en yoğun hali de gazdır.

 

Galaksiler ve yıldızlar oluşmaya başlamadan önce evrendeki maddenin kütlesinin yaklaşık % 75’i hidrojen ve % 25’i helyum idi. Şimdi ise helyum biraz artmış ve evrenin kütlesinin yaklaşık % 1 kadar helyumdan daha ağır elementler oluşmuştur. Kütleleri 3–4 Güneş kütlesinden daha küçük olan yıldızların evrimi, yıldızlar arası ortamın ve genelde Evrenin kimyasal bolluğunu önemli derecede değiştirmezler. Büyük kütleli yıldızların merkez kısmında gerçekleşen çekirdek tepkimeleri sırasında özellikle karbon-oksijen grubu elementleri artmışlar ve bunlar ayrı ayrı galaksilerin düzlemlerindeki ortamın kimyasal bolluğunu çok etkilemişler. Kütleleri daha da büyük olan yıldızların (7–8 Güneş kütlesinden büyükler) evrimleri sırasında, yıldızlararası ortamda, demir gibi elementlerinde çoğalmasına neden olmuşlardır. Böyle yıldızlar evrenlerini daha çabuk bitirirler ve evrenlerinin sonunda Süpernova patlaması sonucu özellikle demir grubu ve en ağır kimyasal elementlerin bile oluşmasına neden olurlar.

 

Süpernova patlaması sonucu genişlenen sıcak gaz milyar yıldızdan, yani küçük galaksiden daha fazla ışıma verebilmektedir. Bizim galakside yıldız sayısı 1011 kadar dır ve o büyük sarmal galaksidir. Bunlar hepsi bir önceki bölümde hatırlatılan ve bazı diğer fizikten bildiğimiz temel kanunların sonuçlarıdır. Gözlemler de bu kanunların Evren oluşmaya başladığı dakikadan şimdiye kadar geçen zamanda kesin şekilde ve hiçbir müdahile olmadan çalıştıklarını gösteriyorlar.

 

Şimdi bizim evrenin yaşı yaklaşık 13 milyar yıldır, ama Güneş ve Dünyan ki yaklaşık 5 milyar. Bu rakamlardaki hata payı %20’ni aşmamaktadır. Galaksimizde, ortalama olarak kimyasal bolluk, son 5 milyar yılda yaklaşık olarak değişmediğini kabul edebiliriz, özellikle de galaksi düzleminden uzaklarda. En yaygın element de Gamow George (1904–1968) nin sıcak evren modelinin öngördüğü gibi hidrojen, helyum ve sonrada karbon, azot ve oksijen olduğundan ve galaksideki yıldızlar arası gazın çoğunun sıcaklığı yaklaşık eksi 1700 C olması nedeni ile, bunlar kendi aralarında birleşerek çok farklı moleküller haline geçmişlerdir. Böyle moleküller bulutsularda,  çok tür organik moleküller de oluşmuştur. Farklı alkol molekülleri dâhil. Doğal olarak su molekülleri de çoktur. Böyle ortamdan, özellikle kometler (yanlış olarak kuyruklu yıldız adı taşıyan, ama yıldız olmayan) yoluyla, Dünyaya büyük miktarda su ve organik madde gelmiştir. Dünyanın kütlesi ve Güneşten uzaklığı, öylece de yer üzerinde bol su ve organik maddenin birikmesinden sonra, ilkel canlıların yaranmasına ve çoğalmasına çok müsait bir ortam oluşmuştur.

 

Böylelikle galaksiler ve gezegenlerde ki gazın kimyasal bolluğu,  farklı tür moleküller ve basit canlılar, evrenin kendisi, galaksiler, yıldızlar ve bazı diğer nesneler gibi evrimleşmektedir. Bütün bu süreçler süresince temel parçacıkların yükleri, toplam enerji, momentum ve açısal moment korunurlar. Tanrının İslam yolu ile bizlere ulaştırmak istediği ve aynı zamanda bilimsel yollarla elde edilen kanunlar, evrenin (belki de evrenlerin) bütün köşelerinde ve her zaman geçerli olduklarından en temel korunma kanunları ve evrim, genelde evren dışında olan Allahın emelleridir.

 

İnsanlar için evren,  yaşam, evrim ve Allah kavramlarını birbirinden bağımsız olarak düşünmek zordur.  Bu kavramlar farklı toplumlarda ve farklı eğitim seviyesindeki insanlar arasında çok fazla değişik şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle de insanların düşünce seviyesi ve kültürüne, bu kavramlar gibi çok etki yapan konuların medyada çok tartışılması gerekir. Ama ne yazık ki bizim toplum da dünyadaki diğer toplumların çoğu gibi eğitim ve bilimden uzak kalmıştır.

 

5. Evrenler, Cennet ve Cehenneme ait bazı bilgiler ve düşünceler

Bir bilim dalında ne kadar matematik varsa,

kesinlikle bir o kadar da gerçek vardır.

İmmanuel Kant  (1724–1804)

Evreni tam bir bütün olarak ve onun içerdiği nesneleri ve onlarda oluşan olayları ve süreçleri temel bilimlere dayanarak öğrenmek için tek bir yol bilinmektedir. Deney ve gözlemler yapmak, elde edilen bilgileri incelemek ve genelleştirmek. Bunlara ve sezgiye dayanarak yeni teoriler kurmak. Her hangi bilim dalındaki yeni teoriler eskileri kapsamalıdır, bilinen deneyleri ve gözlemleri anlatmalıdır, bilinmeyen ve daha sonralar deneylerle (gözlemlerle) onaylanan yenilikleri öngörmelidir. Bu teorilerin temelini oluşturan kanunlar matematiksel ifadelerle verilmelidirler. Doğanın kanunları böyle şekilde yansıtılmasalar onların bilim ve yeni teknolojiler üretimi için pek bir faydası olmaz.

 

Fiziğin, kimyanın ve biyolojinin kanunları tam olarak doğanın, başka deyişle Tanrının kanunları değildirler. Bilim geliştikçe, deneylerin hataları azaldıkça ve çok derin ve geniş düşünce kapasitesinde olan bilim adamları yetiştikçe bu kanunların yerlerine daha kapsamlıları ve doğanın kanunlarını daha iyi şekilde yansıtanları gelir. Örneğin Newton’un kanunları yerine Einstein’ın kanunları geldiği gibi. Matematik ise temel bilimlerin aracıdır. Matematik ilk olarak temeline doğada rastlaşan çok sayıda ve farklı geometri ve topoloji figürlerin özelliklerini ve bunların arasındaki oranları almıştır. Matematik Allahın insana verdiği ve insanların toplumlara bağlı olarak geliştirebildikleri mantığa dayanan bir ilimdir. İnsan mantığı çoğu zaman doğadaki kanunları, olayları ve süreçleri doğru şekilde ortaya çıkarmaz. Gelişmiş mantığı olmayan insanlar ise ne Tanrıyı, ne İslam’ı, ne de Kuran’ı, kendi uğraşı ile doğru şekilde anlayamazlar. Bu nedenle de Allah tarafından çok güçlü sezgi ve mantık bağış edilen Peygamberimiz bilime çok büyük önem vermiştir. Ama ne yazık ki Müslümanlar Peygamberimizin bu tavsiyesine pek önem vermemektedir.

 

Bütün evrenlerde, evrenler dışında, evrenleri yaratan Allah olduğundan, onun kendisini, emellerini ve isteklerini tanıtan İslam (Ku’ran’da anlatılan) da vardır. Düşünme potansiyeli ileri olan ve teknolojiler yaratan canlıların oluşması ve gelişmesi için elverişli imkânları olan gezegenlerin her birinde, evren doğduktan sonra, ardı ardınca yaklaşık yüz kere dünyaya gelişmiş toplumların yaşayabilmesini yukarıda söylemiştik. Evrende de böyle gezegen sayısının sonsuz kadar çok olduğundan bahsetmiştik. Diğer yandan Tanrının oluşturduğu evren sayısının da sonsuz kadar çok olabileceğini biliyoruz. Böylece din sayısının sonsuz kadar çok olmasına rağmen, onların hepsinin temelini İslam oluşturmuştur.

 

İnsan gibi gelişmiş canlıların yaşamı için imkân olan her bir gezegene milyonlarca yıllar aralıklarla, hiç olmasa bir Kuran gibi kutsal kitap gönderilmiş ise ve her bir evrende sonsuz kadar gezegenler var ise, kitap sayısı da sonsuz kadar çok olmalıdır. Diğer yandan Allah da, onu tanıtan İslam dini de tek olduğuna göre, kutsal kitapların ibadetleri anlatan kısımlarının farklı olmasını düşünmek zor olsa da, bu gerçeği kabul etmek zorumdayız. Örneğin fizikten bildiğimiz en temel teoriler Evrenin her yerinde geçerliler. Bu teorilerin anlatım seviyesi kimlere anlatılmağına göre farklı olabilir, ama kesinlikle mahiyeti ve matematik ifadelerin görünüşü değişemez. Ama bu teorileri anlatan farklı kitaplar her tür yanlışlıklar içere bilirler, aynen farklı kişilerin anlattıkları gibi. Ku’ran ise en mükemmel kitaptır ve onun indirilmiş halleri farklı olamazlar. Ku’ranın farklı baskıları, farklı çevrileri ve yorumları hata içerebilir. Bunlarında Ku’ran ile bağlantısı yoktur, insanlar hata yaparlar.

 

Bilindiği gibi İslam ve kutsal kitap Ku’ran yalnızca ibadetleri, insanların doğru davranışlarını, cennet ve cehennem gibi bilgileri anlatmamaktadır. Allahın amacı sadece bunları ulaştırmak olsaydı bu kadar fazla türde nesneler, bitkiler ve canlıların yaranmasını teşvik ederdi mi? Unutmamak gerekir ki, yaşam için yararlı olan sonsuz sayıda gezegenlerde biyoloji hayatlar çok farklı olabilirler. Doğal olarak kutsal kitaplar Allahın doğadaki nesneler, olaylar ve süreçler için en temel olan kanunlarına işaret de etmektedir. Bizim evren için en temel doğa kanunlarından bazılarını yukarıda hatırlattık. Çok önem taşıyan nesneler ve doğa kanunları Tanrının emellerini ve kendisini en doğru şekilde anlatırlar. Bütün Evrende geçerli olacak şekilde, sadece bir gezeğende ve çok kısa bir devirde (örneğin sadece 10 bin yıl) değil.

 

Bizim evrende inanılmaz kadar çok farklı nesne, olay ve süreçlerin olduğunu bilerek, devamlı olarak çok sayıda üretilen evrenlerin hepsinde aynı kanunların geçerli olmasını düşünmek sanki hiç de doğru olmaz. Çünkü doğa kanunlarının geçerli olduğu şartlar belirlidir ve bu şartlar değiştiğinde kanunlar genelde çalışmazlar. Bu nedenle farklı evrenlerde en temel kanunlar ve böyle kanunlara bağlı olarak bazı nesnelerin, olayların ve süreçlerin farklılıklar gösterdiklerini göz önünde bulundurmak mantıklı değil mi? Böylece bütün evrenlerde İslam’ın aynı olmasına rağmen her bir evren için Ku’ran’daki doğa bilimlerine bağlı işaretler farklı da olabilir düşüncesine kapılabiliriz. Ama bu durumda Ku’ran Allahı ve İslamı doğru anlatmaz ve önemini kayıp etmiş olmaz mı? Böyle durumda Ku’ran’daki işaretlerin yorumlarının farklı olabileceğini düşünmek yolu açılmış oluyor.

 

Sadece bir gezegen olan Dünyanın bile farklı yerlerinde farklı bitkiler ve hayvan türleri olduğundan ve farklı düşünce seviyesinde insanlar yaşadıklarından, farklı kutsal kitaplar mı olmalı yani? Ku’ran Tanrını ve İslami anlattığı için, yalnız bir evren değil, farklı evrenler için geçerli olan, yani en temel kanunlara, olaylara ve süreçlere işaret eden kitaptır. Bu nedenle de Doğaya bağlı olan Ku’ran’daki işaretleri, yalnız ve yalnız büyük bilim insanları doğru şekilde yorumlaya bilirler. Böylece Ku’ran’da, Allah ve İslam gibi tek bir kitap olmalıdır. Tek bir Kur’an bütün farklı özellikler taşıyan evrenlerdeki, düşüncesi gelişmiş, varlıklar için yeterli olur. Bu şekilde mantık yürütüldüğünde, neden Ku’ran gibi en kutsal kitapta doğanın kanunları kesin şekilde anlatılmıyor ve neden kanunlar matematik formüller şekilde verilmediği de anlaşılmış oluyor.

 

Düşünen herkesi ilgilendiren bu soruya birçok kimse cevap aramış olmalı. Ku’ran doğaya (evrene) bağlı bilgilere işaret ediyorsa neden Ku’ran’ı devamlı okuyan Müslümanlar bilim ve yeni teknoloji üretimine çok az katkıda bulunmuşlardır? Örneğin 1.5 milyar Müslüman 12-14 milyon Yahudilerden yaklaşık 100 kere daha az. Şimdi anlaşılıyor ki bunun nedeni Ku’ran’ın genelde düşünüldüğü gibi yalnızca dünyadaki tek kitap değil, evrende ve daha da ötesi, evrenlerin hepsinde her zaman, zamanların temposundan bağımsız olarak tek kitaptır. Orada Allah’ın bütün evrenler için geçerli, yani ortak olan en temel doğa kanunlarına, olaylara ve süreçlere işaret ediliyor. Bu işaretleri doğru şekilde yorumlamak için çok derin ve kapsamlı temel bilimler düşüncesi gerekir. Bizlerde ise böyle düşüncenin oluşması için yüzyıllardır ortam oluşamıyor.

 

Biliyoruz ki, Nobel ödülü almış Abdus Salam dışında Kuran’ı detaylı inceleyen Müslümanlar iyi temel bilimci değildirler. Bu nedenle de Kur’an’ı inceleyerek Allah’ı ve İslam’ı güzel şekilde tanıtan büyük din bilimcilerimiz ile birlikte iyi temel bilicilerimizin çalışmaları gerekmektedir. Yalnız bu durumda Kur’an’daki doğaya ve evrenlere bağlı işaretler kısman doğru olarak yorumlanırlar ve sonuçta Müslümanlar da gereken katkıyı doğa bilimlerine ve yeni teknolojiler üretimine yapabilirler. Ama bunun için aynı zamanda bizlerin Peygamberimizin tesviyelerine önem vererek, kaliteli eğitimin ve bilimin ne olduğunu anlamamız ve bu yönde ciddi çalışmamız gerekir.

 

Bilindiği gibi insanlar ölünce onların ruhları cennete veya cehenneme gidiyor. (Unutmayalım ki Allah, cennet ve cehennem kavramlarını bizlerden çok önceler kullanmağa başlayan Yahudiler ve özellikle Hıristiyanlar bu kavramları biraz bizden farklı açıklıyorlar. Örneğin Hıristiyanlar bizler gibi Allahtan, cehennemden ve özelliklede mezara gitmekten pek korkmuyorlar.) Acaba cennet ve cehennem nerededir ve ruh dediğimiz şeyin temelini ne oluşturmaktadır. Cehennem çok sıcak bir bölgedir ve böyle bölge yerin alt katları ve bir az uzakta Güneşin tacından başlayarak merkezine kadar olan bölge olabilir. Ama ruh çok hafif (yoğunluğu çok az olan bir şey) olduğundan yerin alt katlarına batamaz. Güçlü motorlarla çalıştırılan özel teknolojiler kullanarak bile yerin derinliklerine ulaşmağın çok zor olduğunu madenciler iyi bilmektedir.

 

Ruh çok hafif bir şey olsa bile Güneşe ulaşmak için, insan vücudunun içinden birinci uzay hızından (7.93 km/s) daha fazla olan hızla çıkmalıdır ki Dünyayı terk edebilsin.  Böyle hızla giden ruh Güneşe bir yılda ulaşabilir.  Güneş sisteminde güneşten başka cehennem olabilecek başka bir yer de Venüs’ün atmosferi olabilir. Madde içeren rufun başka bir yıldıza da ulaşma imkanının olmadığını söyleyebiliriz. Böyle durumda sanki her bir evrende sonsuz kadar cehennemlerin olması gerekir. Sanki ruh atom veya moleküllerden oluşamaz, çünkü gaz şeklinde olan bir şeyi bile, böyle hızlandırmak için büyük enerji gerekir. Diğer yandan bu oluşumun parçacıkları nasılsa çevremizde de kalırdı ve fizik cihazları tarafından tespit edilirdi. Bu zorlukları aşmak için ruhun yalnızca zayıf etkileşen hafif temel parçacıklar demetinden oluştuğunu düşünebiliriz. Lazer ışıması gibi ince demet şeklinde olan ruh Güneşe ulaşabilir, ama zayıf etkileşen parçacıkların hızlandırılması, demet şekline sokulması ve yanması fiziğe aykırıdır.

 

Bizim evrende güller, çiçekler, güzel kuşlar ve bedava her tür yemek-içmekle dolu olan cennete benzer bir bölgen hiç yoktur deyebiliriz sanki? (Böyle bölgelerin yalnız kuşlar ve böcekler için olduğunu biliyoruz, insanlar için değil) Çünkü ne gözlem verileri, ne temel bilimleri, ne de toplum kanunları sanki buna imkân vermemektedir. Bu nedenle ruhlar cennete ulaşmak için evrenimizi terk ediyorlar belki. Bildiğimiz maddenin ve alanların hiçbir türü evrenimizi terk edemediğinden ruh bildiğimiz hiçbir etkileşime girmeyen bir şeyden oluşmalıdır. Diğer yandan evrenimizi ışığın boşluktaki hızı (300.000 km/s) ile terk eden bir şeyin bile ondan çıkmak için yaklaşık olarak 15 milyar yıl zamana ihtiyacı vardır. Bu da ruhun cennete ulaşmasını çok zorlaştırır.

 

Evrenlerin içindeki ortamların özelliklerinin zamana bağlı olarak değişmekte olduğunu, yani evrimleşmesini, biliyoruz. Böyle olduğundan cennet özel ve kararlı bir evren olmalı ki ebedi olsun. Böylece cennet sanki bir özel evrendir ve bütün evrenlerde yaşamlarını bitiren ve cennete gitmek yolunda olanlar bu evren-cennete gelmiş olmalılar şeklinde düşünebiliriz. Sanki cennete giden ruhlar cehenneme giden (kendi evrenlerinde “yanan”, dediğimiz, ama yanması bilimsel açıdan anlaşılmayan) ruhlardan çok faklı ve inanılmaz özellikler taşımalılar. (Cehenneme giden ruhlarında özelliklerinin bilim çerçevesinde anlaşılmasının zor olduğuna yukarıda deyindik.) Cennete giden ruhlar evrendeki etkileşmelerde iştirak etmediğinden, şimdiki temel bilimler açısından, cehennemlerin hiçbir türünde yanamazlar. Çünkü yanmak için etkileşmelerin gerçekleşmesi gerekir, o ki cehenneme giden ruhların bile elektromanyetik veya baryon etkileşmelerine girmediğinden nasıl yandıkları anlaşılmıyor.

 

Fiziğin kanunları, kimya ve biyoloji kanunlar gibi Allah’ın bizim evrende geçerli olan kanunları olduklarından (doğal olarak hata payı içinde) büyük olasılıkla gerçekleri yansıtıyorlar. Bende bir fizikçi düşüncesi ile yukarıda tartışılan problemleri imkân dâhilinde inceledim. Bütün evrenleri yaratan tek bir Allahın, onu yansıtan tek bir dinin (İslam) ve bütün evrenlerde yaşayacak, yaşayan ve yaşamış olan insanlara benzerler (gelişmeleri anlamında) için tek bir kutsal kitabın olmasının temel bilimlerle çelişkide olmadığı fikrini destekleyen sonuca vardım.

 

Sanki büyük olasılıkla cennet özel bir kararlı evrendir, çünkü kararsız bir evrende olanaklar ebedi olamaz. Hiçbir temel bilimin bu evren-cenneti ve ruhu inceleme imkânı belki de yoktur. Bizim evrende dört tür temel etkileme olduğu bilinmektedir (vardır ve bunları 4’ci bölümde hatırlattık) bu etkilemelerde iştirak eden hiçbir şey cennet-evrene gidemez. Sanki hiçbir diğer evrenlerde yaşam sürdüren canlıların cenneti ve ruhi incelemek imkânı olmamış ve olmayacaktır. Her bir evrende cehennemler olabilir. Cennete giden ruhlar bizim evrendeki etkileşmelere de iştirak etmiyorlar ve cehenneme gidenlerden çok farklı özellikler taşıyorlar düşüncesi doğru olabilir. Bu özellikleri de inceleme ve temel bilimler açısından anlama imkânımız olmayacaktır. Evrendeki etkileşmelerde iştirak etmeyen ruhun evren-cennetten nasıl gelip insanların içine girecekleri ve etkileşmediği halde insanın içinde nasıl kaldığını temel bilimler açısından anlaşılmayacaktır. Böyle olduğundan da cennetin, cehennemin ve ruhların deneysel ve gözlemsel yollarla ortaya çıkmamaları ateizmi desteklemiyor.

 

Avrupa’da çok sayıda yüzyıllarca kullanılan yaşam binaları vardır. Buralarda çok eskilerde yaşamış olan insanların ruhları zaman zaman görünmekte olduğu söylenmektedir. Eğer bu doğru ise Hıristiyanların ruhlarının cehennemi kolayca terk etmeleri gerçekleşiyor demektir. Diğer yandan, sanki Hıristiyanlar her hangi bir ölünün ruhunu çağırarak ona sorular yönetirler ve cevaplar alarak tartışa da bilirler. Adeta bu ruhlar cennet ve cehennemden konuşmuyorlar, sanki böyle bir yerlerde hiç olmamışlar. Büyük şehirlerde onların cesetleri yakıldığı ve toprağa verilmediği için, mezar içindeki işkencelerden de kurtulmuş olurlar. Dünya nüfuzunun yarsı zaten evrende bir Allahın olmasına, cennet ve cehenneme inanmadığına göre onların ruhlarının olduğundan bile kesin konuşmak sanki zordur. Aynı zamanda onların cesetleri yaktıklarını da biliyoruz.

 

Biliyoruz ki yere indirilen kutsal kitaplar hepsi evrendeki Dünya gibi çok küçük hedefin çok küçük bir bölgesine ulaşmışlar (Filistin ve İsrail topraklarına). Peygamberlerde bu topraklarda yaşamışlar ve böylece Allah dünyanın diğer bölgelerine elçilerini göndermeye sanki ihtiyaç duymamıştır. Aynen yeryüzünün çok çok artmış nüfuzu için son yaklaşık 1400 yılda göndermediği gibi. Birde kesin biliyoruz ki bundan böyle hiç elçi göndermeyecek. Ne yazık ki Allahın neden Filistin ve İsrail’e bu kader çok önem verdiğine bağlı hiçbir fikrim yoktur, çünkü böyle konuları hiç bilmiyorum.

 

Ama biliyorum ki hiçbir lazerin ışık demetini, örneğin Ay’ın üzerinde yerleşen bir iğne ucu gibi küçük hedefe yerden tam olarak gönderilemez. Çünkü lazer demetinin ışık açısı bile böyle amaç için yeterli kadar küçük değil. Ama kutsal kitaplardaki fikirleri Dünyanın Yakın Doğusunda yerleşen bu tür küçük bölgeye gönderilmesi çok daha büyük maharet istiyor. Böyle mucize gibi süreçler Evren dışı olan kanunların gerçekleşmesi ile, ruhları ışık hızından yaklaşık milyar defa büyük hızla cennet özelliği taşıyan kararlı bir evrene ulaştırabilir. Unutmamak gerekir ki ışığın boşluktaki hızı yalnız bizim evrende ve enerji taşıyan bir parçacık veya alan için limit hızdır. Ama kesinlikle Allahın evrenimizde geçeri olan ve bildiğimiz kanunlara uymayan ruh için değil.

 

Burada biz mucize sözünü kullandığımıza rağmen onu hayatta çok duyduğumuz mucize kavramından uzak tutmak istiyoruz.  Genelde gözümüzle görüp ama anlaya bilmediğimiz şeylere mucize diyoruz.  İnsanın düşüncesi ne kadar kısıtlı ise ve çok az şeyler görse bile, onun için mucize sayısı fazla olur. Çünkü düşünce seviyesi düşük, bildikleri az ve bildiklerinin çoğu da yanlıştır. Doğal olarak Newton ve Einstein gibi insanlar için mucize pratik olarak olmamıştır. Doğanın bilinen kanunlarına aykırı olmayan hiçbir şeye onlar mucize demezler. Bizde mucize sözünü ruhin özelliklerinin bildiğimiz doğa (Tanrı) kanunları çerçevesinde anlaşılamadığı için kullandık.

 

Ne yazık ki lise fiziğini iyi bilmeyen insanlar evrenler için temel olabilen bilgilere işaret bulunduran Ku’ran’da basit fizik olaylarına işaretler arıyorlar ve kolayca bulurlar. Bunlar genelde fiziği doğru şekilde anlatmıyorlar ve böyle anlatımlara Ku’ran’da işaretler bulduklarını söylüyorlar. Biz Türklerde bilime ve yeni teknolojiler üretimine pratik olarak katkıda bulunmasak da, dergileri ve bilgisayar ortamını lise fiziğine bile çelişkide olan fikirler içeren dini makalelerle doldururuz. Türkiye de Arapçayı veya Türkçeyi çok iyi bilen din bilimcilerimiz vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı bunlarla ortak çalışmalara iyi temel bilimcilerimizi bir araya getirerek çok önemli problemler çözebilirdi. Örneğin evrenlerin doğduğu anlarda çok önemli olan ve evrenler için ortak görünen:

 

1. Temel etkileşmelerin birleşik teorileri;

2. Protonun bozulması;

3. Manyetik monopol;

4. Vakumda faz geçişleri ve fiziksel olaylar;

5. Sicimler;

6. Evrenin ve evrenlerin doğuşu.

 


Yazının devamı için tıklayınız

 

 

UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her türlü alıntı için kaynak belirtmeniz ve sayfaya bağlantı vermeniz gerekmektedir. Yazıları bütün olarak kendi sayfanızda yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık ve bazı küçük alıntılarla, yazının tanıtımını yapabilir ve "Devamı için TIKLAYIN!" diyerek, konuklarınızın, ilgili yazımıza yönlendirilmelerini sağlayabilirsiniz.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Designed by Dizaynom