headerimage
Evren, Allah ve İslam - 1 Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Yazar Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)   

Eğitişim Dergisi. Sayı: 19. Mayıs 2008

 

EVREN, ALLAH VE İSLAM-1

 

1. Giriş


Herhangi bir konuda tartışmak istediğimizde, özellikle ileri mantığa (daha da iyisi bilime) dayanılarak kullanılan kavramların (terimlerin) kesin şekilde belirlenmesi gerekir. Bu nedenle de aşağıda kullanacağımız bazı kavramları hatırlatalım:


Anlamak (bilimsel temele veya mantığa dayanarak), bir şeyleri duygu organları ile belirleyerek, deneyerek, duyduğunu ve okuduğunu kabul etmektir. İnanmak ve inançlı olmak için insanın doğru düşünceye bile ihtiyacı yoktur. Maddi dünyada olan canlı ve cansız varlıklarla bağlı olan gerçekleri yalnız doğru şekilde test ederek ve derin düşünerek bilebiliriz. Materyal (parçacıklar ve alanlardan oluşan) dünyadaki veya Evrendeki mutlak gerçekleri insan tam olarak bilemez. Bilimsel düşünceler geliştikçe ve deneylerin (gözlemlerin) hataları azaldıkça gerçek olarak kabul ettiğimiz bilim sonuçları daha da gerçekçi olurlar. Bu göreli gerçekler temel bilimlerin sonuçları oldukları için Evrenin her yerinde geçerliler. (Çoğu zaman fizikteki göreli kavramı, tamamen yanlış olarak sana, bana ve ona göre gibi anlaşılıyor. Bilimde farklı zamanlarda veya farklı duyarlılıkla test edilmiş bilimsel sonuçların karşılaştırılmasına ve farklı koordinat sistemlerinde izlenen olaylara göreli denir.) Yeter ki gerçekleri test eden deneyler (gözlemler) aynı koşullarda ve duyarlı şekilde yapılsın.


Evrenin hangi köşesinde olursa olsun ayni bilimsel seviyeye ulaşmış yaratıklar yaklaşık olarak aynı fizik deneyleri yaparlar ve yaklaşık olarak aynı matematik yöntemleri kullanırlar. Çünkü Evrenin her bir küçük olmayan köşesinde aynı madde ve aynı fiziksel alanlar vardır. Bunların (madde ve alan) aynı ve fiziğin temel kanunlarının Evrenin tümünde geçerli olduğunu gözlemlerden biliyoruz. Bu nedenle de Dünyada olduğu gibi, aynı bilimsel gelişme seviyesinde olan toplumlar, aralarında iletişim olmadığına rağmen, aynı fizik bilimini ve yaklaşık olarak temel bilimlerin aracı olan matematiği elde etmeleri gerekmektedir. Evrendeki sonsuz sayıda olan gezegenlerde yaşayanların gelişme seviyeleri çok farklı olmalıdır, buna benzerini Dünya’da yaşayanlarda bile görüyoruz. Doğal olarak iletişimde olmayan canlıların fizik, matematik ve kimya bilimlerdeki gelişme seviyeleri yerde yaşayanlarınkinden çok daha fazla farklı olmalıdır. Ama biz aynı bilimsel seviyeye ulaşanların fizik ve matematik bilimlerinden konuşmaktayız ve bu nedenle benzerlikleri vurguluyoruz. Unutmamak gerekir ki Evrenin farklı köşelerinde benzer matematiğin ve fiziğin gelişebilmesine rağmen,  oralardaki biyoloji yaşam ve biyoloji bilimi çok farklı olabilir.


Klasik veya makroskobik fiziğin bazı dallarında (örneğin mekanik) kesin belirlilik (gerekircilik-determinizm) geçerlidir. İstatistik fizikte ve özellikle mikro parçacıklar dünyasında bu prensip biraz yumuşamaktadır, özellikle de tek bir parçacık için. Bu nedenle de Evrende matematiğin, fiziğin ve organik olmayan kimyanın yaklaşık olarak tek bir şekilde olmasına rağmen, canlı dünyalar sapmalara bağlı olarak çok farklı şekilde olabilmelidirler. Aynı nedenle de biyoloji dünyasının Evrenin farklı yerlerinde benzer olabileceğinden hiç bahsedemeyiz. Biz yalnız düşünen yaratıkların bilimsel açıdan (biyoloji ve dış görkem değil) fizik, matematik ve organik olmayan kimyanın gelişme seviyesinden ve bilimde ala bilecekleri yolu kabaca tartıştık.


Bazı malzemelerin, hayvanların, insanların ve bilgisayarların hafızaları (bilgi kapasiteleri) çok farklıdırlar ve bunlar yanlış bilgiler de içerebilirler. Ama biliyoruz ki en mükemmel hafıza (özellikle uzun yıllar bozulmayan) çiğinlerimizde oturan meleklerdedir.  Gelişmemiş ülkelerde okul ve okul dışı eğitim ezberciliğe dayanır ve bu nedenle de dünyanın çoğundaki insanların genelde yanlış bilgiler kazanma ihtimali yüksektir. Sonuç olarak onlarda yanlış bilgiler üretmektedirler ve neleri gerçekten bildiklerini pek anlamamaktadırlar. Daha ötesi böyle toplumlar pratik olarak bilimin ve teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmazlar. Ama diğer yandan gelişmemiş ülkelerin insanları daha mutludur ve kendilerin en bilinçli ve doğru düşünen olduklarına inanmaktadırlar. Böylece bilime dayanmayan ve bilimsel düşüncesi yetersiz olan insanların Evrendeki madde, alanlar, cisimler ve yaşamla bağlı elde ettikleri bilgiler pek bir işe yarayan yönleri çok azdır.

En iyi bildiğim şey hiç bir şey bilmediğimdir.

Apologie Sokratus  (Milattan önce 469 -399)


Materyal olmayan ve insanların dünya görüşüne bağlı olan dini bilgilerle yansıtılan ruhlar dünyası denetilemeyen, testlerle doğrulanmayan dini inançlardır. Şimdiki ve gelecek zamanlarda hiç kimse dini inançlara bağlı temel bilgileri bilimsel yollarla ne sübut ne de inkâr edemez, aynen her hangi test edilmesi mümkün olmayan bir fikir gibi. Bu nedenle de bu konularda gerçekler aranamaz ve olan bilgiler olduğu gibi kabul edilebilir. Böyle inançlardan insanlar faydalanmışlar ve faydasını gelecekte de görecekler. Bu nedenle de her tür dine hoşgörü ile yaklaşmak gerekir. Burada dinlere bağlı her tür uydurmalardan konuşmuyoruz ve sadece dinlerin toplumlara faydası olan taraflarının olduğunu kayıt etmek istedik.


Bildiğimiz gibi yeryüzünde yaklaşık 7 milyar insan yaşamaktadır. Bunların yaklaşık 1,5 milyarı Müslüman, 2 milyarın biraz üstünde Hıristiyan ve yalnızca 12-14 milyonu Musevilerdir. Dünyayı (Evreni) bir tek Allah’ın oluşturduğu ve idare ettiği fikri sırası ile Yahudiler (Musevi), Hıristiyanlar ve son olarak Müslümanlar (İslam) benimsemişler. İnsanların diğer yarısı tek bir Allah fikrini kabul etmemişlerdir. Şimdiye kadar bilim ve yeni teknolojiler üretimine en fazla katkıda bulunanlar sırası ile Hıristiyanlar, Yahudiler, Allah’ı kabul etmeyenler (bunlar tam olarak Avrupa’da ki ateistler gibi değiller ve farklı özellikte ilahlara inanıyorlar) ve Müslümanlar olmuşlar. Bilime ve yeni teknolojilere son 500 yılda bu toplumların katkıda bulunma payları çok farklıdır. Örneğin Müslümanlar hepsi birlikte, güney Avrupa’nın bir küçük ülkesi kadar bile katkıda bulunamamışlardır. Yahudiler ise, Allah’ı tanımayan toplumların (Çin, Hindistan ve onlarla komşu ülkelerde yaşayanlar, yaklaşık dünya nüfusunun yarısı) hepsinin birlikte katkısından daha fazlasını yapabilmişlerdir.


Müslümanların ve genelde Asya ve Afrikalıların temel bilimlerin gelişmesinde ve yeni teknolojiler üretiminde paylarının yok kader az olması onların duygu hislerinin beyin çalıştırmasının çok daha önünde olmasına bağlı olması gerekir. Böyle olduğundan da bizlerde sayısal değil, sözel alanlarda daha çok başarılar elde ediliyor. Örnek olarak hatırlatabiliriz ki yalnız Türkiye’de dini konularda yazılan makale sayısı, bütün Hıristiyan dünyasındakinden fazladır. Zencilerden tanınan temel bilimci hiç çıkmamıştır, ama çok sayıda ünlü politikacı, kumandan, polis, şarkıcı, sporcular çıkmıştır.


Burada hemen hatırlatmak gerekir ki, Evren kavramı çok yeni kavramdır ve eski zamanlar Dünya (Kâinat) denildiğinde yalnızca yeryüzünün küçük bir kısmını düşünürlerdi. İnsanların çoğunun kendi köylerinin dışından bile pek haberleri yoktu. En bilgili insanların ise kıtaların yarısının olduğundan bile haberleri yok idi. Hıristiyanlık oluşan zaman Dünyanın en büyük şehri Roma olmuştu ve nüfusu 500 bine ulaşmıştı. Müslümanlık oluştuğunda Dünyanın ikinci 500 bin nüfuslu şehri vardı. Bu Persiyanın (İran) Ctesiphon şehri idi. Yaklaşık 1300 yıl bundan önce dünyanın en büyük şehri Bağdat olmuş ve nüfuzu 1 milyona ulaşmıştır.

Genelde Müslümanlar (özellikle eğitim seviyesi düşük olanlar) bilimde bilinenlerin ve teknolojide elde edilenlerin hepsine Kur’an’da işaret edildiğine inanıyorlar. Bu çok yanlış ve ciddi olmayan bir yaklaşımdır. Bilimde bilinen her şeye Kur’an’da bir kısa cümle ile işaret edilse idi, onun hacmi hiç olmasa yüz kere daha fazla olurdu. Diğer yandan Kur’an dünyadaki kutsal kitaplar içinde en ciddisi olduğundan orada doğa bilimlerinin en temel kanunlarına, olaylarına ve süreçlerine işaret edilmesini kabul etmek gerekir. Ne yazık ki bir sürü lise fiziğini bile iyi bilmeyen insanlar kendilerinin pek anlamadıkları kavram, olay ve süreçlere kutsal kitabımızda işaretler bulurlar ve farklı dergilerde bunları yayımlıyorlar. Bilgisayar ortamı da böyle makalelerle doludur.  O ise Üniversite ve lise fiziğinde öğretilenler en temel fizik olmadığından ve tam olarak gerçekleri yansıtmadıklarından kuran gibi çitti kitapta yer almakları inandırıcı olmasın gerek.


Örneğin Einstein genel çekim kanununu yansıtmak için bir tane denklem yazmıştır.  Binlerce bilim adamları bu denklemi çözmenin farklı yollarını aramışlar ve farklı durumlar için denklemin on binlerce çözümünü bulmuşlardır. Şu açıktır ki, bu kişilerin büyük çoğunluğu doğaya uymayan çözümler bulmuş veya büyük önem taşımayan sonuçlara varmışlar. Kur’an’da da işaret edilenler genel çekim kanunu gibi en önemli kanunlardır, şimdiye kadar bilinenler ve gelecekte bulunacaklar veya hiç bulunamayacaklar. Örneğin: Temel parçacıkların yüklerinin korunma kanunu. Ayrıca düz uzayda meydana gelen süreçlerde enerji-momentumun ve açısal momentin korunması. Kapalı sistemlerde entropinin maksimum değere doğru gitmesi. Denge durumunda enerjinin her zaman minimum değere ulaşması prensibi gibi bütün Evrende geçerli olan kanunlar. En küçük etki ve belerliksiz prensipleri ve temel bilimlerin diğer kanunları ve prensipler.


Allah’ı tanımak için onun yaptıklarını, onun oluşturduğu nesneleri ve canlıları, onun kanunlarını derinden ve kapsamlı şekilde öğrenmek gerekir. Allah evrenler üretiyor, bu evrenlerin gelişmesi ve evrimleşmesi için değişmez kanunlar koyuyor. Bunları öğrenmeden ve bilmeden Tanrıyı anlama imkânımız var mı? Kutsal kitaplar ve özelliklede Kur’an bu yolda insanlara yardım etmek için de indirilmiştir. Sadece ibadet etmeyi öğretmek için değil. Böyle olduğu için de Kur’an’da doğa bilimlerinin en önemli kanunlarına, olaylarına ve süreçlerine işaret edilmiştir.


Bu dünyayı yaklaşık 50 yıl önce terk etmiş Babaannem il merkezinde yaşamıştı. Ama yaşadığı yaklaşık 90-100 yılda (1906 yılında, babamı yaklaşık 40 yaşında doğurmuş. Yaklaşık diyorum, çünkü o zamanlar Müslümanlar doğum yıllarını bile bilmiyorlardı.) oturduğu evden 1000–1200 metreden daha uzakları hiç görmemişti. Ne bir sinemaya gitti, ne de bir radyo ve televizyon dinledi. Türkler dışında 2-3 sivil Rus ve ne kadarsa asker görmüştü. Bu nedenle ve o zamanlar farklı giyecekler olmadığından, farklı şekilde insanlarda görmemişti. Ama Rusların ve Ermenilerin kâfir olduklarını biliyordu. “Herkesin aklını pazara çıkarmışlardı.” Einstein de aklı orda idi. Babaannem onun aklını değil, kendi aklını beğendi. Sanırım ki biz Müslümanların %99,9 aynı şeyi yapar, çünkü bizlerin Allah hakkında düşüncemiz ile onun aynı Allah hakkındaki düşüncesinde çok büyük fark vardır.


İnsanların akılların (zekâsını) pazara koyup satışa çıkardılar.

Herkes kendi aklını beğendi ve aldı.

Atasözü.

Einstein’ın Allaha saygı ve sevgisinin temelinde duranlar kendi sözlerinden görünmektedir:


İnsan doğanın sırlarına ne kadar derinden sahip olarsa, bir o kadar Allaha saygısı artar.

Albert Einstein. (1879–1955)


O ise bizler için Allaha sevginin ve saygının artması yolu, onu tanımak, emellerini bilmek yolları çok farklıdır. Babaannem için Müslüman olmayanlar hepsi kâfirdi ve cehennemde yanacaklardı. Neden Einstein’ın aklını alıp da cennete gitmekten vazgeçsin ki? Diğer yandan babaannem Einstein gibi cahil de değildi ve cennete gitme yollarını çok iyi biliyordu.


Bizim sonsuz evren,  diğer bir sonlu evrenin küçük bir kısmı veya sonsuz sayıda evrenlerden biri de olabilir. Allah her durumda tek olduğundan, evrenimizdeki (evrenlerdeki) din sayısı sonsuz olduğunu düşünebiliriz. (Galaksimizde ve evrenimizde dinlerin sayısının nasıl tespit edildiği aşağıda açıklayacağız.) Babaannem bunları bilmiyordu, ama Einstein bunları da biliyordu. Bunlar ikisi de Allaha inanmışlar, Allah ve evren (babaannem için dünya) kavramını düşünmüşler. Bu kavramlar arasında Einstein’ın, şimdiki insanların ve babaannemin düşünceleri arasında bir fark var mı?  Farkı ne diye sorabilirler. Ben biliyorum ki, babaannem bu kavramlar ile bağlı bilgisine Einstein’dan daha fazla güvenirdi. Babaannem ve Einstein’ın bilimsel düşünce kapasitelerinde fark inanılmaz derecede çok olmuştur. Onların Evren anlayışına bağlı düşünceleri ne kadar farklı ise, Allah kavramını da bir o kadar farklı benimseye bilirler, söz tek olan Allah’tan gitmesine rağmen.



Bildiğim kadar iki şey sonsuzdur (limitsizdir).

Bunlardan biri evrendir diğeri ise insanların düşüncesindeki farktır.

Ama Evrenin sonsuz olmasına tam olarak inanamıyorum.

Albert Einstein


Einstein Evrende Allah’ın neleri yarattıklarını babaannemden çok çok daha iyi biliyordu (cennet, cehennem, mezardaki olaylar, melekler dışında), ama onun neleri istediğini pek bilmiyordu. Babaannem ise kendi çocuklarının neler yaptıklarını bilmiyordu, ama Allah’ın yaptıklarını ve neleri istediğini çok iyi biliyordu.  Namazından hiç geri kalmazdı, her zaman orucunu tam olarak tutardı, Kur’an okunan ve yorumlanan yerlerde çocukluğundan ömrünün sonuna kadar bulunmuştu. O tam olarak eğitimsiz idi ama cahil değildi. Einstein ise, cahil olsa da çok fazla eğitimli insan olmuştu. Bu dünyadaki olaylar ve yaşam açısından Einstein’ın veya babaannemin mi daha zeki olduğunu söylemek zordur, çünkü zeki ve cahil kavramlarını farklı toplumlar (insanlar) farklı şekilde benimsemişlerdir.


Babaannemin ve ona benzerlerin ibadetlerini en iyi şekilde yaptıkları nedeniyle böyle şekilde Einstein ile karşılaştırsak ve Allahın gözünde daha önemli bulsak, bizleri dini açıdan da ciddiye almazlar. Allah’ın yarattığı evrenleri, bizim evrenin içerdiklerini ve onun evrensel kanunlarını yüksek seviyede ve kapsamlı şekilde öğrenmek, İslami anlamak ve Kur’an’ın nelere işaret ettiğini bulmak için çok büyük önem taşıyor. Tıpkı bizim din konularda bilim adamlarımızın toplum yaşamına ve ibadetlere verdikleri önem gibi.


Temel bilimlerdeki kanunlar deneysel ve gözlemsel olarak defalarca onaylanmıştır. Bunlar tam olarak (yani hata payı sıfıra eşit) doğanın, yani Allah’ın kanunları değildir. Ama onlar hakikate çok güzel yaklaşmadırlar. Bu nedenle de temel bilimlerin kanunlarından en önemlileri evren doğduğu zaman oraya Allah tarafından koyulanlardır. Böyle olduğu içindir ki, onlar hiçbir dinle ve özellikle İslam’la çelişkide olamazlar.


Matematik teoriler kurulduğu zaman onların temeline aksiyomlar, fizik teorilerin temeline ise postulatlar koyulabilir. Kurulan teoriler eskiden bilinenleri kapsamalıdır ve yeni öngörmelere getirmelidir. Bu öngörmeler deneylerle (fizikte) ve mantığa (matematikte) uymalılar ve iç çelişkiler içermemelidir. Yazıda bu prensiplere uymaya çalışarak dinimizdeki en önemli bazı kavramları fizik biliminin temel kanunları ve fikirleri ile uyumlu şekilde bir araya getirmeye çalışacağız.


2. Herkesin bilmesi gereken bazı bilgiler



Ben, bilmediklerimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım.

Apologie Sokrates   (Milattan önce 469 -399)


Bizim gezegenimiz olan Dünyanın boyutları 108 cm, Güneşinki 1011cm, Güneş sistemi sınırlarının 1018cm, bizim yıldız sistemi olan, Galaksinin 1023cm ve Evrenin 1028cm mertebesindedirler. Bildiğimiz dinlerin de (küçük inançlar hariç) tarihlerinin bin yıldan fazla, ama yaklaşık olarak üç bin yıldan az olduklarını da biliyoruz.

Son birkaç bin yıl içinde yaşayan insanlar gibi düşünebilen canlılar, galaksimizde bulunan yaklaşık 1011-1012 gezegenden, yaklaşık bininde yaşadığı düşünülmektedir. Bu nedenle de şimdilerde Galakside toplam olarak 10000 farklı din olma olasılığı vardır. Evrenimizde galaksi sayısının da milyarlarca olduğunu göz önüne alsak, aynı zamanda farklı din sayısının 1014 mertebede olabileceğini düşünebiliriz.


Biliyoruz ki yeraltındaki yakıtlardan en önemlisi olan petrolün oluşması ve birikmesi için birkaç milyon yıl geçmiştir ve bu yakıt insan yaşamındaki teknolojik devirde birkaç yüz yılda tükeniyor. Buradan diyebiliriz ki yeryüzünde gelişmiş insan toplumları her 10 milyon yılda bir kereden fazla oluşamaz. Dünyanın yaşının 5 milyar yıl olduğunu bilerek, şimdiye kadar yerde yaklaşık bin kere gelişmiş insan toplumlarının oluşması için imkân yarandığını sanki söylemek mümkündür. Ama Dünyanın genç yaşlarında radyoaktif elementlerin daha fazla olması bu yaşam imkânını kısıtlamıştır. Bu nedenlerle de yerde gelişmiş insan toplumlarının yalnızca 100 kereye kadar kendini yenilediğini düşünebiliriz. Bu durumda Evren doğduğundan sonraki dinler sayısını da yaklaşık 100 kere artırabiliriz, yani 1016 kereye kadar.


Olabilir ki bizim sonsuz evren,  diğer bir sonlu evrenin küçük bir kısmı olsun veya biri birinden bağımsız evrenlerin sayısı çok fazla olsun. (Şimdiki kozmoloji bilimi böyle olasılığı tercih ediyor. Allahın ise her durumda tek olmasına rağmen, din sayısı sonsuz sayıya da olabilir. Doğal olarak bu dinlerin hepsinin temelinde tam olarak İslam’ın olmasa gerekir. Çünkü Allah kavramı ile İslam kavramı bağlıdır ve İslam Allah’ı en doğru şekilde tanıtıyor. Evrenler doğmadan önce Allah ve sanki onu yansıtan İslam vardır. Evrenlerin doğuşlarının nedeni de Allah’tır ve bu olaylar insanlara ( bizim evrendeki sayısı yaklaşık 1016 mertebesinde olan farklı dine mensup yaratıklara)  din olarak İslam ve kitap olarak Kur’an ile iletilmiştir.


Biliyoruz ki, göz, kulak, ağız ve burunlarıyla canlılar doğada çok küçük farklılıkları olan renkleri, şekilleri, sesleri ve kokuları ayırt edebilirler. Bilindiği gibi duyulara ait olan bu özellikler hayvanlarda insanlara göre oldukça gelişmiştir (koşma, yüzme, koku alma,...). İlginç olan, hayvanların bazılarının da, insanlar gibi, ağırlık ve hız (rüzgar etkisi de dahil) gibi niceliklerin,  hem bir büyüklüğü, hem de yönü (skaler ve vektörel nicelikler) olduğunun farkında olmasıdır. Hayvanlar buna benzer olarak, insanların bildikleri basit,  ama önemli bilgilere sahip olmasaydılar, özellikle avlanma sırasında oldukça zorlanırlardı.


Görüntüler, sesler, kokular gibi fark ettirici etmenler, yaşamda insan hayatını kolaylaştırıcı ve geliştirici bir role sahiptir. Ama insan yaşamını en fazla kolaylaştıran ve zenginleştiren eğitim ve bilimdir. İyi bir bilgin olmak için ise, iyi bir eğitimle beraber tanrı vergisi bir sezgi oldukça önemlidir. Güçlü sezgi doğa ve doğadaki süreçleri inceleyen bilim insanı, özel olarak fizikçiler için, doğadaki olayları ve süreçleri detaylı araştırmalar yapılmadan önceden görme ve anlama olanağı demektir. Dünya bilimine en büyük katkıları da bu tür sezgisi olan insanlar yapıyorlar. Bazen de hiç bir insanın anlaya bilmediğini anlamakla.

Süreçlerin ve olayların zamanla değişmesine kinetik denir, ama nesnelerin (örneğin gezegenler, yıldızlar, galaksiler ve evrenin), bitkilerin, böceklerin, hayvanların ve insanların zamana bağlı olarak değişmesine evrim denir. Doğada çok farklı kanunlar vardır, fizik, kimya ve biyolojidekiler gibi. Bunlardan en mükemmel olanlarına, evrenin her köşesinde cansız ve canlılar için geçerli olanlarına Allahın (veya Doğanın) kanunları olarak adlandıralım. Ben bir fizikçi olarak, kendime yalnız fizik alanında güvenebilirim. Böyle olduğundan Evrende en önemli fizik kanunlarından ve astrofizikçilerin inceledikleri nesnelerdeki evrimi kısaca ele alacağız. Eğer bunların oluşumu ve evrimi Allahın kanunları sonucu ise, o zaman evrim bütün canlıları da kapsıyor demektir. Evrende giden en önemli süreçler ve evrim olayları altında, bir kaos (kargaşa) değil, süper mantık vardır demektir.



3. Temel parçacıklar ve doğanın temel kanunları.


Gerçek deneylerle test edilenlerdir.

Albert Einstein (1879–1955)


Şimdiki zamanda 100`den fazla temel parçacığın bulunduğu bilinmektedir ve her bir parçacığın bir tane anti-parçacığı vardır. Burada temel parçacık sözünü,  yaklaşık 50 yıl önceki anlamda kullanıyoruz,  yani daha alt katta olan kuarklar seviyesine inmiyoruz. Bu tür yeni parçacıklar direkt olarak, maddenin yapısına dahil olmuyorlar (atom ve moleküllerde bulunmuyorlar) ve Evrenin yaşı dakikaları aştıktan sonra onun içindeki parçacık dağılımını etkilememektedirler.


Anti-parçacıkların ve bunlara karşılık gelen parçacıkların ayrı - ayrılıkta lepton, elektrik ve baryon yükleri birbirlerine zıttırlar, ama her bir çiftin (parçacık ve onun antiparçacığının) kütleleri– m0, daha doğrusu  (m0 = m)   ve durgunluk enerjileri, eşittir. Bu parçacıklardan yalnızca ikisinin kütlesinin, (durgunluk enerjisinin)  sıfıra eşit olduğu kesin olarak bilinmektedir.  Bunlar,  kütleçekim (daha doğrusu enerji çekim)  alanının parçacığı graviton ve elektromanyetik alanının parçacığı fotondur. Alan parçacığı olmayan,  ama lepton yükü taşıyan elektron nötinosünün kütlesi varsayılır, ama bu enerji 7 eV`tun altındadır, yani mc2 < 7 eV.  Müyon (m) nötrinolarının kütleleri de sıfırdan farklılar. En fazla çeşitleri ve az ömürleri olan parçacıklar rezonansal olarak adlanmaktadır ve onların içinde 10-22 s kadar az yaşayanları olduğu bilinmektedirler.


Bilindiği gibi Evrende yalnızca dört temel etkileşme vardır  (olduğu bilinmektedir ve diğer bir bilinen yoktur):


1). Etkileşme katsayısı  1  kabul edilmiş çekirdek,  güçlü  veya   baryon   etkileşmesi.  Baryon etkileşmesinin alan parçacıkları pionlardır  (p0,  p+ ve antiparçacık olan  p- ). Bunların durgunluk enerjileri  135 – 140  MeV  ve yaşama ömürleri  <2.6 10-8 s`dir. Etkileşme yarıçapı ise  10-12 cm mertebesindedir.


2).   Etkileşme katsayısı 1/137  (ince yapı sabiti) olan elektromanyetik etkileşmesi.  Bu etkileşmenin alan parçacığı, fotondur  (g).  Doğal olarak fotonun antiparçacığı, yani antifoton da vardır,  ama onu fotondan ayırmak imkânı yoktur. Çünkü fotonun (graviton gibi) ne lepton,  ne elektrik,  ne de baryon yükü vardır. Foton ile anti foton kendi aksanları çevresinde dönme yönleri ile farklı oldukları düşünülmektedir. Elektromanyetik etkileşmesinin etkileşme yarıçapı sonsuz kadar büyüktür.


3). Etkileşme katsayısı 10-12– 10-14 (belirsizlik etkileşmenin zayıf olmasına, başka bir deyişle,   etkileşme enerjisinin çok az olmasına bağlıdır) olarak kabul edilmiş zayıf veya lepton etkileşmesi. Bu etkileşmenin alan parçacığı W ve Z bozonlar sayılırlar. Bu parçacıkların durgunluk enerjilerinin çok büyük ( > 105-24 s`den daha az olduğu kabul edilir. Etkileşme yarıçapı 10-16 cm mertebesindedir. MeV)  ve yaşam ömürleri 10


4)   Etkileşme katsayısı 10-36– 10-40 olan gravitasyon ( enerji çekim ) etkileşmesi. Bu etkileşmenin alan parçacığı gravitondur. Gravitonların yaşam süreleri ve gravitasyon etkileşmesinin yarıçapı da sonsuzdur. Tüm parçacıkların enerjileri olduğundan, enerji çekim etkileşmesi yaparlar..


Görüyoruz ki,  etkileşme yarıçapları sonsuz olan alanların,  alan parçacıkları olan graviton ve fotonun durgunluk enerjileri sıfır ve yaşama süreleri sonsuzdur. Yalnızca elektron  (e-),  müyon  (m-),  onların anti-parçacıkları ve nötrinoları lepton yükü taşırlar.  Müyona ağır elektron da denir, çünkü o etkileşmelerde tıpkı elektron gibi davranır ve yalnızca durgunluk enerjisi elektronunkinin 230 katıdır. Parçacıkların kütleleri (durgunluk enerjileri) arttıkça,  genel olarak,  onların etkileşmeleri daha etkili olur ve özellikleri artar.  Leptonlar zayıf ve elektromanyetik etkileşmelerde, mezonlar ve baryonlar ise, baryon etkileşmesine ek olarak bu etkileşmelere bağlı olan tepkimelerde bulunurlar.


Bütün tepkimeler sırasında mutlak şekilde korunan nicelikler, Evrenin her köşesinde ve her zaman, tartıştığımız yüklerdir, parçacıkların sayısı ise korunmamaktadır. Parçacıkların çok önemli diğer kuantum sayıları da vardır. Ama bunlardan bazıları, değişik tepkime türlerinde korunmayabilirler.

Yüzden fazla parçacıktan yalnızca üçünün (elektron - e,  proton - p  ve  nötron – n) maddenin yapısında yer almasının nedeni  bütün temel  parçacık türlerinin  yaklaşık  %90` ının,  yaşama sürelerinin (atom ve çekirdek  içinde bile) çok kısa olmasıdır. Temel parçacıklar doğarlar ve saniyeden çok çok küçük zamanlar içinde bozulurlar, ama kesinlikle evrimleşmezler.


Şimdiye kadar insanlar yanlış olarak düşünüyorlar ki, evrende olan bütün nesneler ve çevremizde ki cisimler boş uzayda yerleşmişler. 1916 yılda,  Einstein Genel görelik (gerçekte relyativistik gravitasyon) teorisinde göstermiş ki, nesneler boş uzayda değil, uzay nesneler arasına yerleşmiştir. (Farkı ne? Farkı inanılmaz kadar çok.) Uzay ve zaman, nesneler ve alanlar, diğer bir deyişle enerji olmayınca uzay ve zamanda olamazlar. Uzay ve zaman üretmek, enerjinin bir özelliğidir. Enerji uzayı eğik yapar ve zamanın temposunu değişir. Bunlar gözlemsel olarak destek bulduğuna göre ebedi olan Allahın genelde doğmuş olan Evrenin, evrenlerin, uzayın ve zamanın dışında olduğunu düşünmeliyiz.


İlk önce, evren doğma anında, enerji yoğunluğu ve sıcaklık sonsuz kadar büyüktü ve evrenin boyutları başlangıçta sıfıra yakındı. Evrenin oluşmaya başladığı ilk saniyeler de bile orada çok büyük sayılarda ilkin (şimdiki kavramda gerçek) temel parçacıklar da (kuvarklar da) vardı.  Ama ilk 5 dakikanın sonuna yakın, Evrende şimdi gözlenen kadar proton, nötron, elektron ve helyum atomunun çekirdeği vardı. Şimdiki zaman evrenin her bir cm3 de 500 foton ve 3  tür nötrino çiftlerinin sayısı 450’dir. Baryon ve elektron sayısı ise, ortalama olarak, her bir metreküpte yaklaşık bir tanedir. Ne ilginçtir ki, bizler yaklaşık 50-60 yıl yaşamış baba ve dedelerimizin ilk yaşam yıllarında neler olduğunu bilemiyoruz, ama yaklaşık 15 milyar yıl yaşı olan Evrenin, doğduğundan sonraki ilk dakikalarda neler olduğunu çok iyi biliyoruz, Güneşin var olduğu ve her gün doğup battığı gibi.

 


Devamı için tıklayınız

 


 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Designed by Dizaynom