headerimage
Ahıska Türkleri Tarihi Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfMükemmel 
Yazar Haşim Özel   
 
Eğitişim Dergisi. Sayı: 17. Kasım 2007
 
AHISKA TÜRKLERİ TARİHİ

 

Haşim Özel


Ahıska şehri bugün Gürcistan devleti sınırları içerisinde olup, Türkiye’nin kuzeydoğusundaki Ardahan iliyle sınırdaştır. Posof çayının iki yakasında yer alan şehir karayolu ile Tiflis, Batum ve Türkiye’ye bağlıdır. Ayrıca Türk sınırının çok yakınına kadar uzanan bir demiryolu Ahıska’yı Tiflis’e bağlar. (1)

 

Abastuban, Aspinza, Adigön, Vale, Hırtız ve Azgur ilçeleri ile ikiyüz yirmi merkezi olan Ahıska şehri, Gürcistan sınırına en yakın ilçe olan Posof’a 15 km mesafede bulunmaktadır.

 

Ahıska şehri günümüzde idari bakımdan Gürcistan’ın Mesheti-Cavahet vilayetinin sınırları içerisindedir. Mesheti vilayeti Akhaltsihe (2), Adigön, Aspindza, Borjomi olmak üzere ilçeden, Cevahet vilayeti ise Ahılkelek ve Ninotsminda (Bogdanovka) olmak üzere iki ilçeden meydana gelmektedir. Coğrafi olarak Gürcistan’ın güneybatısına düşen Mesheti-Cevaheti vilayeti, iklimi ve yetiştirilen tarım ürünlerinin çeşitliliğiyle ülkenin diğer bölgelerinden farklılık arzeder. Ayrıca bölge coğrafi bakımdan, doğu-batı ekseninde sadece geçiş değil, üslenmeye açık, askeri amaçlı müstahkem mevkilerin kurulmasına elverişli bir coğrafyadır.

 

AHISKANIN TARİHİ

 

Ahıska şehrinin bulunduğu bölgenin tarihi adı Mesketya’dır. Mesketya’ya adını veren Mesk/Meshi kavmiyle ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Gürcülere göre bu kavim gürcü halkını oluşturan boylardan biridir. Zeki Velidi Togan ise bu kavmin kökenini Masagetler’e dayandırır (3). Tarihçi Fahrettin Kırzıoğlu bu halkın kökenini Gürcistan’ın güneyinde yaşayan İskit/Sakalara dayandırır ve Turani yerli Hıristiyan halk olarak nitelendirir (4). Görüldüğü üzere Meshi kavminin kökeniyle ilgili ortak bir görüş yoktur. En azından şunu söyleyebiliriz ki bu kavim bugünkü Ahıska Türklüğünü ifade etmemektedir ve Anadolu’nun Eski Çağda yaşayan diğer halkaları gibi sonradan gelen büyük kavimlerle karışarak tarih sahnesinden çekilmiştir.

 

Eski Çağ’da bu bölgede Meshi kavminin dışında Gürcü kaynakları Kıpçaklar ve Bun-Türkler’den de bahsetmektedir. İskender’in Kafkasya seferi sırasında Kıpçaklar ve Buntürkler bölgede bulunduklarına dair bilgiler vardır. Gürcü kaynağı ‘İskender, Kür nehri boyunca yerleşmiş ve bizce iptidai Türkler (5) ve Kıpçak denilen korkunç surette barbar milletler gördü. Kendisi buna çok hayret etti, çünkü onların hal ve hareketi başka hiçbir millette yoktu (6) şeklinde bir kayıt geçer. Bu bilgilerden de anlaşılıyor ki Ahıska ve çevresi ta İskender zamanından beri Kıpçak ve Buntürk adı verilen Türk kavimleriyle meskun tarihi bir Türk yurdudur.    Yukarıda saydığımız Türk kavimlerinin dışında Ahıska ve çevresinde birçok Türk kavmi hakimiyet kurmuştur. M.Ö. 713 yılında bölgeye Kimmerler (7), 680’de de Sakalar yerleşmiştir. Daha sonra M.S. 4.yüzyılda Hunlar, 5. yüzyılda Bulgar ve Avarlar, 6. yüzyılda Sabirler ve onların devamı olan Hazarlar, 11. yüzyılda Selçuklular bu bölgede geçici de olsa hakimiyet kurmuşlardır. Nihayet 12. yüzyılda bölgeye yapılan iki ayrı Kıpçak göçüyle Ahıska ve çevresindeki Türk hakimiyeti iyice pekişmiştir. Ayrıca bu bölgede 13. yüzyılda kısa süreliğine de olsa Moğollar hakimiyet kurduğunu görüyoruz.

 

Ahıska şehrinin tarihi bir Türk yurdu olduğunun bir diğer delili de Dede Korkut Hikayelerinde Ahıska’dan bahsedilmesidir. Ahıska, Dede Korkut kitabında Ak-Saka/Ak-Kale; 483 yılında Akesga adıyla anılan eski Oğuzlar beldesidir. 2700 yıllık bir Türk yurdudur (8).

 

AHISKA’DA KIPÇAK HAKİMİYETİ VE ATABEKLER HÜKÜMETİ

 

Biraz önce de bahsettiğimiz gibi Ahıska ve çevresine en son gelen Türk grubu Kıpçaklardır. Kıpçaklar dışında bölgeye gelen diğer Türk kavimleri burada kalıcı bir hakimiyet tesis edememişlerdir. Çünkü bu bölge bulundu konum itibariyle dışarıdan gelen kavimlerin istilalarına her zaman açık kalmıştır. Hatta Moğollar bile burada kalıcı bir hakimiyet kuramamışlardır.

 

11. yüzyılın sonları ile 12. yüzyılın başlarında Don ve Kuban nehirleri civarında yaşayan Kıpçak kabileleri Rus Knezlikleriyle yaptıkları mücadelelerde önemli liderlerini kaybetmişler ve  sonunda zayıf düşmüşlerdir. Bu arada Gürcü Krallığı da Selçuklu yağma akınlarıyla uğraşıyordu. Ayrıca Kral David Agmaşanebili Tiflis’i tekrar krallığına katmak için fırsat kolluyordu. Bundan başka kendisi hayli sene önce, en meşhur Kıpçak prensi Saruhan’ın oğlu Atrak’ın kızı ile evlenmişti ki o güzelliğiyle tanınmış Kraliçe Guranduht olup, kendi resmi eşi ve bütün Gürcistan kraliçesi olmuştu (9). Bu yüzden Don-Kuban boyundaki Kumanlarla Gürcüler arasında yakın münasebetler kurulmuş oluyordu (10). 1118 yılında Gürcü kralı David Agmanaşebili bu Kıpçaklardan 45.000 aileyi hanları Atrak öncülüğünde Gürcistan’a davet etti. Bu daveti kabul eden Kıpçaklar Gürcistan’a yerleşmeye başladılar .Aynı zamanda Kıpçaklar arasında Hıristiyanlık da yavaş yavaş yayılmaya başladı. Kral 2. David Kıpçaklara  toprak ve başka mülkler dağıttı. Askerlik hizmetleri için gerekli araç gereç ve silahlarla donattı.Yarı ilkel bu Kıpçakları sıkı bir askeri eğitime tabi tuttu. İki yıl sonra Gürcistan artık iyi yetişmiş 40.000 kişilik süvari ordusuna sahip bir ülke haline geldi (11). Kral 2. David Kıpçakların desteğiyle Azerbaycan, Karabağ, Şirvan ve Doğu Anadolu’ya akınlar yaparak Selçuklulara karşı önemli başarılar elde etti. 1120 senesi içinde Gürcü-Kıpçak müttefik ordusu, Kür ve Çoruk boylarındaki Türkmenlere baskın düzenlediler. Borçalı müttefiklerin eline geçti. Gürcü-Kıpçak ordusunun akınlarından sıkıntıya düşen Türkmenler, Irak Selçuklu Sultanı Mahmud’dan yardım istediler. Mardin Artuklu emiri İlgazi ile Hille emiri Dübeys b. Sadaka Gürcü-Kıpçaklara karşı harekete geçtiler. 18 Ağustos 1123’te Did Gorni savaşında iki yüz Kıpçaklı fedaisinin sığınmış gibi görünerek Türkmen ordugahı içine rahatça girmişken dört bir yana ok yağdırmaya başlamaları yüzünden İlgazi’nin kolu bozulup 4000 de tutsak vererek dağıldı (12). Bu savaştan sonra Tiflis şehri ele geçirildi .Gürcü-Kıpçak müttefik ordusu bundan sonra akınlarına devam ettiler. 1238’de Azerbaycan Atabeyliğine 1162 de Şeddadiler üzerine akınlar düzenlediler. Ani, Kars ve Düvin şehirleri ele geçirildi. Bu arada Azerbaycan Atabegi İldeniz 1163 Temmuz’unda Gence’de bulunan Gürcü-Kıpçak ordusuna ağır bir yenilgiye uğrattı. Ani yeniden Müslümanların eline geçti.

 

1177 yılında Kıpçakların Gürcü krallığı içerisindeki otoritesi iyice arttı. Uzun zamandır Gürcü orduları başkumandanlığını ellerinde bulunduran Orbelyanlar ailesine mensup kişiler bu görevden azledildiler. Bunun üzerine başkumandanlık yetkileri Kıpçaklı Kubasar Bey’e (13) verildi. 1178 yılında 3. Georgi’nin ölümüyle de ana tarafından Kıpçak kanı taşıyan kızı Tamara Gürcü Krallığının tahtına geçti. Gürcü tahtına bir kadının geçmesinden istifade etmek isteyen Kıpçak Beylerinden olan mali işlerden sorumlu Kutlug Aslan kraliçenin yetkilerinin kısıtlanarak kendilerinin yönetime daha çok katılmalarını sağlayacak bir Devlet Şurası kurulmasını teklif etti (14). Fakat bu teklif kabul edilmedi.

 

1195 yılında Gürcistan’a ikinci Kıpçak göçü başladı. Sevinç Han idaresindeki bu Kıpçaklara diğerlerinden ayırt etmek için ’Yeni  Kıpçaklar’ denilmiştir. Yeni Kıpçakların gelişiyle Gürcü Krallığı daha da güçlendi. Gürcü-Kıpçak ordusu 1196 yılında Şemkür savaşında Azerbaycan Atabegi Ebubekir’i mağlup etti. 1202 yılında da Gürcü-Kıpçak müttefik kuvvetlerinin baskınına uğrayan Anadolu Selçuklu ordusu ağır bir mağlubiyete uğradı. Bu galibiyetlerin ardından müttefikler akınlarını doğu Anadolu’ya kadar genişlettiler. Ahlat ve Erciş kısa süreliğine de olsa ele geçirildi. Fakat en son akından Gürcü-Kıpçak ordusunun başkumandanı İvane’nin esir düşmesi üzerine bu yağma akınlarına son verildi.

 

13.yüzyılın ilk çeyreğinde Gürcü  Krallığı doğudan gelen Moğol ve Harezmşah ordularının istilalarına uğramıştır. 1220 yılında Subutay ve Cebe Noyan komutasındaki Moğol ordusu Borçalı yakınlarında Gürcü-Kıpçak ordusunu mağlup etti. Ardından Celaleddin Harezmşah 1226 yılında Karni savaşında Gürcü-Kıpçak ordusunu yendi ve Gence ve Tiflis’i aldı (15). Daha sonra Celaleddin, Moğol tehlikesine karşı Kıpçaklarla ittifak yaptı. Fakat 1232’de öldürülmesiyle Gürcistan, onu takip eden Moğollar tarafından istila edildi. Bundan sonra Kıpçaklar ve Gürcüler Moğol ordusunda yardımcı kuvvet olarak görev yapmaya başladılar.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, 1128 ve 1195 yılları arası Gürcistan’a gelen Kıpçaklar sayesinde Gürcü krallığı hem Selçuklu-Türkmen akınlarından korunmuş, hem de önemli bir siyasi güç haline gelmiştir. Ayrıca Kıpçakların çoğu eski yurtlarına geri dönmemiş, Ahıska’dan İspir’e (Erzurum) kadar uzanan toprakları da yurt edinmişlerdir. Bu konuda A. N. Kurat; ’Mamafih Gürcistan’a giden Kumanlardan büyük bir kısmı dönmemiş, orada kalmış ve türlü ovalarda yerleştirilmişlerdir. Doğu Anadolu’da ve Çıldır gölü çevresindeki Kıpçaklar işte bunların halefleridir’ (16) diyerek Kıpçaklardan büyük bir kitlenin buralara yerleştirilişine işaret etmiştir. Böylece bu Kıpçaklar hem bugünkü Ahıska Türkleri’nin hem de Artvin, Ardahan, Oltu, Tortum, Narman halkının etnik oluşumunda pay sahibi olmuşlardır (17). Sarı saçlı, gök gözlü, uzun boylu ve insan güzeli olan Kıpçaklar bugün de buralar halkının kumral tipinde yaşamaktadırlar.

 

Gürcistan’a gelen Kıpçaklardan Caklı sülalesine mensup Sargis Bey Abaka Han tarafından Ahıska-Ardahan kumandanı tayin edilmişti. Sargis Bey ordusuyla hem 1243 Kösedağ savaşında hem de 1262’de Altınorda devletine karşı yapılan Terek savaşında İlhanlı ordusu saflarında savaşmış ve büyük yararlılıklar göstermiştir. Ayrıca Abaka ile Ahmet Teküdar arasındaki taht mücadelesinde Abaka’dan yana tavır koymuştur. Bu yüzden 1267’de kendisine, ataları mülkü ikta edilerek Ahıska valisi tayin edildi (18). Caklı Sargis Bey’in oğlu Beka da Acara’dan Erzurum’a kadar uzanan toprakların hakimi oldu. Böylece Eski Kıpçaklar kendi beyleri idaresinde İlhanlılara tabi ve Gürcü krallığından ayrı bir hükümet kurdular. Böylece bu hükümet Ahıska Kıpçak Atabegleri Hükümeti (Beyliği) adını almıştır.

 

Caklı Sargis Bey’in ölümünden sonra yerine oğlu 1. Beka (1285-1308) geçti. O da babası gibi İlhanlılara bağlılığını bildirdi. 1291 Eylülünde İlhanlı Geyhatu’nun Denizli bölgesine yaptığı sefere Beka da ordusu ile birlikte iştirak etmişti. Ayrıca Beka Trabzon Rum imparatorluğu ile de yakın ilişkiler kurmuştu. Trabzon tahtına geçişine olduğu kızından doğma torunu 2.Alexios Komnennos’tan Çanet (19) bölgesini aldı ve kızını onula evlendirdi.

 

1302 yılında Beka Barkal Dağları civarında, Azat Musa önderliğindeki Türkmen ordusunu mağlup etti. Bu savaşta Beka’nın oğlu 2. Sargis çok yararlılık gösterdi İspir’i kuşatıp aldı. Sonra da babasıyla birlikte Bayburt’u zaptedip büyük ganimetler elde ettiler.

 

2. Sargis (1308-1335) zamanında Ahıska Kıpçak Atabeyliği yine İlhanlılar’a tabi durumdaydı. 1334 yılında Samtshe Bey’i (20) 2. Sargis öldü. 5. Giorgi onun oğlu Kvarkvare’yi babasının makamına oturtarak tahtını onayladı. Böylece Samtshe bölgesi Beyliği de merkezi Gürcistan Devleti’yle birleştirilmiş oldu (21).

 

2. Beka (1365-1391) zamanında Gürcistan ve Ahıska Kıpçak Atabeyliği toprakları Timur istilasına maruz kaldı. 2. Beka ve oğlu İvane Timur’a tabi oldular. Timur’un 1404 yılında ölümü üzerine Atabeg İvane (1391-1444) tekrar bağımsız oldu fakat bu defa da Atabek yurdu Karakoyunlu tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 1413 ilkbaharında Karakoyunluların ordusu Ahıska’yı Atabekliler’den alarak yağmaladı; Atabek İvane de tabi kılındı (22). Karakoyunlular 1444 yılında Ahıska’yı ikinci defa işgal ettiler. Atabek İvane öldürüldü.Yerine oğlu Akboğa (1444-1451) Atabek oldu ve Karakoyunlulara sadakatle bağlandı. Ahıska’yı başkent edinen Akboğa Bey’in ‘Akboğa Yasası’ adıyla yaptığı kanun, gerçek bir Türk yasa ve tüzüğüdür (23).

 

Akboğa Bey’in yerine geçen 2. Korkore (1451-1466) Gürcü krallığına karşı Akkoyunlular’dan yardım istedi. Teklif kabul edildi ve Akkoyunlular desteğini arkasına alan 2. Korkore, 1463’te 8. Giorgi’yi mağlup ederek, Kartel ve Somhet bölgelerini yağmaladı. Böylece 1347 yılından beri Gürcü krallığına tabi olan Ahıska Kıpçak Atabeyliği bundan Akkoyunlu yardımı ile kurtulmuş oldu.

 

2. Korkore’nin ölümüyle tahta önce Bahadır (1466-1475) daha sonra da 1. Manuçahr (1474-1487) geçtiler. Bu dönemde Ahıska bölgesi Akkoyunlu saldırılarıyla uğraşmak zorunda kaldı. 3. Korkore (1487-1498) yine selefleri gibi Akkoyunlular’a tabi olarak hükümdarlık etmiştir.

 

3. Korkore’den sonra 12.Atabeg olarak Ahıska’da oğlu 1.Keyhüsrev (1498-1500) idareye baktı ve iki yıl sonra 53 yaşında öldü. Yerine kardeşi ‘Büyük’ lakaplı Mirza Çabuk (1500-1516) Atabeg oldu (24). Ardanuç’ta oturan Atabeg Mirza Çabuk, Trabzon Sancakbeyi Şehzade Selim’e öncülük ederek, Osmanlı ordusunu 1509’da  Acara-Gurel yolundan İmeret’in merkezi Kutayis üzerine götürmüş ve orayı Osmanlılara bağlanmasını sağlamıştır. Ayrıca 1514 Çaldıran seferine gidiş ve dönüşünde Osmanlı ordularına sürülerle etlik koyun, yüzlerce yük yağ, bal ve un vererek azık yetiştirmiş, imparatorluk ordularını geri hizmetlerini yürütmüştür (25). Bu hizmetlerinden sonra Mirza Çabuk ‘Büyük’ lakabıyla anılmıştır.

 

Atabek 4. Korkore (1516-1535) ve 2. Keyhüsrev (1535-1573) zamanlarında Ahıska-Kıpçak Atabeyliği Safevilerin hakimiyetine girmiştir .Ayrıca Osmanlılar da Atabeg topraklarının fethi için Safeviler’le kıyasıya bir mücadeleye girmiştir. Bunun bir sonucu olarak 1532 yılında Erzurum Beylerbeyi Çerkez İskender Paşa Atabeg topraklarından Ardanuç, Ardahan ve Şavşat bölgelerini zaptetti. Atabeg topraklarındaki Osmanlı hakimiyeti bu yürüyüşle birlikte Posof-Acara sınırındaki Arsiyan’a kadar dayanmıştır. Bundan sonra beyliğin başkenti Kobliyan’a taşınmıştır.

 

OSMANLI FETHİ (1578) VE OSMANLILAR ZAMANINDA AHISKA

 

3. Murat zamanında Dağıstan, Gürcistan ve Şirvan’ın fethine kara verildi. Lala Mustafa Paşa’ da orduya serdar tayin edildi. Osmanlı devletinin sefer kararı almasında en önemli etken adı geçen bölgelerde Safevilerin Osmanlı aleyhine yaptıkları faaliyetlerdi. Ayrıca Safevilerin İslami değerlere ve Peygambere hakaret etme gibi sebeplerden dolayı sefere kara verilmiştir.

 

Lala Mustafa Paşa ordusuyla 5 Ağustos 1878’de Ardahan kalesi güneyindeki ovaya kondu. 8 Ağustosta da ordu Ardahan’dan kalkarak Çıldır yakınlarındaki Begre Hatun’da konakladı. O sırada Ahıska-Kıpçak Atabeyliği’nin başında Atabeg 2. Keyhüsrev’in dul karısı Dedis İmedi Hatun vardı ve Kobliyan (Altunkala)’ı başkent edinmişti. Dedis İmedi  Hatun, Osmanlı ordugahına elçi gönderip oğlu Manuçehr’i rehin vereceğini, ayrıca vergi vereceğini arz etti.

 

Ordu Ardahan’dan geçerken Ardahan Sancakbeyi Abdurrahman ile Bayburt Alaybeyi Bekir beyler kendi askerleriyle Ulgar dağını aşıp Mahmut Han ülkesinden o gün Poskov (Posof) merkezi Mere ve akşama doğru da Ahıska yolundaki Vale kalesini fethettiler (26). 9 Ağustos 1578de de Ahıska,  Tümük, Hırtız, Çıldır ve Ahılkelek kalelerini aldılar.

 

Nihayet Safevi ordusu Tokmak Han idaresindeki büyük bir kuvvetle gelip Çıldır gölü kuzeybatısında Osmanlı ordusuna karşı pusuya girdi. İki ordu karşı karşıya geldi. Yapılan savaşı Osmanlı ordusu kazandı. Safeviler büyük kayıplar verdi ve geri çekildiler. Tarihte Çıldır Meydan Muharebesi adıyla geçen bu savaş sonunda Osmanlılar güneybatı Gürcistan’daki Safevi nüfuzunu  geçici de olsa kırmış oldular.

 

Zaferin ertesi günü (10 Ağustos 1578) beş altı bin askeriyle Atabeg Manuçehr Bey, Serdar’ın otağına gelerek itaatini bildirdi ve Altunkala’nın anahtarlarını teslim etti. Müslümanlığı kabul ederek 2. Atabekli Mustafa Paşa adını aldı; önce Sancakbeyi ardından Çıldır/Ahıska Beylerbeyi oldu. Çevredeki 32 kale de Osmanlı ülkesine katıldı. Manuçehr’in Yusuf Paşa adını alan kardeşi Greguvar/Gorgora Oltu Sancakbeyliği verildi.(27)

 

Böylece Kobliyan (Altunkala) Atabekliği Mahmut Han ülkesi/Ahıska Kıpçak Atabekliği topraklarının fethi tamamlanmış oldu. 1578 güzünde merkezi Ahıska şehri olan ve adını Lala Mustafa Paşa’nın zafer yerinden alan Çıldır Eyaleti kuruldu. Kür ırmağı boylarında ve Çoruh boyundaki eski Atabek yurdu bölgeleri de buraya bağlandı (28). Bundan sonra bölge halkı kendi rızasıyla yavaş yavaş İslamiyeti benimsemeye başladılar.

 

Ahıska’da 1595 yılında sayım yapılarak Osmanlı Kanunnamesi yürürlüğe kondu. Osmanlı usulü toprak yasaları çıkarıldı. Osmanlı usulü toprak vergileri saptandı. Eski Feodal Çağ Gürcü yasaları ve Gürcü vergi sistemi iptal edildi (29).

 

Osmanlı idaresine geçen Ahıska bölgesi zaman zaman Safevi akınlarına maruz kalmıştır. Buna karşı Ahıska/Çıldır Beylerbeyleri Gürcülerle ittifak yaparak bu akınlara karşı koymaya çalıştılar. 1626 yılında Kartlı kumandanı Giorgi Saakadze, İmereti Kralı Giorgi ile Ahıska’daki Osmanlı Sefer Paşa’ya adamlar göndererek askeri yardım istedi. Sefer Paşa Sultanın izni ile Saakadze’nin yardımına koştu (30). Bazaleti gölü kıyılarında yapılan savaşı Safeviler kazandılar. Ahıska kalesini ele geçirdiler. Fakat kısa bir süre sonra Ahıska Safeviler’den geri alındı.

 

1769’da General Totleben kumandasındaki Rus ordusu Gürcistan’a ayak bastı. Mart 1770’te Gürcü kralı İrakli ise Totleben ordularını birleştirerek Ahıska ve Azgur’a saldırdılar .Ertesi gün de Aspinza’ya yöneldiler. Aspinza’ya vardıklarında Ahalkalaki (Ahılkelek) üzerinden gelen 1500 kadar Osmanlı askeriyle karşılaştılar. Yarım saat sonra 4000 kadar Osmanlı-Lek birleşik ordusu Ahıska yönünde göründü (31). 20 Nisan 1770’te yapılan savaşı Gürcü-Rus müttefik ordusu kazandı.

 

1774 Ocak’ta Ahıska’daki Osmanlı ordusu yine Abhazya hakimi Solomon’a karşı harekete geçti.Solomon bunun üzerine Kartli kralı İrakli’den yardım istedi. Cheri ırmağı vadisinde yapılan savaşta yine Gürcüler galip geldiler. Bu olaylardan sonra Ahıska paşalığı Lekler’le ittifak yaparak Gürcü Krallığı arazisine zaman zaman baskınlar yaptılar. Lek soyguncuları Kartli köylerine baskınlar yapıyor, soygun ve yağmalarda bulunuyorlardı (32).

 

1828 yılı yazında Rus esaretine düşünceye kadar tam 250 sene boyunca, Çıldır Eyaleti merkezi olan Ahıska şehrine birer Sancak olarak şu yerler bağlı idi: Bedre, Azgur ,Ahılkelek, Hırtız, Çeçerek, Ahıska, Altınkale (Kobliyan), Acara, Macakhel, Livana (Artvin), Yusufeli, Ardanuç, İmerkhev, Şavşat, Oltu, Narman, Kamkhıs, Posof, Ardahan, Çıldır ve Göle (33).

 

AHISKA’DA RUS HAKİMİYETİ VE MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİNDE AHISKA

 

Ruslar Kafkasya’da Acaristan, Bakü, Kuba, Derbend, Karabağ Hanlıkları’nı ele geçirdikten sonra bu defa kendilerine hedef olarak Osmanlı topraklarını seçtiler. Osmanlı ülkesine giden yol ise Ahıska’dan geçiyordu. Bu bakımdan Ahıska  çok önemli bir stratejik noktada bulunuyordu. Ayrıca Ahıska ekseriyeti Müslüman Türk olan 50.000 nüfuslu zengin ve tabiat güzellikleriyle meşhur bir şehirdi. Üç kat suru ve kudretli bir iç kalesiyle birlikte her evi adeta bir kale gibiydi. Doğu Türkiye’nin Erzurum ve Trabzon’dan sonra en önemli şehriydi (34). Kendi yerel geleneksel liderleri tarafından yönetilen Ahıskalılar çok savaşçı ve korkusuz enerjik insan olarak ün salmışlardı (35).

 

1807de Rus Başkumandan Kont Gudoviç büyük bir orduyla Ahıska’ya yürüdü. Ancak Ahılkelek önlerinde ağır bir yenilgiye uğrayarak ve birçok ölü vererek darmadağınık halde geri çekildi.

 

Gudoviç’in yerine Kafkasya gelen Kont Tormozof 1810’da Kafkasya’daki Hıristiyan halkların birliğini sağladı. Aynı yılın Kasım ayında büyük bir ordu ile Ahıska’yı kuşattı. Kahramanca direnen Ahıska Rusları kuşatmayı kaldırtarak geri çekilmeye mecbur etti (35)

 

Alınan bu başarısızlıklardan sonra Kafkasya’daki Rus ordularının başkomutanlığını önce Yermolov daha sonra da Paskieviç ilk hedef olarak Kars’ı seçti. 13 Temmuz 1828’ de Kars Ruslara teslim oldu. Ardından 12 Ağustosta da Ahılkelek Rusların eline geçti. Artık Paskieviç ve ordusunun hedefinde Ahıska vardı.

 

Ahıska bulunduğu konum itibariyle müdafaaya uygun bir konumdaydı. Dalgalı ve yalçın doğa yapısı şehir halkına savunmada oldukça kolaylıklar sağlıyordu. Sonuna kadar kendilerini savunmaya karar vermiş olan bu halk Ruslara gülerek kendilerine olan güvenlerini şu şekilde açığa vuruyorlardı: ’Siz gökyüzündeki Ay’ı Ahıska’nın camisindeki Hilal’den daha kolay sökebelirsiniz!.. (37)

 

16 Ağustos 1828 sabahı Ruslar aniden saldırıya geçtiler. Şehir halkı Ruslarla savaşa tutuştular. Ruslar her tarafa yangın paçavraları atarak çevredeki binaları yakmaya başladılar. Genç veya yaşlı olsun bütün şehir halkı kendilerini ve şehirlerini savunmak amacı ile umutsuzluk içinde büyük bir cesaretle savaştılar. Kadınlar canlı olarak Ruslar’ın eline düşmektense yanan binalara dalarak canlı canlı yanmayı tercih ediyorlardı (38). Fakat tüm bu uğraşlara rağmen şehir 28 Ağustos 1828 sabahı Rusların eline düştü. Ruslar hemen yağma hareketlerine giriştiler. Şehrin kütüphanelerindeki kitaplar St. Petersburg’daki imparatorluk kütüphanelerine götürüldü. Ruslar Ahıska’nın ardından yine aynı gün Azgur’u 6 gün sonra da Ardahan’ı ele geçirdiler.

 

28 Şubat 1829’da Acaralılar 15.000 kişi kadar tahmin edilen bir kuvvetle Ahıska önlerinde göründüler. Ahıska’ya giden yolu bekleyen Acaralılar Rusları geri çevirdiler. Fakat Acaralıların Ahıska’yı kurtarmak için bu teşebbüsü sonuçsuz kaldı. Acaralılar’ın ganimet paylaşım derdine düşmelerini fırsat bilen Ruslar Ahıska’ya tekrar hakim oldular.

 

Bundan sonra 1829 Mayıs-Haziran ‘da Ahıska’yı kurtarmak isteyen Türk kuvvetleriyle çatışmaya girdiler. Fakat Türk kuvvetleri Posof’ta Muraviyev Bortsev’in birleşik Rus kuvvetlerine mağlup oldular. Böylece Osmanlı devletine 250 yıl serhat bekçiliği yapan Ahıska şehri bir daha ele geçirilmemek üzere kaybedilmiştir. 14 Eylül 1829’da Ruslarla yapılan Edirne anlaşmasıyla da bu durum resmiyet kazanmıştır

 

Edirne anlaşmasından sonra da Ruslarla Türk kuvvetleri arasında çarpışmalar sona ermedi. Ardahan kumandanı Ali Rıza Paşa Posof’ta yerleşmiş olan Ahıska muhacirlerinden Ahmet Ağa ve Aziz Ağa öncülüğündeki gönüllülerle bir nizami alayı Rusların üzerine gönderdi. 5 Kasım 1853 tarihinde Posof Caksu civarında taarruza geçen Türk kuvvetleri Rusları püskürttü (39). Andronikov emrindeki kuvvetlerle Ahıska kalelerine çekildi. Bu muharebelerde Aziz Ağa şehid oldu. Bu muharebenin hemen ardından   Mirliva Ali Paşa kuvvetleri Ahıska’ya ulaştı ve 12 Kasımda Ahıska kalesi önünde Rus kuvvetlerini bozguna uğrattı. Üst üste gelen bu iki zafer bölge halkını Rus esaretinden kurtuluş umutlarını artırdı.

 

Andronikov ordusunu toplayarak 15 Ağustos’ta Azgur Boğazı’nda bulunan Türk kuvvetlerini, 28 Kasım’da da Buhlis köyü yakınlarındaki Ardahan Tümenini mağlup etti. Ahıska bozgunu diye anılan bu mağlubiyetlerden sonra Ali Rıza Paşa ve Ahmet Paşa’lar mağlubiyete sebebiyet verdikleri için görevlerinden alınarak Magosa’ya sürüldü

 

1877-78 yıllarında bu defa Türk kuvvetleriyle Ruslar tekrar karşı karşıya geldiler. Meşhur 93 Harbi denilen bu savaşlarda Gazi Ahmet Muhtar Paşa birçok başarılar kazanmasına rağmen Ruslar 18 Kasım 1878’de Kars’ı işgal ettiler. Bu olaylar akabinde Ruslarla yapılan Ayastefanos/Yeşilköy antlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum savaş tazminatı yerine Ruslara bırakılınca Ahıska ‘da Türkiye’den iyice uzak kalmış oldu (40).

 

Rusya’da 1917’de meydana gelen Bolşevik İhtilali sonrası Ahıska ve çevresi Rus esaretinden kurtulmak için tekrar harekete geçip mücadelelere başladılar. Ahıska’da Amele ve Asker hükümeti kuruldu. Bu hükümette Ahıskalı ünlü gazeteci Ömer Faik Bey’de üye olarak bulunuyordu.

 

Çarlığın ardından kurulan Bolşevik Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 3 Mart 1918 ‘de Brest-Litovsk anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla üç sancak (Kars, Ardahan, Batum) anavatan Türkiye’ye kavuştu (41). Bundan sonra Ahıska ve çevresi de kısa süreliğine de olsa Türk kuvvetlerinin eline geçti.

 

Ahıska ve Ahılkelek nahiyeleri halkının Türkiye’ye katılma talepleri Osmanlı hükümeti tarafından kabul edildi. Batum konferansında Türk heyetinin başkanı Adliye Nasırı Halil Menteşe Bey nahiyelerin bağlandığını Kafkas Cumhuriyeti murahhaslarına bildirdi (42). Haziran’da yapılan Batum anlaşması ile Gürcistan hükümeti Ahıska ve Ahılkelek’i Türkiye’ye bırakmaya razı oldu.

 

Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’daki askerlerini çekme kararı Gürcü-Ermeni saldırılarına karşı Ahıska’nın Müslüman ahalisi 29 Ekim 1918 de Ahıska Geçici Hükümetini kurdu. Hükümet reisliğine Ömer Faik Bey seçildi (43). Fakat 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonucu Osmanlı ordusunun Ahıska’dan çıkması gerekiyordu. Halit Paşa gayri resmi kuvvet bırakarak buradan çekildi. Osman Server Bey ve Dikanlı Hafız Beyin yönetimindeki 500 kişilik milis kuvveti Ahıska ve Ahılkelek’i Halit Paşa’dan teslim aldı (44).

 

5 Aralık 1918’de Ahıska ve çevresi Gürcistan Hükümeti kuvvetleri tarafından işgal edildi. 18 Ocak 1919 da Batum’dan Nahcivan’a kadar olan yerleri içine alan Kars Millî Şura Hükümeti kuruldu. 27 Mart’ta da Ahıska ve Ahılkelek  bu birliğe katıldı.

 

1919 ‘da Ahıska ve çevresindeki Gürcü baskısı halkın sabrını taşırdı. Bu duruma tahammül edemeyen yerli ahali harekete geçti. Ahıska’dan Osman Server Bey ve Afzal Beylerin liderliğinde harekete geçen Müslüman ahali Gürcüler’i Ahıska ve Ahılkelek’ten çıkardılar (45). 16 Mart 1919’da da Gürcüler Posoflular tarafından geri püskürtüldü. Bunun üzerine Gürcüler Ahıska’ya saldırdılar. Posoflular Ahıska’nın yardımına koştular. Ahıskalı Osman Server Bey idaresindeki kuvvetler Gürcüleri mağlup ettiler. Gürcü kuvvetleri Azgur Boğazı’na yani 1828 sınırlarına çekildiler.

 

Yapılan bu mücadelelerden sonra Osman Server Bey güneybatı Kafkas ahalisinin Haklarını Koruma Merkezi (Ahıska-Ahılkelek Müslümanları Millî Şurası) kurdu. Bu merkez 28 Haziran 1919’da Gürcülerin bölgeyi boşaltmasını istedi. 28 Aralık 1919’ da Gürcistan içerisinde Ahıska bölgesinin özerkliği ilan edildi. Böylece Bolşevikliğin gelişine kadar Ahıska ve Ahılkelek’te nisbi bir huzur görüldü (46).

 

25 Şubat 1921’de Tiflis Bolşeviklerin eline geçti. Bunun üzerine K. Karabekir 9 Mart’ta Ahıska’yı, 11 Mart’ta Batum’u, 14 Mart’ta da Ahılkelek’i zaptetti. Fakat Ahıska ve Ahılkelek’in sevinci uzun sürmedi. 14 Mart 1921 yılındaki Moskova Antlaşması ile Türk ordusunun bölgeden çekilmesi gerekiyordu. Böylece Ahıska ve çevresinin tarihi bu anlaşma ile birlikte çok hazin bir döneme girmiş oluyordu.

 

SSCB DÖNEMİNDE AHISKA TÜRKLERİ

 

Bolşeviklerin iktidara gelmesinden sonra Gürcistan sınırları içerisinde yer alan Abhazlara, Osetlere ve Acaralılara özerklik verilirken, Ahıska ve havalisi ise doğrudan Tiflis yönetimine bağlanmıştır.

 

1927’de Ahıska’da Stalin’in emriyle kolhozlar kurulmaya başlandı. Bu dönemde bir çok aydın Türkçülük propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanıp öldürüldüler yahut sürgün edildiler. Bu arada Ahıska halkı Numan Ağa başkanlığındaki bir heyeti 1928 yılında Ankara’ya göndererek Acaristan Muhtar Cumhuriyetine katılmalarını sağlamasını istediler. Fakat bu girişimden sonuç alınamadı.

 

1930’lu yıllar aydın ve din adamlarının sistemli bir şekilde yok edildiği yıllardır. Aynı zamanda bu yıllar Gürcü şovenizminin azgınlaştığı bir zamandı (47). Birçok Türkün soyadı Gürcüceye çevrilmiştir: Paşaoğlu-Paşaladze; Alioğlu-Alidze; Zeyniloğlu-Zenişvili.v.s.

 

Bu yıllarda halka komünizm propagandası yapmak amacıyla Azeri Türkçesinde gazeteler yayınlandı. Adigön’de Kızıl Reisler, Adigön kolhozcusu, Ahıskada Komunist, Kızıl Bayrak bunlardan birkaçıdır.

 

1937 yılında Stalin’in yaptığı zulümler had safhaya ulaştı. Ahıska’da Türk aydınlarının çoğu tutuklandı ve idam edildi. Bunlardan biri de Ömer Faik Numanzade’dir. Numanzade 1927 yılında Gürcistan Devrim Komitesinde yer almış ünlü bir gazeteci ve siyaset adamıydı. Önceleri Bolşeviklerle birlikte hareket etmiştir. Ahıska ve Ahılkelek için muhtariyet talep etmiş, bunu başaramamıştır. Nihayet 1937 Ekim’inde vahşi bir şekilde öldürüldü.

 

2. Dünya Savaşı yıllarına kadar Ahıska Türkleri askere alınmıyordu. Savaş başlayınca 40.000 kişi silah altına alındı. Geride kalanlar kız, gelin, yaşlı, çocuk Ahıska-Borjomi demiryolunda çalıştırıldılar. Bu hat 1944 Ekim’inde tamamlandı. 14 Kasım’da da sürgün başladı. Demek ki Ahıskalılar kendilerini götürecek demiryolunu kendi elleriyle yapmışlardı (48).

 

1944 SÜRGÜNÜ

 

2. Dünya Savaşının sonlarına doğru 31 Temmuz 1944 yılında Devlet Savunma Komitesinin 6279 sayılı kararı gereği Ahıska Türklerinin sürülmesine karar verilmiştir.

 

15 Kasım 1944 günü Stalin’in emriyle Ahıska ve çevresinde yüzbinlerce insan zorla vagonlara ve kamyonlara doldurularak Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Sibirya’ya sürgün edildi. Bunun sonucudur ki sadece yollarda açlıktan, soğuktan ve çeşitli hastalıklardan 17.000 kişi ölmüştür. Yani sürgün edilen ihtiyar, kadın, çocuk dahil 125.000 kişiden yaklaşık her yedisinden biri ölmüştür (49). Sovyetler, Ahıskalı Türkler’in sürülmesine gerekçe olarak hem Alman tehlikesini hem de bu Türklerin Türkiye adına casusluk yaptığını bu yüzden sürülmesi gerektiğini gerekçe göstermiştir. Halbuki o dönemde Alman ordusunun Gürcistan’a kadar gelebilmesi hayal bile edilmezdi. Ayrıca SSCB yönetimi bölgeyi Türk nüfusundan arındırarak Türkiye ile Türk Dünyası arasında etnik bağı ortadan kaldırma gibi bir strateji güdüyordu. Nitekim SSCB’nin sürgünden sonra bölgeye 32.000 Gürcü’yü iskan etmesi bunun en güzel delilidir. Böylece bölgede çıkabilecek Türk-Sovyet savaşında Türkiye taraftarı gruplardan temizlemiş oluyordu.

 

Stalin, Ahıska ve çevresindeki Türk ahalisini sürdükten sonra herhangi bir açıklama yapmadan bu cinayeti dünya kamuoyundan gizlemeyi başarmıştır. İngiliz yazar Robert Conquest: ’200.000 kişilik bir Türk nüfusu yurtlarından topyekün sürülüyor ve bu olay 1968 yılına kadar batı dünyasına duyurulmuyor. Koca bir halk yaşadıkları sınır boylarındaki yurtlarından sürülüp binlerce mil ötede sıkı bir polis rejimi altında yaşamaya mahkum ediliyor. Dahası çeyrek asır boyunca gelip geçen Sovyet liderleri tarafından titizlikle gizli tutulabiliyor’(50) diyerek şaşkınlığını dile getirmiştir.

 

Suçsuz günahsız yere sürgün edilen Ahıska Türkleri çok büyük acılar yaşadı. Özbekistan, Kazakistan ve başka yerlere ulaştıkları zaman hemen NKVD’nin (Sovyet gizli polis örgütü) sıkı kontrolü altında yaşamaya başladılar. Bu durumun bir sonucu olarak açlık ve soğuktan 50.000 kişi bir hesaba göre de 30.000 kişi hayatını kaybetti.

 

Bu arada sürgünden önce Rus-Alman savaşına Ahıskalılar’dan 40.000 kişi askere alınmıştı. Bunlardan 25.000’i ise savaşta hayatını kaybetmiştir. Savaştan geri dönenler ise köylerine döndüklerinde kimseyi bulamadılar. Onlar vatan için savaşırken, kanlarını canlarını verirken, vatanları, anayurtları, Ahıska’da, köylerin de  bıraktıkları anneleri, babaları, çocukları sürgün edilmişti (51).

 

Ahıska Türklerinin sürgünü konusunda yapılan ilk açıklama SSCB Yüksek Prezidiyumunun 30 Mayıs 1968 tarihli kararnamesidir. Böylece Stalin’in cinayetlerinin biri daha gün yüzüne çıkıyordu.

 

Ahıska Türkleri sürgünün hemen ardından vatana dönüş için mücadelelere giriştiler. Mevlüt Bayraktarov önderliğinde bir grup Ahıskalı Moskova’ya gelerek devlet başkanı Hruşçev’e vatanları olan Ahıska’ya dönmek istediklerini bildirdiler. Fakat onların bu talepleri KP yönetimince reddedildi.

 

1958’de Azerbaycan KP birinci sekreteri İmam Mustafayev Ahıska Türkleri’ne istedikleri zaman Azerbaycan’a gelip yerleşebileceklerini söyledi. Aynı yılın Eylül’ünde zehirli yılan çeşitleriyle meşhur Mugan Bozkırı’na yerleştirilerek Saatli ve Sabirabad bölgelerine iskan edildiler. Buradan Ahıska’ya geçmek kolay olur diye düşünüyorlardı. Nitekim bunlardan 241 aile Ahıska’ya gitmek için teşebbüs ettiler. Fakat Gürcistan KP birinci sekreteri Vasili Makavadze tarafından geri çevirildiler. 1963’te Gürcistan KP birinci sekreteri Zemlianski Türklere anlayışlı davranacağına dair söz verdiyse de birkaç ay sonra ölümü bu vaadi de toprağa gömdü (52).

 

1964 Şubat’ında Taşkent’te Millî Hakların Müdafaası için ‘Türk Birliği’ kuruldu. Başkanlığına da  Enver Odabaşoğlu seçildi. Ahıska Türkleri onun önderliğinde vatana dönüş mücadelelerine devam ettiler. 1968 Nisan’da Taşkent yakınlarında  Yeniyol’da bir gösteri yaptılar. Fakat yine istedikleri sonucu elde edemediler. Bu arada 1964 yılında Vahid Emrullayev, SSCB Başsavcılığına  vatana dönüş için müracaatta bulundu. Her zaman olduğu gibi bu talep de sonuçsuz kaldı.

 

1968 Kasımda Sovyet KP Merkez Komitesi sözcüsü B. Lakovlev kendisine gelen Türk temsilci heyetine Ahıska yöresine dönmeye müsaade edeceğini vaat etti. Bu vaade sevinerek Ahıska’ya giden yüzlerce aile mahalli yöneticilerin engelleriyle karşılaştılar. Azerbaycan’dan gelenler de Gürcistan sınırında durduruldular. Bu arada vatana dönüş mücadelesinin liderlerinde Enver Odabaşoğlu 1969 Nisan ve Ekim’inde iki defa tutuklanmıştır.

 

6 Nisan 1970te Enver Odabaşoğlu, Muhlis Niyazov, İslam Kerimov ve T.İyasov Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliğine müracaat ederek bir beyanname yayınladılar. Bu beyannamede anayurtları Ahıska’ya dönmek istediklerini belirttiler. Fakat bu müracaat da kabul edilmedi, yine de bu tebliğin yayınlanması çok önemlidir. Zira o güne kadar Batı alemine ulaşan en aydınlatıcı belge budur. Ayrıca bu belgede Millî kimliklerini dile getirmeleri de önemlidir (53).

 

Ahıska Türkleri 1970’te tekrar vatana dönme teşşebüsünde bulundu. Zamanın İçişleri bakanı olan Şevardnadze Tiflis’e gelen binlerce Ahıska Türk’üne cop, basınçlı su gibi şeyleri kullandırtarak onları geri çevirmiştir. 1971’de Enver Odabaşoğlu Bakü’de tutuklanarak hapse mahkum edildi. Aynı yıl Vatana Dönüş Cemiyetinin lideri Reşit Seyfatov, KP lideri Brejnev, BM Genel sekreteri Waldheim ve T.C.Başbakanı Ferit Melen’e vatana dönüş için müracaatta bulunmuştur. Bu arada 12 Şubat 1977’de Tiflis’e giden son heyete de Ahıska’ya dönmeyeceklerine dair sözler söylendi ama geri çevirmişlerdir.

 

Ahıska Türkleri içinde kendilerini Müslüman Gürcü sayarak Ahıska’ya dönmek isteyenler de ortaya çıkmıştır. 1978 yılında Nalçik’te Halil Ömer Gözelaşvili ‘Tragediya Meshetinskogo Naroda’(54) adlı bir kitabı gizlice yayınladı. 1988 yılında Latifşah ve Klara Barataşvili’ler ‘Biz Meshler’ adlı kitabı yayınlayarak Türk olmadıklarını, Müslüman Gürcü olduklarını iddia etmişlerdir. Yine 1988 yılında Ahıska Türklerinden bir grup Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliğine müracaat ettiler.

 

FERGANA OLAYLARI

 

23 Mayıs 1989 günü sebebi tam olarak bilinmeyen bir tartışma birdenbire kavgaya dönüşmüş, birkaç gün sonra da tam bir ayaklanma ve katliam halini almıştır. Güya bu kavgalar adi bir pazar kavgası yüzünden doğmuş ve büyümüştür.

 

24 Mayısta Özbek gençler Ahıska Türklerinin oturduğu mahallelere saldırarak 24 saat içinde Özbekistan’ı terk etmelerini söylemişlerdir. Nihayet 1 Haziran 1989 da Fergana’daki olaylar patlak verdi. Özbekler polis nezareti altında evlere saldırmaya başladılar, kaçanları öldürmeye ve hatta kadınların namuslarına el uzatmaya başladılar. O gün Fergana’da iki bin ev yanmış, yüzün üzerinde insan öldürülmüştür (55). Fergana civarında Ahıskalıların yoğun olduğu Kuvasayı, Margilan, Taşlak bölgelerindeki saldırılar şiddetlenmiş 700 kadar Ahıskalı’nın evi ateşe verilmiştir (56).

 

Olaylar Haziran ayıyla da sınırlı kalmadı. 23 Şubat’ta 1000 kadar Özbek genci gösteri düzenlemiş Buk semtinde ise Ahıskalılar’a ait on beş ev ateşe verilmiştir. Saldırılar ve baskıların iyice artması ile Akkurgan, Çimkent, Desabad, Leninabad, Kumuskan, Bostanlık semtlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar evlerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Bunun sonucunda yaklaşık 49 bin kişi evlerinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

 

Ahıskalılar’a karşı yapılan bu saldırılar için çeşitli sebepler gösterilmiştir. O dönemde Gürcistan ve Özbekistan’da SSCB’den ayrılma isteği baş göstermişti. Gürcüler’in Moskova’ya cephe alması sonucu Sovyet yetkililer Ahıska Türkleri meselesini Gürcistan’a  baskı unsuru olarak kullanmaya başlamışlardı. Moskova Gürcistan’daki milliyetleri köşeye sıkıştırmak için Abhaz ve Osetinler’le birlikte Ahıskalıları da kullanmak istiyordu (57). Ayrıca Özbekistan’daki artan Rus düşmanlığını Ahıskalı Türkler üzerine yöneltmek Özbekistan’daki yolsuzlukları unutturmak ve etnik çatışmaları gerekçe göstererek ordu ve KGB’ye bu yönde eskisi gibi kuvvetler vermek amacıyla Sovyet yönetimi Özbek gençlerinin eline otomatik silahlar vererek saldırıların planlı bir şekilde yürümesini sağlamıştır.

 

Özbeklerin Ahıskalılar’a saldırmalarının bir sebebi de Özbekler’in Ruslar’a karşı mücadelelerinde destek vermeyen .Ahıskalılar’ın Özbek saldırılarına maruz kaldıkları iddiasıdır. Özbekler’in kamuoyunda da Ahıskalılar’ın zaten suçlu olduklarını onun için sürüldüklerini Ruslarla anlaşan  Ahsıskalılar’ın Özbekler’in bağımsızlıklarına engel olmak istedikleri gibi propagandalar yapılmıştır. Ayrıca Ahıskalıların Özbekistan’da iyi yerleri, üst makamları işgal ettiklerinden bahisle Özbekler’in işsiz kaldıklarını bu yüzden olayların çıktığını  iddia edenler olmuştur (58).

 

Aslında bu sürtüşmelerin gerçek sebebi Özbekistan’da eskiden beri var olan kabilecilik, Türklük şuurundan uzaklık, çekememe, cahillik, her yönden geri kalmışlık v.d. sebeplerdir. Neticede 1989 Haziran Fergana’da meydana gelen kanlı olaylar, Türk tarihinin utanç verici sayfalarından biri olarak kalacaktır.

 

Fergana faciasından sonra Ahıska Türkleri Türkiye’ye göç etmek için cumhurbaşkanı Özal ve Başbakan Akbulut’a mektup gönderdiler. Fakat istedikleri cevabı alamadılar. Bu arada Sovyet makamlarınca Fergana olaylarından sonra 30 Ağustos 1989 da Ahıskalı Türkler’in bir kısmının Türkiye’ye göç etmesine izin verildi. En sonunda Türkiye Ahıskalılar’ın Türkiye’ye iskan ve kabulüne dair yasayı 2 Temmuz 1992‘de Bakanlar Kurulu’ndan çıkararak bir kısım aileleri Iğdır’a yerleştirdi. Bununla beraber Ahıska Türkleri’nden yaklaşık 50.000 kişilik bir grup 1990’lı yıllarda SSCB içişleri bakanı Bakatin’in emriyle Rusya’nın Rostov, Stavropol, Voronej ve Krasnodar bölgelerine yerleştirildiler.

 

Gürcistan devlet başkanı Eduard Şevardnadze’nin emriyle Aralık 1996’da 2000 yılına kadar yaklaşık 5.000 Ahıskalı’nın tedrici olarak Gürcistan’a yerleştirilmesini öngören bir devlet programı kanunlaşmıştır (59). Fakat bazı Gürcü politikacılar ve Ermeniler’in baskısı nedeniyle bu program hayata geçirilememiştir.Yine aynı yıl Şevardnadze Ahıska Türkleri ile ilgili bir komisyon kurmuştur.

 

AVRUPA KONSEYİ KARARI VE AHISKA TÜRKLERİNİN GERİ DÖNÜŞ UMUDU

 

Gürcistan, 1999’da Avrupa Konseyi’ne üye olurken “Avrupa Konseyi’ne kabulünden itibaren iki yıl içinde Sovyet rejimi tarafından zorla göç ettirilen Ahıskalı nüfusun, vatanlarına iadelerine izin veren yasal çerçeveyi kabul etmeyi; Avrupa Konseyi’ne girişinden itibaren 3 yıl içinde vatana iade ve entegrasyon sürecini başlatmayı ve Ahıskalı nüfusun vatana iade sürecini konseye kabulünden itibaren 12 yıl içinde tamamlamayı taahhüt etmiştir (60). Fakat BM ve AGİT’in hazırladığı raporlarda Gürcistan’ın bu konudaki faaliyetleri yetersiz bulunmuştur. Gürcü yetkililer Ahıska Türkleri’nin Gürcistan’a dönüşlerinin yakın zamanda mümkün olamayacağını ifade etmektedirler. Buna sebep olarak da Abhazya ve G.Osetya’dan kaynaklanan mülteci sorunu, ülkedeki ekonomik darboğaz, Ahıskalılar’ın eski yurtları Cavahetya’daki Ermeniler’in faaliyetleri, yer darlığı v.s. sebepler ileri sürmüşlerdir.

 

8-10 Eylül 2000 tarihleri arasında Gürcistan’ın Guaviri kasabasında BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin organize ettiği “Ahıska Türklerinin Gürcistan’a Geri Dönmesi” konulu seminer düzenlenmiş ve Ahıskalıların geri dönüşü ile ilgili yasa tasarısı tartışılmıştır (61).Gürcistan parlamento Başkanı Nino Burcanidze ise yaptığı açıklamada sorunun çözümünün 10-14 yıl sonra mümkün olabileceğini belirtmiştir.

 

KRASNODAR’DAKİ AHISKALILAR

 

1989 Fergana olaylarından sonra Krasnodar’daki Ahıskalı Türklerin sayısı 20.000’e ulaşmıştır.Bununla birlikte buradaki Kozaklar ve Ermeniler Ahıskalılar’a karşı etnik temizlik harekatı başlatmıştır. Buradaki Türkler, vatandaşlık alamamakta ve göçmen sayılmakta, iş, seçme, seçilme, emeklilik, sigorta, v.s.gibi sosyal haklardan yararlanamamakta, ayrıca doğum, evlenme ve pasaport gibi medeni haklardan mahrum bırakılmışlardır. Kozaklar (Kossacs) zaman zaman Ahıskalılar’ın evlerine, devletin hiçbir izni olmadan baskın yaparak nüfus cüzdanlarını ellerinden alarak onları yaşama hakkı tanımamaktadırlar. Krasnodar valisi Alexander Tkachev’in yerel halkı kışkırtan şovenist açıklamaları Kozaklar’ın saldırılarını daha da arttırmalarına sebebiyet vermektedir.

 

Olayları yakından izleyen ABD, Uluslar arası Göç Örgütü vasıtası ile 10.000’e yakın Ahıskalı’nın mülteci statüsünde ABD’ye göç etme çalışmalarını başlatmıştır. Bunun bir sonucu olarak ABD, Ahıskalılardan 84 kişilik ilk kafileyi Haziran 2004’te Texas ve Philadelphia eyaletlerine yerleştirmiştir. Yetkililere göre 11-12 bin kişi daha bu göç hakkından yararlanacaktır (62).

 

CAVAHETYA SORUNU

 

Bilindiği gibi Ahıska Türklerinin 1944’ te sürgün edilmelerinden sonra eski toprakları Cavahetya’ya Ermeniler ve Gürcüler yerleştirilmiştir. Günümüz de ise burada hakimiyet Ermeniler’in eline geçmiş ve adeta yarı bağımsız olarak Gürcistan devletine kafa tutmaktadırlar. Bölgedeki Ermeniler Ahıska Türklerinin Gürcistan’a geri dönüşüne şiddetle karşı çıkmakta ve Türklerin gelmesi halinde bölgede olayların çıkacağını ima etmektedirler. Bölgenin geleceğinden kendilerini sorumlu tutan Ermeniler Gürcistan devlet başkanı Mihail Saakaşvili’nin Ermeni aleyhtarı çalışmalarından dolayı kendisine tehdit içerikli mektuplar göndermektedirler (63). Hatta Gürcistan’ın atadığı valiyi bile geri göndermişlerdir. Ayrıca buradaki Ermeniler, BTC Petrol Boru Hattı projesi ve Kars- Tiflis demiryolu projelerine de karşı çıkmaktadırlar (64).

 

AHISKA TÜRKLERİ İLE İLGİLİ SON GELİŞMELER

 

Türkiye 1990’dan sonra Ahıska Türkleri meselesiyle yakından ilgilenmiştir. 1992’de çıkarılan Ahıska Türklerinin Türkiye’ye kabulü ve iskanına dair kanunla 778 Ahıskalı Türk aileyi Iğdır’a yerleştirmiştir. 1998 yılında ise Ahıska Türklerine ikamet ve çalışma izni verilmiştir. Ayrıca yapılan çalışmalar sonucunda vatandaşlık başvurusunda bulunanların dosyalarının bir an önce sonuçlandırılması sağlanmıştır. Ayrıca Türkiye, Ahıska Türkleri Eğitim Kontenjanı kapsamında 2003-2004 Eğitim-Öğretim yılında TÖMER tahsili verdiği Ahıskalı öğrencileri çeşitli üniversiteye yerleştirmiştir ve bu öğrencilere burs imkanı sağlanmıştır. Son yıllarda Ahıskalılarla ilgili olarak Türkiye’ye 20 Mart 2006 tarihinde TBMM’de Ahıska Türklerinin diploma denklikleri ile ilgili kanunu kabul etmiştir. Böylece Türkiye’ye göç eden Ahıskalıların işsiz kalma sorunu bir nebze de olsa giderilmiştir (65).

 

Gürcistan‘da yine Türkiye gibi Ahıska Türkleri meselesine 1990 yıllardan sonra önem vermeye başlamıştır. E. Şevardnadze’nin talimatiyle 5.000 kadar Ahıskalının tedrici ile ilgili olarak Gürcistan’a yerleştirilmesine yönelik program kabul edilmemesine rağmen yine de Ahıska Türklerinin vatana dönüş süreci için atılan ilk adımlardan biri olması nedeniyle önemlidir. 1999 yılında Gürcistan Avrupa Konseyine üye olurken 12 yıl içinde Ahıskalı nüfusun vatana iade ve entegrasyon sürecini tamamlamayı kabul etmiştir. Fakat Gürcistan’ın bu konudaki daha çabaları yetersizdir. 8-10 Eylül 2000’de Gürcistan’ın Gudavri kasabasında BM Mülteciler Yüksek Komiserliğin Organize ettiği Ahıska Tüklerinin Gürcistan’a geri dönmesi konulu seminerde Ahıska  Türklerinin dönüşüyle ilgili sorunlar ele alınmıştır.Yine Aralık 2001’de Tiflis’te 1944  Güney Gürcistan’dan sürülen halkın Vatana Dönüş, Aklama ve Entegrasyon sorunları’ adlı konferans düzenlenmiş fakat bu konferansta istenilen sonuç elde edilememiştir (66).

 

Kasım 2004’ te Gürcistan Devlet başkanı Saakaşvili’nin, talimatıyla Ahıska Türkleri’yle ilgili özel bir devlet komisyonu kurulmuştur. Komisyonun başına devlet bakanı Giorgi Haindrava getirilmiştir. Son günlerde ‘Vatana Dönüş’ programını hızlandıran Haindrava ve ekibi, Moskova’da faaliyet gösteren Uluslararası Ahıskalı Türkleri Vatan Cemiyet’inin başkanı, Süleyman Mehmetoğlu ile birlikte Ahıskalıların topluca BDT ülkelerini ziyaret etmiştir (67). Haindrava bu ziyaretleri sırasında Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan’da yaşayan Ahıska Türklerinin yerel temsilcileriyle görüşerek, vatana dönüş süreci ve Gürcistan hükümetinin kendilerine ne gibi imkanlar sağlayacağı konusunda bilgiler vermiştir. Ayrıca Gürcistan Dışişleri bakanı Salome Zurabaşvili Moskova’da yaptığı basın açıklamasında Gürcistan’ın Ahıska Türkleri’yle ilgili taahhütleri yerine getireceğini ifade etmiştir.

 

Gürcistan Parlamentosu, Avrupa Konseyi’nin de zorlamasıyla 11 Temmuz 2007 tarihinde çıkardığı “Eski Sovyetler Birliği Tarafından 20. Yüzyılın 40’lı Yıllarında Gürcistan’dan Zorla Sürgüne Gönderilen Şahısların Geri Dönüşü Hakkında Kanun”u kabul etmiştir (68). Kanuna göre Ahıskalılar 2008 yılından itibaren Ahıska’ya dönebileceklerdir. Sancılı olacağı belirtilen bu süreç sonunda Ahıskalıların sürgünü büyük ölçüde bitecek gibi görünüyor.

 

 

DİPNOTLAR VE KAYNAKÇA

 

(1) Yunus Zeyrek, Ahıska Bölgesi ve Ahıska Türkleri, Ankara, 2001, s.9

(2) Ahıska’nın Gürcüce söylenişi ‘Akhaltsikhe’ şeklindedir. Gürcü dilinde Akhaltsikhe ‘Yeni kale’ anlamına gelir.

(3) A.Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1981, s.410

(4) Fahrettin Kırzıoğlu,Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar, Ankara, 1992, s.113

(5) Yukarıda bahsedilen ’Buntürkler’ Buntürk ‘yerli Türk (otokton Türk) demektir.

(6) Gürcistan Tarihi (Eski çağlardan 1232 yılına kadar).Gürcüce’den çev.M.F.Brosset; çev.H.D.Andreasyan; Notlar ve yay.haz. Erdoğan Merçil ,Ank.2003, s.16

(7) Ahıska’ya bağlı Gomoro köyünün ismi muhtemelen Kimmerler’in bir hatırasıdır.Ayrıca Ermenistan’ın Gümrü şehrinin ismi de Kimmerler’le alakalı olmalıdır

(8) Yunus Zeyrek, a.g.e., s.12

(9) Gürcistan Tarihi, s.319

(10) Kırzıoğlu, Kıpçaklar, s.112

(11) S.Canaşia-N.Berdzeneşvili, Gürcistan Tarihi, çev.Hayri Hayrioğlu, İstanbul 1997, s.142

(12) Kırzıoğlu, a.g.e., s.117

(13) Kubasar Bey daha sonra Kraliçe Tamara’nın tahta geçmesiyle başkumandanlık görevinden azledildi.Bu olaydan sonra Kubasar Bey ailesiyle doğu Karadeniz dağlarına sığındı.Bugün İkizdere’ye bağlı Cimil merkez olmak üzere Pazar, Çamlıhemşin, Rize ve Sürmene’de yaşayan Kumbasaroğulları onun soyundan gelirler.Bu konuda bkz.Mehmet Bilgin, Doğu Karadeniz Tarihi, Kültür, İnsan, Trabzon, 2000, s.86

(14) Aydın Usta, 13.Yüzyıldaki Moğol İstilasına Kadar Kıpçaklar’ın Kafkasya’daki      Faaliyetleri, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Ekim 1999. Sayı:154, s.41

(15) Aydın Usta, a.g.m., s.42

(16) A.Nimet Kurat, 4-18.Yüzyıllarda Karadeniz Küzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara, 1972, s.84

(17) Ahıska Türkleri’nin Etnik Kökeni ile İlgili Olarak bkz:Mustafa Kalkan, Ahıska Türkleri’nin Menşei ve Tarihi Gelişim Seyirleri, Bilig, sayı:7, güz 1998

(18) Kırzıoğlu, a.g.e., s.150

(19) Çanet bölgesi, Ardeşen-Batum arasında ve Fırtına derecesiyle Çoruh nehri arasındaki bölgedir

(20) Gürcüler Ahıska bölgesini ‘Samtzhe’ olarak adlandırıyorlardı.

(21) S.Canaşia-N.Berdzeneşvili, a.g.e., s.194

(22) Kırzıoğlu, a.g.e., s.952

(23) İ.Kayabali-C.Arslanoğlu, Osmanlılar’ın Fethinden önce Kuzeydoğu Anadolu Sınırlarındaki Ardahan-Posof-Çıldır ve Hanak bölgesinin Türklüğü, Köyler ve Köylü Adları, Türk Kültürü sa:126, Nisan 1973, s.776

(24) Kırzıoğlu ,a.g.e., s.161

(25) İ.Kayabalı-C.Arslanoğlu .a.g.m., s.376

(26) Zeyrek, a.g.e., s.76-77

(27) İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi c.3. Ankara 1989. s.9

(28) Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar’ın Kafkasya Ellerini Fethi, Ankara, 1998, s.386

(29) S.Canasia-N.Berdzeneşvili ,a.g.e., s.234

(30) S.Canasia-N.Berdzeneşvili ,a.g.e., s.252

(31) S.Canasia-N.Berdzeneşvili ,a.g.e., s.284

(32) S.Canasia-N.Berdzeneşvili, a.g.e., s.295

(33) Zeyrek, a.g.e., s.19

(34) Tekin Taşdemir, Türkiye’nin Kafkasya Politikasında Ahıska ve Sürgün Halk        Ahıskalılar, İstanbul, 2005, s.91

(35) John F.Baddaley, Ruslar’ın Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil, çev.Sedat Özden, İstanbul, 1995, s.198

(36) Zeyrek ,a.g.e., s.21

(37) John F.Baddaley ,a.g.e., s.202

(38) John F.Baddaley, a.g.e., s.205

(39) Tekin Taşdemir, a.g.e., s.96

(40) Zeyrek ,a.g.e., s.28

(41) Akdes Nimet Kurat, Üç Sancak: Kars, Ardahan, Batum, Türk Yurdu, Mart 1970

(42) Zeyrek ,a.g.e., s.31

(43) Rasim Bayraktar, Ahıska-Çıldır Beylerbeyliği, İstanbul, 2000, s.65

(44) Zeyrek, a.g.e., s.34

(45) Bayraktar, a.g.e., s.73

(46) Zeyrek, a.g.e., s.37

(47) Taşdemir, a.g.e., s.109

(48) Zeyrek, a.g.e., s.47

(49) Mahmut Niyazi Sezgin-Kamil Ağacan, Ankara Çalışmaları , Dünden Bügüne Ahıska Türkleri Sorunu, Ankara, 2003, s.15,16

(50) Bu konuda geniş bilgi için bkz.Robert Conquest, Kayıp bir Halk:Rusya Mesketyalıları, Türk Dünyası Araştırmaları; sayı 50, Ekim 1987

(51) Zeyrek ,a.g.e., s,62

(52) S.Enders Wimburg-Ronald Wixman ,Sovyet Orta Asyasında Yeni bir Seda: Mesketya Türkleri, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı;48, Ağustos 1987

(53) Bu beyanname de yer alan görüşlerle ilgili olarak bkz:Zeyrek, a.g.e., s.69

(54) Mesh Milletinin Faciası adlı kitapta Gözelaşvili Ahıskalılar’ın Müslüman Gürcü olduğunu iddia etmiştir.

(55) İbrahim Mecidoğlu, Moskovanın Orta Asya’daki Oyunları, Düşünce, 20 Nisan 1990, Fergana olayları sırasında resmi bilgilere göre 110 kişi öldürülmüş, 1011 kişi yaralanmış 1200den çok ev yakılmış ve dağıtılmıştır.

(56) Okan Mert, Türkiyenin Kafkasya Politikası ve Gürcistan, İst,2005  s.69

(57) Sezgin-Ağacan, a.g.e., s.19

(58) Bu konuda bkz.Zeyrek, a.g.e., s.87-88

(59) Sezgin-Ağacan ,a.g.e., s.27

(60) M.Niyazi Sezgin, Bitmeyen Dram: Ahıska Türkleri’nin Geri Dönüş Serüveni, Stratejik Analiz, sayı:20, Ankara, 2001, s.43

(61) Veli Kamiloğlu, Kafkasya Olay Dizin, Stratejik Analiz, Ekim 2000

(62) Taşdemir, a.g.e., s.161-162

(63) Rasim Bayraktar, Gürcistanın Türk Politikası ve Cavahet-Ahıska’da Otoriter Tehditler, 2023, sayı:59, Mart 2006, s. 72

(64) Bu konuda bkz:Hasan Kanbolat-Nazmi Gül, Kafkasya’da Cavahet ile :Krasnodar Ermenileri’nin Jeopolitiği ve Özerklik Arayışları, Stratejik Analiz, sayı:6, Ekim 2000

(65) Erişim, www.ahiska.org.tr/Diploma Denklikleri, 23 Mart 2006-05-01

(66) Erişim, www.ahiskali.com/yazi.php?id=89, 20 Nisan 2006

(67) Rasim Bayraktar, a.g.m., s.70.

(68) İkram Çınar. Gürcistan'da Ahıskalıların Eve Dönüş Yasası. Cumhuriyet Gazetesi, Strateji Eki. 24.9.2007. Sayı: 169.

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Designed by Dizaynom