|
|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Ocak 2009. Sayı: 21 ISSN 1307-1785 |
|
|
EINSTEIN GELİŞMEMİŞ BİR ÜLKEDE: VAY EINSTEIN’IN HALİNE! Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov) Volkan Kor |
|
|
Bizler, Dünya’nın çoğu ülkesi gibi, bilime hiç
katkısı yok denebileceklere dereceler ve unvanlar dağıtıyoruz. Pek de
bilimsel sayılmayacak makaleler yayınlıyoruz. TÜBİTAK ve diğer kurumlar için
genelde değersiz projeler hazırlıyoruz. TÜBİTAK, YÖK ve diğer kurumlar bunlar
için ödüller veriyor ve böyle işlerin yapılması için pahalı cihazlar da
alıyorlar. Ama hiçbir kurum bilimsel çalışmaların sonuçlarıyla ilgilenmiyor.
Sadece makale sayısıyla uğraşıyorlar.
Bilim ve yeni teknolojiler üretimiyle ilgili(amacıyla değil) paralar
dağıtan kurumlar, son 10 yılda bile, bu alanlara kimlerin ne ölçüde katkıda
bulunduğunu bilmiyorlar. Çoğunlukta olup katkıda
bulunmayanlar diğerlerine karışmışlar.
Dikkat etmek gerekir ki, yalnız önemli bilimsel sonuçlar elde etmiş bilim
adamları diğerlerinin de bilimsel sonuçları ile ilgilenir ve değer
verebilirler. Keşke böyle insanlar bilim ve yeni teknoloji üreten kurumların
başkanlıklarında ve onların çevrelerinde bulunsaydılar. Einstein 1905 yılda yayımladığı Özel Görelilik
Teorisi ile dünyada en büyük fizikçi ve 1916 yılında yayımladığı Genel
Görelilik Teorisi ile yüzyılların en büyük bilim adamı olduğunu göstermişti.
Bundan birkaç yıl önce TV’de Einstein’ın birkaç Yahudi bilim adamı ile
birlikte Türkiye’ye çalışmak için gelmek istediğini söylemişlerdi. Sözüm ona,
Einstein’ın bu konuda yazdığı mektubu Atatürk, Maliye Bakanı’na göndermiş.
Denilene göre Maliye Bakanı bunlara verilecek maaşların Türkiye için masraflı
bulduğu için Einstein arkadaşları ile Türkiye’ye gelememişler. Doğal olarak
bu bir masal olmalı. Çünkü Einstein ve onun tanıdıkları, o zor zamanlarda
bile, Türkiye’nin başında Atatürk gibi lider olmasına rağmen gelişmemiş bir
ülkeye gelmek istemezlerdi. Bu masala bir sürü inananlar vardır. Ama bunların
çoğu böylesi bir masalın bizler için hakaret olduğunu anlayamıyorlar.
Birincisi, Einstein’ın kendine yakın bildiği bilim adamları Nobel ödüllü veya
bu dereceye yakın kişiler olmuştur. Yani onlar bütün Müslüman âleminin tarih
boyu bilime yaptıkları katkılardan daha fazlasını yapmış olanlar, olsa gerek.
İkincisi, Amerika ve diğer bazı ülkeler Einstein ve onun arkadaşlarını her
yolla ve fırsatla kendi ülkelerine almak istiyorlardı. O dönemde bunlardan
çok daha az önemli bilim adamlarını ve mühendisleri Amerika’nın,
İngiltere’nin ve Sovyetler Birliği’nin keşif kurumları izliyor ve ülkelerine
kaçırıyorlardı, hele de 1945 yılında. Şimdi gelelim Einstein ve
arkadaşlarının(tanıdıklarının) mali yüküne. Bugün TUBİTAK Avrupa Birliği ile
müşterek çalışmalar için yılda yaklaşık 80 milyon dolar para transfer ediyor.
Bu paranın boşa giden kısmı bile, Einstein’ın ömrü boyunca harcadığı paradan
fazladır. Ayrıca ona ve tanıdığı bilim adamlarına böyle büyük paralar hiç de
gerekli değildi. Yaklaşık 1994-95 yıllarında ODTÜ Fizik Bölümü’ne
Katıhal Fiziği alanında dünyaca ünlü Rus bilim adamı Keldish gelmişti.
Koridorları geziyor ve onunla bilimsel açıdan ilgilenen birileriyle
karşılaşmak istiyordu. Bilimsel ilgisizliğe tam anlamıyla şaşırmıştı.
Einstein ise birileriyle müşterek çalışan ve bildiklerini paylaşan biri bile
değildi. Onun yaptıklarını şimdi bile çok az sayıda insan tam olarak
anlıyorken, Türkiye’de böyle biri hiç yoktu. Einstein Türkiye’de ne
yapacaktı? Onun biliminin derinlikleri ile ilgilenen birisi bulunur muydu? Bilimde
çok büyük önem taşıyan belirsizlik prensibinin müellifi ve
kuantum fiziğini kuranların en önemlilerden biri olan Heisenberg, Nobel ödülü
kazandırabilecek düzeye yaklaşmayan makaleler yazmazdı. Bu sebepten, 75 yıl
yaşamış ve ömrü boyu çok çalışmış Heisenberg, benden[1]
yaklaşık üç kat az sayıda makale yayımlamıştır. Kendisi Nobel ödüllü
fizikçiler arasında çok üst seviyede olmasına rağmen, bugünkü YÖK ve TUBİTAK
için, makale sayısı kıstası ile yapılan değerlendirmelerinde “bizim
iyilerimizle” kıyasla yetersiz bulunacaktı. Bizim kriterlerle Einstein
bile önemli bilim adamı değildir. Einstein
ve Heisenberg günümüz Türkiye’sinde yaşasaydılar TÜBA üyesi olmak için
şanslarını bekler dururlardı. Bilimde en büyükler içinde, dünyada tanınsalar
ne çare? Akademi üyeleri içinde dostları olmadıktan sonra bu üyeliği kazanmaları
bile zor olurdu. Prof Dr. Oktay Sinanoğlu[2]
Türkiye’nin Einstein’i olarak tanınmaktadır. Üstelik
Einstein’in çalıştığı konularda çalışmadığı ve hatta teorik fizikçi bile
olmadığı halde. Ama genç yaşlarında,
kuantum kimyasının oluşumu sırasında çok iyi çalışmış ve 25 yaşında ABD’de
profesörlüğe kadar yükselmiştir. Türkiye’de kimin bilime ve yeni teknoloji
üretimine nasıl bir katkıda bulunduğu bilinmediği gibi, onun katkısı da pek
bilinmiyor. Bildiğimiz bir şey daha var ki, o da TÜBA üyesi değildir. Ama belki o da kimi diğerleri gibi TÜBA üyelerinden daha iyi bilim
adamıdır. Bizde bilimsel sonuçları ile ünlü olma imkânı
olmadığından, Sinanoğlu’nun ünlü olmasının belki de asıl nedeni, Osmanlılar
döneminde Türklerin Avrupa’ya bilim ve eğitimi taşıdığından ve oralarda cirit
attıklarından bahsetmesidir. Gerçekten de 16’ncı yüzyıla kadar Osmanlı
İmparatorluğu oralara bilim ve genel olarak kültür götürmüştür. Keşke
sonraları da cirit atmakla beraber onlarla birlikte Rönesans’a
katılabilseydiler. O zamanlardan başlayarak Avrupa’nın güney-batı bölümü
güney ve doğusundan çok daha hızla gelişmeye başlamıştır. Yine o zamanlar
bizlerle birlikte ve saraylarda yaşayan, ülkemiz nüfusunun yaklaşık yarısını
oluşturan Rumlar ve Ermeniler de vardı. Günümüzde Türkiye’de, Einstein ve Heisenberg
özveri ile çalışarak kişi başına ayda 3500 YTL kazanabilirlerdi. (Bu arada,
asgari ücret ve emekli maaşlarının bundan çok daha az olmasını göz önüne
alarak, böyle büyük paraların yabancılara verilmesini doğru bulmayan
vatansever öğretim üyelerimiz de bulunurdu.) Einstein veya Heisenberg’in
günümüzde bir TÜBİTAK projesi almaları da düşük ihtimalli bir işti. Çünkü TÜBİTAK bunların
hazırladıkları projeleri de,
usule uygun olarak fikirlerini açıklamak maksadıyla uzmanlara gönderecekti. Bu uzmanlar ise
gördükleri projeleri çoğu kez
saçma sapan bulacaklardı. Haliyle, başkanlık da bu fikre katılmak zorunda
kalacaktı. Ne de olsa bilim ve projenin iyisi ile kötüsü arasındaki farkı daha
iyi anlayıp ilgilenecek durumda olmasalar
gerek. Sebebini yukarıda anlattık: Einstein ve
Heisenberg’in projelerden ve makale yazma işlerinden ek para kazanma
imkânları olamazdı. Yani
mali yönden ülkemize yük falan olmazlardı. Hem de bilime katkıları tüm Asya, Afrika ve
Güney Amerikalı bilim adamlarının
toplamından bile fazla olmasına rağmen. Zaten Einstein ne yapsa da gelişmemiş
ülkelerin birine giderek orada faydalı ve saygın olamazdı. Popüler bile
olamazdı. Çünkü dinini değiştirmeyecekti, okyanuslarda tatlı suyun tuzlu suya
kısa zamanda karışmamasını(çünkü böyle akıntıların oluşmasının nedenleri çok
kolayca anlaşılmaktadır) veya burçların insan yaşamını etkilemesini ve
benzeri popüler konuları(!) konuşmayacaktı. Ama Einstein’in görelilik teorisi, tüm dünyada(gelişmemiş
ülkelerin de hepsi dâhil) çok
ünlü olduğu için, yaşadığı gelişmemiş herhangi bir ülkenin TV programlarında
ve gazetelerinde anlatılabilirdi. Örneğin Einstein insan olarak ilkönce her
şeyin ona, buna ve yerine göre çok ya da az olduğunu anlamıştı. Einstein’dan
sonra anlaşılmıştı ki, bir insanın başında yalnızca 2-3 tüy varsa bu çok
azdır; ama 2-3 tane tüy bir tas çorbanın içindeyse bu çok fazladır. Daha da ötesi, onu yüzyılların en büyük bilim
adamı olmasını sağlayan işinin başındayken, o insanların binlerce yıl yanlış
düşündüklerini fark etmişti. Onun bu fikrini anlayabilen biri bugün de çok
zor bulunur. İnsanlar düşünürlerdi ve halen de aynen düşünüyorlar ki; yerde
olan her şey yerdedir. Ama göklerde olanlar göktedir. Yani uzayda, fezada.
Einstein dedi ki, yerdekiler yerdedir ama göktekiler gökte değil. Aslında
gök(başka bir deyişle uzay) gökte gördüğümüz şeylerin arasındadır. Daha ötesi,
cisimler uzayı yamuk yumuk etmiş ve bazı yerlerde uzay(feza) tamamen eğri
olmuştur. Böyle yerlerde ve bazı durumlarda zaman, tamamen donuyor, duruyor. Her bir çemberin uzunluğunun kendi çapına
oranı olan 3.14159 azdır; Hatta oranın büyüklüğü çemberden çembere değişir;
Öyle ki çemberin yarıçapı onun uzunluğundan çok fazla da olabilir; Farklı yerlerdeki üçgenlerin
iç açılarının toplamı farklıdır ve 180 dereceden büyüktür. Bunların gerçek olduğunu iddia
eden Einstein herkesin dikkatini uzaya(boşluğa) çekerek, onun kabarık-yamuk şeklini görmelerini istiyordu. Einstein ABD’ye geldiğinde onu, daha önce
kimselerin görmediği kadar şaşalı biçimde karşılamışlardır. Herkesin cevabını
merak ettiği soruları da sormuşlardır. Bu soruların biri de şöyleydi: “Siz
1906-1915 yılları arasında makale yayımlamıyordunuz. Neler yapıyordunuz?” Einstein bu sorunun
cevabını yaklaşık olarak şöyle
anlatıyor: “Ben on yıl gece gündüz demeden hep düşündüm. Boş uzay (feza)
nedir? Boşluk ve boş şey nedir? Bomboş ne demektir?” Dünyada bilinen ve Türkiye medyasından da
duyduğumuz ve hemen hepimizin bildiği Einstein’in eğitim seviyesiyle ilgili
bir ayrıntıyı anımsayalım. Derler ki, Einstein okulda başarısızmış. Eh,
Türkiye’de de böyle çocuklardan milyonlarcası olduğunu söylüyoruz. Belki
Atatürk zamanındaki maliye bakanı da bunu bilerek ve Einstein’in
çalışmalarının sonuçlarını dikkate alarak onun gelmesini istememiştir,
olabilir mi? Einstein’in yukarda hatırlattığımız en önemli bilimsel
sonuçlarının bile, Nasrettin Hoca’nın bildiklerinden çok çok daha az olduğunu
hepimiz görebiliriz. Nasrettin Hoca hayata bağlı problemlerle
ilgilenmişti ve zamanını boş şeylere harcamazdı. Diğer yandan, ülkemizde fizik ve matematik konularında çalışan bilim
adamlarımız bilime genelde pek katkıda bulunmasalar da, Einstein gibi saçma
sapan şeylerle zaman kaybetmemişlerdir. Her şeye rağmen, gelişmiş ülkelerde uzaya, fezaya
ve Feza Gürsey’e
çok büyük önem vermişlerdir. Anımsatalım ki Prof. Dr. Feza Gürsey, geçen yüzyılda Türk kökenliler içinde en
büyük fizikçi ve matematikçi olmuştur. ODTÜ’den istifaya mecbur edilmiş ve
ABD’ye gitmiştir. Ne yazık ki böyle olayları kınamayan ve unutmayı tercih
eden insanlarımız bugün de vardır.
Bizler temel bilimlerinden çok uzağız. Ama şarkı, şehir ve hikâyeleri
severiz. Keşke bunları yazanların hepsini sevseydik. Fakat bir dahi olan
Aziz’e hep nesin, nesin dedik ama ne olduğunu bile anlayamadık; onu bir
hiç sayarak öldürmeye
kalkıştık. Her toplumun tarihinde çok farklı ve kötü olaylar olmuştur. Yine
de bilmek gerekir ki, böyle olayları unutmaya çalışan toplumlarda utanç
verici olaylar tekrarlanabilir. Sorunlarını teşhis edip tartışmayan toplumların gelişmesi sürekli engellendiği
için, artık uyanmaları gerekir. Acaba neden Doğu, Afrika ve Latin Amerika kökenliler
içinden bilime çok büyük katkıda bulunan insanlar çıkmıyor, özellikle de
kendi ülkelerinde yaşayanlar içinden? Yaklaşık 1,5 milyar Müslüman’dan, o da
yalnızca Batı ülkelerinde yaşamış, bir fizikçi Nobel ödülü kazanmış (Pakistan
kökenli Salam
Abdus (1926–1996) ) ama nüfusu 100 de 1’i kadar Hollanda’dan 15 kişi.
Sayıları dünyada sadece 14 milyon olan Yahudilerden ise yaklaşık 40 Nobel
ödüllü fizikçi vardır. (Nobel ödülleri 1901’den başlayarak her sene verilir
ve şimdiye kadar yaklaşık 180 fizikçi bu ödülü almıştır.) Batılılar bunun nedenini
bizler için gerekli şekliyle anlatmak yerine Asyalılara, Afrikalılara ve
Latin Amerikalılara “geri zekâlılar” diyerek geçmekteler. Doğal olarak bizler
böylesi hakareti kabul edemeyiz. Bilim (yeni teknolojiler) üretiminde çok çok
gerilerde kalmamızın nedenlerini anlamaya çalışmalıyız. Ama gelişmemiş
ülkelerin insanları genelde kendilerini ve ülkelerini “en büyük”
saydıklarından bu laflara sadece kızar ve geride kalmalarının nedenleriyle
yine pek ilgilenmezler. Gerekirse gelişmemiş
ülkelerin insanları da Yahudilere, Avrupa kökenlilere ve Japonlara geri
zekâlılar der ve bununla da iş bitmiş olur. Bizler gelişmek için
gerekeni yapacağız deriz ama gerekenlerin neler olduğunu kimlerin bildiği pek
bilinmez. Böyle ülkelerin insanları çok
kıskanç olduklarından da çevrelerinden birisinin gelişmesini ve kendilerinden
daha ünlü olmasını kesinlikle istemezler. Neticede onlardan iyi
olsalar da o mevkilere getirilmezler.
Bunun yerine, gururlarını okşamak için, ülkelerinin dışında yaşamış
ünlü insanları kendilerinden saymakla yetinirler. Mesela bizlerden
bazılarının Napoleon Bonapart’ı Türk saymaları veya bazı Arapların William
Shakespare’in Ermeni değil (Ermeniler de onu kendilerinden birisi bilirler)
de Arap olduğuna inanmaları gibi. Keşke böyle benimsemeler biraz da temel
bilimlere çok büyük katkıları olmuş olanlar tarafına kaysaydı. Batılılar,
kendi milletlerinden ya da çevrelerinden gurur kaynağı olarak bilimi, bilim
adamlarını herkesten çok benimsemiş, destek olmuşlardır. Bunun içindir ki,
aralarından Newton ve Einstein çıkmıştır. Gelişmemiş ülkelerin insanlarında
böyle özellikler yok derecededir. Neticede, gelişmemiş ülkelerin gelişmemiş
kalmalarının nedeninin geri zekâlık olmadığını söyleyebiliriz. Ama
dikkatinizi çekelim; burada zekânın ne olduğunu kesin şekilde belirlemedik. Dünyadaki bu durumu
genetik farklılıklara bağlama problemine hiç girmeyelim. Çünkü uzmanlık
alanımızın dışına çıkarsak doğrulardan uzaklaşabiliriz. Sadece hatırlatalım
ki, Avrupa’nın güneyinden ve doğusundan güzey-batı yönüne gittikçe, büyük önem taşıyan bilimsel ve teknolojik
sonuçların yoğunluğu artıyor. ABD’de de insanlık için faydalı olan en hayırlı işler yine demin
söylediğimiz bölgenin insanları ile bağlantılıdır. Ayrıca Japonlar da yeni
teknoloji üretiminde çok başarılıdırlar. Yahudiler ise, zamanımızda, bilim
açısından tüm milletlerden öndedirler. Bizlerle iç içe yaşamış ve sonra
gelişmiş ülkelere göçmüş Ermeniler bilim ve yeni teknoloji üretimine
Türklerin hepsinden daha fazla katkıda bulunmuşlardır. Acaba neden? Doğulular, Afrikalılar,
Latin Amerikalılar eğitime, bilime ve yeni teknoloji üretimine saygısızdır. Genelde çevrelerinde kendilerinden daha iyisini
bulundurmazlar. Eğitim ve bilim için paralar harcarlar ama dahi, umut veren
biri için değil. Evladının prestiji, keyfi ve diploması için paraya para
demezler ama onların iyi bir eğitim
alması için paradan vazgeçemezler. En iyi eğitimciye ve bilim adamına
bile, ister Newton ve Einstein olsun, pek saygı duymaz, yararlanmak istemezler. Özellikle de kendi
milletlerinden olanlardan. Gelişmemiş toplumlar için bunların geçerli
olduğunu çokları biliyorlar ama bir şey de değişmiyor. Bizlerde özel
sektör eğitim ve bilim için pek para harcamaz ve özel üniversitelerse
öncelikle para kazanmak içindir. Yeni
teknolojileri yurtdışından alırlar. Kendi ülkelerinde üretilebileceğine
inanmazlar ve haklıdırlar da. Devletler para harcarlar ama genelde iyi eğitim
ve bilim için değil. Pahalı cihazlar da alınır, üniversitelerde açılır. Belki
de, kadrolaşmak ve “bizde de var” gösterişi için. Türkiye
ve dünyada işadamları bir işe yatırım yapmadan önce bütün masraf ve
kazançlarını düşünür, hesap yapar, kar etme yollarını ararlar. Ama bilim ve
yeni teknoloji üretiminde, devlet yatırımlarında bunu göremiyoruz. Ne de olsa,
“devletin malı deniz”. Büyük yatırımlar yapacaksın ki, kendin ve hükümet için
reklam olsun. Halk da ülkenin geleceği için önemli işler yaptığını zannetsin.
Eğitim ve bilim seviyesinin gelişmediği bir ülkede yatırımın boşa gittiği
anlaşılsa da onlarca yıl geçer (Nasreddin Hoca’nın sözlerini hatırlayın: “O
zamana kadar ya han, ya ben, ya da eşek ölmüş olur.”). Bu zamanda keyfine
bakarsan yükselirsin ve ünlü olursun. Ayrıca, büyük yatırımlarda çok yüksek
görevlilerin imzası gerektiğinden, onlar da böyle işleri hep desteklemek
zorundadır. Devletin paraları devamlı harcanır. Çünkü kimse yanlış yere imza
attığı bilinsin istemez. Örneğin
TUBİTAK Antalya’nın dağlarında gözlemevi kurmuş ve yaklaşık 40 milyon dolar
masraf etmiştir. Sonra yaklaşık 40 tane bilimsel açıdan değeri meçhul makale
yayımlamıştır. Hatırlatalım ki Feza Bey’in her bir makalesi devlete yaklaşık
1000 defa ucuza mal olmuştur. Einstein’in makaleleri de masrafsız ortaya
çıkmıştır. O
en önemli deneylerin sonuçlarını, kafasında oluşturduğu fikirleri inceleyerek
görürdü, yani düşünce deneyleri yapıyordu. Gelişmemiş ülkelerde devamlı olarak boşa yatırımlar yapılıyor. Türkiye de
bunu hep yapıyor ve yapacaktır da. Çünkü bilimsel açıdan neyin hangi yönde
yöneltileceği konusuna yöneticiler kafa yormuyorlar ve iyi bilim adamlarını
ise çokça dışlıyorlar. Bunlar da Doğu, Afrika ve
Güney Amerika insanları için geçerli olan geleneklerin sonucudur. Bizler orta
çağların en büyük astronomu ve Samerkant’ın
sultanı Uluğ Bey’i (1394–1449) oğlunun yardımı ile öldürdük. Dünyada
en büyük matematikçiler sırasında yer alan ve zamanesinin en büyük astronomu
olan Nasir al-Din Tusi’yi (1201–1274)
zindanda çürüttük. Bugün astrofiziğin en önemli konularında çalışan ve Türk
fizikçileri içinde öncülerden olan Hakkı Ögelman da bundan yaklaşık 30 yıl
önce yurt dışına gitmek zorunda kaldı. 1995 yılında buraya dönmeyi
istediyse de, dönemedi ve çok sıkıldı. Bu, yüksek tansiyonlu Hakkı’nın o
günlerde felç geçirmesi ile sonuçlandı ve bir daha da sağlığına kavuşamadı. Astrofiziğin optik
alanında çalışanlar içinde(yani Türkiye’de en yaygın şekilde çalışılan
konularda), herkesten fazla bilime katkıda bulunan Prof. Cafer İbanoğlu’na da
TÜBİTAK başkanlığının hiç ilgisi olmadı. Ulusal Gözlem Evi’nin işlerinden
uzak tutuldu. Teorik Astrofizik’in uygulanması konusunda Türkiye için en
fazla önemi olan Prof. Rennan Pekül’ün de gençlik yıllarında başından çok
işler geçti. Kırk yaş civarında veya elli yaşından gençler arasında fiziği
anlayan ve astrofiziğe uygulayabilen kişi olarak Doçent Aşkın Ankay’ı
düşünüyorum. Ne yazık ki, o da tamamen ilgi dışında kalmış. Çünkü bilime
katkıda bulunabilen insanlara gerek duymuyoruz. Gelişmemiş ülkelerin
devlet kuruluşu ne sayılırsa sayılsın, tarihleri kaç bin sene olursa olsun, oralarda feodal
ilişkiler hep güçlü olarak kalıyor. Örneğin Sovyetler Birliği’nde
böyle ilişkiler tamamen kaldırılmıştı. Ülke dağıtıktan hemen sonra Rusya, ona
yük olacak diğer cumhuriyetlerden ayrılmak istedi. Bir gecede birliğin bitmiş
olduğunu ilan etti. Kendi başına(bağımsız) kalmış Müslümanların yaşadığı cumhuriyetlerde hakimiyet ve yönetim, o
ülkelerde yüksek vazifelerde olanlarda, çocuklarında, akrabalarında ve
memleketlerinin insanlarında kaldı. Bu insanlar(aileler) ellerinde yalnızca
ülkelerinin tüm zenginliklerini tutmadı: Bu insanlar bütün alanlarda
toplumlarının en ünlüleri de oldular. Temel bilimler konularında bile.
Bilimsel çalışmaların sonuçlarının da önemi kalmadı. Oradaki
insanların çoğu şimdi de patates, domates almaya çok zorlanmaktadır. Bazı
yöneticilerse, yılda yaklaşık bir milyar dolar mal varlığı elde etmeyi
becerdiler. (Azerbaycan’dan örnek vermek bizim için daha kolay. Oranın geçmiş
Sağlık Bakanı Ali İnsanov her yıl mal varlığını yaklaşık bir milyar
artırırdı. Ne diyelim, soyadı zaten “insan”.) İlginçtir ki, Türkiye’de bir
bakan yılda sadece birkaç milyon doları kanunsuz olarak elde etse, kendi
hemşerileri tarafından bile hoşgörüyle karşılanmayabilir. Hangi ülke veya toplum
hakkında bilgi almak için google’ye girerseniz karşınıza Vikipedi
ansiklopedisi çıkar. Buradaki bilgileri her bir ülke kendisi yazar. Bizler bu
yazılarda kendimizden fazla topraklarımızı tanıtırız. Belki de doğru olan
budur. Çünkü bu topraklar yalnızca insanların değil, bütün canlılarındır.
Sonra liderlerimizi, devletimizi ve geleneklerimizi tanıtırız. Ama örneğin
Ermeniler böyle yapmıyorlar. Onlar çok fazla yazı eklemişler ve en fazla
kendi milletlerinin elde ettiği başarıları tanıtıyorlar. Hatta eskiden
Ermenistan topraklarında Azeri ve aralarına karışmış(asimile edilmiş) çok
sayıda Kürt de yaşıyordu. Ermeniler her konuda en önemli sonuçları elde
eden, en ünlü vatandaşlarının ad ve soyadını yazıyorlar. Diğer milletler
oraları 1949 yılından başlayarak terk etmeye mecbur olmuşlardır. Şimdi ise
Ermeniler dışında kimseler kalmamıştır. Azerbaycan’a birinci büyük göç,
yaklaşık 200-300 bin insan, hatırladığım kadarıyla 1949-1950 yıllarında
gerçekleşti. O zaman göç edenler genelde Ağrı Dağı’nın Ermenistan sınırları
içinde olan kısmında, vadide yaşayanlardı. Çoğunu Azerbaycan’da pamuk
yetiştirilen bölgelere yerleştirdiler. Ben de o zamanlar bu bölgelerden
birinde yaşıyordum. Ermeni’nin hangi ülkede
bakan veya başbakan olduğunu, kimin dünyaca ünlü kültür veya spor adamı,
kimlerin farklı ülkelerde büyük komutan, kimlerin bilim adamları olduklarını
yazılarından öğrenmek kolaydır. Onların, dünyanın önemli ülkelerinde ne kadar
önemli pozisyonlarda oldukları öğrenilmektedir. Ben fizikçi olarak,
Ermenilerin bilim konusunda yazdıklarının doğru olduğunu gördüm. Sovyetler
Birliği’ndeki büyük politikacı ve komutanlarıyla alakalı yazılarda da hatalı
bir bilgi görmedim. Bu sebepten yazılanların
hepsine inanmak zorunda kaldım. Ermenilerin yalnız Sovyetler Birliği’nde
değil, dünyada da çok önemli pozisyonlarda olduklarına inandım. (Örneğin
Rusya’nın şimdiki Dış İşleri Bakanı Lavrov, Ermeni’dir.) Onlar böyle bir
millet oldukları sürece, dünyayı istedikleri her şeye inandırırlar.
Toplumları inandırmak yalnız haklı ve doğru olmakla olmuyor. Onların bizlere
karşı amansız tavırlarını da biliyorum. Ama kendi insanına bile değer
vermeyen, dünyanın gelişmesine de pek katkıda bulunmayan bir toplumun bireyi
olduğum için, benim sözlerime de pek inanan olmaz. Ne olsa, dünyada pek bir
değeri olmayan bazı ünlülerimizi fazlasıyla görmüşlerdir. Yine de Türkiye’deki
Türkler, hangi alanda olursa olsun, diğer cumhuriyetlerde yaşayan Türklerden
daha fazla ön plana çıkmaya başlamış ve sürmektedir. Hem de Türkiye’de yıldan
yıla eğitimin ve bilimin kalitesi hızla kötüleşmesine rağmen. Doğrusu şu ki,
bağımsızlığına kavuşmuş Türki Cumhuriyetlerde (belki Kazakistan hariç) bilim,
kültür ve sosyal adalet alanlarında gerilemenin hızı daha fazladır.
Türkiye’dekiler işçilikte, üretimde ve ticarette diğerlerinden çok daha
ileridedir. Hatta Avrupa’daki bazı Hıristiyan ülkelerindekinden bile. Keşke mektup
gönderen fizik öğretmenine benzer, eğitimi düşünen politikacılarımız, zengin
adamlarımız, eğitim ve bilimi yönetenlerin de olduklarını görseydik. Bu
sayede fizik öğretmeninin isteğine de çare bulunurdu. UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her türlü alıntı için kaynak
belirtmeniz ve sayfaya bağlantı vermeniz gerekmektedir. Yazıları
bütün olarak kendi sayfanızda yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık
ve bazı küçük alıntılarla, yazının tanıtımını yapabilir ve "Devamı
için TIKLAYIN!" diyerek, konuklarınızı bu sayfaya
yönlendirebilirsiniz. |
|
|
|