|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Şubat 2008. Sayı: 18 ISSN 1307-1785 |
|
|
|
EKONOMİ VE YENİ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ TEMEL BİLİMSİZ GELİŞMEZ Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov) Arş. Gör. Murat Ertürk |
|
|
Ben, bilmediklerimi bildiğim için
diğer insanlardan akıllıyım.
Apologie Sokratus (-469 -399) Bilim, yeni teknolojiler
üretimi ve ekonomi arasındaki bağıntı gelişmiş ülkelerde uzun yıllardır
bilinmektedir ve diğerlerinde de duyulmuştur. Ülkelerin ekonomik durumları ve
elde edilen bilim sonuçlarının kalitesi arasında sıkı bağlantının olmasını
gelişmiş ülkelerdeki bütün yöneticiler biliyorlar, detayları anlamasalar da.
Amerika Birleşik Devletlerinin geçmiş Cumhurbaşkanı Clinton: “Amerika’da iyi
üniversitelerin olması, bizim ekonomik durumumuzun iyi olmasından
kaynaklanmıyor. Biz zenginiz, çünkü iyi üniversitelerimiz vardır.”
Bilinmelidir ki, günümüzde çalışma zamanını uzatmak ve işteki çalışma
temposunu arttırmak yalnız kendi toplumunu daha fazla istismar etmeye yarar. Bilim,
patentler (yeni teknoloji üretimi) ve ekonomik durum arasında, gelişmiş Batı
ülkelerinde ki istatistik verilere dayanılarak şöyle sonuçlara varılmıştır:
1979 yılında kişi başına (bilimci değil, her bir vatandaşa) düşen bilimsel
makaleler ve kişi başına düşen milli gelir arasında korelasyon (ilgileşim) katsayısı 0.766 olmuş. Aynı yılda kişi başına
düşen yayınlara olan atıf ve kişi başına düşen milli gelir arasında
korelasyon katsayısı 0.94 olmuştur
(Hemen belirtelim ki bizlerde bilimsel çalışmaların kalitesi göz önüne
alınmadığından ve yalnız makale ve atıf sayısı ile uğraştığımızdan bilim
çöküyor. Daha ötesi, bu sayıları kullanarak gelişmiş ülkeler bizler gibi
ülkelerden kendi bilim ve teknolojilerini geliştirmek için para transferi
yapıyorlar). Aynı ülkelerde 1985
yılında kişi başına düşen patent ve kişi başına düşen milli gelir arasındaki
korelasyon katsayısı 0.739 olmuş,
yani daha düşük. Çünkü gelişmiş ülkeler yeni bilim üretiminde tekel durumuna
gelmişler ve bizim bilimcilerde onların yeni elde edilmiş sonuçlarına ve
verilerine atıf vermek zorundalar. Daha ötesi, onların dergilerinde yayın
yapmak için onların makalelerine durmadan atıf vermelisin. Genelde bu
korelasyonlar bilim ve yeni
teknoloji üretiminde çalışanların
bilinçli ve eğitimli olmalarını, düşünme seviyelerinin çok yüksek olmasını
gösterir. Eğitim, bilim ve yeni
teknolojiler ile ekonomi arasındaki bağlantıyı gelişmekte olan ülkelerin
yöneticilerinin çoğu halen
anlamamıştır, ama ilk anlayanlardan biri Çin Devlet Başkanı Deng Siao Ping
olmuştur. O, 1985 yılından başlayarak çok sayıda üniversite mezununu
Amerika’nın en iyi üniversitelerine eğitimlerini devam ettirmeleri için
göndermeye başladı. Okuyucular, bizim ülkemizin zaten yurt dışına öğrenci
göndermekte olduğunu biliyorlar ve bu süreç 50 yıldan az olmayan bir zaman
değildir. Doğru, öğrenci göndermekteyiz, ama gidenlerin çoğu ne yazık ki
önemli bir şeyler öğrenmemiş olarak dönüyorlar. Çünkü ülkemizde zaten iyi
bilimci ve eğitimsiz biri arasında bir fark koyulmuyor ve eğitimsiz biri iş
başına gelerek iyi bilimciyi de engelliyor. Çin ise bizim ülkemiz gibi bir
ülke değildir, orada daha iyilere saygı gösterirler ve iş başına
getirirler. Fizik bilimi Galileo zamanından
(1564-1642) başlıyor. Bu bilim dalının ve buna bağlı olan teknolojinin
yaklaşık %90’ı Avrupa kökenliler (ilk önce Yahudiler, İngilizler ve Almanlar)
ve Japonlar, yani Dünya nüfusunun çok küçük bir kısmı tarafından
geliştirilmiştir. Buda göstermektedir ki, yaklaşık olarak tüm Dünya
toplumlarında (Türkler dahil) fiziksel (bilimsel) düşünce az gelişmiş ve bu toplumların kültüründe
iyi fizik eğitiminin, bilimin ve
bunlara bağlı olan, yeni teknolojiler üretiminin de pek önemli yeri yoktur.
Bu toplumlar temel bilimler ve mühendistik alanları dışında olan alanlarda, örneğin mimarlık, müzik, edebiyat, hukuk,
spor, gazetecilik, siyaset, ürünler üretimi,
ticaret ve diğer alanlarda iyi olabilirler. Bunu Türkiye örneğinde
görüyoruz. Böylece gelişmiş toplumlar ve oradaki insanlarla diğer toplumlar
ve insanları arasındaki fark, çok boyutlu uzayda, kendisini kesin şekilde
eğitim, bilim ve yeni teknolojiler üretimini yansıtan bileşenlerde
gösteriyor. Ama bizlere benzer ülkelerin,
dünya ekonomisi ve politikası açısından gelişmiş ülkelerden bağımsız olarak
hareket etmeleri çok zor. Bu durumu yaklaşık 20 yıl öncesine kadar ikinci
süper güç olan (O. Hüseyin: yaşadığım) Sovyetler Birliği örneğinde kısaca
görebilirdik. Ama burada yalnızca bir izlenimi aktaralım. Sovyetler Birliği
kapitalist dünyasından demir perde ile kendini ayırmıştı.
Kendi ideolojik sisteminden olan ülkelerle temaslar çok daha iyiydi. Ülkenin
içinde, 80’ninci yıllara kadar bilimdeki gelişme için genel olarak, hiçbir engel yoktu. Bizde ve bize komşu ülkelerde
ise aşiret özelliği sanki partileri, gazeteleri ve toplumun her birimini
diğerinden ayırmış durumda ve yalnız torpil bu
engelleri aşmamızı sağlayabilir. Örneğin Üniversitelerde en önemli şey
seçimlerde oy kullananların kime oy verdiğidir. Aynı üniversitenin bir
bölümünde bile bazen bilimsel temaslar, Sovyetler Birliğinin demir perdesinin
yaptığından bile daha fazla kopuk durumdadır. Eğitimin ve bilim üretiminin
daha ön planda olması gerekmez mi? Belki de bulunduğumuz durum bizim için bir
eksiklik değil, çünkü bu durum ülkelerin çoğunda geçerlidir. Ülkelerin eğitim, bilim,
teknoloji ve ekonomik yönlerde gelişim seviyesini, onun ürettiği ve dünya
pazarlarında sattığı ürünler gösterir. Bu ürünlerin değerini, ürünlerinin
hazırlanmasında gereken maddenin miktarı ve gerekli bilimin (teknolojinin)
seviyesi oluştururlar. Bu anlamda pazara çıkarılan ürünler, içerdikleri madde
miktarı ve bilim (teknoloji) seviyesine göre bölünürler. Genel olarak,
belirli bir madde kütlesinden hazırlanmış ürünler, değerlerinin yaklaşık 10
kere (bir mertebe) artmasına göre
gruplara ayırırlar. En alt gruptaki (en ucuza satılan) ürün, ham maddedir. Eğer
bu maddeler işlenerek düzenli ve iyi çalışan makineler üretilirse (örneğin
İsviçre saatleri gibi), harcanan
maddenin değeri 10 kat artmış olur ve bu ürün ikinci gruba dahil olur. Mikroelektronik parçalar,
onlardan hazırlanmış ürünlerin değerini, kullanılmış maddenin
değerinden 100 kere fazla yapıyor ve bu nedenle de bu şekilde olan son
ürünler üçüncü gruba dahil olurlar. Yeni tür ürünlerin patentleri bu
ürünlerin kendilerinden de 10 kere değerlidirler ve bu nedenle patentler
dördüncü gruba dahil olurlar. Böylelikle patentler en değerli ürün sayılır.
Patentlerin dahil oldukları gruba biyoteknoloji ve nanoteknoloji ürünleri de dahil edilebilir. Böylelikle bu
son ürünlerin hazırlanmasında minimum madde ve maksimum bilim kullanmış olur.
Bu nedenle de dördüncü gruba dahil olan ürünlerin Dünya pazarlarındaki satış
fiyatları, onların hazırlanması için gereken ham maddeden 10000 (on bin) kat daha fazla olur. Yukarıda biz hayvanların
bildiklerinden ve duygularından, insanların gelişmesinden ve düşünce
kapasitelerinden basit şekilde bir tartışma yaptık. Temel bilimlerin ve yeni
teknolojiler üretiminin gelişmesi üzerinde durduk ve bunların ekonomik
gelişmenin temelinde en büyük faktör olduğunu vurguladık. Bizim zamanı
içermeyen uzayımız üç boyutlu olduğundan biz daha fazla boyutlu olan uzayları
gözümüzün önünde canlandıramıyoruz. Bu nedenle insan toplumlarının
gelişmesini üç boyutlu uzayda yansıtmaya çalışalım. İnsanların temel bilimlere,
yeni teknolojilere ve diğer dünya çapında önem taşıyan başarılara bağlı
gelişmelerini dik koordinat sistemindeki (z) koordinatı olarak, duygularına
bağlı olan gelişmelerini (x) boyunca ve bütün diğer başarılarına bağlı
gelişmeleri (y) koordinatı yönünde koyalım. Böylece (x), (y) koordinatlarını
yatay düzlemde ve (z) koordinatını düşey yönde yerleştirmiş oluruz. Ek olarak (x), (y) ve (z) boyunca ölçeklerimizi (skalalarımızı)
ayrı ayrı toplumların (milletlerin, halkların)
sayısına ters orantılı seçelim. Böylece her bir toplumu yansıtan piramitler
kurabiliriz. Böyle piramitleri karşılaştırarak toplumların aynı nüfus
sayısına karşı gelen dünyadaki etkinliğini görebiliriz. Toplum çok büyükse,
ama gelişmemiş ise onu yansıtan piramidin boyutları küçük olacak. Nüfusu çok
az, ama çok gelişmiş toplumun tabanının büyük, ama yüksekliği çok daha fazla
büyük olacak. Gelişmiş toplumun veya toplumdaki farklı millete ait grubun çok
etkin olduğu bilinmektedir. Biz burada gelişmelerdeki farkların hangi yönde
daha fazla olduğunu göstermeye çalıştık. Wikipedia serbest ansiklopedisinin
Rusçasında, Azerilerin (Az) ve Ermenilerin (Er)
günümüzde dünyadaki dağlımı verilmiştir. Azerbaycan’da 8 milyon (ml.) Az ve
Ermenistan’da 3.2 ml. Er, Türkiye’de
2.7 ml. Az ve yaklaşık bilinen 80 bin Er (bu sayı gerçekte 3-4 kat fazla
olmalıdır), Rusya’da 2 ml. Az ve 1.2 ml. Er, İran’da 30 ml. Az ve 200 bin Er,
Avrupa’da 2.5 ml. Az ve 1 ml. Er, Amerika’da 1.5 ml. Az ve 1.5 ml. Er
yaşıyor. Doğal olarak Rusya’da, Avrupa’da ve Amerika’da diğer Türk soylularda
yaşıyorlar. Ama her yerde az sayıda olan Ermeniler çok daha fazla
etkinlerdir. Bizim ülkelerimizin çok daha büyük pazarı, daha önemli doğa
zenginlikleri ve coğrafi konumumuza rağmen. Amerikan kongresinde Ermenilere
soykırım yapıldığı tartışmaları olduğu zaman bizim sosyoloji ve gazeteci
uzmanlarımızdan duyuyoruz ki Kaliforniya eyaletinde Ermeni seçmeni çok olduğu
için etkin rol oynuyorlar. Biz temel bilimciler bunu başka türlü ifade
ederiz. Kaliforniya’nın nüfusu 37 milyondur ve oradaki Ermeni sayısı 0.5
milyon olabilir. Ama Ermeniler sayılarının az olmasına rağmen çok etkinler ve
bu nedenle de Kaliforniya’da, Amerika’da, Avrupa’da ve bütün dünyada çoğu
zaman amaçlarına ulaşıyorlar. Acaba neden bu kadar etkinler? Sovyetler Birliğinde
Ermeni kökenlilerin bütün Türk cumhuriyet kökenlilerden fazla tuttukları
önemli alanları hatırlatalım ve onların dünyadaki etkinliklerine bakalım: Parti ve devlet katında: A. Mikoyan
2’nci dünya savaşından 1965 yılına kadar Politbüro
üyesi, Başbakanın birinci yardımcısı ve Parlamento başkanı olarak görevlerde
çalışmış. V. Movsisyan ve S. Pogosyan
Politbüro üyeleri olmuşlardır. İ. Tevosyan, S. Siteryan ve L. Konstantov Başbakan yardımcıları olmuşlardır. Birçoğu
Sovyetler Birliğinin bakanları, Türk cumhuriyetlerinin ve Rusya eyaletlerinin
liderleri olmuşlardır. Gorbaçov’un üç ve Yeltsin’in
bir danışmanı Ermeni idi. Rusya’nın dış işleri bakanı S.Lavrov
(Kalantaryan), Türkiye’de iyi tanınır. Benon Sevan, Birleşmiş
Milletlerde baş katibin yardımcısıdır. Eduar Balladyur, 1993-1995 yıllarında Fransa’nın Başbakanı.
Fransa’da şimdi de Ermeniler çok önemli görevlerdeler. Amerika’da,
İngiltere’de, Avustralya’da Ermeniler çoğu zaman bakan seviyesinde görevlerde
bulunmuşlardır. Ermeniler Sovyetler Birliğinin,
Rusya’nın ve diğer ülkelerin büyük elçileri olarak çok görev almışlardır.
Şimdi de Rusya’nın 7 büyük elçisi ermenidir. Çok sayıda Ermeni Sovyetler
Birliğinde ve şimdi Rusya’nın keşif ve istihbarat kurumlarında en önemli
görevlerde olmuşlar ve hala görevdedirler. Çar Rusya’sında da birkaç
Ermeni bakan olmuştur, ama
ilgimizi çeken onların büyük Müslüman ülkelerinde yüksek vazifelerde
olanlarıdır. Örneğin Pogos Hubar
Mısırın birinci Başbakanı olmuştur. Osmanlı imparatorluğunda, son yıllarda, Akop Gazaryan ve Sarkis Oganes Paşa maliye, Grigor Sinopyan ve Karapet Artun Davit Paşa içişleri, Osakan Mardikyan ulaştırma ve Gabriel Noratynkyan dışişleri bakanları olmuşlardır. Avrupa’nın
önemli ülkelerinde birçok Ermeni bizim büyük elçilerimiz idiler. Ermeniler içinde çok sayıda
general ve amiraller olmuştur, ama burada yalnızca en büyük Sovyet
kumandanları hatırlatalım. İ.Bagramyan, Sovyetler
Birliği Mareşali, A. Babadjanyan, zırhlı
birliklerin Baş mareşali, S. Xudyakov, hava
kuvvetleri mareşali ve S. Aganov, mühendislik
birlikleri mareşali (mareşal orgeneralden bir üst rütbedir). Ermeniler kültür, sanat,
gazetecilik alanlarında ve özellikle üretim ve maliye alanlarında da dünyada yaygın şekilde çalışıyorlar,
ama Türkiye de herkesin ilgilendiği Ermeni sporcularını hatırlatalım: Vik Darçinyan, Artur Abram, Biktor Oganov ve Suren Kalaçyan şimdiki zamanlar boks ve Kikboks
dünya şampiyonları. Andre Agassi
(Agassyan) tenis, dünya şampiyonu. Dünya ve
Olimpiyat şampiyonları Alen Pogasyan,
Albert Azaryan, Vladimir Engibaryan, Yuriy Vardanyan, Şavarş Karapetyan, Karine Aznavuryan, İgor Ter-Oganesyan ve İsrael Akopkohyan. Satranç dünya şampiyonları: Tigran Petrosyan, Levon Aronyan ve Garri Kasparov (annesi Ermeni). Ermeniler dünya bilimi ve yeni
teknolojiler üretimine de büyük katkılarda bulunmuşlardır. Burada biz yalnız
iyi bildiğimiz Sovyetler Birliği zamanından bildiklerimize değinmek
istiyoruz. Örneğin Sovyet bilimine ve
teknolojisine 1917–1987 yılları arasında en fazla katkısı olan işleri ve
kişileri kapsayan “1917–1987 yılları arasında Sovyet bilimi ve tekniği.
Vakayiname. Moskova. Nauka Ermeni bilim adamları ve bazı
diğer alanlardaki bilgilerle ilgili verilerin kesinlikle doğru olduğunu
biliyorum. Buna dayanarak ansiklopediden aldığımız diğer bilgilerinde
gerçekleri yansıttığına inancımız tama yakındır. Diğer yandan Ermeniler kendi
insanlarını değerlendirdikleri zaman, tam bağımsız olabilirler, yani gerçekleri yansıtırlar. Keşke bilim,
teknoloji, kültür ve diğer alanlarda çalışanlarımızı böyle bir yaklaşma ile
tanıtan bilgileri, ansiklopedinin Türkiye ve Azerbaycan ile ilgili yazıları
da içerseydiler. Bu sayfalarda ünlü matematiksel fizikçimiz Feza Gürsey’in, Asım
Barut’un ve petrol kuyuları kazma makineleri alanında ünlü Emin Tagiyev’in (üç kere Stalin ödülünü almış) ve diğer büyük
insanlarımızın adlarını bulsaydık. Bunlar bizlerin geçen yüzyıldaki en büyük
bilim adamlarımızdır. Ansiklopedideki yazılarda, Ermeniler
ile ilgili konularda toplumların gelişmesini yansıtan piramidin büyüklüğüne
ve özellikle de yüksekliğine büyük
önem verilmiş olduğunu görüyoruz. Bizleri tanıtan yazılarda ise sadece hangi
bölgelerde yaşadığımız, nerelere göç ettiğimiz, dilimiz ve sayımız ön plana
çıkmıştır. Unutmamak gerekir ki, günümüzde herkes ilgilendiği bilgiyi
internet ortamında buluyor. Burada bizim insanlarımızı tanıtan bilgiler
olmalıdır ve bu bilgiler gerçekleri yansıtmalı ki, onlara inananlar olsun.
Böyle bilgileri kimler hazırlayacak. Bizlerin Bilim Akademilerimizin üyeleri
bile doğru dürüst seçilmiyorlar. Bizler ne zaman gelişmemizin önünü açacağız
ve kendimizi iyi şekilde tanıtabileceğiz? Ermenilerin
ABD, Fransa, Rusya ve diğer ülkelerde nüfusun çok az kısmını oluşturmalarına
rağmen çok fazla etkili olduklarını ve çok sayıda önemli görevlerde yer
aldıklarını biliyoruz. Nüfusu az sayıda olan toplumlar içinde bu açıdan
onlardan çok daha etkili olan toplum belki de yalnız Yahudilerdir. Biz
fizikçi olarak, sosyal bilimlerden çok uzak olduğumuz için toplumsal hayatla
ilgili olan bazı basit şeyleri bile anlamıyoruz. Örneğin Rus drama yazarı ve
Çar Rusya’sının İran’da ki büyük elçisi kitaplarının birinde Rusya ile
Türkiye arasındaki bölgeye (Şimdiki Ermenistan) 19. yüzyılın sonunda, doğu
ülkelerinden yaklaşık 1 milyonun üstünde Ermeni’yi göçle getirdiklerini
yazdığını duyduk (Bu kitap Azericeye yaklaşık 17-18
yıl önce çevrilmişti). Diğer yandan kesin bilinmeyen sözde Ermeni soykırımı
ile ilgili İngilizce yazılarda, 1896 yılında 200 ve 1915-1917 yıllarında yaklaşık 1.5 milyon (1.1-1.8 milyon)
Ermeni’nin öldürüldüğünü yazıyor. Aynı yazıda Türkiye’de 1915 yılında 2.5
milyon Ermeni’nin yaşadığını yazıyor. Bu
yazılardan, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçildiği
zaman Türkiye’de 2.5-3 milyon Ermeni yaşamış olduğunu söyleyebiliriz. Diğer
yandan da aynı yıllarda Türkiye’nin nüfusunun yaklaşık 10 milyon olduğu
bilinmektedir. Böylece Türkiye’de o yıllarda her 3-4 kişiden birinin Ermeni
olduğu sonucuna varırız. Diğer yandan Osmanlı nüfus sayımına göre 1914
yılında Türkiye’de 1.3 milyon ve Ermeni kilisesi verilerine göre 1.9 milyon
Ermeni Türkiye’de yaşıyormuş. Şimdi
Türkiye’den Ermenistan’a olan göçü ve Ermenilerin ayaklanmasının yaklaşık 15
yıl daha önceden başladığını göz önüne alsak 19. yüzyılın sonunda Türkiye’de
ki her 5 kişiden birinin Ermeni olduğunu kabul edebiliriz. Nüfus oranındaki bu
sayıları Amerika, Rusya, Fransa ve diğer ülkelerdeki Ermeni nüfus oranları ile
karşılaştırırsak ortaya böyle bir soru çıkıyor. Nasıl olur ki Türkiye o
zamanlar tamamen Ermeni hegemonyası altına geçmemişti.
Bunun cevabı şöyle olabilir. Birincisi Sultanlık (krallık) devrinde egemenlik
akrabalıkla devredilirdi. İkincisi o zamanlar eğitimin, bilimin ve kültürün
ülkelerin ekonomik gelişmesinde büyük önem taşıdığı dönem yeni başlıyordu.
Farklı toplumların ve milletlerin bu yeni döneme girmek arzusu ve imkanı ise
onların mantalitesine ve geleneklerine bağlıdır.
Böyle olduğundan ve Ermenilerin yeni döneme hızla uyum sağlayabilmesi onları
etkili bir millet haline getirmiştir diyebiliriz. Bu durumda onlara, sözde soykırım meselesini gerçek gibi
göstermeye yardım ediyor. Onlar Dünya’daki çoğu toplumu kandırmayı
biliyorlar. Çünkü eğitimli, bilimli ve başarılar. Böyleler, çünkü kendi
içlerinde dürüstler kendi insanlarına doğru değeri verirler. Bizim insanımız
ise saftır. Örneğin Karabağ
savaşlarıyla ilgili bir fıkra vardır. Herkesin bildiği gibi cephe boyunca
keskin nişancılar yerleştirilir ve böylece düşman askerlerinin göründükleri
anda vurulmaları sağlanır. Ermeniler yüksek sesle, bağırarak Ahmet, Oktay…
orada mısın diyerek seslenirler. Ahmet, Oktay… yerlerinden kalkarak buradayım diyorlar.
Hemen o anda hain keskin nişancı onları vuruyor. Ermenilerin bu kötülüklerini
gören Azeriler de intikam almak için yüksek sesle onlarda bağırıyorlar Karapet neredesin, Vartan neredesin .… Korkak
Ermenilerden ses çıkmıyor. Bir süre sonra o taraftan ses geliyor. Karepet’i tanıyan kimdir? Ben Vartan, beni tanıyan
kimdir? Bizimkiler sırası ile kalkarak “ben diyerek” bağırırlar. Yine hain
keskin nişancılar çirkin amaçlarına ulaşıyorlar. Böyle fıkralar İsrail’in Mısır ve Suriye ile savaşından sonra
çok konuşulmuştur. Gelişmiş toplumlar için böyle fıkralar geçerli mi? Gelişmeyi, çok boyutlu uzayı
kullanarak incelememizde Ermeni örneğine başvurmamızın nedeni, onların
Müslüman ülkelerin tam ortasında bin yıllardır yaşam sürmeleri ile ilgilidir.
Onların eğitime, bilime ve kültüre çok önem vermeleri Wikipedia
ansiklopedisi sayfalarından da apaçık görünmektedir. Bizlerin de kaliteli
eğitim ve bilimin önemli olduğuna ve bunların taşıyıcısı olan insanlarımıza
destek olmanın şart olduğuna inanmalıyız. UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her
türlü alıntı için kaynak belirtmeniz ve sayfaya bağlantı
vermeniz gerekmektedir. Yazıları bütün olarak kendi sayfanızda
yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık ve bazı küçük alıntılarla, yazının
tanıtımını yapabilir ve "Devamı için TIKLAYIN!" diyerek, konuklarınızın, ilgili
yazımıza yönlendirilmelerini sağlayabilirsiniz. |
|
|
|