|
|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Ocak 2009. Sayı: 21 ISSN 1307-1785 |
|
|
SÖZLÜ, YAZILI VE GÖRÜNTÜLÜ KÜLTÜR Dr. İkram Çınar |
|
|
Veri, malûmat, bilgi ve hikmet Yukarıdaki kavramlar bazen
sadece “bilgi” kelimesi ile ifade edilmesine karşın aralarında büyük farklar
vardır. Veri, işlenmemiş ham gerçeklerdir. Veriler işlenerek malûmat/haber
(İngilizler infımeyşın diyor) elde edilir.
Malûmatlar işlenerek daha üst düzey sonuçlara ulaşılır ve bunlara da bilgi
denir. Bilgelik ya da hikmet ise bilgilerden üretilmiş çok üst düzey
soyutlamalardır. Bu yazıda sözü döndürüp dolaştırıp getireceğim kıssalara hikmet
(bilgelik bilgisi) örnekleri olarak bakabiliriz. Sözlü kültürün doruğu olan
bu anlatılardan günümüzün yazılı kültürüne dayalı eğitiminde yeterince
yararlanılmadığı kaygısı bu yazının yazılma gerekçesi olmuştur. Eğitimci,
çocuk yayıncısı ve ebeveynleri konu üzerine düşünmeye çağırmak zorunlu
olmuştur. Nereden koşuyoruz? Antropologların dediğine göre
bir buçuk milyon yıldan beri dünyada ayak izlerimiz var. Öncesini bilim
şimdilik söyleyemiyor. Yine antropologların deyişine göre çok eski zamanlarda
sürüler halinde yaşıyor ve tabiattan kısmetimize düşeni toplayarak geçinip
gidiyorduk. Ateşi bulmamız ve ondan
vazgeçemeyişimiz bizi yerleşik yaşamaya zorladı. Karasabanı bularak tarım
yapmayı öğrendik. Artık rızkımızı taştan, topraktan çıkarıyorduk. Yerleşik
hayat ve bir arada yaşama zorunluluğu bizi daha da sosyalleştirdi. Sorunsuz
yaşamak için bazı kavramlar geliştirdik. Onlara önem atfettik. Sürdürülmesi
halinde huzurlu olacağımızı tespit ettik ve onlara “değer” dedik.
Değerlerimizi çocuklarımıza öğretme çabasına girdik, örnek olduk. Daha iyi
nasıl öğretebiliriz diye çok düşündük, denemeler yaptık, yanıldıklarımız
oldu. Yanılgılarımızı terk ettik. Çocuklarımıza
değerlerimizi, dünya görüşümüzü, üretim biçimimizi masallarla daha iyi
anlatacağımızı gördük. Masallarla da yetinmedik. Efsaneler, destanlar,
hikâyeler, fabllar, atasözleri, hatıralar, ninniler, tekerlemelerle de onlara
insanlaşmayı anlattık. Kıssa Yazıyı da icat ettik ama
yüzlerce yıl sözün yerini tutmadı yazı. Sözlü kültür varlığı haline
gelmiştik. İnsanlaşmayı dedelerden, ninelerden, ozanlardan, şamanlardan,
gezgin dervişlerden öğreniyor, dilimizden gelecek kuşakların kulağına
aktarıyorduk. Çocuklarımızı hikmetlerle
(bilgelik bilgileriyle) büyütüyorduk. Duruma göre öyle bir kıssa anlatıyorduk
ki çocuğumuzun aklına “cuk diye” yerleşiyordu. Kıssa ve masallarla kültür
genlerimizi yüklüyor ve onlar çocuklarımızla büyüyerek açılımını yapıyor,
çocuklarımız bizden oluyordu. Kıssalar kavranması zor olan soyut konuları
somutlaştırıyor ve anlamlı kılıyordu. Her duruma ilişkin kıssalarımız vardı.
Mesela eğitimi zamanında almanın önemini şu kıssa ile anlatıyorduk. Eski zamanlarda, üç atlı
bir çölden geçiyordu. Kurumuş bir nehir yatağından geçerken, gaipten bir ses
duydular: “Durunuz!” diyordu o ses. Hemen atlarını
durdurdular. Ses, atlarından inmelerini söyledi: “Yerden bir avuç taş alarak
ceplerinize doldurun ve yolunuza devam ediniz. Yarın güneş doğduğunda hem
memnun olacak, hem de üzüleceksiniz” diye de sözlerine ekledi. Atlılar denileni yapıp
yollarına devam ettiler… Ertesi sabah güneş
yükselirken ellerini ceplerine sokan üç atlı, harika bir olayla
karşılaştılar: Taşlar elmas, pırlanta, inci ve diğer kıymetli cevherlere
dönüşmüştü. Bu durumdan gerçekten
büyük bir sevinç duyuyorlardı. Çünkü sesin emrini yerine getirip taşları
ceplerine doldurmuşlar, böylece şimdi sahip oldukları mücevherlere
kavuşmuşlardı. Bir yandan da
üzülüyorlardı. Çünkü yanlarına daha fazla taş almamışlardı. İşte eğitimin insan
hayatındaki yeri ve önemi, bu misaldeki gibidir. İnsan, aldığı eğitim
nispetinde hayatta başarı elde edebilir. Elindeki çakıl taşlarını kıymetli cevherlere
dönüştürebilir. (Mehmet Dikmen. Meşhurların
Başarılarının Püf Noktaları. Elit Yay. 2003. Akt:
Ali Ünlü. Kalemden Kalbe Eğitim Öyküleri) Okul ya da eğitimin
önemini bu hikâyedeki kadar kısa ve etkili biçimde anlatmanın çok az yolu
olmalı. * * * Kıssalar sözlü kültürün
zirvesiydi. Kişi okuma yazma bilmese bile bilge olabiliyordu. Sonra sanayi
devrimini yaptık. Zorunlu ve kitlesel okul eğitimini başlattık. Yazılı
kültüre geçti bazı toplumlar. Artık ozanlar, şamanlar, dervişler gezip
dolaşarak bilgeliklerini aktarmıyor, yazıyorlardı. Okuma bilen, bilinçle
okuyan ve yazanlar o hikmetlere sahip olarak insanlaşıyor, diğerleri okullar
bitirse bile “öğrenim görmüş barbarlar” olarak kalıyordu. Dede ve nineler mi?
Kentlileşme sürecinde onları ya köylerde kaderlerine bıraktık ya da ölmeleri
için huzurevlerine kapattık. Dede ile torun arasındaki kültür aktarma
köprüsünü kopardık. “Anne baba işe, çocuklar kreşe” sloganımız oldu. Çocuklarımızı analı
babalı bile büyütemedik. İşinden yorgun argın eve gelen ana baba
çocuklarından uzak durmaya başladı. Çocukların önüne kendilerinden uzakta
oyalanmaları için televizyonlar ve bilgisayar koydular. Ev artık “yuva” olmaktan çıkıp konaklama
yeri haline geldi. Çocuklar bilmem hangi kültürün, hangi amaçları olan şirketleri
tarafından hazırlanan çizgi filmler ve bilgisayar oyunlarıyla güya
insanlaştırılmaya başlandı. Birçok toplum yazılı kültürü özümseyemeden
görüntü kültürüne geçti. Peki, sözlü kültür
aşamasında ürettiğimiz hikmet hikâyelerine ne oldu? Bir kısmı yazılı hale
geldi ama okuyan yok! Bir kısmı ise unutulup gitti. Yerini tutmaz ama neden
onları günümüzde çizgi filmlerle, çocuk dizileriyle yeni kuşaklara
aktarmıyoruz? Hadi görüntülü kültür
imal sanayimiz dışa bağımlı diyelim, okul ve öğretmenlerimize ne oluyor?
Onlar derslerinde anlatamazlar mı? Hani eğitim millî idi! Öğretmenlerimiz ne
kadar halkçı ve millîcidir? Öğretmenlerimiz ne kadar
hikmet sahibi? Öğretmen dostu olanların onların yakalarına yapışmasının
zamanıdır. Ben öğretmen dostuyum! Dostlarıma soruyorum: Öğrencilerinize veri,
malûmat, bilgi ve bilgelikten hangisini ne kadar aktarıyorsunuz, işin
neresindesiniz? UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her türlü alıntı için kaynak
belirtmeniz ve sayfaya bağlantı vermeniz gerekmektedir. Yazıları bütün
olarak kendi sayfanızda yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık ve bazı
küçük alıntılarla, yazının tanıtımını yapabilir ve "Devamı için
TIKLAYIN!" diyerek, konuklarınızı bu sayfaya
yönlendirebilirsiniz. |
|
|
|