|
|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Ekim 2006. Sayı: 13 ISSN 1307-1785 |
|
|
KENTLER ve EĞİTİM Dr. İkram Çınar |
|
Kars’ta bir bina
Kars’ta bir fıskiye
Kars. Hekimevi
olarak kullanılan eski bir bina.
Sivas.
Çifte minareli medrese (1271) Fotoğraflar: İkram Çınar |
Yüksek bir insan topluluğu olan Türk ulusunun
tarihsel bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Atatürk Davranışçı
psikologlar eğitimi bir insan mühendisliği, eğitimcileri de insan mühendisi
olarak görür. Realist eğitim düşünürlerine göre de işlenmeye hazır bir hammadde
olan insan yavrusu, öğretmenler eliyle müfredat aracılığıyla işlenir. Birey,
genetik ve kültürel kodlarının açılımını yaparak, kısacası, çağın ve kültürün
gereklerine göre kültürlenerek insanlaşır. Eğitim
çabası sadece okulda olmaz. İnsan yavrusunun eğitimi (terbiyesi) ailede
başlar ve çocuk, eğitiminin büyük kısmını aileden alır. Okul, çocuğun
üzerinde ikinci derecede etkilidir. Bunun yanı sıra günümüzde televizyon,
internet ve diğer kitle iletişim araçları insan yavrusunun insanlaşmasına,
kültür edinimine katkıda bulunur. Belirtmek gerekir ki, günümüzde çocuklar
tüketimi ve özümsenmesi kolay olduğu için televizyon, sinema ve internetten
sanılandan daha çok etkilenmekte, yönlendirilmektedir. Bu etki o kadar
belirgindir ki eğitimde medyanın okuldan daha etkili olup olmadığı
tartışılmaktadır. İnsan
yavrusu büyürken bir yandan da kültürlenmeye devam eder. Kültürlemeye
çocuğun gördüğü, duyduğu, yaşadığı, kısacası ilişki içinde bulunduğu tüm
çevresel, yerel, ulusal ve uluslar arası etkenler katkıda bulunur. Bu anlamda
insan, yaşadıklarının dolayısıyla öğrendiklerinin bir toplamıdır. Çocukları
etkileyen çevresel etkenlerden biri de sokak ve caddeleri, park, bahçe,
meydan ve heykelleri, mimari ve kimlik dokusuyla kentler gelir. Bu yıl
leyleği havada görmüş olmalıyım ki, yurt içinde epey yol kat ettim. Çok şey
gördüm. İnsan yüzlerini ve ilişkilerini geçiyorum; kentleri yazacağım. Cadde ve
sokakların darlığı yüzünden binalar insanın üstüne üstüne
geliyor. Üstelik birçok kentte yol kenarlarına park etmiş otomobiller trafiği
çileden çıkarıyor. Daracık kaldırımlarda birilerine çarpmadan yürüyebilmek
için sürekli manevra yaparak yürümek zorunda kalınıyor. Bu kadar geniş bir
ülkede şehirlerin sıkışıklığı nasıl açıklanabilir? Bu kentlerde
kültürlenmekte olan çocuk ve gençler bundan nasıl etkilenir? İnsanın kafasına
düşecekmiş gibi duran ve estetik kaygılardan uzak olarak yazılmış işyeri
tabelalarına ne demeli? Her şey kalabalık, birçok şey gereksiz ve çirkin! Binaların
mimarisine bakıldığında kişiliksizlik ve karaktersizlik size sırıtarak
bakıyor! İnsanlar sanki aceleleri varmış ve başlarını sokacakları geçici bir
yer yapmış gibiler. Apartmanlar bile gecekondu! Pejmürdelik, banallik,
vazgeçmişlik, miskinlik, sanat fukaralığı... Bunun parasızlıktan kaynaklandığını
düşünmek zordur. Acaba o kocaman binaları bir kat eksik yapıp estetiğine önem
verilemez miydi? İnsanların neden estetik istemleri olmamıştır? Bu ülkede
mimarlık fakültelerinde mimar adaylarına ne öğretiliyor? Müteahhitleri
geçelim, mimarlar, kent planlamacılar, belediyeciler hiç mi sanat eğitiminden
nasiplenememişlerdir? Sözlerini mi dinletemiyor, ciddiye alınmıyorlar? Yoksa, bir kentte yaşayacak olanların estetik kaygılarına
değer verme ya da onu geliştirme arayışları neden olmamıştır? Bazı
kentlerde Selçuklu, Osmanlı ve Rus döneminden kalma binalar gördüm.
Yanlarındaki bazıları yüzlerce yıl sonra yapılmış karaktersiz binalardan
utanıyor gibiydiler. Ben de utandım. Sivas’ta 1217’de tıp fakültesi olarak
yapılan Şifaiye Medresesinin giriş kapısının incelik,
ihtişam, uygarlık ve kimlik beyanı ile Cumhuriyet Üniversitesinin betonarme
giriş kapısını karşılaştırınca değişik duygular yaşamak zorunda
kalıyorsunuz. Kars’ın
en güzel binaları Ruslardan kalmış. Ruslar, kendilerinin olmayan sınırdaki
bir kente sanki damgalarını vurmak istemişler. Peki
bizim vurduğumuz bir damga var mı? Acaba gelecek kuşaklar tarihi yazarken
“mankurtlaşmış aydınlar ve soysuzlaşmış burjuvalar dönemi” olarak mı
adlandıracaklardır, içinde bulunduğumuz dönemi. Çocuk ve
gençlere iyi bir görüntü oluşturmak için belediyelerin çirkin ve bakımsız
bina sahiplerine bir etkisi olamaz mı? Sadece
dağlarımız, denizlerimiz ve diğer tarihi ve doğal güzelliklerimizle
övünmekten utanmalıyız. Onlar vardı. Biz ne kattık? Onları Allah vermiş,
kentleri biz kuruyoruz. Kem gözlerden kıskanabilecek kentler yarattık mı?
Vatana nasıl sahipleneceğiz, taş, kaya sevilmez ki! Kentlerdeki
estetik fukaralığı binaların dışında da kendini gösteriyor. Kentlerde anıt ve
heykel yoksulluğu dikkat çekiyor. Olanların da sanatsal niteliği
tartışılabilir. Daha acı olanı ise kimsenin bunun eksikliğini
hissetmemesidir. İkinci dünya savaşında Petersburglular Almanların kenti
bombalayacaklarını anlayınca kentte bulunan yüzlerce heykeli söküp tarlalara
gömmüşler ve savaştan sonra yerlerine koymuşlardır. Almanlar kenti bombalamış
ama alamamışlardır. Heykellerini bu kadar seven bir halk kentini düşmana
teslim etmez. Çocukları
sadece kitap okutarak eğitemezsiniz. Sanat eğitimini sadece resim, müzik ve edebiyat
derslerinde yapamazsınız. Çocuklar gezip dolaştığı mekanlarda
sanat ve estetikle iç içe yaşamalı, büyümelidirler. Hem, güzel olmayan mekanlarda yaşayan insanlar oraya nasıl bir duygusal
bağlılık duyar, vatan sevgisini derinleştirirler? Toplumun
kalkınması ve bireyin aydınlanması; felsefi, bilimsel ve sanatsal bilginin
etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Bu bilgi türleri okullarda bir biçimde
öğretilmektedir. Sokak ve caddeleriyle kentler, bu bilgileri desteklemeli,
hem çocuklar hem de yetişkinler bu eğitim ortamını yaşamalıdırlar. Kentler
eğitim alanlarıdır. Bu alanlarda sanat sadece sinema, tiyatro ve konser
salonlarında olmaz. Sanat çeşitli dallarıyla kentin her yerine sinmelidir. Sanat
eğitimi; bireylerin duygusal zenginliğini artırır, yaratıcılığını geliştirir,
hayata ve mekâna bağlar. Olaylara farklı açılardan bakılabileceğini gösterir.
Bireyleri iyiyi, doğruyu, güzeli, nihayet mükemmeli arama arayışına sokar.
Toplumsal kalkınmayı sağlar. “Eğitim
şart” ama bu sadece okullarda olmaz. Kaliteli bir toplum olunmak isteniyorsa,
herkes ve her kurum yapıp etmelerinde eğitimi ve diğerlerini geliştirmeyi
dikkate almak durumundadır. Belediyeler,
lütfen önden buyurun! UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her türlü alıntı için kaynak
belirtmeniz ve sayfaya bağlantı vermeniz gerekmektedir. Yazıları
bütün olarak kendi sayfanızda yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık
ve bazı küçük alıntılarla, yazının tanıtımını yapabilir ve "Devamı
için TIKLAYIN!" diyerek, konuklarınızı bu sayfaya
yönlendirebilirsiniz. |
|
|
|