|
|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Temmuz 2006. Sayı: 12 ISSN 1307-1785 |
|
|
“Galiyev Üzerine”nin Üzerine (Eleştiri) Dr. İkram Çınar |
|
Bu yazı, Eğitişim Dergisinin 12. sayısında Vedat Yağmur
tarafından yazılan “Galiyev Üzerine” başlıklı yazıyı değerlendirmek
üzere yazılmıştır. |
Soğuk
savaşın bitişinden sonra Türkiye, Batı için çok önemli olan işlevlerinden
birini kaybetti. Batı, dostluk-müttefiklik maskesini artık çıkardı ve gerçek
yüzünü göstermeye başladı. Komşumuz artık Irak değil, ABD’dir. Yeni haritalar
çizmeye çalışmaktadır ve bu çabalar bölgenin kan gölüne döneceği anlamına
gelmektedir. Bu
görüntüyü analiz ettiğimizde Türkiye’nin yeni ittifaklar arama arayışı içinde
olması ve bu bağlamda konu üzerinde daha önce kafa yoranların düşüncelerini
öğrenmek istemesi doğaldır. Bu arayışta ülkemizin sorunlarını kendine dert
edinen genç yazar Vedat Yağmur’un çalışmasını önemsemekteyim. İlgilendiği
için kutluyorum. Hiçbir şey yapmamaktansa bir şeyler yapmak gerekir. Ancak
Yağmur, gerek gençliği gerekse farklı bir akademik alandan gelmesi, kanımca
bazı yanlışlar yapmasına yol açmıştır. Okuyucunun yanlış yönlendirilmemesi için
bazı konular üzerinde kısaca durmak istiyorum. Öncelikle
yazar (muhtemelen kaynaklarının etkisiyle) Galiyev’i
Stalin’in penceresinden algılamaktadır. Bu, “parti halktan önce gelir”
algısıdır. Bu algı ister istemez Stalin’in yaptıklarını haklılaştırmaktadır.
Birçok noktada Leninizmden (onun sağlığında bile)
uzaklaşan Stalin’in “diktatörlüğünü” artık kimse tartışmamaktadır. Ancak bazı
utangaç Stalinistler “devrimi yerleştirmek için
yapmak zorundaydı” gibi ilke ve değerlerden yoksun sulandırma ile Stalinizmi meşrulaştırmaktadırlar. Oysa Stalin
“tüketilebilir, çabucak yıkılabilir bir sosyalizm” kurmakla sol düşünceye
büyük darbe vurmuştur. Milyonlarca insanı yok etmiştir. Galiyev’in
eleştirilerini haklı çıkarmıştır. Stalin’i haklı çıkarma gayretkeşliğiyle aslında
hem sosyalizme hem de Galiyev düşüncesine zarar
verilmektedir. Rusyacı sosyalistlerimizin düştüğü önemli tuzaklardan biridir. Ceditçilik,
düşünce tarihimizde önemli yer tutar. Bizim aydınlanma çağına girişimiz
olarak değerlendirilebilir. Elbette milliyetçidir. Milliyetçiliği ırkçılık
olarak değil, antiemperyalist bir tavır olarak anlıyoruz. Galiyev’in
anlayışının da bu olduğunu görüyoruz. Galiyev’i
özgün yapan şeylerden biri de milliyetçi-sosyalist bir anlayışı
benimsemesidir. “Yaşasın Bağımsız Türkiye” diye slogan atan 68’li gençliğin
bu sloganı milliyetçi değil miydi? Sol, zihin inşa operasyonlarının bizde
yerleştirdiğinin tersine milliyetçi/halkçı kaygılarla ortaya çıkar. İkinci
Paylaşım Savaşı sonunda dünyadaki direnişçilerin kimliğine bakılırsa durum
anlaşılır. Milliyetçiliği son zamanlarda solun dışına atmaya çalışanların
(saf değillerse) niyetlerinden kuşku duymak zorundayız. Galiyev’in
Basmacılarla bazı konularda benzer düşünmesi onu emperyalizmin işbirlikçisi
yapmaz. Dahası, Basmacıların doğru mu yanlış mı yaptıkları da bakış açısına
göre değişir. Yanlış bir sosyalizme karşı çıkan herkesi karşıdevrimci ilan
etmek sol bir düşünme hastalığıdır. Üstelik onlarla ilişkisi olmamış ama bu
iftirayla saf dışı bırakılmıştır. Stalin’in entrikalarından biridir. Kaldı ki
bu entrikalar sadece Galiyev’e de yapılmamıştır.
Başta Lenin olmak üzere bütün lider kadro saf dışı bırakılmıştır. Troçki, Kamenev, Zinovyev ve milyonlar... Galiyev,
devrime katılmamışmış! Buna bilmeden konuşmak denir. Devrimin nasıl yapıldığını
bilmek gerek. Rus devrimi proletaryanın aylar süren grevleriyle birkaç saat
içinde iktidarı alaşağı ettiği bir devrim değildir. Devrim, işçilerden çok
küçük burjuva aydınlar ile askerlerin eseridir. Rusya kapitalist bir ülke
değildi ki proletaryası olsun! Devrim bir anda olup bitmemiştir. Ülkede
birkaç yıl süren iç savaş yaşanmıştır. İşte Galiyev’in
rolü bu iç savaş sırasında (ülke nüfusunun yarısını oluşturan) Müslüman
halklardan ordu oluşturma ve kime vuracakları konusunda kararsız kalan bu
orduyu ikna etmek, onları kızılordunun saflarına
katmak olmuştur. Samara ve Kazan’da Çek ordusunu ve
Kolçak’ı yenen Tatar kızılordusudur. Galiyev’in yoldaşı hatta akıl hocası Mollanur
Vahidov da bu savaşta vurulmuştur. Bunlar devrimin
kaderi açısından çok önemlidir. Galiyev devrimin
kaderini belirlemiştir. Lenin’i Kremline yerleştirmekle devrim bitmiyor! Kanımca Galiyev burada kullanılmıştır. Tatarlar (Türkler) ile
Bolşevikler arasında adeta arabulucu olan Galiyev,
Bolşevikler iktidarı sağlamlaştırdıktan sonra verilen sözlerin tutulmadığını
görmüştür. Mücadelesi de bu sözlerin yerine getirilmesi doğrultusundadır.
Bunun Lenin’e rağmen yapıldığı kanısındadır. Bu konuda Renad
Muhammedi adlı Tatar yazarın Galiyev’in biyografisi
niteliğindeki “Sırat Köprüsü: Sultan Galiyev” adlı
eseri okunmalıdır. Yazıda Galiyev’in ulusalcı-sosyalist görüşlerini değiştirmediği
eleştiriliyor. Bence düşüncesini sonuna kadar savunma kararlılığı göstermesi
onun davasına inanmış gerçek bir aydın olduğunu gösterir. Kaldı ki tarih Galiyev’i haklı çıkarmıştır yani görüşlerinde kör
inatçılığı değil, sağlam düşündüğünü ve kararlılığını gösteriyor. Bunlar
olumlu şeylerdir. Doğru,
merkez komitede değildi. Devrimin büyüklerinden sayılmak için illa merkez
komitede olmak gerekmez. Galiyev’in merkez komitede
olmaması onun etkisizliğini de göstermez. Ne olursa olsun o sistem içinde en
üst düzeyde görev almış, devrim sırasında stratejik rol oynamış bir Müslümandır. Neden merkez komitede yer alamadığı
eleştirilmeliydi bence. Adı geçenlerden Nerimanov (ki
Azerbaycan devrimini yapanlardan biri ve Cumhurbaşkanıdır) da süslü biçimde
öldürülmüştür. Diğerleri de türlü entrikalarla ya pasifize
edilmiş ya da yok edilmişlerdir. Bunlar Stalinizmin
barbarlığıdır. Ayrıca yazıda adı geçen kişiler sonuçta taşradaki kişilerdir. Galiyev ise merkezdedir. Tam da
bu günlerde Galiyev neden diriltildi? Burada
haklı ama zamansız bir eleştiri söz konusudur. Soğuk savaş yıllarında ABD’nin
SSCB’yi dağıtmak amacıyla Galiyev’i gündeme
getirmesi kendi stratejisi açısından tutarlıdır. Ama şimdilerde Galiyev’i
gündemde tutanları aynı kefeye koymak en azından doğru değildir. Çünkü
Avrasya Birliğinin kurulması ABD’nin ve Atlantik bloğunun hiç istemeyeceği
bir durumdur. Galiyev ise olsa olsa
buna hizmet etmektedir. Attilâ İlhan’a “Avrasya’da
bir hayalet dolaşıyor” dedirten budur. Komünist
olmamışmış! Türkiye’de solu ve sol düşünceyi iyi bilenlerden biri olan Yalçın
Küçük, “Gizli Tarih 1” adlı kitabında Galiyev’i de
tartışır ve iyi bir komünist olduğunu söyler. Onu yargılayan ve yok edenler düzmece
belgelerle amaçlarına ulaşmışlardır. Bunu 1990’da SSCB Komünist Partisi de
itiraf etmiş ve saygınlığını iade etmiştir. Bu özür dilemektir. Galiyev’in eylemi de söylemi de ortadadır. 1920’li yılların
başında Türkiye ile Sovyet Rusya arasında kurulan bütün anlaşma ve ilişkiler Galiyev’in yönlendirmesi, etkilemesi ya da bilgisi dahilinde olan şeylerdir. Galiyev
Türkiye’deki İstiklal Harbini de desteklemiş, selamlamıştır. Yazılarından
bunu görmek mümkündür. Galiyev, Yusuf Akçura ile görüşmüş, Ziya Gökalp ile mektuplaşmıştır.
Ayrıca birlikte çalıştığı TKP genel başkanı Mustafa Suphi’nin İstiklal
Harbine destek verdiğini, dahası savaşa aktif olarak katılmak üzere
Türkiye’ye girdiğini de biliyoruz. Kimler tarafından yok edildiği hala
tartışılır. Yazıda
değinilecek başka konu ve yaklaşımlar da var. Ancak bunları yazarın gençliği
ile açıklayabiliyor ve Galiyev üzerine düşünmeye
devam etmesini öneriyorum. UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her türlü alıntı için kaynak
belirtmeniz ve sayfaya bağlantı vermeniz gerekmektedir. Yazıları
bütün olarak kendi sayfanızda yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık
ve bazı küçük alıntılarla, yazının tanıtımını yapabilir ve "Devamı
için TIKLAYIN!" diyerek, konuklarınızı bu sayfaya
yönlendirebilirsiniz. |
|
|
|