|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Mayıs 2007. Sayı: 15 ISSN 1307-1785 |
|
|
|
İNSANOĞLUNUN KARBON ÇEVRİMİNE ETKİSİ VE KÜRESEL ISINMA Prof.
Dr. Bayram DEMİRCİ İnönü
Üniversitesi Eğitim Fakültesi |
|
|
ÖZET
Dünyada, oluşumundan günümüze kadar geçen milyonlarca
yıllık zaman içinde kendiliğinden oluşan olaylar sonunda kurulan ve adına doğal
denge diyebileceğimiz bir denge vardır. Bunun dışında bir de insanoğlunun
yaptığı değişiklikler vardır ki yaşadığımız son yüzyılda bilim ve
teknolojinin gelişmesiyle oldukça fazla ve hızlı olan bu değişikliklerden
biri ve belki de en etkilisi karbon çevrimi ile ilgili olanıdır. Yeraltı
karbon kaynakları yeryüzüne suni olarak çıkarılmakta, insanlığın hizmetine
sunulmakta, ancak bunun doğal dengeye etkileri yeterince dikkate
alınmamaktadır.Yeryüzüne çıkarılan fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan
kimyasal tepkimelerin döngüyü tamamlayacak karşı tepkimelerini doğa
kendiliğinden aynı hızla gerçekleştirememesi sonucu doğal denge
bozulmaktadır. Çünkü, karbon kaynaklarının hızla karbondioksite
dönüştürülmesine karşın bu karbondioksitin aynı hızla karbon kaynakları haline
dönüştürülmemesi halinde var olan dengenin bozularak başka şartlarda yeni
dengenin kurulması kaçınılmazdır. GİRİŞ
Dünyanın dışında Evrenin herhangi bir yerinde bizim
gibi canlıların olup olmadığını henüz bilmediğimiz bu çağda, biz insanlar
üzerinde yaşadığımız gezegen olan Dünyamız hakkında da çok fazla bilgi sahibi
olmadığımızı söyleyebiliriz. Dünyamızdaki canlı yaşamın 3,8 milyar yıl önce
bitkilerle başladığı ileri sürülmektedir1. Hayvanların ve
insanların daha sonra canlı yaşama katıldığını bilmekteyiz. Düşünen varlık
olarak insanoğlu çağlar öncesinden beri doğaya hakim olmaya, doğa yasalarını
değiştirebilmeye ve kendi lehine sonuçlar çıkarabilmeye uğraşmıştır. Ancak
doğanın sınırları çok geniş olduğundan ayrıntılarına kadar tanınması ve
bilinmesi ne kadar zorsa, oluşan değişikliğin ne zaman ve ne kadar insanlık
lehine olduğunu bilmek de o kadar zordur. Bu nedenle doğayı iyi tanımak,
algılama yollarını bulmak oldukça önemlidir. DENGE
Denge, bir sisteme etki eden etkenlerin birbirini
dengelediği durumdur. Dengedeki sisteme bir etki yapıldığında denge bozulur
ve bir süre sonra tekrar dengeye gelir. Ancak yeni dengede sistemin koşulları
etkiden önceki koşullarla aynı değildir. En az bir veya birden fazla özellik
etkinin derecesine göre az veya çok değişir. Değişmemesi için yapılan etkiye
eşit ve zıt yönlü başka bir etkinin de yapılması gerekir. Dengeyi biraz daha
anlayabilmek için sistemin sınırlarını daraltıp basit bir kimyasal
tepkimedeki denge olarak düşünürsek örneğin azot ve hidrojenden amonyağın oluşmasını
ele alabiliriz (N2 + 3H2 Û 2NH3). Burada
başlangıçtaki azot ve hidrojenden belli oranda amonyak oluştuğunda sistem dengeye gelir.
Dengedeki bu tepkime kabına maddelerden herhangi birini eklemek veya
çıkarmak, sıcaklığı, basıncı veya kabın hacmini değiştirmek dengeyi bozar ve
yeniden denge kurulur. Ama madde miktarları veya sıcaklık, basınç gibi
özelliklerden bazıları ilk dengedeki ile aynı olmaz. Buna göre amonyak
verimini artırmak veya en ekonomik şekilde amonyak elde etmek gibi amaçlara
bağlı olarak dengeyi ürünler veya girenler lehine değiştirmek üzere şartlar
ayarlanabilir. Bu sistemde, amonyak elde etmek amacıyla işlem yapılırken
verimi artırmak için gerekli koşulların sağlanması her zaman en ekonomik yol
olmayabilir. Dönüşümü artırmak için daha etkin koşullar gerektirir ki bu da
daha pahalı olan bir yöntemi beraberinde getirir. Doğal dengenin oluştuğu sistem yani dünyamız da
buradaki tepkime kabına benzetilebilir. Ancak dünyadaki olaylar çok fazla ve
karmaşık olduğu için dengeyi etkileyen pek çok etken bulunmaktadır. Bizler bu
etkenlerin birçoğunun farkında bile değilizdir. Pek çok olay olmakta ve
dengeye gelmektedir. Karbon çevirimindeki karbon dengesi de bunlardan biridir
ve canlı yaşamı doğrudan etkileyen bir dengedir. Karbon çevirimini şematik olarak basitleştirilmiş halde
aşağıdaki gibi gösterebiliriz. Şemadan da görülebileceği gibi karbon
çevirimi, bir yandan canlılar için en temel element olan oksijen dengesini
sağlayan; öbür yandan gene canlıların beslenmesini ve enerji gereksinimini sağlayacak
başta karbonhidratlar olmak üzere diğer maddelerin oluşumunu sağlayan bir
mekanizmadır.
Şema:
Doğadaki Karbon Çevirimi
DOĞADAKİ
OKSİJEN DENGESİ
Oksijen canlıların yaşamında en temel elementtir.
Atmosferde oksijenin bulunmaması, oksijensiz ortamda yaşayan canlılar (Anairobik) dışında hiçbir canlının olmaması demektir.
Doğadaki oksijen dengesinin nasıl sağlandığını Hayat Bilgisi ve Fen Bilgisi
derslerinden hepimiz biliriz. Klorofilli bitkiler güneş ışığının etkisiyle fotosentez
yaparak havadaki karbondioksiti ve topraktan aldığı suyu karbonhidrata
çevirirken atmosfere oksijen salar. Atmosferin bileşiminde ortalama % 21
oksijen bulunmaktadır. Atmosfere salınan oksijenin yaklaşık % 70’i
denizlerden, % 30’u karalardan salıverilir2. Canlıların
solunumu sırasında oksijenin bir kısmı karbondioksite dönüşür. Ayrıca
canlılardan başka pek çok yerde yanmalar sonunda karbondioksit, karbonmonoksit ve başka oksitlerin oluşması şeklinde
oksijen harcanmaktadır. İşte bu fotosentez, solunum, doğal yanma, sentez ve
ayrışmalar sonunda milyonlarca yıl boyu atmosferde bugün bilinen oksijen
dengesi kurulmuştur. Ancak son yüzyılda doğal olayların dışında hızla artan
bir oksijen tüketimi söz konusudur. Yer altından çıkarılan kömür,
petrol,doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılması, oksijeni harcayan ama
üretmeyen bir prosestir. Bu da doğal oksijen dengesini bozduğu gibi belki bu
yüzden ozon dengesini bile bozduğunu düşünmek mümkündür. Atmosferdeki ozon
tabakasının delinmesini kloro floro
karbon bileşiklerinin atmosfere yayılmasına bağlamanın yanında oksijen
dengesinin bozulmasına bağlamak da bence akılcı bir yaklaşım olacaktır. DÜNYANIN
FOSİL YAKIT REZERVİ VE YILLIK FOSİL YAKIT TÜKETİMİ
Yeraltında milyonlarca yıllık bir sürede oluşmuş ve
günümüzde yeryüzüne çıkarılarak yakıt ve çeşitli amaçlar için kullanılan
kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosilleşmiş enerji kaynaklarına fosil yakıt
denir. Günümüzde bu fosil yakıtlar hem enerji elde etmede hem de hammadde
olarak kullanılmaktadır. Dünyadaki tespit edilmiş olan kömür rezervi 2,105
trilyon ton3, petrol rezervi 135 milyar ton4,
doğal gaz rezervi 70 trilyon metreküp5 olarak ifade
edilmektedir. Bir bu kadar da muhtemel rezerv olacağı düşünülebilir. 1990
yılı itibariyle Dünyanın yıllık kömür tüketimi 4,5 milyar ton3,
petrol tüketimi 3 milyar ton4, doğal gaz tüketimi ise 2,2
trilyon metreküptür5. Her yıl tüketimin arttığı
düşünüldüğünde bu verilere göre görülüyor ki petrol ve doğal gazın tükenmesi
bir insanın yarı ömrü kadar bir süredir. Bu demektir ki bizden sonraki nesil
petrol ve doğal gazın yerini alacak enerji ve hammade
kaynağı bulmak zorundadır. Sorunun en çarpıcı ve en kısa vadedeki boyutu
budur. Bu nedenle son yıllarda çalışmalar kömür üzerine yoğunlaşmış,
özellikle 1973 petrol krizinden sonra petrolün yerine kömürü ikame etme
yolları araştırılmaya başlanmıştır6. Kömür, petrol ve doğal gazın tüketimi 19. yüzyılda
başlamakla birlikte gerçek anlamda yaygın kullanımı ve hızlı tüketimi 20.
yüzyılda gerçekleşmiştir. Canlı yaşamın devam ettiği Dünya ömrü içinde bu
kadar kısa sürede, bu kadar yakma prosesinin oluşturacağı karbondioksit, karbonmonoksit, kükürtdioksit
gibi atmosferi kirletici gazların dönüşümü ve temizlenmesi sorunu ciddi
olarak ele alınmalıdır. Ayrıca yakmanın dışında teknolojinin gelişmesiyle
kereste, kağıt, reçine, sentetik elyaf gibi maddelerin üretimi için odun
tüketiminin de hızla artması ister istemez atmosferdeki oksijen-karbondioksit
dengesinin bozulacağı endişesini doğurmaktadır. Her ne kadar bütün fosil
yakıtların yanmış olması halinde bile atmosferdeki oksijenin yaklaşık %
1’inin tükenmesine karşılık geleceğini kaba bir yöntemle hesaplayıp sorunu
karamsarlık boyutuna getirmemek gerekirse de, atmosferin tümünde olmasa bile
alt katmanlarında ve büyük yerleşim merkezlerinde hava kirliliğinin ne
boyutlara ulaştığı özellikle kış aylarında yaşanarak görülmektedir. Ayrıca
karbondioksitin sera etkisinin ne boyutta olacağı üzerinde yoğun
tartışmaların olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle kaynakların tükenme sorunu
yanında bir başka sorun olarak doğal dengenin bozulabileceği boyutunu da
insanoğlu düşünmek ve çözüm üretmek durumundadır. BESLENME
VE DOĞADAKİ BESİN DENGESİ
Dünyamızdaki canlıları genel olarak bitkiler, hayvanlar
ve insanlar olarak sınıflandırıp canlılıklarını devam ettirmek için
gereksinim duydukları besinlerin kaynağına baktığımızda, insanların besin
kaynağı bitkiler ve hayvanlar; hayvanların besin kaynağı bitkiler ve
kendileri; bitkilerin besin kaynağı ise doğadaki elementler olduğu görülür.
Buna göre ne insanlar ne de hayvanlar doğadaki elementlerden besin maddesi
sentezleyemezler. Doğadaki elementleri kullanarak karbonhidrat, protein, yağ,
vitamin gibi temel besin maddesini üreten tek canlı sınıfı bitkilerdir.
Hayvanlar bitkilerin ürettiği bu besinleri kullanarak (Etobur hayvanlar da
gene bitkilerle beslenen hayvanları yiyerek); insanlar ise doğrudan
bitkilerin veya bitkilerle beslenen hayvanların ürettiği besin maddelerini
yiyerek beslenme ihtiyacını karşılamaktadırlar. Buna karşılık hayvanların ve
insanların atıklarından da (karbondioksit ve doğal gübre gibi) bitkiler
yararlanabilir. Ancak sadece ve doğrudan bunlara bağımlı değillerdir. Başka
kaynaklardan da karşılayabilmektedirler. Bu ilişkiyi, dünyamızda canlı
yaşamın hayvanlar ve insanlardan önce bitkilerle başladığından da görmek
mümkündür. TERMODİNAMİK
DENGE VE DOĞA
Fiziksel,
kimyasal ve biyolojik olayların kendiliğinden oluşup oluşmayacağını enerji
(iç enerji veya entalpi) ve entropi terimlerine bağlı olarak açıklamak
mümkündür. Enerjinin azalma yönü (minimum enerjili olma isteği) ve entropinin artma yönü (maksimum düzensiz olma isteği)
olayların kendiliğinden olma yönünü belirleyen iki etken olduğuna göre bu
ikisinin bileşkesi olan serbest enerji olayların kendiliğinden olup
olmayacağını belirleyen termodinamik bir terimdir. Termodinamik bağıntı
olarak: Serbest Enerji = İç Enerji – Entropi.Sıcaklık
olarak veya Enerji = Serbest Enerji + Entropi.
Sıcaklık olarak ifade edilir7. Serbest Enerji, bir
sistemde işe çevrilebilecek maksimum enerji olması nedeniyle sistemin toplam
enerjisinin işe çevrilebilecek ve çevrilemeyecek kısımlardan oluştuğunu
eşitlikten görebiliriz. Düzensizlik ölçüsü olarak bilinen entropi,
buna göre işe çevrilemeyecek kısmı temsil etmektedir ve bundan dolayı
“Faydalanılamayan Enerji” olarak da nitelendirilir. Entropinin
sözlük anlamı da dönüşme, bozulma, işe yaramaz hale gelme demektir. Öyleyse
insanoğlu olayları entropinin azalacağı yöne
çevirmekle işe dönüştürülebilecek enerjiyi artırmış olur. Bilindiği gibi bir
maddeyi yakarak yapısındaki karbonu karbondioksite, hidrojeni suya çevirirken
enerji açığa çıkar ve bu enerjiden ihtiyacımıza göre ısı veya iş olarak
yararlanabiliriz. Bu olayda yanmanın olduğu sistemin işe çevrilebilecek
enerjisi azalmış entropisi de artmıştır. Bunun
tersi olan olay ise Fotosentez ile olmaktadır. Fotosentezde, karbondioksit ve
sudan karbonhidrat oluşmaktadır ki bu sırada bitkiler tarafından güneş
enerjisi alınarak depolanmış olur. Yani entropi
azalışı ve serbest enerji artışı olur. Bu da gelecekteki enerji gereksinimini
bu yöntemle karşılayabilme düşüncesini doğurmaktadır. Dışarıdan bir etki olmadığı sürece doğadaki olaylar
arasında sürekli bir denge vardır. Belli zamanlarda oluşan bazı olayların
etkisiyle denge bozulur ve değişik şartlarda yeniden kurulur.Bu sırada mevcut
varlıkların sayıları ve türleri değişebilir. Dünyanın oluşumundan bu yana
milyarlarca yıllık sürede kimi zaman bitkilerin, kimi zaman hayvanların
çoğalıp azalması bunlara birer örnektir. İnsanoğlu düşünen ve doğal olayları
inceleyip nedenini kavrama zekasına sahip olan varlık olarak sürekli kendi
türünü korumaya uğraşmış, kendi geleceğini daha rahat, daha güvenilir hale
getirmenin yollarını aramış ve bunu sağlamak için doğal olmayan pek çok
değişiklikler yapmıştır. Bunlardan bir tanesi de yeraltındaki yakıt
kaynaklarını yeryüzüne çıkarıp yakmanın yanında yeryüzündeki ormanları
keserek ihtiyacını gidermede kullanarak karbon çeviriminin hızını
etkilemesidir. Söylendiğine göre sadece Türkiye’de bir yılda tüketilen
ormanın yetişenden % 1 daha fazla olduğudur. Ayrıca yakıt kullanımıyla karbon
kaynaklarının karbondioksite dönüştüğü göz önüne alındığında atmosferdeki
karbondioksitin artacağı kolayca sezilebilir. Öyleyse doğal olmayan bu
değişikliklerle dengeyi etkilediğimizi, kısa vadede rahatımızı ve güvenimizi
sağlarken uzun vadede kendi neslimizin geleceğini tehlikeye attığımızı
bilmeliyiz. Bir taraftan enerji kaynaklarını tüketirken, diğer yandan
yaşamamız için temel madde olan oksijeni de azaltmaktayız. Teknolojik
gelişmelerin kazandırdıkları yanında kaybettirdikleri de olduğu hiçbir zaman
göz ardı edilmemelidir. Tıpkı patlayıcı maddelerde, nükleer enerjide,
ilaçlarda ve değişik kimyasal maddelerde olduğu gibi yararlı amaçlar yanında
zararlı yan etkilerin de olacağı düşünülmeli ve bu yan etkilerin giderilmesi
için çalışılmalıdır. Karbon çevirimindeki olumsuzlukları gidermenin yöntemi
teorik olarak çok basit ancak bu yöntemi uygulamak ve geliştirmek uzun zaman
ve çok uğraş gerektirecek olan bir iştir. İnsanoğlu acil gereksinimini
karşılamak için doğadaki karbon ve karbonhidrat kaynaklarını tüketerek
aşağıdaki kimyasal denklemler gereği karbondioksite çevirmektedir. C + O2 ® CO2 + Enerji (C6H10O5)n + 6n O2 ® 6n CO2 + 5n H2O + Enerji Amacımız bu reaksiyonları
tersine çevirmektir. Böylece yaşam için vazgeçilmez olan oksijeni, beslenme
ve diğer ihtiyaçlar için gerekli olan karbonhidratı ve her zaman ihtiyaç
duyacağımız enerjiyi sağlamış oluruz. Ancak bu reaksiyonlardan birincisinin
tersi, yakma işlemini tersine çevirmek demektir ki bunun anlamı yakmanın
yapılmaması demektir. Oysa ikinci
reaksiyonun tersini bitkiler fotosentez yoluyla gerçekleştirmektedir. Bize
düşen fotosentezi hızlandırmak ve çoğaltmaktır. Dünyamızda mevcut haliyle
oluşan fotosentezin birinci reaksiyonda oluşan karbondioksiti dönüştürmeye
yetmeyeceği, yakıt tüketiminin ve ağaç tüketiminin miktarını, dolaysıyla
dünya üzerinde ağaç miktarının azalıp çoğalmasını göz önüne aldığımızda
anlaşılmaktadır. Öyleyse fotosentezi artırmak yani yeryüzündeki ağaç
miktarını en az yeraltından çıkarılan fosil yakıtlara denk düşecek kadar
artırmak gerekir. Bunun için değişik iklim koşullarında yetişebilen ve
özellikle hızlı büyüyen yani hızlı fotosentez yapabilen ağaç türleri
geliştirmek gerekmektedir. Genetik çalışmalar sonucunda bu tür ağaçların
yetiştirilmesi mümkün olmalıdır. Çalışmalarımızı bu konuda
yoğunlaştırmalıyız. Böylece karbon çevirimini normal dengesine kavuşturmanın
yanında faydalanılamayan enerjiyi (entropi)
azaltarak serbest enerjiyi artırmış oluruz. Gelecekte fosil yakıtların
tükenmesi veya azalması sonucu ihtiyaç duyacağımız enerji ve hammadde kaynağı
olarak dönüşmüş olan karbonhidratı yani yetişen ağaçları kullanabiliriz.
Bence insanoğlu genetik kopyalama çalışmaları kadar, hatta ondan da çok bu
konuya eğilmelidir. Biyoteknolojide, genetikte
zaman geçirmeden bu konuda çalışmalar başlatılmalıdır. KAYNAKLAR
|
|
|
|