|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Ekim 2007. Sayı: 17 ISSN 1307-1785 |
|
|
|
SOVYETLER BİRLİĞİNDE HİDROJEN VE NÖTRON BOMBALARININ ÜRETİMİNİN
KISA TARİHİ
Prof. Dr. Oktay Hüseyin
(Guseinov) |
|
|
a.
Hidrojen Bombası.
Bir çekirdek tepkimesi sonucu açığa çıkan enerji, iki durumda çok
fazla oluyor ve tepkimelerin kendi kendine devam etmesini saklıyor. Bunlardan
biri, kütlesi en fazla olan kimyasal elementlerin bazı izotoplarının
bölünerek çok sayıda nötron üretenidir. Örneğin Uranyum-235 ve Plütonyum-239.
Diğeri ise Hidrojen atomunun izotoplarını çok büyük sıcaklık (milyon
dereceler) ve basınç ortamı oluşturarak onların birleştirerek Helyum izotoplarına dönüşmesini
saklamak. İkinci durumda her bir ayrı
tepkime sırasında daha fazla enerji ayrılır ve atom bombasındaki gibi kritik
kütle anlayışı olmadığından, çok daha fazla yıkıcı ve öldürücü küvette sahip
olan hidrojen bombası üretmek imkanı verir. Atom bombasının temelinde duran,
ağır elementlerin izotoplarının kendi kendine (spontane) bölünme tepkimesi,
her bir sıcaklıkta baş verir. En hafif elementlerin izotoplarının birleşmesi
ise, yalnız birkaç milyon derece sıcaklık mertebesinde imkan buluyor. Bu
nedenle de bu tip çekirdek tepkimelere, füzyon (termonuclear) tepkimeler ve bu tepkimeleri temelinde
bulunduran patlamaya, füzyon (termonuclear)
patlaması denir. Böyle büyük sıcaklığı elde etmek için hafif izotopların
çevresinde atom bombası yakıtı yerleştirirler ve hidrojen bombasını patlatmak
için atom yakıtını ateşliyorlar. Böylelikle atom bombası hidrojen bombasının
tetikleyicisi oluyor. Atom bombasında kimyasal bomba olduğuna benzer.
Kasım 1952 yılda ABD, Dünyada ilk defa füzyon
(termonuclear) patlama gerçekleştirdi. Bu
patlamanın gücü 10 milyon ton kimyasal yakıt içeren bombaların güçlerinin
toplamı kadardı. Bu patlama sırasında oluşan kimyasal elementleri inceleyen
bilim adamları, doğada olmayan iki yeni kimyasal element bulmuşlardı.
Bunlardan biri Einsteinyum
( 99Es253), diğeri ise
Fermiyum (100Fm254).
Bu “Mayk” adıyla adlandırılan ve hidrojen
bombası gibi patlayan kurkunun boyutları iki kat ev
gibi ve kütlesi 65 ton olduğundan onun bomba olarak adlandırılması zordur.
Çünkü termonuclear yakıtı mutlak sıfır (-273)
dereceye yakın sıcaklıkta bulunan sıvı şeklindeki deteryum idi ve uçakla
taşınması mümkün değildi. Bu deney gerçekte hidrojen bombasının
yaratılmasında gereken bir adım idi. Sovyet bilim adamları bu ara adımı
aşarak hidrojen bombasına ulaşmışlardı.
12 Ağustos 1953 yılda Dünyada
birinci hidrojen bombası patlatıldı. Bu bombada V.L.Ginzburg’un
(Nobel ödüllü) önerisi ile yakıt olarak Lityum (3Li 7)
elementinin katı birleşmesi kullanılmıştı. Füzyon (termonuclear) patlayışı zamanı hidrojenin izotopu olan
Trityum (1H3 ) oluşurdu ve oda ateşlenerek ek enerjinin
açığa çıkmasına neden olurdu. (Gerçekte Trityum elementinin kendisi değil,
onun çekirdeği Triton oluşurdu, çünkü ortamın sıcaklığı o kadar büyük ki,
elektronlar çekirdeklerle birleşip atom oluşturamıyorlar.) Bu bombada A.D. Saharov’un (Nobel barış ödüllü) daha önceden önerdiği
yakıtların kat kat yerleşmesi (Rusça sloyka) fikri kullanılmıştı.
Bu bombanın kütlesi,
eskiden (1949 yılında) denenmiş atom bombası dan fazla olsa da, boyutları
onunkine benzer idi. Ama gücü ilk Sovyet atom bombasından 20 kere fazla idi,
yani 20 kilo ton. (Bin tonluk kimyasal yakıtın patlaması gücünde) Kaydetmek
gerekir ki, bu bombanın patlama gücünün yalnızca %15-%20 si füzyon
(termonuclear) yakıta bağlı idi, esas kısmı ise
atom bombası yakıtından kaynaklanıyordu. Bu bombanın üretilmesinde İ.E. Tamin’da (Nobel ödüllü) fikirleri çok önemli olmuştu.
Sovyet hidrojen bombasının
üretiminde keşif bilgilerinin önemi çok az idi, bunu ilk hidrojen bombasının
Sovyetler Birliğinde elde edilmesi de gösterirdi. Hidrojen bombasının
üretiminde füzyon (termonuclear)
yakıtın çok büyük derecede sıkıştırılması önem taşıyor. Bazen yazıyorlar ki,
bu bilgiyi Sovyet bilim adamları 1952 yılda Amerika’da ki füzyon
(termonuclear) patlamanın sonucunda atmosferde
rüzgar ile Sovyetler Ülkesine ulaşan havadaki izotopların kimyasal analizi
sonucu elde etmişler. Ama böyle analizler o yıllarda Sovyetler Birliğinde
bile yapılamıyordu ve böyle işler 50 yılların sonunda yapılmaya başladı.
Örneğin Amerikalıların 1962 yılda Pasifik okyanusun kuzeyinde yerleşen
küçük Johnston
adasındaki deneylerin sonuçları Sovyetler Birliğinde incelenirdi.
Hidrojen bombasının yakıtı olan, Hidrojenin izotoplarının dış
kısımdaki atom yakıtını ateşleyerek sıkıştırmak gerekliğini 1946 yılında İ.İ.
Gurevich, Ya.B. Zeldovich,
İ.Ya. Pomeranchuk ve Yu.B.
Hariton ileri sürmüşlerdi. Gurevich ve Pomeranchuk
yıldızlarda füzyon (termonuclear)
tepkimelerin sıkışarak alıştığını Zeldovich ve Haritonla tartışırlardı. Bu fikirden yola çıkan Zeldovich ve Hariton, füzyon (termonuclear) yakıtın atom yakıtının alışması ile
sıkıştırılması gerektiğini ireli sürmüşlerdi.
Yukarıda hidrojen bombasının ilki olan ve adı
çekilen “kat kat” (sloyka)
varyantı bir sürü zorluklar içerirdi. Patlama gücü ile kıyasta ölçüleri büyük
idi, katlardan biri Trityum olduğundan hem maliyeti fazla, hem de radyoaktif sonucu
Trityum izotopu zamanla azalıyordu.(Bombanın kullanılmadığı sürede.) Bu
kusurlar Trityum içermeyen yakıt kullanmakla aradan kaldırıldı ve ilk böyle
bomba Sovyetler Birliğinde 6 Kasım 1955 yılda denenmişti. Böylelikle
Sovyetlerin hidrojen bombası kullanışlı ve demek oluyor ki kusursuz hale
getirilmişti. Bu bombanın üretiminde en önemli fikirler Saharov
ve Zeldovich’e ait idi.
Atom bombası dışında Süper bomba sözünün kullanışı, sözün hidrojen
bombasından gittiğini hatırlatırdı. Keşif haberleri Amerika da (Los-Alamoss) Enrico Fermi ve özellikle Edward Teller ve Stanislas
Ulamın çalışma alanlarının füzyon (termonuclear) tepkimeler ve hidrojen bombası olduğunu
gösterirdi. Fermi 1945 yılda kapalı ortamda
hidrojen bombası ile ilişkili fikirlerini anlatmıştı ve bu belgeler Sovyet
istihbaratçılarının eline geçmişti. Burada Sovyet bilim adamlarının
bilmedikleri bilgiler de vardı, özellikle Trityum ile bağlı olanlar. Bu
belgelerin Eylül 1945 yılda C. Fux tarafından
iletildiği düşünülmektedir. Daha da önemli belgeleri Sovyet keşifçileri Fux’dan Mart 1948 yılda almışlardı. Burada hemen
hatırlatalım ki, Atom bombasının üretilmesinde en önemli pozisyonda olan
Robert Oppenheimer, hidrojen bombasına karşı çok
direnmişti.
b. Nötron
Bombası
Şimdiki devirde farklı
kullanış amaçlı atom bombaları vardır. Bunların içinde yıkıcı ve yakıcı
kuvveti kısmen azaltılmış, radyasyon etkisinin zamanı kısaltılmış ama
radyasyonu atom ve hidrojen bombalarından daha derinlere ve farklı malzemeleri
geçerek canlıları daha fazla öldürebileni vardır. Böyle özel amaçlı atom
bombasına nötron bombası denir. Bu nötron bombası savaş alanlarında kullanmak
için taktik silahtır ve 1960-70 yıllarda üretilmiştir. Normal atom bombaları düştüğü
yerden yarıçapı yaklaşık 3 kilometrede olan bölgeyi tamamen yıkar ve yakar.
Şok dalgasının yayılması (çok güçlü rüzgâr oluşturur) sonucu merkez bölgeden
onlarca kilometreler uzaklıkta bina ve diğer yapıları uçurabilir. (Hidrojen
bombasının gücünü çok daha fazla artırmak oluyor.) Rüzgârla yayılan radyasyon
(radyoaktif iyonlar ve β ışıması
yüz kilometrelerle uzaktaki insanları (canlıları) öldürür veya hasta
edebilir. Ama merkeze yakın bölgede yerleşen tanklar savaşla bağlı olan
meselelerini hareket ederek çözebilirler. Çükü zırhlı araçların içindeki
insanlar şok dalgasının, radyasyonun, çok parlak ışığın ve zehirli havanın
etkisinden korunmuş olurlar. Nötron bombası ise ilk önce
böyle zırhla kapalı savaş makinelerini kullananları, yeraltında, kalınlığı
birkaç metre olan beton içinde yerleşenleri ve benzer durumlarda korunanları
öldürmek içindir. Nötronların elektrik yükleri olmadığından ve gama ışıması
gibi elektromanyetik etkileşmesinde iştirak etmediğinden, malzemelerin çok
derinliklerine geçebilirler. Nötron bombasında çok
fazla öldürücü nötronlar üretilirler ve bu parçacıklar atom bombasının
(nötron bombasının) şok dalgasının yıkıcı yarıçapından daha fazla
uzaklıklarda insanları öldürmeğe ve hasta etmeye yeter. Nötron bombası havada (yerden
onlarca kilometre yüksekliklerde) patladığı zaman da diğer tiplerden daha
etkilidir. Bununda nedeni seyrek ortamda oluşan şok dalgasının etkisi çok
daha zayıf olması ve gamma radyasyon (çok büyük enerjili ışık parçacıkları)
büyük ölçüde havada soğurularak kayıp olmasıdır. Öyle ki bu etkiler,
nötronlara çok zarar vermiyorlar ve onlar yayılarak, çok kolayca zırhı geçiyor
ve en iyi şekilde zırhı olan tankın içindekiler, bombanın patladığı yerden
yaklaşık bir kilometre mesafede, dakikalar içinde öldürürler. Aynı güçteki
atom bombası bu işi iki defa daha yakın mesafede yapabilir. Ek olarak
nötronlar zırhlı aracın malzemesinin içinde yeni radyoaktivite oluşturuyor.
Bu nedenle de ölen takımın yerine geçen yeni takımın üyeleri de, aracın ne
tipte olduğuna bağlı olarak, yaklaşık 24 saat içinde hayatlarını kayıp
ediyorlar. Ama bilim adamları bu tehlikeye karşı zırhlı araçların malzemesi
arasına bir kat Bor (5B11) içeren plastik levha
koyuyorlar. Bor atomunun çekirdeği nötronları çok büyük ölçüde soğurur ve
insanları nötronlardan kısmen korur. Borun etkisine benzer etki yapan bir
sürü kimyasal elementler vardır ve bunlar da aynı amaç için kullanılırlar.
Bilim adamları, diğer yandan da, radyoaktiviteyi güçlendiren elementlerden
araçları arıtırlar. Nötronlar havada uzak
mesafelere yayılınca, güçlü şekilde soğuruldukları ve saçıldıkları neden ile
nötron bombalarını adeta çok küçük güçlerde yapıyorlar. Bu küçük yapıda olan
atom bombasının içinde füzyon (termonuklear)
tepkimeler başlar. Örneğin D + T → He
(3.5 MeV) + n (14.1 MeV) Tepkimesinde 14.1 MeV enerjili nötronlar üretiliyorlar. Nötron bombasının
malzemesini öyle seçmek gerekir ki, orada da nötronlar imkan kadar az soğrulsunlar. Adeta böyle bombaların enerjilerinin % 25 ağır elementlerin bölünmesine (atom
bombası, ama özel amaçlı) ve % 75 hafif elementlerin birleşmesine (hidrojen
bombasına) aittir. Bombanın da yapısı ve malzemesi öyledir ki, doğan
nötronların yaklaşık % 97’si havaya
yayılabilir. Nötron bombasının içindeki füzyon yakıtı sadece yaklaşık 10 kilogramdır. Böyle küçük
bomba kişiler tarafından gerekli yere kolayca taşınabilir. Çekirdek Bombaları, Sovyet İdeolojisi ve Felsefesi, Gizlilik
ve KGB. L.V. Altshuller
de atom projesinin yürütülmesinde çok büyük emeği olanlardan idi. Orada
çalışanların sosyal ve parti hayatı ile ilgili gerekli seviyede bilgileri
vardı. Bu nedenle de ara sıra parti ve Devlet kurumlarından gelenler ile bazı
sohbetler etmek ve fikirlerini anlatmak gerekirdi. 1951 yılda böyle bir
ideoloji komisyonu karşısında Altshuller Sovyet
ideoloji ve Marksist felsefenin bilime bağlı bazı fikirlerini doğru
bulmadığını söylemişti ve bununla da kovulma sınırına gelmiş olmuştu. O Lisenko’nun (bir zaman adı ortaokul kitaplarında geçen
botanikçi) fikirlerini çok aptalca
olduğunu da söylemişti. Altshuller atom projesi konusunda Beryan’ın
yardımcısı olan P.F. Meshik’ten neden onu kovmak
istediklerini sormuş ve cevap olarak: “Ne? Sen halen burada mısın?” cevabını
almış. Lavrentiy
Beriya o zamanlar Partinin Siyasi Büro üyesi,
İçişleri Bakanı (sonra KGB olarak bilinen korkunç istihbarat kurumu bu
bakanlığa bağlı idi) ve Atom projesine bağlı Sovyetler Birliğindeki bütün
işlerden sorumlusu idi. 1954’te ölüm cezasına mahkum oldu. Bu zamanlar Arzomas-16 da bakan yardımcısı A.P. Zavenyagin
varmış. Gece saat 12’de onun yanına Sukkerman ve
sabah E.İ. Zababachin gitmişler ve Altshuller’in işine son verilmemesini islemişler. Sonra Zavenyagin’in yanına, aynı konu ile ilgili Saharov’da gitmiş ve Altshuller’in
işe devam edeceği haberi ile dönmüş. Doğal olarak bu atom bilim adamları
kendilerini riske atmış olurlardı, ama bu da onların adam gibi adam
olduklarını gösteriyordu. Birkaç gün sonra Altshuller’i Moskova’ya Bakan B.L. Vannikov’un
yanına çağırmışlar. O Altshuller’e demiş ki:
”Başkanlık senin atom projesinde Arzomas -16’da
çalıştığından telaş içindedir. Oraya gitmek İl Parti Başkanları için bile
yasaktır. Ama sen biyoloji, müzik ve edebiyat konularında Partinin genel yolu
dışında duruyorsun. Herkese senin gibi serbest konuşma izni verilse idi
düşmanlarımız bizleri ezip geçerlerdi.” Bakanın son sözü böyle olmuş: “Git
çalışmana devam et.” 1952 yılda ise, Altshuller’i
beladan kurtarmak için Hariton direkt olarak Beriya ile konuşmuştu. Yaklaşık 1952 yılda iyi bir
matematikçi olan ve Atom projesine bağlı hesaplamalar yapan M.M. Agrest işten azat edilmişti. Agrest
orada devamlı olarak Yahudilerin dininin gerektirdiği (hatırlatalım ki, atom
projesinde direkt olarak bilimsel çalışanların çoğu, tepedekiler olan Hariton ve Zeldovich Yahudi
idiler.) her şeyi yapıyordu. Anlatılanlara göre Agrest,
Pazar günü Zeldovich’in bastırmasına rağmen dinin
taleplerini üstün tutarak çalışmıyormuş. (Zeldovich
kendisi dediğine göre pek bastırmıyormuş.) Bu zamanlar da Hidrojen bombasının
hazırlanmasında önemli günlerdi. Agrest’in
evrakları incelenmeğe alınmış ve dehşet verici olay ortaya çıkmış. Bu olay ne
olayı? Okuduklarımı doğrudan yansıtırsam en iyisi olur: 1930 yılında, 15 yaşında olan Agrest, Yahudi dini okulunu bitirmiş ve din hizmetçisi “Ravveina” diploması almış. Demek idi ki, atom projesi
gibi gizli işin içinde, Allah ile direkt olarak ilişkide olan birisi yaşıyor
ve çalışıyor! Burada biri diğeri ile ilişkide olan bilim adamları, özel
yoklanmışlar ve gizliliği gereken zamana kadar hiç kimse ile
paylaşmayacakları şartını içeren bayanını imzalamışlar. Ama Agrest’in ilişkide oldukları peygamberler ve özellikle de
Allah, doğal olarak gereken prosedür dışında kalanlar idiler. Bu nedenlerle
de Agrest’e
24 saat içinde oradan uzaklaştırılma cezası verilmiştir. Ama Allah’ın
yardımı ve bilim adamlarının karışması bu 24 saati, bir haftaya kadar uzatmış ve sonuçta Agrest Gürcistan’ın
Suhum şehrinde başka bir gizli işte
çalışmağa başlamıştı. 1952 yılında Moskova’da “Doktor
işi” adı ile geniş bilinen süreç başlamıştı. Bu iş genel olarak Yahudi
doktorlara karşı açılmıştır ve onlar Komünist Partisi ve Sovyet Devleti üst
düzey görevlerde çalışanlara karşı, ölüme kadar giden cinayetlerde
suçlanıyorlardı. O zaman Atom merkezi Sarova’da (Arzamas-16 da) bazı Yahudilere karşı işlemler
başlanmıştı. Buradaki bazı Marksçı
fizikçiler atom merkezindeki bilim adamlarının arasında Rus dilinin çok az
kullanıldığından şikayetçi olmuşlar. Bilimde Dil ve Kavram Sorunu Rus dilinden söz etmişken
bazı şeyleri hatırlatmak isterim. Bildiğim kadarıyla, Rus dili Türkçe’den çok
daha zengin bir dildir. (Rusçam Türkçemden
çok daha iyidir.) Rusça’da fikirler daha kesin ve güzel şekilde
anlatılabilir. Rus dilinde yabancı dillerden gelme söz sayısı da çok
fazladır. Örneğin matematik ve fizik terimleri çoğu yabancı dillerden
gelmedir ve bu da en doğrusudur. 1950’li yıllarda Avrupa’nın doğu kısmı, Çin
ve bazı diğer Uzak Doğu Ülkelerinde Rus dili çok yaygın olmuştu. Birçok diğer
ülkelerde de Rus dili yabancı dil gibi öğrenilirdi. 1917 Devriminden önce Rus
zenginleri (köy sahipleri dahil) Fransız, Alman ve Latin dillerini
bilirlerdi. İkinci Dünya savaşı yıllarından sonra Parti ve Devlet
yöneticileri matematik ve fizik terimlerine karşılık gelen Rusça
terimler/kavramlar üretme kararı vermişlerdi. Ama bilim adamları buna
protesto etmişler ve böyle işlem yapılmamıştı. Bilim adamlarına göre
bilimdeki terimler, bilimin gelişmesini temin eden buluşlara bağlıdır. Kim
(hangi toplum) bunları bilime kazandırmışsa, o toplum da buluşuna ad koymak
(terimler oluşturmak) hakkını
kazanmıştır. Bu sözlerin (terimlerin) hiçbir milletin ana dili ile ilişkisi
yoktur. Birleri bilimdeki terimlere karşı gelen sözler uydururlarsa onlar etik iş yapmamış olurlar. Sanki, diğer bir insanın
çocuğuna yeni bir ad uydurmak gibi. İyi çalışmak ve buluşlar yapmak gerekir
ki, kendi dilinde terim üretesin ve bu terim dünyada kullansın. Türkiye’de gerçek bilim
üreten insana rastlamak zor, ama bir sürü terim üretenler vardır. Örneğin
fiziği iyi bilmeyenler bir sürü fizik kavramlarını yansıtmayan terimler üretmişler
ve eğitim sürecini zorlaştırmışlar. Keşke terimler üretenler kadar fizik
bilimine katkıda bulunan bilgin insanlarımız olsaydı. Dönelim Rus diline ve onun zenginliğini
anlatan birkaç örnekler verelim. Örneğin Rusların soyadlarından veya baba
adının söylenişinden bile, kişinin cinsiyeti bilinir. Adından yaklaşık olarak
kişinin yaşı belirli oluyor. Diğer alandan da örnekler verelim. Patatesin,
şeftalinin kabuğuna “kojuha”, soğanınkine “şeluha”
ve fındığınkine (ceviz ve yumurta kına) “skorlupa”
denir. Suyu dök (naley), kumu dök (nasıp).
Böylelikle “naley” sözünü duyunca sözün sıvıdan
gittiğini biliyoruz. Bir de Ruslar diğer milletlerden çok farklı konuşarak
da, biri diğerini çok iyi anlayabilirler. Bu ekonomik, az söz ile fikir
anlatmak dili özel (cahil ve kültürsüz) Ruslara ait dildir. Rusları bu ek dillerinde
kullanılan sözlerin % 80’i temel dildeki küfürlerdir. Rusya’da yaşayan birisi
bu dili anlıyor. Ama bu küfür sözlerin ne olduklarını bilen, ama Ruslarla
uzun zaman yaşamayan, özellikle alt tabakadakiler ile temasta olmayan, bu
dilde söyleneni anlamaz. Örneğin İkinci Dünya savaşında Almanlar telefon
kablolarına girerek Rus cephesinden bilgiler elde etmek istiyorlardı. Ama
temel Rus dilini çok iyi bilmelerine rağmen bilgi toplayamıyorlardı. Aynen
Rus esirlerinin kendi aralarında konuşmasından da bir şey anlamak onlar için
çok zordu. Atom projesinde çalışan bilim
adamları baskı altında (büyük hızla ve çok saatler) çalıştıklarından çok
zaman Alman, İngiliz ve ekonomik dili kullanıyorlardı. Gizlilik korunması
için bilim dışı işlerde çalışanların, bilim adamları ile temasta olmaları
minimuma getirilmiştir ve onlara bilim adamlarının kullandıkları sözleri
kullanmak yasaklanmıştır. Böyle olduğundan bir de görmüşler ki yardımcı
personel hiç küfür kullanmıyorlar. Bu tarihi bir olaydır. Yüksek eğitimi ve
kültürü olmayan Ruslar küfür sözlerini hiç kullanmadan konuşmayı
öğrenmişlerdi. “Doktorlar işinin” uzantısı olan atom
projesindeki ilk kurban adayları ateşleme, yanma ve detone
konularında büyük uzman olan D.A. Frank-Kamenetski,
çok sayıda deneysel yöntemler üretmiş V.A. Sukkerman
ve deney yapanları yöneten L.V. Altshuller oldular.
Frank-Kamenetskiy gelecek yüzyılda enerji
krizlerinden söz ederek, Büyük Sovyet Birliği’nin parlak geleceğine kölüğe atmaktan, Sukerman, Agrest gibi adı gizli işlerde çalışanlar arasında geçmeyenler ile
(Peygamberler ve Allah) temasta olmaktan ve Altshuller, Komünist Partisinin müzik ve biyoloji
konularındaki genel yolun dışında olduğu için suçlanıyorlardı. Ama bunlara
bir şey yapılmadı. Neden? Birincisi en tepede duran
Stalin ve Beriya büyük bilim adamlarına çok değer
verirlerdi. Örneğin Stalin diyordu ki: “Çok büyük bilim adamı bulmak,
imkansız kadar çok zordur, ama bakan bulunur.” Sovyet ideolojisi ve Marksist–Leninci
felsefe ile en fazla çelişkide olan A.D. Saharov
idi, ama onun keyfini Beriya (KGB başkanı, Siyasi
Büro üyesi) bile bozamazdı, çünkü o
çok gerekli idi. O da fikirlerini açıkça söylüyordu. Zeldovich
konuşmazdı ama yaptığını yapardı. Mart 1953’te Stalin öldü, birkaç aydan
sonra parti liderliğine N.S. Hruşev geldi ve atom
projesinde çalışanların suçlanmasına son verildi. Altşuller,
diğerleri gibi, Sovyet Devletini ve Partiyi Macaristan’da, 1956 yılındaki
olaylar ve 1967 yılındaki 6 günlük Arap- İsrail savaşı ile ilişkili
eleştiriyordu. Zeldovich’in
eşini, oğlunu ve kızlarını iyi tanıyordum. Evlerinde görüşüyorduk. Kızları ve
oğlu (kızlardan küçük ve ben doktora öğrencisi olduğum zaman üniversitede
lisans öğrencisi, ama şimdi ünlü fizikçi) fizikçi idiler. Eşi kristaller
konusunda profesör idi. Zeldovich Sarova’da çalıştığı zaman Moskova’ya, evine ara sıra
gelebiliyordu. O Sarova’da olduğu zaman Sarova’nın yakınlığında yerleşen Sibirya köyüne bir
kadın, politik nedenlerle sürülmüştü. Bu kadının eşini halkın düşmanı
saydıklarından öldürmüşlerdir. Normalde böyle insanlarla konuşmak bile
tehlikeli idi. Örneğin benim eşimin babası da 1937 yılında “halk düşmanı”
olarak Sibirya gönderilmişti (Kendisi Tıp Üniversitesini bitirmişti, suçu ise
babasının, 1920 yılından önce köyde
ağa olması idi. Almanlarla savaş bitene kadar onun ailesi ile de konuşmak
bile korkulu idi. Savaştan sonra eşimin babasına Kazakistan’da yaşamak ve
oraya ailesini getirme izni verildi ve eşim 1947’de doğdu. Azerbaycan’a dönme
izni 1950 yıllarının sonunda çıkmıştı.) Bu tür durumda Zeldovich
Sibiryaya gönderilmiş ve eşi “halk düşmanı” olarak
öldürülmüş kadınla ilişkiye girmiş ve üç çocuğu olmuştur. Ama ona keyfini
bozabilecek bir söz de dememişlerdi. Devlet ve millet için çok gerekli ve
yeri doldurulamayan kişi olduğu için. Zeldovich
1962 yılda, tam olmayarak atom projesinden ayrıldı, ama Hariton
ve Saharov işlerine devam ediyorlardı. Zeldovich her zaman onlardan çok daha fazla bilime
katkıda bulunmuştu ve bu katkı 1962 yıldan sonra daha da fazlalaştı.
|
|
|
|