Eğitişim Dergisi

E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi

Mayıs 2007. Sayı: 15    ISSN 1307-1785

 

 

 

 

KARINCA YUVALARINI NEDEN SU BASMIYOR?

İNSANLAR HANGİ ÖZELİGİ  İLE ONLARDAN ÜSTÜN?

 

Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)

ohuseyin@akdeniz.edu.tr

 

 

 

 

 

        Hiçbir temeli olmadan kendini eğitimli sayıyorsun, karınca toplumundaki sosyal ilişkileri insanlık olarak kabul ediyorsun ve bundan da mutluluk duyuyorsun, durma mutlu ol.

                                                                                           Kuzma Prutkov.

                                                                 

 

Karıncalar dünyadaki canlıların en özellerindenler. Onlar en az 130 milyon yıldır yaşamaktadırlar. Yeryüzünde yaşayan kuş türü yaklaşık  9 bindir, ama karıncaların tür sayısı bundan biraz azdır. Onların boylarının  2-33 mm arasında olmaklarına rağmen, Dünyadaki biyolojik kütlenin % 10’dan fazlasını oluşturmuşlar. Bu da sayılarının çok fazla olmasına bağlıdır. Karıncalar çok güçlüler. Örneğin böcekler kendilerinden 25 kere fazla olan bir yükü kaldırabilirler. Karıncalar 100 kere fazlasını, ama şampiyonlar  sülüklerdi. Onlar kendilerinden 1500 defa fazlasını kaldırırlar.

             

Karıncalar insanlardan sonra ikinci en sosyal toplumlardırlar. Onlar aileler ile yaşarlar ve bir ailede en az 50 karınca olur. Aynı aninin yavruları, biri diğerine çok daha yardımcı olurlar ve yemeklerini en fazla onlarla paylaşırlar. Aileler, akrabalıkla bağlı oldukları, kendi toplumları içinde yaşarlar. Bir devlet gibi, aynı kanunlara ve emirlere uyan karınca kolonilerinde (toplumlarında) karınca sayısı milyara ulaşabilir. Japonya da rastlaşan böyle çok büyük kolonilerin üyeleri biri diğerleri ile geçitlerle bağlı olan 45 bin karınca yuvasından oluşabilir. Böyle koloni yerleştiği arazinin boyutları 100 kilometre mertebesinde olabilir. Bu kadar büyük alanlarda, böyle çok sayıda karıncalar nasıl iletişimde olurlar ve iyi şekilde idare edilen bir devlet gibi yaşam sürdürürler.

               

Karıncaların kendi boyutları ile karşılaştırıldıkta, dünyadaki en büyük binaları (termitleri) inşa ediyorlar. Çamurdan yapılan en büyük termitin yüksekliği 12.8 metredir. Çin’de rastlanan böyle termitte yaşayan toplumun üye sayısı 50 milyon civarındadır. Bilim adamları böyle büyük inşaatın çok küçük bölgelerinde bile iyi havalandırma sistemlerinin olduğuna şaşırtıyorlar. İnsanlar böyle büyük  yaşam binaları yapabilirler mi? En büyük gökdelenin yüksekliği yalnız 250 kişi yüksekliğindedir, ama onlarınki boylarını 2000 defadan fazla aşıyor. Acaba çamura ne ekliyorlar ki onları yerüstü inşaatları güçlü yağmurlara ve rüzgârlara karşı durabiliyor?            

           

Karıncalar adeta annelere, yavrulara, her zaman işçilik yapanlara ve ömrü boyu asker olanlara bölünürler.  İşçiler askerlik yapmazlar ve savaşlarda dövüşmezler. Göç eden karınca kolonisinde hareket ettikleri ve durdukları zaman anneler, yavrular ve yumurtaları taşıyan işçiler en ortada yerleşirler. Profesyonel askerler yanlarda, önde ve arkada. Askerler diğer kolonilerle savaş yaparak onların besinlerini ve yumurtalarını alırlar. Bu yumurtalardan çıkan karıncaları köle olarak çalıştırırlar.

               

Karıncalar görmüyorlar. Birileri diğerlerini ve akrabalarını kokusu ile tanıyorlar. Onlar sakat olanlarını ömrü boyu  besliyorlar. Karıncalardan bazıları çevreni kontrol edenlerdir. Yemek bulunan yerden yuvalarına kader yollar ayarlarlar ve koku ile belirtirler. Sonra bu yolları kullanarak işçiler besinleri yuvalarına taşırlar. Disiplin o kadar iyi ki, sayılarının çokluğuna rağmen trafik sorunu olmuyor. Karıncaların beyinlerinin kütlesinin, kendi kütlelerine oranı canlılar içinde en fazladır.    

             

Karıncaların kendi toplumuna karşı sevgi dolu, sosyal ve disiplinli olduklarını sizlere hatırlattık. Şimdi direkt olarak konuya geçelim. Anne dışındaki karıncalar çok az yaşarlar. Sadece 7- 13 gün yaşam zamanında onlar bu kader bilinçli olduklarını sergileye bilirler. Bu keder az yaşayarak onların  (kendilerini, yumurtaları ve besinleri) yer altında ki yuvalarını, kış boyu su baskınlarından nasıl koruya bildiklerini düşünelim. Karıncaların yuvaları  6 m derinliklere kader yer altına gide bilir. Yuvaların kapıları açık olduğundan yağmur ve sel suları oraya kolaylıkla girer. Acaba karıncaların fizik bilgileri ne seviyededir ki onlar evlerini  (yalnızca yuvalarını, yaşam bölgesinin tümünü değil) sudan koruyabilirler. Su ısıyı da çok iyi ilettiğinden yuvalarını soyuta ta bilir.

            

Doğal olarak tam lise seviyesinde bilgiye onlar  gerek duymuyorlar. Suyun ıslatmasını ve öz kütlesini, basıncın ne olduğunu ve atmosfer basıncının önemini ve ek olarak hava basıncının onun hacmine nasıl bağlı olduğunu bilmeleri, güvenli yuva yapması için, onlara yeterlidir. Yuvanın ıslanmayan  kısmının hacminin karıncaların sayına oranı, havalandırma sistemi ve diğer bilgileri ağaçlarda ve bitkilerin gövdesinde yaşayan karıncalar kader bilmeleri de gerekir. Onlar az yaşadıklarından ve başka nedenlerle Antalya kolyeci 10 sınıf örgencisi olan  Kardelen gibi çok bilgi sahibi olamazlar ve gitara çalamazlar.

            

Toprak ıslanan zaman, araçların ve hayvanların ağırlığı altında çöker ve yuva bozula bilir. Bu ve toprağın alt katlarının kışta daha sıcak ve yazında daha serin olduğu nedenlerle karıncalar yuvalarını kayaların, ağaçların ve binaların altında, bu imkanlar bulunmayan yerlerde birkaç metre derinlikte yapıyorlar. Yuvalar giriş koridorları ile U şekildeki borulara benzer (sifon) girişlerle bağlanmalı. Buraya toplanan su tıkaç (mantar) görevini üstlenir. Yer yüzünde su birikip ise, su  dışarıda  U  şekilli kısma kader olan yolu doldurur.  Suyun karıncaların yaşam alanlarına girmemesi için, bu alanın duvarları hava geçirmez  şekilde önceden karıncaların çıkartıları ile işlenmeli. Böyle  havadan yalıtılmış bölge için  yaklaşık (sıcaklık sabit kalmadığından) olarak buradaki hava basıncın onun hacmine çarpımı sabit olarak kalır. Anlaşılır ki karıncalar sabit kütlesi ve sıcaklığı olan gaz için  PV=sabit (basınç çarpı hacim) kanununu milyar yıldır biliyorlar.

               

Bir atmosfer basınç  yaklaşık olarak 10 metre su sütununun basıncına eşit olduğundan karıncaların yer altındaki evlerinde hava basıncı 1.5-1.7 atmosferi aşmaz. Böylelikle evleri kuru kalır ve burada karıncalar için birkaç günlük temiz hava da birikmiş olur. Unutmayalım ki diğer böcekler ve kuşlar da kendilerine  suya ve rüzgara  karşı dayanaklı yuvalar yapıyorlar. Örneğin  yukarıda adını çektiğimiz termitler.

          

İnsan toplumu karınca toplumundan kaliteli eğitimi, bilimsel düşünce ve bilim birikimi, yeni teknolojiler üretimi ile üstündür.   

 

Doğada, insan dışında ve aklı başında olan tek karıncalar değiller. Bilgi (Bilgi bilim değil. ÖSS sınavları da  bilgini değil, bilimi test etmelidir. Okul kitapları da bilim anlatmalı, bilim vermelidir, sadece bilgi değil.) hep biriktirilir ve üretilir. Buna örnek olarak kargaların ceviz yemek yöntemini hatırlatalım. Karga,   cevizi kırmak için beton döşemenin ve asfalt yolun iyi olduğunu biliyor. Yeni üretilmiş malzemelerin fiziksel özelliklerini deneysel olarak öğrenmeyi kendine gerekli olduğunu anlamıştır. Cevizin ne keder büyük yükseklikten düşerse, bir  o keder kolay kırılacağını da biliyor. Tabi ki buda bir bilgidir ama temeli matematiğe dayanan  bilim kader güvenli değildir. Ne mutlu bize ki biz  cevizin  kırılma olasılığının,  onun betona çarpma anındaki hızına ve bu hızında cevizin düştüğü  yüksekliğin kare kökü ile doğru orantılı olduğunu biliyoruz. Cevizin kırılmağı için onu karga yukarıdan bırakmalıdır. Neden karga her zaman böyle yapmıyor?   Bekle de karganın fiziğin kinematik ve dinamik kanunları dışında bir bildikleri vardır, nedeni sadece cahillik değildir?

   

Ceviz ne kadar yüksekten düşerse onun kırıntıları bir o kader geniş alana dağılır. Onları bulmak zorlaşır ve aynı zamanda ceviz yakında bulunan diğer kargalara ve çocuklara yem olabilir. Karganın bu olasılıkları değerlendirmesi gerekir.  Seçim kolay değildir. Bu nedenle de bir örnekle karganın bildiklerini değerlendirmek zordur . Ama onu uzun zaman izleyerek bildiklerinin ne keder geniş ve mükemmel (eğitimli insan seviyesi için değil) olduğunu anlaya biliriz. Karganın bilgi seviyesini değerlendirmek kurnaz bilim adamınınkinden kolaydır. Karganın  ne  ve nasıl yaptığı göz önündedir.

                

Acaba kargaların  ısı fiziği konusunda bilgileri bizimkinden çok mu azdır? Düşünüyoruz ki bu soruda okuru ilgilendirir. Çünkü  okul öğrencisinin bile  bilgisi, karganınkinden fazla olması gerekliği kesinlikle bilinmektedir.

             

Çok soğuk havalarda,  her yeri kar- buz tutan zaman kargalar karada ve ağaçlarda oturmak istemezler. Nehirlerin ve göllerin rüzgar tutmayan  bir yerinde,  buz üzerinde otururlar. Acaba neden? Nedeni o kader basit ki, bizler bile bunu biliyoruz.  Buzun altı sudur. Suyun sıcaklığı da sıfırın üstündedir. Soğuk havada, zaman gittikçe su donmağa devam eder ve buzun kalınlığı artar. Bu süreç zamanı buza dönüşen suyun her bir kilogramı çevreye    3.35 105   Joule veya  80  kilokalori  ısı verir . Bu suyun, yalnızca  00 C  durumda  buza dönüşen süreçte dışarı verdiyi ısıdır. Bu örnekte de,   kargaların ayrılan ısının han ki yönde ne kader iletildiğini (sayısal olarak) ne kader kesin bildiklerini söylemeye zorlanırız.  Ama ısı fiziği ve termodinamik den bilgili oldukları kesin. Kanunlar doğanın kanunlarıdır,  bizler yalnızca onları öğreniyoruz  ve öğretim sürecini kolaylaştırmak için fiziksel niceliklere uygun adlar buluruz. Kargaların öğretim metotlarını ne yazık ki bilemiyoruz.

 

Şimdide kargaların insan toplumunda bilinen teknolojilerini kullanmağa bağlı bir örnek verelim. TV de karganın bu yöndeki bilgisini test etmek için bir uzun boğazlı şeffaf cam kabın içine peynir parçası ve yanına kolay eğile bilecek tel koymuşlar. Karga peynire ulaşmak için  telin ucunu peynire basmış ve yukarı kaldırmayı denemiş. Ama peynir kaymış. Bunu önemek için karga telin ucunu biraz eğmiş ve telin bu eğri ucunu peynire saptırarak çıkarıp yemiş. Böylelikle de karga basit mekanik alet yapmağı ve kullanmağını bilmesini kanıtlamış.        

  

Acaba,  kargalar toplumunda yanlış bilgi aktarımı var mı? Bizde var. Özellikle Türkçe yazılan fizik kitaplarda. Okul kitaplarından başlayarak, kitapların   çoğunda. Tercüme olunanlar çok daha iyidirler. Bunun üzerine,  doğal ve ek olarak,  öğretmenlerin ve öğretim üyelerinin bilgi ve bilimsel düşünce eksikliğinden kaynaklanan,  fazla yanlışlıklar gelir. Bunlarında nedeni,  fizik  eğitimi ve bilimine olan ilgimizin az olmasıdır.

            

Hayvanların skaler ve vektörel nicelikler gibi en basit  anlayışları bilmeleri de onların doğada yaşayabilmeleri için gereklidir. Örneğin avcı hayvanlar, rüzgârın ve avının hızlarının büyüklüğünü ve yönünü göz önüne alarak hareket ederler. İnsanlar ise bu kavramları oldukça geliştirip bir araç gibi kullanmaktadırlar. Bu temel kavramların net anlaşılmamasından ortaya çıkan belirsizlik, ne yazık ki bizim ders kitaplarında kendisini apaçık göstermektedir.

 

            

 

 

 

Ana Sayfa