|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Ekim 2007. Sayı: 17 ISSN 1307-1785 |
|
|
|
GENETİK
SİLAHLAR Prof. Dr. Oktay Hüseyin
(Guseinov) |
|
|
a. Genetik Silah Yalnızca
yaşları 20’nin altında olan yeşil gözlüleri veya Avustralya’da yaşayan
yerlileri veya Yahudiler ile uzaktan bile akrabalıkları bulunmayan bazı Arap
toplumlarını veya esmer İngilizleri öldüren
veya sakat yapan veya kısır yapan bombaların (silahların,
mikroorganizmaların) olduğunu düşünün. Şimdi insanları kısır yapan, belirli
bir milleti çok kısa veya kısman uzun zamanlarda öldüren genetik bombalar
vardır. Ama halem bu tür genetik silahların amaca doğru kesin şekilde
yöneltilmesi, yani belirlenmiş toplum dışındakilere hiçbir ziyan vermemesi
meselesi tam olarak çözülmemiştir. Bu zorlukları aradan kaldırmak için bilim
adamlarına 5-10 yıl zamanın gerekli olduğu Dünya edebiyatında ve gazetelerde
yazılmaktadır. Örneğin Thom Hartmann’ın “The Genetically Modified Bomb” veya Andrey Belov’un "Sooteçestvenniki”
dergisindeki makalesi.
Böyle
bombaların nerede ne zaman ve kim tarafından patlatıldığını tespit etmek çok
zor. Bu bomba bir ilaç şişesinde olabilir ve kırılarak rüzgarla yayılır. Etki
yapmak için gerekli geni taşıyan bakterilerin veya virüslerin bir kaçının
hava ile insan vücuduna girmesi gerekir. Hatırlatalım ki, normal basınç ve
sıcaklıkta, bir küp cm de 1019 molekül oluyor ve bu da Dünyada yaşayan insan sayından birkaç milyar defa çoktur.
Yani nerede gizlenirsin gizlen, o şişeden çıkmış bakteriler veya virüslerin
de sayısı çok fazla olduğundan, hedef alınan genleri taşıyan insanları bulur.
Bir küçük şişedeki bombanın etki mesafesi bin kilometrelerle olabilir. Genetik
silahlar meyve ve sebzelerin tohumlarında da taşınabildikleri için insanlar
bu silahları yiyecekleri ile de kabul edebilirler. Benzer genetik silahların
meyve kurtlarına ve böceklere karşı kullanıldığını hatırlayın. Amerika’da bal
arılarının ölmesini de öldürülmek istenen böceklere karşı kullanılan genetik
silahların yan (halen kaçınılma yolları bilinmeyen) etkilerin sonucu olduğu
düşünülmektedir. Ne bir
milleti, ne bir bölgede yaşayan insan türünü, diğerlerinden farklı yapan tek
bir gen yoktur. Her bir insanın özelliklerinin (boyu, saçlarının ve
gözlerinin renkleri, burnunun ve alnının şekli…) temelinde duran çok sayıda
genler vardır. Diğer yandan insanların kanları karışmış ve bu nedenle de
örneğin Çinli ve Alman aynı genlerin
taşıyıcıları olabilirler. Bu nedenle de ortak değil, kesin şekilde olarak
farklı genleri arayıp bulmak gerekir. Böyle işler yapılmaktadır ve farklı
genleri taşıyan milletlere ve bölgelerdeki insanlara karşı genetik silahlar
yaratılır. Şimdiki
zaman genetik silahların tehlikesi atom ve hidrojen, kimya ve bakteriyoloji
silahlardan daha fazladır. Üretilmiş, ama kullanışı sakıncalı olan, genetik
silahların miktarı da diğer silahların hepsinin toplamından daha fazla insan
öldürmeye yeterlidir. Bu yeni silahların önemini bilerek gelişmiş ülkeler
gelecek savaş stratejilerinde genetik silahlara daha fazla önem verirler. Hatırlatmak gerekir ki atom ve hidrojen
bombaları kullanıldığında, onlar şehirleri yakıyor ve yıkıyor. Büyük bombanın
düştüğü yerden yaklaşık Atom
bombasının çeşitleri gibi, kimyasal ve bakteriyolojik silahlar da milletleri
ve bölge insanlarını biri birinden ayıramıyor ve
hepsini öldürüyor. Bu silahların nereden geldiğini ve düşmanin
hangi ülke olduğunu da bilmek kolaydır. Diğer yandan bunların bir tanesi bir
ülkenin insanlarının hepsini hedef alabilmiyor. Bu
tür silahları kullanan ülke kendi vatandaşlarını hedef olan ülkeden önceden
çıkarmak zorundadır ve karşı ateşlerin kendi ülkesine vereceği zararları göz
önünde bulundurmalıdır. Böyle olduğu için atom bombaları Dünyaya savaş değil,
barış getirdi. Genetik
silahlar ise atom ve diğer bombalardan çok farklılar. Onlar yalnız bir
milletin veya bir bölgenin insanlarını hedef alıyor, hangi ülkede
bulunmaklarından bağımsız olarak. Hedef halinde olmayan, yani belirlenmiş geni taşımayan insanlar bombanın patladığı
merkezde (gerçekte bu merkezin nerede olduğunu yalnız bombayı patlatan, yani
ilaç şişesini kıran insan bile bilir) olsalar bile hiç etkilenmezler. Doğal
olarak böyle özelliğe sahip genetik silahlar kesin olarak kullanılacağı
düşünülür. Acaba hazır olduktan hemen
sonra kullanmayabilirler mi? Tam olarak
geliştirilmiş genetik silahlar bulunandan sonra (yani yaklaşık 5-10 yıldan
sonra) Birleşmiş Milletler Teşkilatına
gerek kalır mı? Irakta ki
Sünni-Şii veya Afganistan’daki Talibanların
savaşları devam eder mi? Toptan yok olmazlar mı? Neden Amerika acele etsin ve
İran’a savaş açsın ki? Bombalar dökerek
petrolü yakmak, gerekli yolları, boruları ve fabrikaları yıkmak iyidir
veya 5-10 yıl İran’ın atom bombasını engellenmesini saklayarak, diğer
yandan genetik silahların gelişimini
hızlandırmak? Dünyanın bir
çok yerinde milletleri, halkları ve bölgelerin kökenli insanlarını biri
birinden ayıran (yalnızca birine mahsus olan) genleri belirlemeye
çalışıyorlar. Bu günler için Amerika da
yaklaşık 50 tür insanları kesin şekilde ayırabilen
genler bulunmuştur. Bu o demek ki, bir ülkenin elinde her hangi bir etnik
gruba karşı genetik silahlar olsa, onlar yer yüzerinden yok edilebilir.
İngiliz Tıp Birliğinin (BMA) raporunda yazıyor: ”Genetik bilimin hızla
gelişmesi, yakın yıllarda, etnik grupların yok olmasına getirebilir.” Batı
ülkelerinin verilerine göre İsrail yıllardır hızlı şekilde yalnızca Arapları
etkileyen genetik silahlar üzerinde çalışıyorlar. Onlar özel gen taşıyan
insanlara karşı bakteriler ve virüsler üretme ile uğraşırlar. Bu bakteriler
ve virüsler insan vücuduna dahil olduktan sonra oradaki genetik kodları
değiştirirler. Unutmamak gerekir ki insana zarar vermek onu tedavi etmekten
daha kolaydır. Bu yönde işler Nes Tziyona biyoloji merkezinde yapılır. Elde olan bilgilere
göre Irak Araplarının genleri Yahudilerinkinden daha fazla farklı olduğu
için, onlara karşı genetik silahı bulmak daha kolaydır. Genetik silahlar olan
mikroorganizmaları hava (rüzgar) veya su ile iletmek kolaydır. Biyoloji
silahlar çok defa denenmiştir, ne zaman ve kimler tarafından denendikleri de
biliniyor. Genetik silahlar denenmişler mi? Bu soruya cevap vermek zor, çünkü
genetik silahın etkisi başka bir hastalık altında gizletile bilir (örneğin
bağışıklığın kaybı gibi). Kimlerin denediğini de bilmek imkansızdır. Ama bazı
belgeler vardır. Örneğin 2002 Ağustos ayında Birleşmiş Milletler Teşkilatı
Madagaskar adasına doktorlar takımı göndererek garip bir hastalık ortaya
çıkarmıştı. Güçlü baş ve karın ağrısı veren enfeksiyon hastalığı yalnızca
aynı etnik gruptan olan insanları iki günde öldürüyordu! Genetik silahlar
yalnızca insanlarda hastalıklar ve ölüm baş vermesi için üretilmiyorlar.
Moleküler biyolojinin (genetik mühendisliğinin) hızla gelişmesi diğer
projeleri de öne çıkarmıştır. Örneğin
genleri değişilmiş böceklerin üretilmesi. Böyle böcekler asfalt ve
beton yolları, metalleri ve boyaları kemirerek dağıtmak, yakıtları bozarak
düşman ülkeye zarar vermek amacı taşıyor.
b. Gereğini yapmak gerekir Hepimiz
masallar dinlemişiz ve gökten üç elma düşeceğini biliyoruz. Hıristiyanların
da masallarında çok zaman üç sayısı geçiyor. Ama bir fark vardır. Avrupa’da yaşayanlar
elmanın neden düştüğünü de biliyorlar, ama diğer Hıristiyanların eğitim
sistemleri bizimkine benzediğinden Newton kanunlarını gerekli seviyede
bilmiyorlar. Avrupalılar üç meselesinde de masal çerçevesinin dışına
çıkmışlar. 200-300 yıldır biliyorlar ki farklı süreçlerin (aydınlatılmak
istenen olayın) bağlı olduğu bakımsız değişkenlerin sayısı üçten farklı
olabilir. Matematik dilde desek incelenen fonksiyon farklı sayıda
değişkenlerle belirlenebilir. Bizler düşünce tarzımızı belirleyen
geleneklerimize daha fazla bağlı olduğumuzdan her zaman anlatmağa
çalıştığımız problemin de üç bacağı olduğundan konuşuyoruz. Bilim ve
teknoloji anlamda Süper Devletler atom, hidrojen ve nötron bombalarını biri
birinden kalkan gibi korunmak amacı ile ürettiler. Hindistan, Pakistan ve
şimdi de İran komşularından korunmak ve gerekirse vurmak için. İran’ın
bombası en fazla bizler ve Araplar
için tehlikelidir. Bu bombaların yaratılması temel bilimlerin
gelişmesinden daha fazla teknolojilerin incelenmesine, üretilmesine ve
ekonomik güce dayanırdı. Ama çok daha fazla insanı yenmek gücü olan genetik silahlar esasen temel bilimler
seviyesine dayanır. Bu silah kalkan rolü oynamayacak, kullanılacak ve
yenecek. İlk hedefler de Afganistan,
İran ve Orta Doğu toplumları olmayacaklar mı? Adata
insanlar hayvan ve bitki türlerinin yer yüzünden silinmesini istemiyorlar.
Şimdi bazı hayvan türlerinin korunması için onların tane başına çekilen
masraflar, sıradan bir insanın yaşamı için çekilen masraftan çok fazla
olabilir. Bu açıdan bakarsak bölge insanlarının da hepsinin ortadan
kaldırılması söz konusu olmamalı. Sadece genetik bilimini kullanarak bunların
türünü değiştirerek ve sayısını belirleyerek onları kullanmak istemeyecekler
mi? Böyle fikirler 60 yıl önceden bilinmektedir. İnsan
bitki ve hayvan türünü değiştirmeyi çoktan öğrenmiştir ve bunlarda onu böyle
işleri genişlendirmek düşüncelerine yöneltmiştir deyebilir miyiz? (Hitler
zamanı bunlar açık şekilde tartışılırdı.) Tarih boyu toplumların birileri
diğerlerinin topraklarına sahip olup, onları kendilerine köle etmemişler mi?
Ama şimdiki zaman yer (zenginlikleri ile birlikte), su ve hava daha da fazla önem
taşıyor. İleri teknoloji devirde fabrikalarda ve toprakta basit işçi
kuvvetine pek gerek kalmamıştır. Gelişmiş ülkelerde çok insan servis alanında
çalışmağa başlamıştır. Çok zaman
insanı hayvandan ayıran (dış görkem dışındaki, hayvanlarda dış
görkeme göre birileri diğerlerinden
ayrılılar) en önemli faktör olarak sosyal hayat sayılır. Örneğin
yaklaşık milyar yıldır Dünyada yaşayan karıncaların (insanlar toplumlarınki
10-50 bin yıl mertebesindedir)
hayatına göz atsak, görüyoruz ki onların çok milyonlu ailelerinde
basit sosyal hayat, insan toplumlarında gördüğümüzden daha mükemmel olabilir.
Bir milletin içindeki basit (eğitim, bilim ve kültür içermeyen) insaniyetlik,
milyonlarca karıncanı birleştiren karıncalıktan daha mükemmel değildir.
(Unutmamak gerekir ki Doğa hakkında basit bilgiler karıncalarda olmasaydı
onlar bu kadar zaman yaşam sürdüremezlerdi. Örneğin yerin altında su basmayan
yuvalar ve çamurdan dayanıklı ve milyonlarca karıncayı barındıran, çok
mükemmel havalandırma sistemleri olan inşaatlar yapabilirler. Sakat olanları
doyururlar. Profesyonel uzman ve işçilere bölünmüşler.) Bilim ve
teknoloji seviyesi yükseldikçe, Dünyanın milyon yıllar boyunca ürettiği ve
biriktirdiği yakıt 300-1000 yıl arasında tükenir. Yer yüzünde insan sayısı
çok hızla artmış, ama onun yaşamı için gereken toprak, temiz su ve hava
yetersiz olmuş. Küresel ısınma tehlikenin boyutunu artırır. Diğer yandan yeni
bilimlerin ve teknolojilere katkıda bulunan toplumlarda insan sayısı azalır, ama sadece tüketici
olanlarınki hızla artıyor. Bu gidişat genetik silahların gelişmesini
hızlandırarak, onların kullanılmasını da yaklaştır mır mı? Gelişmiş Ülkelerin
(gelişmekte olan ülkeler içinde Çin ve Rusya’nyı
unutmayalım) bu süreci hızlandırmakta amaçları kendilerine gelecek
kazandırmak değil mi? Gelişmiş
ülkeler, Güney Kore, Çin ve Rusya kaçınılmaz büyük zorluklara direnmenin
yolunu iyi eğitim, yeni bilim ve teknolojiler üretmekte görüyorlar. Bizim
böyle bir derdimiz yok olduğu, kurumlarımızın yaptıklarından (YÖK, M.E.B,
TUBİTAK ve TUBA dahil) ve yüksek seviyesi olmayan (uzmanlıktan uzak) bu
konulara bağlı TV programlarından, gazeteler yazılarından ve toplumda
konuşulan konulardan görüyoruz. Gerekenin yapılacağından konuşuyorlar, ama
gerekenlerin içinden önemlilerinin neler olduklarını tam olarak bilmiyoruz.
Kesin bilinen o ki, okul ve Üniversite sayısının katlanması. Hükümetin
eğitime ve bilime bilinçsiz ayırdığı para ne kadar
artsa da kalitede ilerleme olmayacak. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki fark
hızla büyümeye devam edecektir. Allah bizi
genetik silahlardan korusun. |
|
|
|