|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Mayıs 2007. Sayı: 15 ISSN 1307-1785 |
|
|
|
DOĞADA GÖRDÜĞÜMÜZ CANLILAR NEDEN GENELDE
YUVARLAKTIR? Kardelen Dudular Antalya Koleji Lise 2. Sınıf Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov) Akdeniz Üniversitesi Emekli Öğretim
Üyesi |
|
|
İnsanoğlu varlığından bu yana zaman ilerledikçe insan
kendi hayatının devamı için güneşin gerekliliğini
anlamış ve bunu anlaması insanın doğaya yaklaşımının değişmesini sağlamış ve
güneşe daha derin bir ilgiyle bakmasını
yardımcı olmuştur. Ve insan böylelikle doğanın sırlarından birine
tanık olmuştur. Kör edici parlaklığıyla kendine bakılmasını imkansızlaştıran
güneş yavaş - yavaş kaybolurken, artık
onun güzelliğini seyretme imkanı bulan insan, onun nasıl olup da böyle
yuvarlak olduğuna şaşırmıştır. Sonra güneş batıp ay doğunca onunda yuvarlak olduğunu görmüştür. Ama doğaya
dikkatli baktığında aslında sadece
güneşin ve ayın değil, yediği meyvenin, ağacın gövdesinin ve budaklarının, çiçeğin tomurcuğun ve
yapraklarının, hayvanların farklı organlarının ve hatta kendi vücudunda yuvarlak olduğunu
görmüştür. Zaman ilerledikçe, doğanın kuralı gereği canlıların (bitki, böcek,
balık, hayvan ve insanın) yaşamları
için gereken ve içlerinde birikilen enerji ve su kaynaklarının, en ekonomik şekilde sarf etme yeteneği ortaya çıkmıştı. Sulak yerlerde yetişen bitkilerin yapraklarının geniş yüzeyli
olduklarını biliriz. Bir de sahranın bayıcı hararetinde yetişen kaktüslerin durumunu düşünelim dokunulması
imkansız diken yaprakları olan kaktüs sanki ‘’hayatta kalabilmek için suyumu
içimde tutmalıyım yapraklarım bunun
için böyle diken gibi ‘’demek ister gibidir. Bir de içinde ona tüm renklerinin tazeliğini katan
ona hayat veren meyve özünü düşünelim onun doğada kendi tohumlarını
bırakabilmesini içinde barındırdığı
proteini her durumdan koruması gerekir.öncelikle proteinin sağlayan özsuyunu
hapsedebilmesi gereklidir. Bunun içinde meyvenin dış çevreyle etkileşimini (özellikle su
kaybetmesi veya uzun süre günesin
ışınlarına maruz kaldıysa daha çabuk çürüyüp enerjisini çabuk tüketmesine
neden olacak durumlarda) sağlayan dış yüzeyinin gerektiği kadar küçük olması lazımdır. Biliyoruz ki sıvıların hacimleri basınç uygulandığında bile pek değişmez,
ama şekilleri kolayca değişir. Örneğin bulundukları kabın şeklini alırlar.
Gazlarda bulundukları hacmin tamamını doldurmağa çalışırlar. Dünyanın çekim
kuvveti küçük sıvı damlalarını az etkilediğinden onlar da yıldızlar ve
gezegenler gibi, kendi başına yuvarlak
şekil alabilirler. Sabun köpükleri
de öyle. Acaba bunların hepsinin nedenleri nelerdir? Evrenin her bir köşesinde
geçerli olan, doğanın kanun ve prensipleri vardır.. Doğada yalıtılmış bir
cismin ve ya sitemin toplam enerjisinin minimum değere ulaşmak eylemi vardır.
Aynı hacimlerde, ama farklı şekillerde olan
figürlerin içinde, en küçük toplam
yüzeyi olan figür küredir. Aynı
hacımda ama toplam yüzeyi küçük olan ikinci figür silindirdir Yüzeyi herhangi
şekilde olursa olsun olursa olsun, yüzey enerjisi yüzeyin malzemesine
(maddeye) bağlıdır ve yüzeyin alanı ile doğru orantılıdır. Bu nedenle
içeriğinde(yapısında) sıvı bulunduran maddeler ve canlıların (bitki, böcek,
hayvanlar) organlarının büyük bir
bölümünün vücudu yuvarlak şekilde
olur. Diğer yandan yuvarlak (aerodinamik) şekilde olması onun rüzgara karşı direncini de artırmış
olur. Doğada her canlı ya da madde enerjisini minimuma getirmeye
çalışır bunun nedeni canlının ve ya
maddenin fazla enerjisinden kurtulma isteğidir . Örneğin kararsız durumdaki uranyum ve polonyum gibi
radyoaktif elementler bölünerek enerji fazlalıklarından kurtulurlar. Ya da
kızgın bir demir parçasının
soğuduğunu, yani enerjisini aktardığını görürüz. Canlılar ise
enerjilerini (içlerindeki suyu da) çoğu zaman dışarı aktarmak istemezler ve
bu durumda canlının sahip olması gereken;
hacmini değiştirmeden yüzeyini
olabildiğince küçük tutmaktır,bu da
onun dış ortamla temasını ve yüzey enerjisini azaltır Sıvının yüzeyinin minimum duruma gelme eylemini kılcal
borularda da görüyoruz. Kılcal boruyu suya ve ya kana dokundurdukça, sıvının
onun içine girdiğini biliyoruz. Camın yüzeyinde olan sıvı molekülleri ile cam
moleküllerinin arasındaki çekim kuvveti, sıvı moleküllerinin kendi
aralarındaki çekim kuvvetinden daha büyüktür. Bu nedenle de kılcal borudaki
sıvının yüzeyinde yerleşen ve cam molekülerine yapışan moleküller, sıvının seviyesinden yukarı
kalkarlar.(Unutmamak gerekir ki sıvının molekülleri devamlı hareket ediyorlar
ve sıvının yüzeyinde titreşim oluyor,
bu da yukarı çıkan sıvının yakınındaki moleküllerin, borunun duvarına
ulaşmasına ve yukarı kalkmasına yardımcı oluyor) böylelikle cam boruya
tutunamayan moleküller yukarı çıkan moleküllerin daha altında kalmış olur ve
bu sıvı yüzeyinin orta kısmını daha çökük gösterir. Bu da borunun içindeki
sıvının hava ile temasta olan yüzeyin alanının büyümesine neden oluyor. Sıvının yüzeyindeki moleküller birbirine elastik şekilde
bağlanmışlar. Nasıl ki yay ve ya lastik çekildiği zaman potansiyel enerjisi artar ve onları çeken kuvvete daha
çok direnirlerse benzer şekilde su
yüzeyinden yukarı çıkan moleküller duvara tutunamayan molekülleri çektiğinden
aralarında gerilme kuvveti oluşur .bu
gerilme tüm molekülleri yukarı çeker ve su seviyesi yukarı kalkar. burada
sıvının yüzey enerjisini küçültmek istediğini görürüz. Camdan yapılmış kılcal boru ve sıvı arasında oluşan bu
kuvvet, sıvının kendi ve cam molekülleri arasındaki etkileşmeye bağlı
kuvvetlerin göstergesi olan yüzey gerilimi katsayısı σ
ve etkileşme çizgisinin uzunluğu
2π r ile belirlenir F = 2π r
σ . Kılcal borudaki sıvının hava ile temasta olduğu ortadan
çökmüş yüzeyi küçülmek için ya moleküllerin camdan pompası ya da sıvının orta
kısmının kalkması gerekir. Bu bölgenin kalkması borunun içinde hacmi 2π r2 h kader olan sıvı
sütununun oluşmasına neden oluyor. Sıvının öz kütlesi ρ
ise, h yüksekliyi olan bu sütunun ağırlığı P =2π r2 h ρ olur. Doğal olarak bu ağırlığı F kuvveti
taşıdığından, borudaki sıvının yüksekliği
h, F = P eşitliğinden bulunur.
h = σ / r ρ Görüyoruz ki borunun içi ile yukarı kalkmış sıvı sütununun
yüksekliyi borunun yarıçapı ile ters orantılıdır. Bu nedenle de kılcal
borudan söz ediyoruz. Eğer kılcal borunun içi yağlı ve ya mumlu olursa, su
molekülleri onu ıslatmaz (kendi
molekülleri arasındaki ilişki kuvveti
yağ molekülleri ile olandan daha fazla) ve
sonuçta borudaki sıvının seviyesi dışındakinden daha aşağıda olur.
Aynı şey cıva içine camdan yapılmış kılcal boru içinde geçerlidir. Yüzey enerjisinin minimum değere ulaşması için, borudaki sıvı
yüzeyi düz olmağa çalışıyor ve sonuçta sıvının seviyesi kalkmış oluyor. Bu
süreç sıvının kalkarak borunun üstüne çıkmakla sonuçlana bilerdi, ama
borudaki sıvı sütununun ağırlığı buna imkan vermiyor. Bitkilerin dokularının
arasındaki mesafeler kılcal borunkinden çok küçük olduğundan su bitkinin
kökünden yukarılarına kalkıyor. Doğal olarak bitkilerde, onların malzemesinin
molekülleri ve su molekülleri arasındaki kuvvete bağlı olan, yüzey gerilimi
fazla olabilir. Aynı zamanda bu çanlılarda farklı süreçler de suyun
kalkmasına çok yardımcı olabilirler. Böylelikle toplam ve yüzey enerjinsin
minimum değere ulaşmak eyleminin cansız ve canlı alem için ne keder önemli olduğunu görmüş olduk. Bu prensip
tüm evrende geçerlidir. |
|
|
|