SANAT  EĞİTİMİNDE  ELEŞTİRİ  SANATI

 

Doç. Cemal YURGA

İnönü Üniversitesi, Eğitim Fakültesi

Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü

 

 

 

Sanatın anlamı kültürden kültüre değişebilir. Buna bağlı olarak felsefe, mantık ve estetik değerler de değişebilir. Bütün dünyanın kabul ettiği sanat ölçülerini, bazıları kabul etmeyebilir.

 

Eleştiri yapmak bir sanattır. Eleştiri denilince millet olarak hep olumsuz eleştiriyi algılarız. Oysa eleştiri, neresinden bakılırsa bakılsın, olumlu ve olumsuz, her iki ögeyi de içinde barındırır.

 

Eleştiri sanatı; sanat eğitiminin en vazgeçilmez ögesidir. Ancak ülkemizde sanat eleştirisi üzerine ne yazık ki yeterli sayıda kaynak yaratılmamış, araştırmacılar tarafından da eğilinmemiştir. Oysa; sanat eğitimini yükseltecek yegane çalışmalar, sanat ürünlerinin eleştirileriyle daha mükemmele ulaşması sağlanarak elde edilecektir.

 

Sanat üzerine en çok eleştiri yapanlar; edebiyatçılardır. Kitap, şiir, roman, deneme, öykü, söyleşi, üzerine yazılan çok sayıda eleştiri kitabı, edebiyatçılar tarafından kaleme alınmış ve alınmaktadır. Sinema, tiyatro, müzik, heykel ve resim gibi diğer sanat dallarında sıklıkla eleştirilerin yer almadığını, basılıp yayımlanmadığını da görüyoruz.

 

Dikkat edilirse, yüzlerce radyo ve TV kanalı ve yine yüzlerce ulusal ve yerel gazete, dergi bulunan ülkemizde, doğruya ulaşmak için siyaset ve spor dışındaki konularda eleştirilerin yapılmadığını görürüz. Haber, spor, sanat, magazin, ekonomi, yayıncılık ve bütün konular üzerinde yapılacak eleştiriler, ülkemizdeki yanlışları ve eksikleri azaltarak yok edebilir. Yapılan doğruları ve güzellikleri de yüreklendirip çoğaltabilir. Ülke geneline yayılan yazılı basına baktığımızda ise (Milliyet Sanat Dergisi dışında) yalnızca o sanat dalını izleyenlerin takip ettiği dergilerde yayımlanan yazılar vardır. Oysa bu tür yazılar halka inmeli. Amatörleri de etkilemeli ve Türkiye’nin geneline yayılmalı. Çok kişi tarafından okunmalı. Unutulmamalı ki her yazı, okuyucunun sanat felsefesini, sanat kavramlarını, sanat duygusunu geliştirecek, sanata bakışında ve anlayışında önemli değişiklikler ve ilerlemeler yaratacaktır. Üstelik sıkça yapılan ve duyulan eleştiriler, insanları eleştiriye ve hoşgörüye alıştırabilir.

 

Tarih yazarı gerçekte olmuş olayları, edebiyat yazarı hem olmuş olayları, hem olabilirleri hem de olabilecekleri yazar, herhangi bir hayali veya olayı senaryolaştırabilir. Herkesin göremediği ayrıntıları görme yeteneğine sahip olan müzik yazarı ise yalnızca notalara bağımlı olanları değil, her konuyu yazabilir.

 

70’li yıllarda magazin dergilerinin köşelerinde müzikseverlerin yorum ve eleştirileri ile birlikte, konser ve plak eleştirileri vardır. Oysa günümüzde, ulusal gazete ve dergilerimizde popüler müziklerin eleştirisini bile çok az görüyoruz.

 

Eleştirinin, eleştiri yapmanın ve eleştirilmenin elbette çeşitli zorlukları olacaktır. Örneğin; 25 Haziran 1989 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin 9. yüzleminde “Sanat Dünyasından” köşesinde yazan Doğan Hızlan:

 

“Kendimizi eleştirmekten korkuyoruz. Başkalarının eleştiri hakkı da bu korkaklığımızdan doğuyor.”diyor.

 

9 Eylül 1998 ve 25 Temmuz 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Allegro” köşesindeki yazılarında Evin İlyasoğlu, az övdüğü veya olumsuz eleştirilerde bulunduğu dostlarının kendisine sitemde bulunduklarını söylüyor.

 

Her konuda yazan, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Nadir Nadi ve İlhan Selçuk da zamanın hükümetlerini eleştirirken, bazen müzikten örneklerle eleştirmeyi tercih etmişler. Örneğin; 28 Temmuz 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinin 2. yüzleminde İlhan Selçuk, Nadir Nadi’nin geçmişteki bir yazısında hükümete karşı yazdığı bir eleştirinin, hükümeti destekleyen bir meslektaşı tarafından:

 

“Seni iktidar koltuğuna oturtalım da ne yapacağını görelim” demesi üzerine:

 

“Peki arkadaş, sen şefin yerine geç, değneği eline al, marifetini görelim demek, ne denli mantıksızsa, hükümeti eleştiren bir yazara: Seni başbakan yapalım da görelim demek o kadar saçma bir yaklaşımdır” dediğini anlatıyor.

 

Geçmişteki gazete ve dergi köşelerinde Türkiye’deki Rock çalışmaları ile ilgili bilgi ve eleştiriler de görebiliriz. Örneğin: 24 Şubat 1996 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin 2. yüzleminde: “Türkiye’de etrafında olup biteni sorgulayan rock’ın seyri hiç de iç açıcı değil. Sayıları onu aşmayan rockçılar dışında suya sabuna dokunmayan rock albümleri üretiliyor ve bunlar giyim, kuşam, saç biçimi gibi plastik ambalajla tüketiciye sunuluyor, rock’ın pasifize olmasına ve ısırmamasına dikkat ediliyor.” deniyor.

 

Yazıda rock gruplarının isimlerinden söz edilmemiş. Hangilerinin yukarıdaki sözleri hak ettiği belli değil. Yazının kendisi suya sabuna dokunmadığı için, rockçıların suya sabuna dokunmaması son derece doğal. Rock’ın önemli özelliklerinden biri protest oluşudur. Ancak tek özelliği bu değildir. O nedenle her rock şarkıda suya sabuna dokunulmasını beklemek ne kadar doğrudur? Suya-sabuna değmeyen sözler de eleştiri olarak değerlendirilemez. Eleştiri, hem suya değmeli, hem sabuna. Köpürmeli bile...

 

1969’dan 1980 yılına değin araştırılan dergilerde, müzik, tiyatro, sinema alanlarında okuyucuyu bilgilendirmeye yönelik sanatsal haber, yorum ve eleştirilerin yoğun bir şekilde bulunduğu görülür. Ancak 80’den sonra günümüze değin sanat dallarıyla uğraşan insanların tamamen özel yaşamını gündeme getirmeyi amaçlayan önemsiz haberler, basının artık sanata değer vermediğini veya sanattan anlamadığını gösteriyor. Gündeme getirilmek veya gündemde tutulmak istenen kişilerin meslekleriyle ilgili olayları değil, sosyal yaşamlarıyla ilgili alışkanlıkları, hobileri gibi hiç kimseye bir yarar sağlamayacak olayları önemlendirip haber yapan basın, insanların ilgisini çekip, günlük malzeme yaratmak ve bunu satmak için her yolu deniyor. Oysaki kişilerin özel yaşamlarını değil, mesleksel yaşamlarını ve varsa başarılarını ön plana çıkaran bir basın ülkemize ve insanlığa daha yararlı olacaktır.

 

Konserleri ve operaları aksatmadan izleyen Avrupalıların önemli bir bölümü, yaratıların şef partiturlarını alarak izlemeye gidiyor. Yaratının sahneye konuşunu ve seslendirilişini izlerken, notasından da takip ediyor. Konser bitiminde dostlarıyla; şefin yönetiminden, seslendirenlerin yorumuna kadar, yakalayabildikleri ve diğer sunumlarla kıyaslayabildikleri her konuyu konuşup, paylaşıyorlar. Kendilerine sorarsanız, yalnızca iyi bir dinleyici olduklarını söylerler. Oysa bir eleştirmenin öncelikle yapması gerekenlerdir bunlar. Uluslararası Sanat Müziği eleştirilerimizi yapabilmemiz için, o dinleyicilerden bile çok üst düzeyde ayrıntıları görebilmemiz ve konuşabilmemiz, teknik özelliklerini bilimsel bir birikimle tartabilmemiz gerekir.

 

SANAT ELEŞTİRİSİNDE ARAÇLAR

 

Sanat eleştirisinde kullanılabilecek araçları şöyle sıralayabiliriz:

 

Dikkat Çekme:

Öncelikle, vurgulanması gereken olayın doğru kelimelerinin bulunması gerekir. Bu, farklı yapıdaki kelimeler kullanılarak da yapılabilir, düşündüren esprilerle de… Ya da tamamen ilgisiz başlıklar kullanarak merak ettirerek de…

 

İfadeyi güçlendirme;

Kulakta es-pas yapan zıt anlamlı kelimelerin ard arda kullanılması, hem kişinin dilini iyi kullandığını, hem de zekasını göstermesi açısından oldukça etkileyicidir.

 

Örneğin:

“Etkisizleştirme harekatının etkisizleştirilmesi gerekir.”

“Yazarlar, güçsüzlerin gücü olmalıdırlar.”

 

Kıyaslama:

Kıyaslamanın yapılabilmesi için benzer sanat olayları kaçırılmadan izlenmelidir. Uğraşısı sanat olan kişi, yalnızca kendi sanat dalındaki gelişmeleri değil, diğer sanat dallarındaki gelişmeleri de izlemek zorundadır. Bu gelişmeleri izlerken, yalnızca o gün ortaya konan ürünü değil, ürünün ve onu sunanların geçmişteki yaptıklarını da iyi bilmesi gerekir.

 

Benzetme Veya Benzersiz Görme:

Ortaya konan sanatsal bir ifadenin öncelikle sanatsal boyutu, daha sonra diğer sanat olaylarıyla benzerlikleri veya ayrılıkları, daha sonra da aynı sanat dalı içindeki benzer veya benzersiz yönleri dökülmelidir.

 

İzleyici Tepkilerinin Önemi:

Eleştirmen, izleyici tepkilerini de almalıdır. Bu tepkiler beğeni gücünü yansıtır. O toplumun gerek kültür birikiminde, gerekse sanat anlayışındaki varsa gelişmeler, sanat olaylarını izleyenlerin davranışlarına yansıyacaktır.

 

Sanatçının yaratmadaki özgürlüğü, yaşadığı dünyada yapamadıklarını, ürünü üzerinde yapabileceği duygusu, onu sonsuz bir haz derinliğine sürükler. Kafasında parçaladığı veya bütünleştirdiği anlatımları ve anlatmak istediklerini, sanatında ve ürününde gösterir.

 

Edebiyat, sinema, tiyatro ve müzik iç içedir. Müziksiz film ve tiyatro düşünülemeyeceği gibi, senaryosu yazılmadan film ve tiyatro[1] gerçekleşemez.

 

Genelde yerli-yabancı eleştiri kitaplarının çoğunluğu, yazarların kendi görüşleri doğrultusunda yazılmış. Zaman zaman estetik, felsefe ve düşün alanındaki önemli isimlerin sözlerini destekleyen açıklamalara yer verilmiş. Türkiye’de sanat eleştirisinin yerleşmemesi, basın ve yayın organlarında destek bulmaması ve tekniklerinin bulunmamasının nedeni; çoğu eleştirilerin, duygusal olarak kişisel görüşlere göre yönlenmesidir.

 

Her düşüncenin bir felsefesi vardır. O halde estetiğin de bir felsefesi vardır. Estetik değerler, kişiye, zamana veya kültürlere göre değişebilir mi? Değişirse sanatta evrensellikten söz edilebilir mi? Mozart’ın 40. Senfonisi dünyanın her yerinde aynı şekilde seslendirilir. Hızı ve nüansları küçük farklılıklar gösterebilir. Ancak notalarını kimse değiştiremez. Picasso’nun Kübizm’inden etkilenen bir ressam onun resmini taklit edemez. Fakat resminin kendisine ait olmasına rağmen, Picasso kübizminden etkilendiği söylenebilir. Sinema ve tiyatrodaki durum da müzikteki gibidir. Senaryoyu ve sözleri kimse değiştiremez. Ancak yorum farklılıklarından söz edilebilir.

 

ELEŞTİRİDE HEDEF

 

Eleştirideki hedef; olay, konu, ürün; yer, ortam, zaman, kişi açısından irdelenebilir. Bunlardan biri, birkaçı veya hepsi de ele alınabilir. Önemli olan; hedefi ortaya koyabilmektir.

 

Eleştiride hedef: yanlışların olduğu kadar doğruların da söylenmesi olmalıdır. Bunu yaparken de önemli olan noktalar belirlenmeli, kişisel anlayış doğrularının yanında genel anlayış doğruları da vurgulanmalı, beğenilenlerin ve beğenilmeyenlerin üzerinde ayrıntıları ile durulmalı, yanlışlar önerilerle desteklenmeli, anlatım; dolambaçlı yollara sapmadan, net ve anlaşılabilir bir dille ifadelendirilmeli, yalnızca uzmanların anlayabileceği terimlerden olabildiğince uzak durulmalıdır.

 

ELEŞTİRİDE SINIR

 

Yapılacak eleştiride oluşturulacak sınırlar, öncelikle kendi sınırlarımız olmalıdır. Buna bir çeşit “Haddini Bilme” denilebilir. Sonra eleştirinin sınırları çizilmelidir.  Kelime ve cümlelerin vurgusu doğru saptanmalıdır.

 

Uzmanlık alanımız dışındaki bir konuda eleştiriler yapmamız, bize hiçbir fayda sağlamayacağı gibi, uzmanlık alanımızda sahip olduğumuz itibarın da zedelenmesine neden olur.

 

Spor eleştirmenleri edebi sanatlara hiç meraklı değillerdir. Söyleyeceklerini dümdüz söylerler. Eleştirecekleri spor dalının özelliklerini, oyuncularını, hakemlerini ve diğer bütün etkenleri en ince ayrıntıları ile ele alırlar. Ülkemizdeki en yoğun eleştiri yapılan spor dalı futboldur. Bu alanda en etkin eleştirmenler ise gazetecilerin yanında emekli hakemlerdir. Futbol eleştirileri;  sahanın ve stadın durumundan, oyunculardan, hakemlerden, oynanan oyundan, antrenörlerden, gözlemcilerden, seyirciden, yayınlayan radyo ve TV kanalına kadar geniş bir yelpazeye dayanır.

 

Futbolun dışında, ülkemizdeki edebiyat ve sinema eleştirileri sıkça görülür. Müzik eleştirileri ise çok az kişi tarafından okunan gazete köşelerinde kalır ve genellikle konser eleştirilerinden öteye gitmez.

 

Geçmişteki gazeteler kurcalanırsa, özel TV’de futbol eleştirileri yapan eski hakemlere yapılan saldırılar okunabilir. Bu olaylar, insanımızın eleştiriyi hazmedemediğinin bir göstergesidir.

 

Her olumsuz eleştiriyi kaldıramadığımızda eleştiriyi yapanlara saldıracak olursak, ileriye varmamız olanaksız hale gelebilir. Bu tür eylemleri yapanların cesareti bir yana bırakılırsa, akla üç soru geliyor :

 

1. Eleştiriyi niçin kaldıramıyoruz? 

2. Yapılan eleştirilerden pay çıkarabiliyor muyuz?

3. Eleştirmeyi biliyor muyuz?

 

Zaten eleştiren bir toplum olmadığımıza göre, “Bu sanat eleştirisi de nereden çıktı?” denilebilir. Hatta “Her şeyi eleştirdik de sıra sanata mı geldi?” denilebilir. Toplumumuzda karı-koca kavgalarının temelinde bile, eleştirmeyi bilememek, düşünülen ve anlatılmak istenen sözleri doğru seçip ifadelendirememek yatar. Tartışmadan sonra genelde eşler pişmanlık duyarlar, ancak iş işten geçmiştir. Kavgaların veya cinayetlerin belki de önemli bir bölümü, kişiler birbirine yönelttikleri eleştirilerde olumsuz eleştiri sınırlarını zorladıkları için çıkmaktadır. Oysa eleştiren kişi, neyi, ne kadar, nasıl eleştireceğini, olayları olumlu ve olumsuz bütün yönleriyle irdeleyerek eleştiri sınırlarını da bilerek eleştirilerini yöneltse, eleştirilen kişi de soğukkanlı ve hoşgörüyle bakarak Cevap Hakkı’nı kullanarak savunsa ve gerekçelerini anlatsa, hem eleştiriler kimseyi incitmez, hem de eleştirilerle daha iyiye ve daha doğruya ulaşılması kolaylaşır.

 

Toplum olarak olumlu eleştirileri güzel sözlerle süslemeyi bilmediğimiz gibi, olumsuz eleştirilerimizin dozunu ayarlamayı da bilmemekteyiz. Sözlerimizde sınırlarımızın olmayışı, özgürlüğümüzü değil, bilgisizliğimizi ve okumaya, öğrenmeye karşı duyduğumuz ilgisizliğimizi göstermektedir. Aynı ilgisizlik; çevremizde olup bitenlere karşı olan duyarsızlığımızın da simgesi olmuştur.

 

ELEŞTİRİNİN YAN ETKİLERİ

 

Eleştirilerin, olumlu ya da olumsuz yan etkilerini de gözardı etmemek gerekir.

 

Eleştiriler:

1. Eleştirilen şeyi gündemde tutar.

2. Eleştirilen şeyin, istense de istenmese de reklamı yapılmış olur.

3. Eleştirilen şeyin taraf bulmasını sağlar.

4. Olumsuz eleştiri alanlar kabul etmese bile, eleştirilen şeyi bazen güçlendirir.

 

Eleştirisiz bir sanatın varlığından söz edilemez. Güzellikleri övmek, çirkinlikleri önemseyerek üzerinde durmak ve mükemmele ulaşmak gerekir. Ülkemizde eleştiri mekanizmasını en güzel çalıştıranlar; edebiyatçılar, tiyatrocular ve son zamanlardaki ataklarıyla sinema sanatı ile uğraşanlardır. Edebiyatla tiyatro, diğer sanat dallarına göre daha çok iç içedir. Öyküden romana, şiirden denemeye kadar, çok geniş bir alanda edebiyat üzerine eleştiri kitapları bulabilirsiniz.

 

Müzik eleştirisi yapacak kişinin, hatırı sayılır bir müzik birikimine ve öğrenme isteği ile araştırma gücünü kaybetmemiş olması, işini sevmesi, sanat dallarını ve ne dediğini bilmesi, sanat dallarını  kıyaslayabilmesi, aralarındaki benzer ve ayrık ilişkileri saptayabilmesi, cesur olması, kendine ve birikimine güvenmesi, kafasındakileri doğru,  temiz ve arı bir dille, doğru ifadelendirebilmesi gerekir. Eleştiri sanatında da kullanabileceğimiz çok kişi tarafından bilinen, güzel sözler vardır:

 

“Ne kadar anlatırsan anlat, karşındakinin anlayabildiği kadar anlatırsın.”

“Bilgilerini ne kadar bildiğin değil, nasıl anlattığın önemlidir.”

 

ELEŞTİRMEN TİPLERİ

 

Sanat eleştirisinde eleştirmen tiplerini şöyle tanımlayabiliriz:

Bilgisiz-Deneyimsiz-Taraflı-Ön yargılı;

Bilgili-Deneyimsiz-Taraflı-Ön yargılı;

Bilgili-Deneyimli-Taraflı-Ön yargılı;

Bilgili-Deneyimli-Tarafsız-Ön yargılı;

Bilgili-Deneyimli-Tarafsız-Ön yargısız eleştirmen gibi...

 

İdeal eleştirmen tipi: Bilgili-deneyimli-tarafsız ve ön yargısız eleştirmendir. Ancak bu tip eleştirmenler hem az bulunur, hem de meslektaşları tarafından genellikle kıskanılır. En tehlikeli tip ise: Bilgisiz-Deneyimsiz-Taraflı-Ön yargılı eleştirmendir. Onun bilmediği de yoktur (!) Eleştirileri eleştirilirse ne kadar cesur ve korkusuz olduğunu da gösterir (!)

 

ELEŞTİRİNİN GÜCÜ

 

“Eleştirinin gücü nelere bağlıdır?” diye bir soru akla gelebilir. Eleştirinin gücü: eleştiriye ve eleştirene şöyle bağlıdır?

Eleştirinin:

1. Anlaşılabilirliğine;

2. Genel anlayış doğrularına;

3. Aynı dalın uzmanları tarafından kabul edilebilirliğine;

4. Yanlışlarının ve olması gereken doğrularının inandırıcılığına;

5. Evrensel boyutlarda ele alınıp alınmadığına;

6. Sağlayacağı yarara;

7. Etki alanına,

 

Eleştirenin:

1. Birikimine;

2. Farklı bakış açılarını görebilmesine;

3. Bilgilerinin doğruluğuna;

4. Daha önceki eleştirilerinin doğruluğuna;

5. Kişisel ve duygusal yaklaşımlarını aşabilmesine;

6. Teknik ayrıntılara özen göstermesine;

7. Yanlışları doğru açıklayabilme gücüne;

8. Kıyaslama gücüne;

9. Okuyucuyu ikna etme yeteneğine;

10. Deneyiminin sağlamlığına;

11. Eleştirisinin eleştirilebileceğini hesaplama gücüne.

 

MÜZİK ELEŞTİRİSİ

 

Müzik Eleştirmenliği hiçbir zaman bir hobi olmamıştır. Bir meslektir. Müzikolojiyi iyi bilmeyi gerektirir. Müzik eleştirmeni; estetik, felsefe, sosyoloji, mantık, psikoloji ile birlikte diğer sanat dallarına da meraklı olmalıdır. Yalnızca eleştirmeyi değil, çok dinlemeyi, çok seyretmeyi, çok okumayı, çok sunum takip etmeyi, çok yazmayı, çok bilgi üretmeyi ve çok yayım yapmayı da  sevmelidir. Faruk Güvenç, Evin İlyasoğlu, Önder Kütahyalı, Filiz Ali, Selmi Andak gibi, tirajı az da olsa ülke geneline yayılabilen Cumhuriyet gazetesinde düzenli yazılarıyla eleştirilerini yayımlayabilen eleştirmenlerimiz, düşüncelerini ve yorumlarını yazabilmekteler. Müzik yazılarını yayımlayan bir gazete olduğu için de hepimiz şanslı sayılırız. Çünkü diğer çoğu gazetelerimiz, magazin ve günlük siyaset arenalarının kısır olaylarını sermekle ve çıkarları doğrultusunda halkı istedikleri yöne doğru sürüklemekle günü kurtarmaktalar. Bilinmeli ki; eleştiriden yoksun müzik çalışmaları yapılması, müzik dünyamızın sanatsal niteliklerden ve kaliteden  uzaklaşmasına neden olacaktır. Hukuk öğrenimi yapan Doğan Hızlan ve İlhan Selçuk; Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Nadir Nadi, Üner Birkan ve Şefik Kahramankaptan  gibi, kökeni müzikoloji olmayan gazeteci-araştırmacıların müzik alanımızdaki olaylara karşı (bazılarının vefat etmesine rağmen) duydukları hassasiyeti ve yazılarıyla müzik eleştirisi alanında önemli bir boşluğu doldurduklarını söylememiz ve saygıyla karşılamamız gerek. Müzik sanatındaki eleştirilerin, Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazılarında, bir-iki gün önceki konserin eleştirisi yapılarak yol almaktadır. Birkaç yüz kişinin izlediği, ertesi günde ise az sayıda kişinin ancak okuduğu ve müzik mesleğinden az sayıda insanın bilinçli olarak izleyebildiği konser ve gazetedeki eleştirisi, ülke geneline yayılamamaktadır.

 

Her müzikolog müzik  eleştirmeni midir? Evet her müzikolog müzik eleştirmeni olabilir, üzerinde araştırma yaptığı alanda söz sahibi olabilir, konuşabilir, yazabilir ve bilgi üreterek ülkesindeki müzik olaylarına katkıda bulunabilir.

 

Ülkemizde, sayısı zaten çok az olan müzikologlarımızın çoğunluğu da eleştiri yapmıyor.

 

Eleştirinin amacı, yalnızca eleştirenin düşüncelerini, birikimini veya deneyimini yansıtmak değildir. Eleştirilen şeyin kusursuzluğa ulaşmasını sağlamaktır. Eğer eleştirenin söylediklerinde, yalnızca durum tespiti değil, olması gerekenler de varsa hedef ortaya konmuş; olması gerekenler de söylendikten sonra dikkate alınmışsa, eleştiri başarıya ulaşmış demektir.

 

MÜZİK ELEŞTİRİSİNDE ÖNERİLER

 

Ülkemizde sanat eleştirisinden önce, sanat sevgisini artırma yollarını aramamız gerekir. Sanat sevgisini artırabilmek için öncelikle ilköğretimde ve lisede, müzik derslerinin saatleri artırılmalıdır.

 

Olumsuz eleştirilere de saygı duyan bir toplum olmak zorundayız. Olumsuz eleştiriyi kaldıramayan bir toplum olduğumuz sürece, iyiyi, doğruyu ve güzeli bilmemiz  hayalde kalacaktır.

 

Eleştiri, sanat eğitiminin önemli bir ögesi olarak görülmeli ve sanatın hangi dalında eğitim verilirse verilsin, o sanat dalı ile ilgili temel anlayış ve kuramlar yerleştirildikten sonra, eleştirisine de geçilmelidir.

 

Eleştiriyi ve eleştiri yapmayı sanat olarak kabul ettiğimize göre, eleştiriyi bir sanatçı yaklaşımı ile ele almalıyız.

 

Sanatla uzaktan-yakından ilgili olan bütün eğitim kurumlarında sanat felsefesi ve eleştirisi ders olarak okutulmalıdır.

 

Sanat dallarına ve bakış açılarındaki farklılıklara seçenekler getirmek ve bazı standart yapılar oluşturarak sanat eğitiminde ve öğretiminde de bu yapıları kullanmak gerekir.

 

Müzik eleştirilerinin yapıları, tipleri, planları ve teknikleri olmalıdır.

 

Aslında televizyonlarımızdaki bütün programların eleştirildiği programlar da  düzenlenmelidir. Eleştirileri konu uzmanlarının yapmaları sağlanmalıdır. Programlar hem kültürel, hem eğitsel, hem ulusal, hem uluslararası boyutları ile ele alınmalı ve günahları ile sevapları ortaya dökülmelidir. Ancak her şeyden önce, bunları dinleyebilecek yüreğe de sahip olmamız gerekmektedir.

 

Eleştirilen şey ne olursa olsun, olumsuz yönlerinin içinde olumlu yön de aranmalı, farklı bakış açıları ortaya konulmalı. Yanlışlar söylenecekse, doğruların ne olması gerektiği de söylenmelidir. Durum saptamasıyla sözler geçiştirilmemeli, öneriler de sunulmalıdır. Eleştirilerin genellemelerle yapılması hem eleştiriyi anlaşılmaz kılar, hem de okuyucuya katkısı olmaz. Ancak seslendirilen yaratıların teknikleri üzerine söylenecek sözler, seslendirenlerin davranışlarıyla ilgili sözlerden, her zaman daha fazla olmalıdır.

 

TV kanallarında nadiren de olsa birikimli gazetecilerimizin eleştirdiği müzik programları var. Aslında bu programları, yeterli müzik birikimi ve deneyimi olanlar yapmalıdır. Programlar; sanatsal, bilimsel, kültürel, eğitsel, ulusal ve   uluslararası boyutları ile ele alınmalı, günahları ile sevapları ortaya dökülmelidir. Ancak program yapımcıları ve eleştirilenler, bunları okuyabilecek veya dinleyebilecek yüreğe sahip olmalıdırlar.

 

Hangi türe eğilirse eğilsin, bütün gazetelerde müzik eleştirisi köşesi, bütün TV kanallarında müzik eleştirisi programları bulunmalı. Nedense TV program yapımcıları, müzik eleştirisi yapacak birikimdeki insanları çağırmamaktalar. Program yapımcılarının, müzik eleştirmenlerini hiçbir zaman programlarına çağırmama nedenleri, konuk ettikleri kişilerin yaptıklarının sanat olduğuna kendilerinin de  inanmamaları olsa gerek.

 

Emekli hakemlerin ve gazetecilerin yaptığı spor eleştirileri, her tür müzikte de  yapılabilmeli. Bunun için;

 

1. Televizyon kanalları müzik uzmanlarına teklif götürerek eleştiri programları yapmalı. Piyasaya sürülen bütün kaset, CD ve klipler her yönüyle teknik olarak eleştirilmeli. Hatta eleştirilecek şarkıcı ve sanatçılar programa konuk edilmelidir. (TRT 2’de Atilla Dorsay ile Alin Taşçıyan’ın film eleştirileri gibi, müzik alanında da eleştiri programları yapılabilmeli)

 

2. Eleştiri yapacak müzik uzmanları, eleştirmekten korkmamalı, çekinmeden eleştirilerini yapabilmeli ve eleştirileri ile ülkemizdeki müzik çalışmalarına yön vermelidirler.

 

Ülkemizde müzik eleştirileri yeterli değildir. Müzik eleştirmenliği yapabilecek kudrette müzikologlarımız, eğitimcilerimiz ve yazarlarımız olmasına rağmen, çoğunun yazılarını göremiyoruz. Oysa canlı sunum (performans) eleştirileri ile gündemi yakalayabilirler. Nabzı ellerinde tutabilirler, okuyucuya gerçek değerleri ve güzellikleri öğretebilirler. Varsayalım konserlere yetişemedikleri için canlı sunum eleştirilerini yapamıyorlar. O halde TV ve radyo programlarını, gazetelerde yer alan müzik haberlerini ve yorumlarını eleştirebilirler. Devlet opera ve balesi, senfoni orkestrası ve diğer etkinlikleri sık sık sergilenen illerde bulunan müzikologlar, müzik eğitimcileri, sanat eleştirmenleri ve eleştiri gönüllüleri, bulundukları ilin sanat hayatındaki güncel performansları, dilleri döndüğünce, birikimleri yettiğince eleştirmelidirler.

 

Diğer dallarda olduğu gibi; bizler sanatımızla ilgili eleştirileri yapmadığımız zaman, mesleğimizden olmayan ve her konuyu bilen (!)  insanlar müzik eleştirilerini de bilirler (!) ve yaparlar. Müzik ve müziğimiz üzerine birikimleri olanlar yazmazlarsa, konuşmazlarsa o insanları hiçbir zaman suçlayamayız. Onlar müziği de bilirler (!)

 

 

KAYNAKLAR

 

AYDIN Mukadder Çakır “Sanatta Eleştirellik” Beta Basım A.Ş. İSTANBUL 2002, 302 y.

BOORSTIN Daniel J. “Yaratıcı Ruhun Evrimi”  Çeviren: Gülden Şen, Sabah Kitapları, İSTANBUL 1992, 742 y.

BOURDİAU Pierre “Sanatın Kuralları” Çeviren: Necmettin Kamil Sevil, Yapı Kredi Yayınları, İSTANBUL 1999, 531 y.

BOYDAŞ Nihat “Sanat Eleştirisine Giriş” Gündüz Eğitim ve Yayıncılık,

CUMHURİYET GAZETESİ Mayıs 1998-1 Ocak 2006

DİLÇİN Cem “Türk Şiir Bilgisi” Türk Dil Kurumu Yayınları ANKARA 1997, 530 y.

DISCOVERING ART HISTORY, Third Edition, Davis Publications, Inc. Worcester Massachusetts.

FELDMAN E. Burke “Variaties of Visual Experience” New York 1987.

EAGLETON Terry “Estetiğin Eleştirisi”, Doruk Yayınları, ANKARA

GROLMAN Adolf von “Musiki ve İnsan Ruhu” Çeviren: Selahattin Batu, Remzi Kitabevi, İSTANBUL, 292 y.

İPŞİROĞLU Nazan, Resimde Müziğin Etkisi, Remzi Kitabevi, İSTANBUL, 128 y.

JERRY P. King “Matematik Sanatı” Tübitak Yayınları, 10. Basım, Çeviren: Nermin Arık.

LARRY Shiner “Sanatın İcadı”  Çeviren: İsmail Türkmen, Ayrıntı Yayınları, İSTANBUL 2001, 496 y.

MİLLİYET SANAT DERGİSİ Milliyet Gazetecilik A.Ş. 1977-2005

MORAN Berna “Edebiyat Kuramları ve Eleştiri”, Cem Yayınevi, İSTANBUL 1988,296 y.

OSKAY Ünsal “Müzik ve Yabancılaşma”, Der yayınları, İSTANBUL 2001, 166 y.

SAY Fazıl “Uçak Notları”, Müzik Ansiklopedisi Yayınları”, ANKARA 1999, 170 y.

ŞAHİNEL Semih “Eleştirel Düşünme”, Pegema Yayıncılık, ANKARA 2002, 112 y.

YILDIRIM Vural-KOÇ Tarkan “Müzik Felsefesine Giriş”, Bağlam Yayıncılık, İSTANBUL 2004, 104.y.

 



[1] Tuluat tiyatrosu hariç